SİYASET
Giriş Tarihi : 23-01-2020 17:20

Önü açılan tehlike nedir? Davutoğlu ne demek istedi?

Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, Bilim ve Sanat Vakfı’nın yönetiminin komisyona devredilmesi konusunda, “Vakıf geleneğine, örgütlenme özgürlüğüne, düşünce ve ifade hürriyetine, sivil topluma yapılan bu darbe, kimsenin aklına bile getirmek istemediği bir pratiğin önünü açmaktadır” dedi.

Önü açılan tehlike nedir? Davutoğlu ne demek istedi?

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, twitter sayfasında yayınladığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bilim ve Sanat Vakfı, belli hukukî şartlar yerine getirilerek kurulmuş herhangi bir kurum değildir. Kendi doğasından neşet etmiş, o doğayı tarihî akış ile buluşturmuş bir zihnî yolculuğun eseridir. Onun içindir ki, kırk yıl içinde hasbî ve samimî bir ilmî iklim inşa etmiştir. Ne her yere yayılmaya, ne de tek sesli bir bağlılar topluluğu inşa etmeye yönelmiştir. Bir kişiye ait olmadığı gibi, bir gruba ya da iktidara da yaslanmamıştır.

Yetmişli yılların sonlarında ülke gerilim içindeyken, bu ülkenin toprağına düşen zihnî bir tohumun aşkla, muhabbetle ve samimiyetle boy vermesinin ürünüdür. Bu tohum, 12 Eylül’ün boğucu ortamında yeni bir ilim geleneği ve zihniyet inşa etmek üzere, var olan eğitim paradigmasını aşmaya çalışan bir grup gencin, sadece ellerindeki dar imkânları değil, hayatlarını vakfetmeleri ile ete kemiğe bürünmüş ve bir geleneğe dönüşmeye başlamıştır. İlk dersler, önce dönüşümlü olarak evlerde başlamış, sonra yavaş yavaş emekle, fedakârlıkla büyüyerek on binlerce öğrenciye ulaşmıştır.

Hayatlarımızı vakfettiğimiz geleneğin hukukî kimlik kazanması ve hak ettiği bir mekâna kavuşması ile birlikte aramızda vakfımızın ilk temel ilkelerini de zımnî bir ahitname olarak ortaya koymuştuk:

  • Bu vakfın kapısından girene kimlik sorulmayacaktır.
  • Hangi dinî, mezhebî, etnik kökene ve siyasî, felsefî, ideolojik yaklaşıma sahip olursa olsun, her dersin kapısı, herkese açık olacaktır. Ders verilirken, salonların kapısı kapanmayacaktır.
  • Ders ve seminerlere gelenlerden hiçbir ücret alınmayacaktır. Gönüllü çalışanlar dışında kimseden hizmet talep edilmeyecektir.
  • Vakfın kurucuları ve öncüleri, güçleri nispetinde katkıda bulunacak, meşruiyetinden emin olmadığımız hiçbir kaynak kabul edilmeyecektir.
  • Bu vakıftan kimseye çıkar sağlanmayacak; vakıf, hiçbir makama ve mevkiye geçiş için aracı kılınmayacaktır.
  • Yaygınlaşmaya değil derinleşmeye, niceliğe değil niteliğe ağırlık verilecektir.

Ve nihayet 12 Eylül’ün sınamasından geçen bu zihnî tohum gelenekleşirken 28 Şubat’ın sert soğuğu ile karşılaştığında olgunlaşma sınavına girdi. Başörtüsü sebebiyle ya da İmam Hatip mezunu olmalarının getirdiği dezavantajla üniversitelere giremeyen gençler, akın akın vakfa gelmeye, alternatif bir eğitim paradigmasına sığınmaya başladılar. Birçok sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerine ara verdiği ve bizim vakfın da baskına uğrayabileceği bilgisi geldiğinde hep beraber şu kararı almıştık: Bir vakıf kapısı, herhangi bir baskı karşısında kurucuları tarafından kapatılamaz. Gelsinler ve bizi gerekirse dersten alıp götürsünler.

Kimse gelmedi, 28 Şubat’ta baskılar karşısında geri adım da atılmadı. Vakıftaki gönüllüler de ilkelerinden taviz vermeden çaba göstermeye, bilim ve sanat çalışmalarına devam ettiler. 40 yıllık geleneği olan vakıftan, akademiye, bürokrasiye, siyasete, iş dünyasına girenler, toplumun her alanında görev alan insanlar oldu. Ne kimse vakfı kendi gölgesine almaya çalıştı, ne de vakıf, kimsenin gölgesine girmeye razı oldu.

Ta ki düne kadar Bilim ve Sanat Vakfı, kurulduğu ilkelere sadık kaldı ve ufkunu, kapısını, derslerini, imkânlarını herkese açtı.

İstanbul Şehir Üniversitesi’ne uygulanan hukuksuz el koymanın üzerine Bilim ve Sanat Vakfı’nı hukukî kılıflar uydurarak “teslim almaya” çalışmak, kesinlikle Türkiye’de bir grubun, bir kesimin, bir mahallenin, bir camianın sorunu değildir. Yaşanan, en az 9 aydır kamuoyu önünde dile getirdiğimiz gibi, toplumun her kesimini esir almaya çalışan bir hukuksuzluğun, kural tanımazlığın, benmerkezciliğin  geldiği noktadır. Vakıf geleneğine, örgütlenme özgürlüğüne, düşünce ve ifade hürriyetine, sivil topluma yapılan bu darbe, kimsenin aklına bile getirmek istemediği bir pratiğin önünü açmaktadır.

Bilim ve Sanat Vakfı’na el konulması uygulamasından bir an önce vazgeçilmeli, benzer hukuksuzluklara kapı açan kanunî yanlışların düzeltilmesi için yasama süreçleri devreye girmeli, toplumun her kesiminden ortak bir vicdanî ses yükselmelidir.

Bilim ve Sanat Vakfı’na reva görülen uygulama, herkesi yaralamıştır ancak ilim aşkı, özgürlükler ve demokrasi için çabamız, kesintisiz bir şekilde devam edecektir.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA