GÜNDEM
Giriş Tarihi : 14-02-2020 18:31   Güncelleme : 14-02-2020 20:32

“İnsanın inancına, kimliğine ve yaşam tarzına saygı duymalıyız”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “İnsanın inancına, kimliğine ve yaşam tarzına saygı duymalıyız. 82 milyondan herhangi bir kişi, bu 3 nedenden ötürü ötekileştirilirse, hep beraber buna isyan etmeliyiz” dedi.

“İnsanın inancına, kimliğine ve yaşam tarzına saygı duymalıyız”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen DİSK 16. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada değerlendirmelerde bulundu.

İktisatta gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkeler tanımları olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Biz şimdi bir dördüncüsünü yaşıyoruz; ekonomide, gelişmekte geriye doğru giden ülkeler. Belli bir standardı yakaladık ve bu standarttan geriye gidiyoruz” dedi.

Türkiye’yi “yokuş aşağı giden, freni patlamış bir kamyona” benzeten Kılıçdaroğlu, bugüne gelinmesinde siyasette insan unsurunun göz ardı edilmesinin etkili olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bugünkü duruma gelişimizin temel nedeni, siyasette insan unsurunu göz ardı edip, insanın kimliğinden, inancından ve yaşam tarzından yola çıkarak bir siyaset oluşturmaya çalışmaktan oldu bunlar. Oysa insanın inancını siyasete malzeme etmemeliyiz, kimliğini malzeme etmemeliyiz, yaşam tarzını malzeme etmemeliyiz. İnsanın inancına, kimliğine ve yaşam tarzına saygı duymalıyız. 82 milyondan herhangi bir kişi, bu 3 nedenden ötürü ötekileştirilirse, hep beraber buna isyan etmeliyiz. Dolayısıyla siyaseti insan odaklı yapmalıyız. Bu yapılmadığı içindir ki ayrıştık, bu yapılmadığı içindir ki bölündük ve inancı kullanan bir siyasal düşünce geldi ve o inanç üzerinden siyaset yaparak toplumu ayrıştırdı ve böldü. Buradan çıkmalıyız. Bunun çıkış yolu demokrasidir.

“Dünyanın bütün demokratları birleşin”

Karl Marx’ın “Dünyanın bütün işçileri birleşin.” ifadesini hatırlatan Kılıçdaroğlu, 21. yüzyılda, otoriter rejimlerin güç kazandığı bir ortamda yeni bir söylemle ortaya çıkmak gerektiğini belirtti. Kılıçdaroğlu, “ ‘Dünyanın bütün demokratları, birleşin’ demeliyiz. Dünyanın bütün demokratları birleşmek zorundadır. Dünyanın bütün demokratları ortak ses çıkarmak zorundadır.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, 4 ayaklı bir strateji izlendiğinde bütün sorunların aşılabileceğini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:

“Birincisi şu: Türkiye’ye gerçek anlamda demokrasiyi getirmek zorundayız. Üçüncü sınıf bir demokrasiyi reddetmek zorundayız. Bugün Avrupa Birliğinin, Japonya’nın, Kanada’nın demokratik standartları neyse, uygar ülkelerin demokratik standartları neyse, aynı standartların bizim ülkemizde de olması lazım. Bizim ülkemizin insanı neden baskıcı bir yönetimi hak ediyor, böyle düşünüyoruz. Baskıcı bir yönetime karşı çıkmanın yolu demokrasiye sahip çıkmaktan geçiyor. Demokrasiye sahip çıkmalıyız. Demokrasi derken yargı bağımsızlığını kast ediyorum; demokrasi derken üniversitelerin özerkliğini kast ediyorum; demokrasi derken medya özgürlüğünü kast ediyorum; demokrasi derken kadın erkek eşitliğini kast ediyorum; demokrasi derken güçler ayrılığı ilkesini kast ediyorum; demokrasi derken darbe hukukundan arınmış parlamenter demokratik sistemi kast ediyorum; demokrasi derken lider sultasının olmadığı bir seçim yasasını kast ediyorum; demokrasi derken herkesin hak, hukuk ve adalet ararken yargılanmadığı bir süreci kast ediyorum. Demokrasiyi bunun için istiyoruz.”

Üreten Türkiye

Bütün sorunları aşmanın ikinci ayağının ise üreten Türkiye olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Eğer siz ‘Bağımsız Türkiye’ diye bağırıyorsanız veya birlikte bunu seslendiriyorsak hep beraber, bağımsız Türkiye’nin sadece siyasal değil ekonomik bağımsızlığı da bu işin olmazsa olmazıdır.” dedi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça bağımsızlığınızı koruyamazsınız.” dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bugün Türkiye, üretim sürecinden koparılan bir Türkiye’dir. Tarımda güçlü olması gereken bir Türkiye, neredeyse bütün tarım ürünlerini ithal eden bir Türkiye konumuna gelmiştir. Sanayinin pek çok alanında ham maddeyi dışarıdan almaktadır. İşsizliğin bu noktaya gelmesinin temel nedeni, Türkiye’nin üretim sürecinden koparılmasıdır. Üretim sürecinden koparılan bir Türkiye, ağır bedeller ödüyor.”

“Türkiye üretim sürecinden koparılıyor”

Türkiye’de aylık geliri 673 liranın altında olan 8 milyon 647 bin 283 kişi bulunduğunu, aylık geliri 2 bin liranın altında olan emekli sayısının ise 6 milyon 850 bin 513 olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, asgari ücretin yarısı ve onun altında gelir elde eden 2 milyon 136 bin kişi, ayda bin liranın altında dul ve yetim aylığı alan 847 bin 643 kişi bulunduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, 2019’un ilk 9 ayında faturasını ödemediği için elektriği kesilen hane sayısının 3 milyon 365 bin 784 olduğunu, 710 bin 364 hanenin de doğal gazının kesildiğini belirterek, “Üretim sürecinden koparılıyor Türkiye. İşsizlik yaratılıyor, yoksulluk yaratılıyor. Yoksulluğu aşmak, işsizliği aşmak için değil, yoksulluğu ve işsizliği siyaseten malzeme olarak kullanan ve bir lütuf ekonomisi kurmaya çalışan bir siyasal anlayış var; bunu aşmak zorundayız.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin ödediği faizin de çok yüksek olduğuna dikkati çekerek, “Kaçımız bunun farkında, kaçımız bunu işçilere anlatıyor? Kaçımız bunu işsizlere anlatıyor? Kaçımız bunu yoksul hanelere anlatıyor?” diye sordu.

Sendikalara sitem

“Biraz da sitem edeyim. Ben, sitem etme hakkına sahibim; çünkü ben, sizden birisiyim. Sizden birisi olduğum için size sitem etme hakkı var bende” diyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“2008'de Sosyal Güvenlik Yasası “reform” önünüze kondu; toplumun önüne kondu. Bazı sendikalar karşı çıktı, DİSK gibi; bazı sendikalar alkışladı. O reform neydi biliyor musunuz? 2008’den sonra emekli olanlarla 2008’den önce emekli olanlar arasında aylık en az bin liralık fark koydular. 2008’den önce emekli olan, 2008’den sonra emekli olana göre her ay en az bin lira daha düşük aylık aldı. Kaç işçi bunun farkına vardı?”

 Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, “Niçin EYT'liler var? Şöyle bir reform yaptılar: Kaç işçi bunun farkında bilmiyorum. Kaç sendikacı bunun farkında, onu da bilmiyorum? Kişi, prim ödeme gün sayısını doldurunca işi bırakıyor; işi olduğu halde bırakıyor. Çünkü çalışsa, yaşı doldursa, alacağı emekli aylığı düşecek. Siz böyle bir reform dünyada gördünüz mü? Daha fazla çalışıyor, daha fazla prim ödüyor, daha az emekli aylığı alıyor. Ama çalışmasa, işi bıraksa, yaşı dolmayı evde beklese, yaşı dolduğunda daha fazla aylık alacak. Bu, “reform” diye Türkiye'ye satıldı. Bu yasa parlamentoda görüşülürken, o zaman düz bir milletvekiliydim. CHP milletvekilleri, bunu protesto edip genel kurul salonunu terk ettiler. Kaç işçi bunun farkındaydı? Kaç sendikacı bunun farkındaydı?

“Sendikalar, bunu niçin talep etmiyorsunuz?”

Şimdi EYT’liler var; sorun çözülecek. Bakın değerli arkadaşlar, kendi sorununuza sahip çıkarken bilgiye dayalı söylem çok önemlidir. 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgarî Normları Sözleşmesi var. 1974 yılında TBMM'de kabul edilen bir sözleşme. Şimdi 2020… 8 sigorta dalı uygulanıyor. En son işsizlik sigortası. Analık, meslek hastalığı, iş kazası, ihtiyarlık, emeklilik dediğimiz 8 sigorta dalı uygulanıyor. 9’uncu sigorta dalı uygulanmıyor. Neden? Aile sigortası. Niçin talep etmiyorsunuz ve hangi gerekçeyle talep etmiyorsunuz? Emeklilik yaşı oldu 65. 60 yaşında patron dedi ki 'Kusura bakma kardeşim; daha gençler var onları çalıştıracağım.' işinize son verdi. Hadi sigortalısınız, kıdem tazminatınızı da ödedi. En fazla bir yıl işsizlik sigortasından para alacaksınız. Geriye kalan 4 yıl nasıl geçineceksiniz? Gideceksiniz iş yerine, patron diyecek ki 'yaşlısın.' Gideceksiniz devlete 'emekli et.' 'Daha sen gençsin 65'i doldurman lâzım'. 4 yıl nasıl geçineceksiniz? İşte orada Aile Sigortası devreye giriyor. Sosyal güvenliğin asgari normları, kişinin doğumundan ölüme kadar hem kendisine hem ailesine sosyal güvence sağlamak demektir. 1974 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu sözleşmeyi kabul etmiş ve 'Gereceğini yapacağım' demiş. Yıl 2020 ve sendikalar bunu istemiyor, talep etmiyor. Niçin talep etmiyorsunuz? Niçin? Hangi gerekçeyle talep etmiyorsunuz? Yoksulluğu dile getirmek yetmez, çözümünü dile getirmek lâzım. Çözümü sadece biz değil, evrensel hukuk, zaten bu çözümü getirmiş. Bu çözümün her yerde dillendirilmesi, söylenmesi lâzım. O zaman üreten Türkiye ve mutlu bir toplum yaratabiliriz.”

“Güçlü bir sosyal devleti inşa etmek zorundayız”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sorunların çözümünün üçüncü ayağı konusunda da şunları söyledi:

“Üçüncüsü, güçlü bir sosyal devlet kuramazsanız, o memlekette huzuru sağlayamazsınız. Güçlü bir sosyal devlet. Hiç kimsenin aç ve açıkta kalmadığı bir devlet. İşsizlik dolayısıyla hiç kimsenin kendisini yakmadığı bir ülke. Parlamentonun duvarının dibine gelip intihar etmek isteyen, parlamentoda çatıya çıkıp intihar etmek isteyen, kendisini yakan insanların olmadığı bir Türkiye'yi güçlü bir sosyal devlet kurarak inşa edebilirsiniz. Güçlü sosyal devletin en temel ayağı, anayasası, uluslararası normu, 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi’dir. Bunları istemek zorundasınız.” diye konuştu.

Taşeron işçiler konusunda temas eden Kılıçdaroğlu, “Çağdaş kölelik… 21’inci yüzyılda çağdaş kölelerimiz vardı. Onların mücadelesini verdik; ama henüz tam anlamıyla sonuca ulaşmış değil. 10 binlerle sayılan taşeron işçiler hâlâ var” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, toplumun unuttuğu bir kesimin de apartman görevlileri olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Onların çocuklarının güneş görmeye hakkı var mı? Onların çocuklarının iyi eğitim almaya hakkı var mı? O zaman onların da sorunlarına eğilmek zorundayız. Sendikacı olmak sadece işçinin sorunlarıyla ilgilenmek değil, sendikacı olmak Türkiye'nin ve dünyanın sorunlarını yakından izlemek ve çözümünü de üretmek demektir. Biz kendi sorunlarımızı biliyoruz, çözümünü de biliyoruz. Güçlü bir sosyal devleti inşa etmek zorundayız.”

Sürdürülebilirlik

“Bu ülkede ayakkabı kutusunda rüşvet alan insanı…”

Sorunların çözümünün dördüncü ayağının da sürdürülebilirlik olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, bunun aynı zamanda devlette liyakat demek olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, “Ahlâklı insanlar devleti yönetirler. İşi bilenler devleti yönetirler. Eğer siz, bu ülkede ayakkabı kutusunda rüşvet alan insanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil etmek üzere bir başka ülkeye büyükelçi olarak gönderiyorsanız, orada sorun var demektir” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, bugün en sıcak gündemin işsizlik, işsizliğin de bütün kötülüklerin anası olduğunu, bunu aşmak için de birlikte mücadele etme mecburiyeti olduğunu söyledi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA