SİYASET
Giriş Tarihi : 22-12-2019 21:02   Güncelleme : 22-12-2019 21:06

“Sahabe, halifenin giydiği kıyafetin hesabını sorabiliyordu”

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, Hz. Ömer’in halifeliği döneminde bir sahabenin, halifenin üzerindeki kıyafetin maddî değerinin hesabını sorabildiğini hatırlatarak, “Bu, denetlemedir, bu şeffaflıktır. Bu, herkesin sorgulanabileceğini baştan kabul etmesi demektir” dedi. Karamollaoğlu, hükümette şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin sağlanması gerektiğini dile getirdi.

“Sahabe, halifenin giydiği kıyafetin hesabını sorabiliyordu”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin 7. Bilecik Olağan Kongresine katılarak partililere hitap etti.

Osmanlı’dan günümüze büyük idealler

 Kongreden önce Şeyh Edebâli’nin ve çevresinde bulunanların kabirlerini ziyaret ettiklerini belirten Karamollaoğlu, “Oradaki müzeyi de gezerken, Osmanlı’nın nasıl kurulduğunu, hangi temeller üzerine büyük bir medeniyetin inşa edildiğini bir defa daha hatırladık. Bizler, hakikaten büyük ideallerin insanlarıyız. Samimi olarak inanıyorum ki, sadece memleketimizde değil, bölgemizde de, bütün İslâm âleminde ve bütün dünyamızda da huzuru, barışı temin edecek prensipler bizde” diye konuştu.

Bu ideallerin adının “Millî Görüş” olduğunu belirten Karamollaoğlu, hareketin önünün her seferinde askerî müdahalelerle kesildiğini söyledi.

12 Eylül darbesiyle yasaklı hale getirildiklerini ancak tekrar ayağa kalktıklarını anlatan Karamollaoğlu, “İlk hamleyi, 1989 yılında 5 tane belediyeyi kazanarak yaptık. Ondan sonra onun üzerine oradaki hizmetler o kadar destansı oldu ki, onun arkasından biz 1991 yılına gittiğimizde %17 ile çok büyük bir hamle yapmış ve Mecliste temsil edilir hale gelmiştik. %10 barajı konmuştu, bizim önümüzü kesmek için, 1980 yılından sonra gündeme getirilen anayasa ile” diye konuştu.

1994 seçimlerinde ise İstanbul ve Ankara dahil 29 belediyeyi Refah Partisi’nin kazandığını hatırlatan Karamollaoğlu, “1995 seçimlerinde de Türkiye’nin en büyük partisi oldu” dedi.

Karamollaoğlu, Refah-Yol koalisyon hükümeti döneminde Başbakan Necmettin Erbakan’ın memur maaşlarına ilk etapta %50,  6 ay içerisinde de toplam %132 oranında zam yaptığını hatırlattı.

Ardından D-8’in kurulduğunu hatırlatan Karamollaoğlu, “Sen misin bunu yapan? Bu sefer karşımıza yeniden bir hamleyle bizi yok etmek isteyenler çıktı ve maalesef dış güçlerin etkisinde kalarak. Herkes bir araya geldi. Maalesef ordunun üst kademesinde bulunanlar da, maalesef sendikalar da, iş çevreleri de, sivil toplum örgütleri de, medya da karşımıza çıktı. Topyekûn… 28 Şubat kararları bahane edilerek yine Türkiye’de sivil bir darbe yapılmış gibi gösterildi, partimiz kapatıldı” diye konuştu.

Karamollaoğlu, Refah Partisi’nin ardından kurulan Fazilet Partisi’nin de kısa süre sonra kapatıldığını hatırlatarak, bütün bunların, bugünkü manzaranın ortaya çıkması için yapıldığını söyledi. Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Ondan sonra partimiz bölündü. Hareket bölündü. (Bizimle) yola çıkan arkadaşlar, ‘Biz, dışarı ile irtibat halinde olacağız’ diye Millî Görüş gömleğini çıkardılar. Ondan sonra prensipleri değiştirdiler. ‘Avrupa Birliği, bizim medeniyet projemizdir. Amerika ve İsrail, stratejik müttefikimizdir. Faizci kapitalist sistem de bizim ekonomik modelimizdir. Faiz, bir dünya gerçeğidir’ dediler.”

Gelinen aşamada bunun böyle yürümeyeceğinin görüldüğünü, kendilerinin ise davalarından vazgeçmediklerini belirten Karamollaoğlu, “Demin sıraladığım hadiseler, serüven, bizim aslında hiçbir zaman pes etmediğimizin, etmeyeceğimizin , hedefe ulaşana kadar da bütün gücümüzle çalışıp fedakârlıkta bulunacağımızın bir işareti. Bunun için söylüyorum ben bunu” diye konuştu.

Yola çıkarken bulundukları tavsiyeleri hatırlatan Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Önce ülkemizde öyle bir hava estirilmeli ki, bu kardeşlik havası olsun. Bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi inanmayan, bizim gibi yaşamayan insanlarla kucaklaşmak mecburiyetindeyiz. Bu ülkede her türlü insan var. Başkasını beğenmeyebiliriz; onun düşüncesine iltifat etmeyebiliriz; ama aynı ülkede yaşıyoruz. Bugün ailelere bakın. Her ailenin içinde her türlü renk var. Solcusu da var, sağcısı da var, ilericisi de var, gericisi de var, tabiri caizse söylüyorum.”

“Gençlerin inanca dair sorularına cevap vermek zorundayız”

Toplumun artık devletin eğitim kurumları tarafından değil medya tarafından yönlendirildiğini ifade eden Karamollaoğlu, deizmin ve ateizmin toplumda hızla yaygınlaşmakta olduğuna işaret etti. Bunun çözümünün, çocuğun kafasına vurup ‘Sus! Sen ne anlarsın?’ demek olmadığını dile getiren Karamollaoğlu, “Susmuyor artık o çocuk. Susamıyor. Evinden, ailesinden, çevresinden kopup okuluna gittiği zaman bambaşka insanlarla karşılaşıyor. Medyadan bambaşka bir bombardımanın altında hissediyor kendisini. O sorulara cevap arıyor. Bugün Türkiye’nin eğer üstesinden gelmesi icap eden bir problem varsa, temel problem, işte budur. Biz, çocuklarımızın, gençlerimizin sorduğu bu sorulara cevap vermek mecburiyetindeyiz” diye konuştu.

Allah’ın insana akıl nimetini bahşettiğini, bunun yanı sıra ‘Dinde zorlama yoktur’ diye emir buyurduğunu belirten Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Dinde zorlama yoktur”

“Dinde zorlama yok. Neden? Mesul çünkü insan. Verilen o nimetin karşılığını idrak edemezse, cezaya müstehak olur; ederse mükâfata müstehak olur. Zorla ‘Sen benim dediğim gibi inanacaksın!’  İnanmıyorsa ne olur? Münafık çıkar yahu. Adam, 5 vakit namazını kılar ama inanmazsa ona münafık derler. En tehlikelisidir bunlar, toplumun içinde. Çünkü ‘inanmıyorum’ diyen insan, inanmadığı gibi yaşadığı zaman bilirsin; ha, bunun hareket tarzı, prensipleri bellidir diye; ama senin yanında senin gibi yaşıyor ama senin gibi inanmıyorsa, işte orada tehlike var demektir. Onun için Cenâb-ı Hakk, ‘Dinde zorlama yoktur’ buyurmuş; ama insan, doğruyu bulmakla mükellef.”

İmanın şartlarını yerine getirenlere ‘mümin’ dendiğini, mümin olanlara ibadet yükümlülüğü getirildiğini kaydeden Karamollaoğlu, bunların toplamını yerine getirenlere de ‘Müslüman’ dendiğini ifade etti.

Toplum içinde insanların farklı düşüncelere sahip olabileceklerini ancak hakkı üstün tutmanın en önemli mesele olduğunu vurgulayan Karamollaoğlu, “Onun için biz, işte bu prensipleri toplum içinde birbirimizle olan münasebetlerimizde önde tutmak mecburiyetindeyiz” dedi.

Karamollaoğlu, ‘Bir insanın namazı ve orucu sizi aldatmasın’ ikazını hatırlatarak, sözlerine şöyle devam etti:

“Siz onun muamelesine bakın. ‘İnandım’ diyeceksin, yalan söylemekte tereddüt etmeyeceksin. ‘İnandım’ diyeceksin, kamu malına, yani toplumun malına el uzatacak, haram yiyeceksin. Tekebbür besleyeceksin. Devlette birisine iş vereceksin, liyakate itibar etmeyeceksin. İstişare… ‘O da ne demekmiş? Benim kadar bilmeyen insanlarla hangi konuyu istişare edeceğim?’ gibi bir havaya girmeyeceksin. Onun için biz, bu toplumda eğer problemleri çözmek istiyorsak, bir numaralı meselemiz, iç barışı sağlamaktır. Kutuplaşmaktan kurtulmak mecburiyetindeyiz. ‘Benim gibi düşünmüyorsan hainsin.’ Böyle bir mantıkla ülke yönetilebilir mi?”

Barış ve huzurun sağlanmasından sonra ilk yapılacak işin adaleti sağlamak olduğunu belirten Karamollaoğlu, “Hazreti Ömer Efendimize sormuşlar; ‘Devletin dini olur mu?’ ‘Devletin dini adalettir’ buyurmuş” dedi.

Adaletin sağlanmasının ardından liyakate riayet etmenin geleceğini ifade eden Karamollaoğlu, “Siz, devlette bir görevi insanlara verirken, ilk yapmanız icap eden iş, o işi iyi yapacak olan insanı bulmaktır; ehliyetli insanı. Liyakat dediğimiz o” dedi.

“Hz. Ömer’e hesap sorulabilmesi şeffaflıktır, hesap verebilir olmaktır’

Yönetimde şeffaflık ilkesine de temas eden Karamollaoğlu, şeffaflığın ancak denetleme olduğunda sağlanabileceğini vurguladı. Karamollaoğlu, “Hazreti Ömer Efendimiz, bir gazveden (savaştan) döndükten sonra yeni bir elbise giymiş. Ashâb-ı Kirâmın içinde kendilerine düşen o kumaştan pay alıp da elbise diktirebilen kimse yok. Cemaatten birisi ayağa kalkmış, ‘Yâ Ömer, biz bir elbise diktiremedik de sen nasıl diktirdin?’ diye sormuş. Kime? Halifeye. Kim? Cemaatin içinde herhangi bir kişi. Hazreti Ömer, ‘Sen, hangi cesaretle böyle bir soruyu soruyorsun?’ dememiş. Oğluna sadece demiş ki, kalk sen anlat bakayım.’ O da, ‘Benim payıma düşeni ben babama verdiğim için babam bir elbise diktirebildi’ demiş. Bu, denetlemedir, bu şeffaflıktır. Bu, herkesin sorgulanabileceğini baştan kabul etmesi demektir” diye konuştu.

Bugün devletin bütün denetleme mekanizmalarının felç edildiğini belirten Karamollaoğlu, böyle bir yerde şeffaflıktan bahsedilemeyeceğini söyledi.

“Şehir Üniversitesi’nin devri, siyasî bir müdahaledir”

Konuşmasında eğitime de temas eden Karamollaoğlu, Türkiye’nin ihtisas erbabına (uzmanlara) ihtiyacı olduğunu, bunun üniversite mezunu olmak manâsına gelmediğini ifade etti. Eğitim meselesinin akıllı tahta ve tabletle halledilemeyeceğini ifade eden Karamollaoğlu, eğitimin temelinin vasıflı insan yetiştirmek olduğunu, bu insanlara da iş verilmesi gerektiğini söyledi.

Mal varlıklarına tedbir konmasının ardından Marmara Üniversitesi’ne devredilen İstanbul Şehir Üniversitesi’nin durumunu da değerlendiren Karamollaoğlu, “50 tane bahane söylensin; arkadaş bu siyasî bir müdahaledir; ne olursa olsun. Yazıktır. ‘Benim gibi düşünmez, benim gibi anlamaz, benim gibi yorumlamazsan, ben senin önünü keserim arkadaş. Hele de benden kopmuşsan, ilk yapacağım iş, senin önünü kesmektir.’ Böyle bir mantık olmaz” dedi.

Şehir Hastaneleri konusundaki eleştirilerini de tekrarlayan Karamollaoğlu, bu konuda model alınan İngiltere’de bile bu hastanelerin kurulmasından vazgeçildiğini söyledi. Bu hastanelere devlet güvencesi verildiğini hatırlatan Karamollaoğlu, devletin parasının kimin cebine gittiğini takip edeceklerini ifade etti.

Karamollaoğlu, Kanal İstanbul’un ekonomik bakımdan kâr sağlamayacağını, yanlış bir yatırım olacağını, hükümetin buradan elde etmek istediği rantın zaman içinde ortaya çıkacağını dile getirdi.

Karamollaoğlu, ekonomik problemler çözülmeden toplumun temel problemlerinin çözülemeyeceğini söyledi.

F-35 / S-400 krizini de değerlendiren Karamollaoğlu, yerli üretim olmadığı için Türkiye’nin ABD ile Rusya’dan birine tabi olmak zorunda kaldığını, “Eğer 1974 yılında başlatılan uçak sanayisi ısrarla takip edilseydi, bugün bizim F-35’imiz değil T-35’imiz, T-45’imiz olurdu, Türkiye damgasıyla” dedi.

 “Bizim yapabileceklerimize muhaliflerimizin hayali bile ulaşamaz” diyen Karamollaoğlu, iktidarın başlangıçta üretim ekonomisine dayalı bir politika izlemiş olması halinde Türkiye’nin bugün sanayi alanında Avrupa’nın bile sayılı ülkeleri arasında yer alabileceğini kaydetti.

Hükümetin tarım alanında da sınıfta kaldığını ifade eden Karamollaoğlu, “Ekilebilir topraklarımızın %15’i ekilmiyor” dedi. Karamollaoğlu, yurt dışından tarım ürünleri ithal edilişine tepki gösterdi. Millî Gelirin en az %1’inin tarıma destek için tahsis edilmesi gerektiğini ancak bu desteğin verilmediğini belirten Karamollaoğlu, 35 milyar lira olması gereken desteğin 22 milyar lirada kaldığını söyledi. Karamollaoğlu, mazottan, gübreden, ziraî ilâçlardan vergi alınmamasını istedi.

Karamollaoğlu, 50 milyon dolar bulunamadığı gerekçesiyle Tank Paleti Fabrikasının Katar’a devredildiğini ancak 65 milyar dolara mal olacağı söylenen Kanal İstanbul için kaynak bulunacağının söylendiğini hatırlatarak, bu duruma tepki gösterdi. Karamollaoğlu, Tank Paleti Fabrikasının Türkiye’ye yılda 1,5-2 milyar dolar katkı sağladığını söyledi.

Konuşmasında asgari ücret kousuna da değinen Karamollaoğlu, asgari ücretin açlık sınırı değil yoksulluk sınırı göz önüne alınarak hesaplanması gerektiğine dair görüşünü tekrarladı.

“FETÖ’nün temeli, AK Parti’nin içinde”

CHP’li Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz’un FETÖ’den tutuklanarak görevden alınmasını da değerlendiren Karamollaoğlu, “ ‘Sırada başkaları var’ deniyor. Yahu arkadaş, hani sen demokrattın? Hani sen demokrasiye inanıyordun? ‘Efendim bunlar memleketin köküne kibrit suyu ekiyorlar. Bunlar FETÖ’cü.’ Arkadaş, bugün ciddi bir araştırma yapılsın, herkes görecek ki FETÖ’nün temeli, AK Parti’nin içinde zaten. Bugünkü bakanların 5 sene, 10 sene önceki internetteki sitelerine bir girin, göreceksiniz ki çoğunda Fethullah Gülen’den aldıkları tezkiye mektupları var. Hepsi kalktı. Zemzemle yıkanmış gibi oldular.

Yahu bu FETÖ denilen şeyi ortaya kim çıkardı Allah aşkına? Bütün adalet mekanizmasını bunlara kim teslim etti? Emniyeti kim bunlara teslim etti? Ordunun üst kademelerinde belli bir noktaya gelmelerini kim sağladı yahu? Siz sağladınız. İnsanda biraz insaf olur. ‘Bendense, bunun FETÖ’cülüğü millete zarar vermez. Hele bana hiç vermez.’ Böyle bir mantıkla siz, ülkenin problemini çözemezsiniz.”

İşadamlarının mallarına el konması endişesi taşımaları sebebiyle Türkiye’den yüz milyarlarca liranın yurt dışına çıkarıldığını belirten Karamollaoğlu, bunun adalete güvenilmeyişinden kaynaklandığını ifade etti.

Karamollaoğlu, bu ülkeyi Millî Görüşçülerin ayağa kaldıracağını söyledi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK2960
  • 2Trabzonspor2958
  • 3Sivasspor2953
  • 4Galatasaray2952
  • 5Beşiktaş2950
  • 6Fenerbahçe2946
  • 7Alanyaspor2945
  • 8Göztepe2938
  • 9Antalyaspor2937
  • 10Gaziantep FK2935
  • 11Kasımpaşa2935
  • 12Denizlispor2932
  • 13Gençlerbirliği2931
  • 14Çaykur Rizespor2929
  • 15Yeni Malatyaspor2928
  • 16Kayserispor2928
  • 17Konyaspor2927
  • 18MKE Ankaragücü2925
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA