TARİH
Giriş Tarihi : 14-01-2020 04:42   Güncelleme : 14-01-2020 05:18

İstanbul’daki Jön Türklerin Marksist Kalemi: Parvus Efendi

Osmanlı dönemi İstanbul basınında “Parvus Efendi” takma adıyla yazılar yazıp Jön Türklerin fikirleri üzerinde derin izler bırakan Aleksandr Izrail Lazarevich Gelfand, Osmanlı'nın 1. Dünya Savaşı'na Almanya'nın yanında girmesinde büyük ölçüde etkili olmuştu. Yahudi bir el sanatları ustasının oğlu olan “devrimci” Parvus’un iki amacı vardı: Rusya’daki Çarlık rejimini yıkmak ve zengin olmak...

İstanbul’daki Jön Türklerin Marksist Kalemi: Parvus Efendi

(Fotoğraf: tarihvesuur.com)

Rus devrimci, Alman ajanı, milyoner sosyalist Parvus ve Jön Türkler

Türkiye’de, İstanbul’da yayınlanan bazı gazete ve dergilerde kullandığı takma adıyla Parvus’un gerçek ismi, Rus kaynaklarına göre Aleksandr Izrail Lazarevich Gelfand, İngiliz ve Alman tarihçiler Scharlau ve Zeman’a göre ise Dr. Alexander Helphand.

Takma ad olarak kullandığı “Parvus”, Latince’de “küçük” anlamına geliyor. Yahudi bir el sanatları ustasının oğlu. “Rus Devrimci” olarak da biliniyor, “Alman ajanı” olarak da, “silah tüccarı” olarak da. İki amacı var: Rusya’daki Çarlık rejimini yıkmak ve zengin olmak.

Lenin’in sürgünde bulunduğu İsviçre’den kaçarak Rusya’ya gizlice girmesini sağlayan ve Ekim 1917’de Rus devriminin gerçekleşmesine yardım eden bir isim olarak biliniyor. Türkiye’deki macerası ve siyasî faaliyetleri ise hayli ilginç…

“İstanbul’daki Jön Türk Basını’nın Marksist Kalemi: Parvus Efendi”

2010 yılında Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurdan Akıner ile Ural Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi Televizyon ve Radyo Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alexey Yuryevich Bykov tarafından kaleme alınmış olan “İstanbul’daki Jön Türk Basını’nın Marksist Kalemi: Parvus Efendi” başlıklı makalede, bu konuda önemli bilgiler veriliyor.

1910-1914 yılları arasında İstanbul’da bulunduğu dönemde, Bilgi Mecmuası, Jeune Turc, Tanin, Türk Yurdu, Azadamard, İçtihad ve Tasvir-i Efkâr isimli gazete ve dergilerde yayımlanan yazıları ile Jön Türkler arasında oldukça saygın bir konuma sahip olmuştu.

Parvus Efendi, “Türkiye’nin Can Damarı: Devlet-i Osmaniye’nin Borçları ve Islahı” adıyla bir de kitap yazmıştı.

Makalede Parvus Efendi, “Türk Yurdu Dergisi’nde editörlük de üstlenen Parvus Efendi, o dönemde Avrupa’da çok iyi tanınan Marksizm kökenli bir sosyal demokrattır” ifadesiyle de tanımlanıyor.

İstanbul’da kanaat önderi haline geldi

Makalede verilen bilgiye göre, yazılarında kullandığı takma adıyla Parvus Efendi, Osmanlı Dönemi’nde, İstanbul’daki fikir hayatında önemli izler bıraktı ve basına yansıyan görüşleriyle entelektüel hayatı etkiledi; önemli bir kanaat önderi haline geldi.

1867’de Belarus’ta (Beyaz Rusya’da) doğan, 1891’de Zürih’de ekonomi ve maliye doktorasını tamamlayan Parvus Efendi, Alman sosyal demokratlarının “sol kanadı” içinde yer aldı ve Çarlık Rusyası’nın yıkılması için Alman istihbaratıyla çalışarak Bolşevik devrimine para ve silah yardımı da sağladı.

Lenin ve Alman sosyal demokratlar arasında bağlantı sağlayan ve 1905’te Rusya’ya dönen Parvus, kurduğu yayın organları sebebiyle Çarlık yönetiminin baskısını gördü ve tekrar Almanya’ya kaçtı.

Almanya’da sosyalistlerin tepkisini çeken Parvus, önce Viyana’ya, ardından İstanbul’a gitti ve 5 yılı aşkın bir süre burada kaldı. İstanbul’da İttihatçılarla temas eden Parvus, onları düşünceleriyle etkiledi. Bu süre içinde “vagon ticareti yolsuzluğu” ile “silah ticareti” gibi iddialarda adı geçti.

Silah ticareti

İstanbul’da Balkan Savaşı sırasında inanılmaz boyutlarda para kazanmasını sağlayan silah ticareti şirketi kurdu. Sadece bununla kalmadı, kurduğu şirket Türk ordusuna yiyecek maddesi de sattı.

Parvus’un Türkiye’deki faaliyetlerinde Alman silah devi Krupp ve dünyaca ünlü silah taciri Basil Zaharov iş ortağıydı. Parvus bu yolla büyük bir servet elde etti.

“Siyasal patlamaların fitilini ateşledi”

Makalenin yazarları Nurdan Akıner ve Alexey Yuryevich Bykov’a göre, basının kamuoyu oluşturma ve kamuoyunu şekillendirme gücünü iyi bilen Parvus, siyasal patlamaların fitilini ateşlemek için oldukça geniş bir coğrafyada bulundu. İstanbul’da da basın yoluyla propaganda çalışmalarını sürdürdü. Bir yandan devrim için Bolşeviklere para yardımında bulunurken, bir yandan da Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya’nın müttefiki olması için çalıştı.

Parvus’u Türk Basın Tarihi açısından önemli bir kimlik haline getiren de Türk Yurdu dergisinde yayımlanan, Osmanlı İmparatorluğu’nun dış ve iç politikada takınması gerektiği tavrı bütün açıklığı ile dile getiren makaleleri oldu.

Pek çok ülkede gazetecilik yapmış, kitaplar yayımlamıştı. Geride bıraktığı esrarengiz hayat hikâyesinin tek şahidi, gazete ve dergilerdeki yazıları...

Makalede, Parvus’un siyasî - Stratejik görüşleri şöyle özetleniyor:

“Sosyalizm için tek şans, büyük bir dünya savaşının başlamasındadır”

“Türkiye’ye gelmeden üç yıl önce Almanya’da yayımlanan “Sömürgecilik Politikası ve Yıkılışı” isimli kitabında, sömürgecilik anlayışının Avrupa’nın büyük devletleri arasında büyük bir savaş hazırlamakta olduğunu, bu savaşta Rusya gibi dıştan güçlü, fakat iç yapısı açısından çürük imparatorlukların yıkılacağını ileri sürmüştür.

Parvus’a göre sosyalist devrim kapitalizmin yıkılmasıyla gelmeyecektir; çünkü kapitalizmin sömürgecilik sayesinde hâlâ yaşama gücü vardır. Sosyalist devrim işçi sınıfının savaşıyla da meydana gelmeyecektir. Sosyalizm için tek şans emperyalist devletler arasında büyük bir dünya savaşının başlamasındadır. Revizyonistler, Menşevikler ve Bolşevikler boşuna tartışmaktadırlar.

Kitapları ve makaleleriyle topyekûn bir dünya savaşı oluşturma yönünde pek çok ülkede kamuoyu oluşturmaya çalışan Parvus, bir süre sonra ekonomik ilişkilerinin de etkisiyle Alman militarizminin destekçisi haline gelmiştir. Sol politik hareketle tüm bağlarını koparmış ve Alman sosyal demokrasisinin aşırı sağ kanadının sözcülerinden biri haline gelmiştir.

Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Tekin Alp’i etkiledi

(…) Osmanlı İmparatorluğu’nda Parvus’un koruyucularının kim olduğu konusundaki şüpheler hiçbir zaman ortadan kalkmamıştır. Dönemin güçlü isimleriyle kurduğu yakın ilişkilerden yararlanmıştır.

İttihat ve Terakki'yi; hem de daha sonra Türk Milliyetçiliği'nin kurucularını (Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Tekin Alp) doktrine eden Parvus, milliyetçi yayınlarda kaleme aldığı eserleriyle Turancılık ideolojisini iyice körüklemiştir. İttihat ve Terakki üzerindeki etkisiyle, Osmanlı'nın Almanya'nın yanında Birinci Dünya Savaşı'na girmesini kışkırtmış; savaş süresince de silah ticareti yapmıştır.

Ancak Türk sosyalistleri ve milliyetçileri, kendilerine anti-emperyalist yüzünü gösteren Parvus Efendi’yi çok sevmiştir.

(…) Osmanlı’daki bağlantıları kesin olarak aydınlatılamasa da, söz konusu iletişimi “Great East Turkey-Büyük Doğu Türkiye” projesinin kurucusu Mehmet Talat sayesinde gerçekleştirdiği bilinir.

(…)1912’den 1914’e kadar başta Türk Yurdu dergisi olmak üzere İstanbul basınında ve “Türkiye’nin Can Damarı” isimli kitabıyla broşürlerde savunduğu fikirleri şöyle özetlenebilir:

“Türkiye, Avrupa’nın sömürgesi olma yolundadır”

Türkiye’nin geri kalmışlığının asıl nedeni, Avrupa sermayesinin sömürü alanı haline gelmedir. Türkiye’nin tarım, ticaret, tabii kaynaklar, demiryolları, bayındırlık tesisleri, gümrük ve maliye gelirleri Avrupa’nın ekonomik güçlerinin hükmü altındadır. Türk köylüsünün ve esnafının ekonomisi bu koşullar altında kalkınamaz ve böyle bir kalkınma da dış yardım ve sermaye akımıyla da olamaz; çünkü kalkınma olanaksızlığı geçmişte böyle bir yola başvurmanın sonucu olarak meydana gelmiştir.

Dışarıdan yardım sağlama ancak eskiden daha ağır koşullarla olabilir; bu koşullar ise çöküntüyü daha da hızlandıracaktır. Türk aydınları ise tüm bu durum karşısında halktan kopuk bir manzara sergiler.

Toplumlarının büyük çoğunluğu olan köylü halkın durumunun perişanlığını bilmemektedir. Avrupa’dan alınacak yardımla Türk toplumunun Batı uygarlığına katılabileceğini sanıyorlar. Türk toplumu Batı uygarlığının dışındadır; Batı ile onun arasındaki ilişki sadece sömürenle sömürülen ilişkisidir ve Türkiye Avrupa’nın sömürgesi olma yolundadır.

“Osmanlı, bu savaşta mutlaka Almanya yanında olmalıdır”

(…) Parvus, İttihat ve Terakki Partisi’nin önderleriyle Makedonya devrimcileri aracılığıyla Kasım 1910’da geldiği İstanbul’da tanışmıştır. Bu devrimcilerden biri Osmanlı parlamentosunda Selânik mebusu olan Dimitar VLahov, öteki ise Romen sosyalisti Hristo Rakovsy’dir. Parvus’un fikirlerinin İttihat ve Terakki üzerinde ne kadar etkili olduğu 1911, 1912 ve 1913 kongrelerinde belirgin bir şekilde gözlemlenmiştir. Fikirlerini yayma ve belli bir konu etrafında kamuoyu oluşturma ya da kamuoyunu şekillendirme işini yine basın aracılığıyla yapmıştır. Farklı başlıklarda makaleler kaleme alıp, kitaplar yayımlasa da eserlerinin verdiği mesaj hep aynıdır: Türkler için yapılacak şey, Avrupa sömürgeciliğinin boyunduruğundan kurtulmak için kapitülasyonlardan ve Osmanlı borçlarından kurtulmak, demokratik bir ulusal devlet kurmak, bunun için büyük dünya savaşı geldiği zaman ise ister istemez bu savaşa katılmaktır. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu bu kaçınılmaz savaşta mutlaka Almanya yanında olmalıdır.

Parvus’un Rusya’yı imha planı

(…) İstanbul’da 9 Ocak 1915’te Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Kurt Wagenkheim ile tanışmış ve ardından Alman Dışişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine Berlin’e gönderilmiştir. Alman yönetimine 9 Mart 1915 tarihli bir rapor sunmuştur. 20 sayfalık Rusya imha planının özü şöyledir:

Savaş karşıtı bir örgütlenme ile Rusya’nın genelinde grevler ve direnişler organize edilecektir. İrili ufaklı fabrikalarda ve tren yollarında iş bırakılacak, tren yolu köprüleri havaya uçurulacak, limanlarda ve buna bağlı birimlerde çalışanlara propaganda yapılacak, Ukrayna, Finlandiya ve Kafkaslar’da halk arasında Rusya karşıtı propaganda sürdürülecek, Sibirya’daki politik suçluları hapishaneden kaçırmak için planlar yapılacak, çarlık rejimine karşı en acımasız propagandalar yürütülecektir.

Parvus bu raporunda, İstanbul’da Türkçüler ve Siyonistlerle iyi ilişkileri olduğu halde Kafkas Müslümanları ve Siyonistlerden iyimserlikle bahsetmez.

Parvus’un Alman makamları ile işbirliğinin sonucu, Lenin ve arkadaşları Bolşevik Devrimi’ni gerçekleştirmek üzere İsviçre’den yola çıkarak “mühürlü” bir tren ile Rusya’ya ulaştırılmıştır.

“Mühürlü Tren”, 1. Dünya Savaşı sırasında İsviçre’de sürgünde bulunan Rus Bolşevik lider Lenin ve beraberindekilerin 1917 yılı Şubat Devrimi ile birlikte yıkılan Çarlık rejiminden sonra Rusya’ya dönmelerini sağlayan çok taraflı organizasyonu anlatır. İsviçre sınırından sonra Almanya İmparatorluğu topraklarından geçen ve 32 Rus sürgünü taşıyan tren, yolcuların Almanya’da inmesi yasak olduğundan “mühürlü tren” ismini almıştır.

Yolculuğun sonunda Lenin ve beraberindekiler İsviçre-Almanya-İsveç-Finlandiya üzerinden Petrograd’a ulaşmışlardır. Lenin’in Rusya’ya gelişi Rus Devrimi’nin kaderini etkilemiş ve gelir gelmez açıkladığı Nisan Tezleri ile Bolşevikleri iktidarın alınması doğrultusunda yeniden örgütlemiştir. Süreç sonunda Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklardır. İddialara göre Lenin, ünlü mühürlü vagonda beraberinde 5-6 milyon dolar tutarında altın para bulundurmaktadır. Bu işi yapanlar, Alman yüksek makamları ile Max Warburg ve bütün hayatı boyunca sosyalist kalan Parvus’tan başkası değildir.

(…) Lenin, kiminle uğraştığını çok iyi bilmektedir; Bolşevik Devrimi’ni gerçekleştirmesi için mühürlü tren ve binlerce ton altınla kendisini Rusya’ya gönderenlerin başında Parvus vardır. Bu yüzden devrim tüccarı Parvus’a, bir kol boyu uzaklıkta soğuk ve kimi zaman da düşmanca durmuştur.

Rusya’daki geçici hükümetin devrilmesinden sonra Parvus, Radek aracılığıyla Lenin’e dönmek istediğini iletmiştir ancak aldığı yanıt kesindir. Lenin şöyle yanıt vermiştir: “Devrim işi, pis eller tarafından kirletilmemelidir.”

A. Solzhenitsyn Parvus ile alakalı şu bilgileri de verir:

“Yahudileri özgürleştirmek için bir takım olaylar formüle etti”

“Çaresiz devrimci, imparatorluk düzenini bozarken hiç ürperti duymadı, o tutkulu bir devrim taciriydi, sadece para sayarken ürperirdi. Delik ayakkabı ile dolaşırdı, parçalanmaya yüz tutmuş pantolonu ise sürekli buruşuktu. Tam da bu haldeyken 1901 yılında Münih’te Lenin’e zengin olmak gerektiğini defalarca tekrar etmişti. Ona göre para en büyük güçtü. 3. Alexander zamanında Odessa’da çarı devirerek bölgedeki Yahudileri özgürleştirmek için bir takım olaylar formüle etti ve bundan sonra Rusya ile ilişkileri tamamen bozuldu.”

1912’den 1914’e kadar Türkiye’de makalelerinin en sık yayımlandığı dergi, Türk Yurdu olmuştur.

(…) Parvus, makalelerini her ne kadar anti-emperyalist kimliği ile kaleme alsa da yazılarının Osmanlı yönetimi ile olan ticarî ilişkilerine hizmet ettiği açıkça gözlemlenir. İstanbul’da silah ticareti yapan bir şirket kurduktan sonra Alman silah devi Krupp ve esrarını halen koruyan silah taciri Rum asıllı Basil Zaharov’un işlerinin takipçisi olmuştur. Böylece Balkanlar’daki savaşlarda kullanılan silah ve askerî mühimmatların, aynı tacirlerin elinden çıktığı yadsınamaz bir gerçek olarak tarih sayfasında yer alır.

(…) Parvus’un 1910 ve 1914 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki faaliyetleri üç başlık altında incelenebilir. Bunlar, Türk entelektüel yaşamı üzerindeki etkisi, politik faaliyetleri ve spekülatif alım satım işleridir.

Jön Türkler üzerinde derin entelektüel izleri vardır Parvus’un. Özellikle ekonomi üzerinde yoğunlaşan makaleleriyle kısa sürede Jön Türkler basınının popüler bir figürü haline gelmiştir. Parvus kendisini o kadar çok sevdirmiştir ki bir süre sonra ise Türk Bilgi Derneği’nin onur üyesi olmuştur. Yusuf Akçura’nın önayak olmasıyla istikrarlı bir biçimde pan-Türkist Türk Yurdu Dergisi’nde yazarlık yapmıştır. Nadir bir biçimde de Bilgi Mecmuası, Jeune Turc, Azadamard, Içtihad ve Tasvir-i Efkâr’da yazmıştır. Çeşitli broşürlerin yanı sıra bir de “Türkiye’nin Can Damarı: Devlet-i Osmaniye’nin Borçları ve Islahı” isimli kitap kaleme alıp yayımlamıştır.

(…) Parvus’u “tutarsız bir kimlik” diye tanımlayan Rus tarihçi D. Volkogonov onun için “karanlık” fakat aynı zamanda “aşağılık bir şekilde dahi” kişidir demiştir.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA