Hayatı

508-510 (1114-1117) yılları arasında Bağdat’ta doğdu. Kendisi üç yaşında iken babası vefat eden İbnü’l-Cevzî halasının himayesinde yetişti. (Zehebi: 1985: XXI, 367-368) İlk olarak Bağdat’ta İbn Nâsır es-Selâmî’den (ö. 550/1155) hadis, tarih ve ahlâk dersleri aldı. Şerif Ebü’l-Kâsım Ali b. Yaʽlâ (ö. 549/1154) ve İbnü’z-Zâgûnî’den (ö. 527/1132) vaaz, Ebû Mansûr Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkî’den (ö. 540/1145) edep ve Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed ed-Dîneverî’den (ö. 532/1138) fıkıh ilmini tahsil etti. Bunların dışında aralarında Ebü’l-Kâsım Hibetullah b. Husayn eş-Şeybânî (ö. 525/1131), Ebü’l-Kâsım Hibetullah b. Ahmed el-Harîrî (ö. 531/1137) ve Abdülvehhâb el-Enmâtî’nin (ö. 538/1143) de bulunduğu seksenden fazla hocadan ders aldı. Hem icazet yoluyla hem de doğrudan birçok öğrenciye hocalık yapan İbnü’l-Cevzî’nin öne çıkan öğrencileri arasında tarihçiliği ile tanınan torunu Sıbt İbnü’l-Cevzî (ö. 654/1256), İbnü’n-Neccâr el-Bağdâdî (ö. 643/1245), el-Muğnî müellifi Muvaffakuddin İbn Kudâme (ö. 620/1223) ve Necibüddin Abdüllatif el-Harrânî (ö. 672/1273) yer almaktadır. Bağdat’taki bazı camilerde tedris faaliyetlerini sürdüren İbnü’l-Cevzî, Mansûr Camii’nde vaaz halkası bulunan hocası İbnü’z-Zâğûnî’nin vefatından sonra bu halkanın başına geçti. Bunun dışında Kasr ve Rusâfe gibi birçok camide vaaz mahiyeti baskın olan dersler verdi. Bağdat’taki bazı medreselerde görev aldıktan sonra kendisi de bir medrese kurarak kitaplarını buraya vakfetti. 553 (1158) yılındaki hac ziyareti ve 590 (1194) yılındaki Vasıt sürgünü dışında Bağdat dışına çıkmayan İbnü’l-Cevzî 12 Ramazan 597’de (16 Haziran 1201) vefat etti ve Ahmed b. Hanbel’in yanına defnedildi.

İbnü’l-Cevzî ümera ile yakın ilişkiler kurarak halife ve devlet ricaline tavsiyelerde bulundu. Oğlunu, Hanbelîliği ile bilinen vezir İbn Hübeyre’nin (ö. 560/1165) kızıyla evlendirdi. Fakat ömrünün sonlarına doğru bu ilişkiler bozulunca 590’da (1194) görevli olduğu medresenin vakfından zimmetine para geçirme suçlamasıyla görevinden azledilerek bazı kitapları yakıldı ve Vâsıt’a sürgüne gönderildi. Yaklaşık 5 yıl süren bu sürgünün ardından oğlu Ebû Muhammed İbnü’l-Cevzî’nin (ö. 656/1258) vaazlarından etkilenen Halife Nâsır Lidinillah tarafından affedildi. Bağdat’a dönen İbnü’l-Cevzî burada ilim ve irşad ile iştigal etmeye devam etti.

Tarih, tabakat, fıkıh, hadis, tefsir ve akaid alanında birçok eser kaleme almış olan İbnü’l-Cevzî aynı zamanda felsefe ve dil ilimlerinde de öne çıkmıştır. Tarih alanındaki en önemli eseri el-Muntazam adlı eseridir. Kronolojik olarak tasnif edilmiş olan bu eser her yıla ait olayları anlattıktan sonra o yıl vefat eden isimlerin biyografilerine yer vermektedir. Bu eser için kaleme aldığı mukaddime tarih yazıcılığı hakkındaki görüşlerini yansıtması açısından önemlidir. İbnü’l-Cevzî’nin bu eseri kendisinden sonraki birçok tarihçiyi etkilemiştir. Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin Hilyetü’l-evliya’sını yeniden gözden geçirerek kaleme aldığı Sıfatü’s-safve de İbnü’l-Cevzî’nin önemli tarih kitapları arasındadır. Hadis alanında hadis diye uydurulan rivayetleri tasnif ederek bir arada toplayan el-Mevzûât ve her sahabinin müsnedini ortaya çıkarmak amacıyla Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’ini esas alarak kaleme aldığı Câmiü’l-mesânîd ve’l-elkâb adlı eserleri öne çıkmaktadır. Tefsir alanında kaleme aldığı eserler arasında el-Muğni fî tefsîri’l-Kur’ân adında hacimli bir tefsir ve ulumü’l-Kur’ân ile ilgili meseleleri işlediği Fünûnü’l-efnân fî uyûni ulûmi’l-Kur’ân önemli bir yer teşkil etmektedir. Akaid alanında Defʽu şübheti’t-teşbîh ve özellikle mutasavvifeye tenkitlerini içeren Telbîsü İblîs adlı eserleri ve fıkıh alanında Ahkâmü’n-nisa ve Takrîrü’l-kavâʽid ve tahrîrü’l-fevâ’id fî usûli mezhebi’l-İmam Ahmed b. Hanbel adlı eserleri göze çarpmaktadır. İbnü’l-Cevzî bu eserleri dışında farklı alanlarda ve konularda birçok eser almıştır.

Öğretisi

İbnü’l-Cevzî’nin kelâm alanındaki görüşleri büyük oranda klasik Hanbeli doktrini ile uyum göstermektedir. Ona göre kelâmcıların haberi sıfatlara dair yapmış olduğu teviller peygamberlerin öğretilerine aykırı olduğu gibi halkın itikadî düşüncelerine de zarar vermiştir. Özellikle kelâmcıların felsefi sayılabilecek görüşlere eserlerinde yer vermiş olması kelâm ilmi açısından eleştirilmelidir. Buna rağmen İbnü’l-Cevzî Allah’ın sıfatlarının yorumlanması hakkında tevile kapı aralayarak teşbihe yaklaşan bazı Hanbelilerin görüşlerini reddetmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de Allah’a nispet edilerek kullanılan vech, yed ve istiva gibi kavramların mecazi anlamda kullanıldığını kabul etmek gerekir. Ancak teşbihten kaçınmak ve Allah’ı tenzih etmek için yapılması gereken bu sınırlı tevil sadece âlimler tarafından yapılmalı ve bu gibi hususlarla halkın zihni meşgul edilmemelidir. Kur’ân’ın mahlûk olup olmaması ile ilgili meselede Ahmed b. Hanbel’in tutumunu devam ettiren İbnü’l-Cevzî, böyle bir tartışmaya müdahil olmanın doğru olmadığını ve sükût edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Akıl-vahiy ilişkisine dair görüşlerine gelince o Allah’ın varlığının akıl ile bilinebileceğini fakat ilahi fiillerin mahiyetini bilmek gibi hususiyetlerin bilinebilmesi için aklın vahiy ile desteklenmesi gerektiğini söylemektedir. Aksi takdirde Allah’ın yaratılmışlara kıyas edilmesi gibi bir hataya düşülür. Kaza ve kader ilgili hususlar ise insanın anlayamayacağı konuları içerir ve bu sebeple bunlara teslimiyet gösterilmelidir. Allah’ın emrettiği hususlar hasen, nehyettikleri ise kabihdir. İnsanın ahlâklı olup olmamasını belirleyen temel kıstas da kulun fiillerinin Allah’ın emirleriyle olan uyumudur.

İbnü’l-Cevzî’nin tasavvufa dair eleştirileri de dikkat çekicidir. Ona göre Ebû Talib el-Mekkî (ö. 386/996), Kuşeyrî (ö. 465/1072) ve Serrâc (ö. 378/988) gibi tasavvufçuların eserlerindeki konular vahye ve akla aykırılık teşkil ettiği gibi dinin temel prensiplerine de aykırıdır. Hatta tasavvuf ehlinin bazı uygulamaları Hz. Peygamber’in ashabın gösterdiği prensiplere aykırı olduğu için tashih edilmelidir.

Fıkıh alanındaki kanaatleri de Hanbeli fıkıh anlayışına paralellik arz etmektedir. Bu husustaki en dikkat çeken görüşü kıyasın hiçbir zaman sahih hadisin önüne geçirilemeyeceği şeklindeki görüşüdür.

Temel Soruları

  • İtikadî alanda Hanbelî çevre içinde kalarak Allah’ın sıfatlarını anlayabilmek yapılan tevilin sınırlarını belirlemenin imkânlarını sorguladı.
  • Metafizik ile ilgili meselelerde vahyin yanında akla da yer verilmesi gerektiğini savundu.
  • Dinin sahih bir şekilde uygulanabilmesi için itikadi, fıkhî ve tasavvufî meselelerde uyulması gereken temel kıstasları belirleme çabası içine girdi.

Öne Çıkan Eserleri

  • el-Muntazam: thk. Süheyl Zekkar, Dârü’l-Fikr, Beyrut 1995/1415.
  • Sıfatü’s-Safve: thk. Mahmud Fahri, Dârü’l-Maârif, Beyrut 1979.
  • Kitâbü’l-Mevzûat: thk. Abdurrahman Muhammed Osman, el-Mektebetü’s-Selefiyye, Medine 1966/1386.
  • Camiü’l-Mesanid ve’l-Elkab: thk. Ali Hüseyin el-Bevvâb, Mektebetü’r-Rüşd, Riyad 2005/1426.
  • Zâdü’l-Mesîr fî İlmi’t-Tefsîr: el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrut 1987/1407.
  • Fünûnü’l-Efnân fi Acâibi Ulûmi’l-Kur’ân: thk. Hasan Ziyâeddin Itr, Dârü’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, Beyrut 1987.
  • Defü Şübheti’t-Teşbih: thk. Hasan Sekkaf, Dârü'l-İmam en-Nevevi, Amman 1992/1412.
  • Telbîsü İblîs: nşr. Muhammed Emin el-Hanci ve Muhammed Abduh ed-Dımaşki, Matbaatü’s-Saâde, Kahire 1340.
  • Ahkamü’n-Nisa: thk. Ali b. Muhammed Yusuf el-Muhammedî, Mektebetü'l-Asriyye, Beyrut 1985/1405.
  • Der’ü’l-Levm ve’ḍ-Daym fî Savmi Yevmi’l-Gaym: thk. Ebû Süleyman Casim Devseri, Dârü'l-Beşairi'l-İslâmiyye, Beyrut 1994.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası