Hayatı

Endülüs İslâm filozoflarından olan İbn Tufeyl 499/1105-581/1185 yılları arasında yaşamıştır. Fıkıh gibi dini ilimlerin yanı sıra tıp, felsefe ve astronomi gibi disiplinleri de okuyan İbn Tufeyl, Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Bâcce, Gazzâlî gibi isimlerin düşünceleriyle etkileşim içinde kendi felsefesini oluşturmuştur. Siyasî ve idarî görevlerde bulunan ve Hay b. Yakzan dışında herhangi bir eseri günümüze ulaşmayan İbn Tufeyl, halifenin Aristoteles’in eserlerinin şerh edilmesine yönelik teklifi için İbn Rüşd’ü önererek İslâm felsefesine dolaylı yönden de katkı sunmuştur. Düşünceleri daha sonra İbn Rüşd, İbnü’n-Nefis gibi isimlere etki etmiştir. İbn Tufeyl, Batlamyusçu astronomi teorisinin Aristoteles fiziğine uymadığı yönündeki ilk eleştirilerin sahibidir. Bu düşüncesi kendisinden sonra talebesi Bitruci tarafından daha da geliştirilmiştir. Onun Hay b. Yakzan’daki öğretileri; meşrıkî hikmet tasavvuru, bilgi teorisi, tanrı tasavvuru ve din-felsefe-toplum ilişkisi gibi başlıklar üzerinden takip edilebilir durumdadır.

Meşrıkî Hikmet Tasavvuru

İbn Tufeyl’in, İslâm felsefesi alanında çalışan çağdaş araştırmacıların da çeşitli yorumlarına kaynaklık eden görüşlerinden en belirgin olanı meşrıkî hikmet tasavvurudur. İbn Tufeyl, “meşrıkî hikmet” ideali açısından Aristoteles ve Fârâbî’nin eserlerini ve İbn Sînâ’nın eş-Şifâ adlı kitabını yetersiz bulmaktadır. Onun eleştirilerinin muharrik unsurunu, felsefî faaliyeti salt teorik bir çaba olarak görmenin ötesine geçerek, onu aynı zamanda insanın ruhsal ve manevî yükselişinin bir aracı olarak görmesi oluşturur. İbn Tufeyl’e göre, İbn Sînâ’nın biri eş-Şifâ’da ifade edilen ve Meşşâî felsefeyi merkeze alan zâhirî felsefesi, diğeri ise el-Hikmetü’l-meşrıkiyye ve el-İşârât ve’t-tenbîhât gibi eserlerinde ortaya konulan bâtınî ve hakikî felsefesi vardır. Dolayısıyla İbn Tufeyl’in eseri aracılığıyla ortaya koymaya çalıştığı şey, İbn Sînâ’nın Meşşâî olmayan gerçek felsefesi, yani meşrıkî hikmetin sırlarıdır. İbn Tufeyl, meşrıkî felsefeyle teorik düşüncenin ötesinde mânevî tecrübeyle ilgili olup salt teorik seviyedeki felsefeden farklı olarak müşâhede ve zevk ehlinin ruhî tecrübelerinin bütününü kastetmektedir. Bu durumda İbn Tufeyl’in zihninde meşrıkî hikmet, salt akılla ve teorik çaba ile ulaşılan felsefî bilginin daha ötesinde bir düzeyi temsil etmektedir. Nitekim kendisi de eserinde felsefî gerçeği önce teorik araştırma yöntemiyle kavradığını, daha sonra müşâhede yoluyla belli bir manevî tecrübeye ulaştığını ileri sürmektedir.

İbn Tufeyl’in kendi meşrıkî hikmet ideali bağlamında görüşlerine en çok itibar ettiği isim ise Gazzâlî olmuştur. İbn Tufeyl, el-Maksadü’l-esnâ, Mişkâtü’l-envâr ve el-Munkız mine’d-dalâl gibi eserlerinden hareketle Gazzâlî’nin en yüce mutluluğa erişmiş olduğunu vurgulamakta, fakat muhataplarına bağlı olarak eserlerinin gösterdiği çeşitliliğin çelişkilere sebep olduğuna da işaret etmektedir. Netice itibariyle İbn Tufeyl, İbn Sînâ ve Gazzâlî’nin kendi felsefesi için uygun bulduğu eserlerinden hareket ederek bahs ve nazar yöntemiyle zevk ve müşâhede tecrübesini birleştirmeyi amaçlamaktadır.

Bilgi Teorisi

İbn Tufeyl’in bilgi anlayışı, öncelikle fiziksel ve doğal varlık alanına ait ideal bir özne olarak insanın belirli gelişim dönemleri boyunca duyuları aracılığıyla tabiata ilişkin gözlemleri neticesinde elde ettiği bilgilerden başlayan ve manevî tecrübeleri ile metafizik bilgilere ulaşmasını inceleyen bir yaklaşımdır. Bu anlamda duyular, gözlem, deney ve akıl İbn Tufeyl’in hem bilgi teorisinin en önemli bilgi kaynaklarına hem de ahlaki olgunluğun kaynaklarına işaret eder. İbn Tufeyl yukarıda da ifade edildiği üzere kendi meşrıkî hikmet tasavvuruyla uyum içerisinde müşahede ve zevk yoluyla elde edilen bilginin kesinlik derecesinin deney ve akli çıkarımla kazanılan kesinlikten daha üstün olduğunu düşünür. Fakat bu iki hat birbiriyle çelişen bir tarzda değil birbirini bütünleyen bir şekilde kurgulanırlar.

İbn Tufeyl, insanın Hay örneği üzerinden takip edilen ve yukarıda işaret edilen bilgi edinme sürecini mümkün kılan gelişim aşamalarını da yedili yaş grupları üzerinden tasvir eder. Yedi yaşına kadar süren ilk aşama, bedensel ve psikolojik gelişimin başlangıç safhasıdır. Yedi yaşından yirmi bir yaşına kadar olan dönem, pratik ihtiyaçların karşılanması için pratik akıl aracılığıyla araç gereçlerin kullanıldığı çağdır. İnsan yirmi bir yaşından itibaren merakla fizikten metafiziğe geçerek varlık ve oluşun sırlarını keşfetmeye yönelir. Daha sonraki aşamalarda tam bir aydınlanma ile bilgeliğe ulaşan insan, en sonunda gerçek mutluluğu tadacağı manevî tecrübelere ulaşır. İnsan bu aşamalar boyunca gözlem, deney ve akıl yürütme kabiliyetlerinin gelişimiyle birlikte tümevarım, sezgi ve tümdengelim gibi yöntemleri kullanarak bilme ve yapma kapasitelerini geliştirir.

Tanrı Tasavvuru

İbn Tufeyl’de tabiat bilgisinden hareketle Tanrı fikrine ulaşmak şeklindeki klasik yaklaşımın devam ettiği görülür. Âlemin kıdemi meselesinde ise İbn Tufeyl, Tanrı’nın âleme önceliğinin zamansal değil, zâtî olduğu şeklindeki Fârâbî ve İbn Sînâcı yaklaşımı devam ettirir. Âlemin varlığa gelişi de aynı şekilde sudur teorisiyle açıklanır. İbn Tufeyl, tabiattaki bütünlük, düzen ve gayenin insanı kozmolojik delillere, dolayısıyla da yaratıcı Tanrı fikrine ulaştıracağı kanaatindedir. İbn Tufeyl Tanrı-âlem ilişkisinde bütün varlıkların Tanrı’nın varlığına muhtaç olduğu ve Tanrı’nın da bütün varlıkların illeti olduğu düşüncesini vurgular.

Felsefe-Din-Toplum İlişkisi

İbn Tufeyl Hay b. Yakzan isimli eserinde Hay, Salaman, Absal ve dindar toplum gibi karakterler özelinde, dinin zâhirî yönü ile bâtınî yönü arasındaki ilişki ve bütünlük fikrini inceler. Bu hikayede, Hay doğal bir ortamda kendi duyu, gözlem ve düşünme melekelerini kullanarak gerçekliği idrak edebilmiş yalnız bireyi; Absal dinin irfani yönünü arayan kişiyi; Salaman, dinin zahiri yönüne bağlanmayı esas kabul eden kimseyi; Hay ve Absal’ın karşılaştıkları kalabalık ise yine dinin zahiri yönüne tabi olmuş dindar kitleleri temsil eder. İbn Tufeyl bu farklı kişilikler aracılığıyla klasik İslâm filozoflarının felsefe-din ilişkisi başlığı altında tartıştıkları problemi bireysel ve toplumsal yönlerini de dikkate alarak yeniden yorumlar. Derin bilgi arayışındaki iki kahramanı olarak Hay ve Absal dinin zahiri yönüyle daha fazla ilişkili olan karakterlere birtakım derin hakikatleri anlatma çabasına girişmişlerse de bunun faydasız bir çaba olduğunu anlamışlar ve adaya tekrar dönmüşlerdir. Bununla birlikte dinin hem bireysel olarak hakikate ermek hem de toplumsal kurtuluşu sağladığı gibi bir kanaate sahip olmuşlar dinin felsefe ya da irfani bilgi ile ilişki kurulabilecek yönlerinin zahiri anlamının ötesindeki batıni gerçeklik olduğunu kavramışlardır. Bu yüzden meşrıkî hikmetin sırları ancak o bilgiyi kavrayabilecek yeterliliğe sahip olanlarla paylaşılmalıdır. Dolayısıyla İbn Tufeyl nasıl ki teorik bilgi ile mistik bilgi arasında bir çelişki değil de bütünlük görüyorsa aynı şekilde nazari ve mistik bilgi ile elde edilen metafizik gerçeklikle dini gerçeklik arasında da çelişki değil, bütünlük görür. Aralarındaki fark olsa olsa dinin daha geniş bir toplumsal kitleyi muhatap almasından kaynaklanan söylem farkıdır. İbn Tufeyl’in Hay b. Yakzan’da geliştirdiği din ve felsefe arasındaki ilişki hakkındaki düşüncesi, hem İbn Rüşd’ün Faslu’l-Makal’de geliştireceği felsefe-din ilişkisi yaklaşımına hem de İbnü’n-Nefis’in er-Risaletü’l-kâmiliyye fi’s-sûreti’n-nebeviyye isimli eserine etki etmiştir.

Öne Çıkan Eserleri

  • Hay b. Yakzan: nşr. Leon Gauthier, Cezayir 1900; nşr. Cemil Saliba-Kamil Ayad, Dımaşk 1935; nşr. Ahmed Emin, Kahire 1952; nşr. Albert Nasrl Nadir, Beyrut 1986; trc. Babanzade Reşid, Mehmet, Şerefettin Yaltkaya, haz. N. Ahmet Özalp, Yapı ve Kredi Yayınları, İstanbul 2004.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası