Hayatı

12. yüzyıl Müslüman İspanya’sında doğan İbn Dâvud, ailesinin ilmi geleneğe bağlı olması sebebiyle temel eğitimini amcasından görmüştür. Klasik Yunan ve Yahudi eğitimi dışında Q uygun olarak Müslüman âlimlerden felsefe ve bilim dersleri gördüğü eserlerinden anlaşılmaktadır. Hayatının sonunda İspanya’da süregelen çatışmalar sırasında öldürülmüştür.

Öğretisi

İbn Dâvud, Fârâbî ve İbn Sînâ’daki haliyle Meşşâî felsefenin Yahudi akidesi ile uzlaştırılması ve Yahudi dininin bir parçası haline getirilmesini amaçlayan eserler telif etmiştir. Meşhur eseri el-Akîdetü’r-Râfia’nın başında eserini özgür irade problemini çözmek üzere yazdığını, fakat bu problemin çözülmesi için felsefe eğitiminin şart olduğunu belirtmektedir. Bu sebeple eserinin başı tamamen Meşşâî felsefenin anlatısından ibarettir. Kutsal metnin anlaşılmasında bir araç olarak felsefenin kullanılmasını elzem görmektedir. Zira Tevrat’taki ibareler açıklanmaya muhtaç bir takım kapalılıkları ihtiva eder. Felsefe bu ayetlerin açıklanmasında ve tevil edilmesinde bir yol gösterici konumdadır. Bu sebeple insan aklının ürünü ile Tanrı’nın vahyi arasında asla çelişme olamaz. Fakat insanlar bu ince noktanın farkında olmadıklarından dolayı kutsal metindeki en basit problemlere dahi çare bulamamaktadırlar.

İbn Dâvud’un esas aldığı felsefi anlatı, Yeni Eflâtunculuktan soyutlanma çabası içerisinde olan bir İbn Sînâ Aristoculuğundan ibarettir.  Yahudi felsefesi açısından bir ilk olan bu gayret, kendinden sonra özellikle İbn Meymûn tarafından tamama erdirilecek bir Aristoculuğu doğuracaktır. Bunun için Yahudi felsefesi içerisinde ilk defa kategorileri ve arazları sistemine dahil ederek açıklamıştır. Bunun dışında cevher, araz, madde, sûret,  cisimler ve akıllar gibi kavramları açıklamıştır. Özellikle ruhun soyut bir cevher oluşu ve güçleri konusunda çokça durmaktadır. İnsanın vehim gücü vasıtasıyla meleklere ve Tanrı’ya yöneldiğini, ruhun potansiyelden aktüele geçmesi ile bağımsız bir hale geleceği ve ebediyyen varlığını sürdüreceğini savunmuştur. Tanrı’nın varlığını ispat için kullandığı deliller Aristocu hareket delili ile İbn Sînâcı imkan delilinden ibarettir. İbn Dâvud’un Tanrı tasavvuru temelde felsefenin Tanrısıdır ve Tevrat’ın Tanrısı ile özdeş olduğunu savunur. Bu sebeple Tanrının zâtî herhangi bir sıfatı olamayacağını, ancak negatif teoloji ve izafet yoluyla ona sıfatlar nispet edebileceğimizi söyler. Suduru reddetmesine rağmen Tevrat’a uygun bir kozmogoni geliştirmemiştir. Fakat birden çokluğun çıkışını açıklamak için Faal Akıl ve akıllara dayalı kozmolojiyi savunur. Tanrı tikelleri bilmekten münezzehtir. Buna delalet eden ayetler ancak meleklere ve akıllara işaret olabilir. Nihayet kötülüğün Tanrı’ya izafe edilemeyeceğini; ya meleklerin ya da insan iradesinin bir ürünü olabileceğini savunur. Böylece insan iradesinin özgür ve bağımsız olduğunu, Tanrı tarafından kontrol edilmediğini ve henüz karar vermemiş bir insanın ne yapacağının da Tanrı tarafından bilinmeyeceğini söyler. Tanrının kısıtlanması anlamına da gelen bu radikal yaklaşım, onun pratik felsefesinin de temelini oluşturur. Bir peygamber vasıtasıyla din tarafından emredilen ahlaki hakikatler insanın yetkinleşebilmesi için vazgeçilmez olduğu gibi güvenilirliği de tartışmasız olan bilgilerdir. En yüksek ahlaki erdem adalettir ve insan gerek kendi fiillerinde gerek toplumsal ilişkilerinde ahlaki olmak zorundadır. İnsanın şahsi kurtuluşu bu yöntem ile elde edilecektir, fakat toplumsal kurtuluş konusunda mesiyanik bir beklentisi mevcuttur.

Öne Çıkan Eserleri

  • el-Akîdetü’r-Rafia: The Exalted Faith, nşr. ve çev. N.M. Samuelson, Gershon Weiss, Associated University Press, London 1986.
  • Book of Tradition: nşr. G.D. Cohen,  Routledge & Kegan,  London 1967.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası