GÜNDEM
Giriş Tarihi : 18-02-2020 16:39   Güncelleme : 18-02-2020 17:10

“Her düşünceye eşit mesafede olunmazsa, devlete sızmak isterler”

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, FETÖ meselesini değerlendirirken, devletin her düşünceye eşit mesafede olması ancak şeffaflığı şart koşması gerektiğini söyledi. Gül, “Devlet, bir zamanlar farklı düşüncelere eşit mesafede durmadığı için herkes devlete sızma teşebbüslerinde bulundu. Bu sızma girişimi bazen sağ, bazen sol, bazen din adına olmuştur. Her türlü düşüncenin, şiddet içermeyen fikrin, örgütlenmesi serbest olacak; ama şeffaflık şartıyla” dedi.

“Her düşünceye eşit mesafede olunmazsa, devlete sızmak isterler”

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Karar gazetesi yazarları Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır ve Yıldıray Oğur’un sorularını cevapladı.

“Soft power ile hareket ederseniz, problemlerin çözümü kolaylaşır”

Suriye konusunda Türkiye çok kışkırtılıyor olsa da Suriye ile topyekûnn bir savaşa girilmemesi tavsiyesinde bulunan Gül, hiçbir çıkış stratejisi olmadan bir cephe açılmış olmasını eleştirdi.

Gül, uluslararası ilişkilerde askerî güçten çok diplomasinin kullanılması gerektiğini ifade ederek, “Ordunun güçlü olması tabii hepimizi gururlandırır; ama güçlü ordunun varlığı savaştıralım diye değil, caydırıcı olması içindir; savaşı önlemek içindir. Onun yerine diplomasiyle, yani soft power ile, yumuşak güçle hareket ederseniz, o zaman problemlerin çözümü, dünyaya bakışınız daha farklı olur” diye konuştu.

“Ama soft power kendi evinin içinde başlar” diyen Gül, “Önce evin içini düzene koymak gerekir. Bu dışarıya güçlü yansır” dedi.

“Kutuplaşma siyaseti, Türkiye için en büyük tehdit”

Kutuplaşma siyasetinin Türkiye için en büyük tehdit olduğunu, bunu Cumhurbaşkanı iken de defalarca söylediğini belirten Gül, “Çoğulculuğun gereği ayrı ayrı tezleri ileri sürmek siyasetin doğasıdır; ancak bunu bir kutuplaştırma ve kavga vesilesi kılmak ve kazanmak için her şeyi mubah görme metodu esas alınırsa bundan herkes zarar görür” diye konuştu.

“Babacan’ın karakterine, bilgisine, siyaset üslûbuna güveniyorum”

Gül, kendisine Babacan’ın kuracağı partinin ilerideki potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak bakıldığına dair bir soruya, “Bir siyasi partinin kuruluş gerekçesi bir kişiyi cumhurbaşkanı yapmak olabilir mi Allah aşkına?” diye karşılık verdi.

Gül, “Partiyi destekliyorsunuz ama değil mi?” sorusuna ise, “Tabii ki destekliyorum. Ali Bey’in karakterine, eğitimine, bilgisine, siyaset üslûbuna güvenen ve takdir eden bir insanım” diye cevap verdi.

“Türkiye’nin özgürlükçü bir yola girmesi gerekir”

Türkiye’nin özgürlükçü bir yola girmesi gerektiğini vurgulayan Gül, şu tavsiyelerde bulundu:

“Salt güvenlikçi yol, sizi tedbir üzerine tedbir almaya mecbur eder. Bu nedenle hukuk ve adalet, en önde gelir. Bu ise en kolay düzeltilecek mesele. Burada sadece bir irade gerekiyor. İnsan hakları standartlarının uygulamasını yükseltmekten geçiyor bunun yolu. Türkiye gerçeğini ve imajını çok süratli bir şekilde değiştirebilirsiniz. Özellikle gazeteciler, basın yayın ve sivil toplum örgütleri ve siyasetçilerle ilgili bazı davalar var. Anayasa Mahkemesi bile bunları yanlış buluyor. Bunlar çok süratli bir şekilde düzeltilebilir. Türkiye’nin üzerinden bu yük alınmış olur. Bu tür davaların nelere mâl olduğunu yakın zamanda hep beraber gördük. Eğer AİHM’nin ve bizim Anayasa Mahkemesi’nin kararları dikkate alınarak hareket edilirse bunun Türkiye’ye birden iyimser bir hava getireceğine inanıyorum.”

“Kanunlaşırken ne Meclis bürokrasisi ne de partiler itiraz etti”

Abdullah Gül, 26’ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un gündeme getirdiği askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması düzenlemesini de değerlendirdi.

Gül, bu konuda şunları söyledi:

“Hatırlarsanız o sıralar Türkiye AB ile müzakerelere başlamış, büyük AB hedefi var ve iddialı bir reform sürecine girmişiz. Benim de AB sürecine ne kadar önem verdiğimi, nasıl öncülük ettiğimi bilirsiniz. AB sürecine salt bir AB ülkesi olmak açısından bakmadım; ama şuna da inanıyorum ki, AB üyesi bir ülkenin sahip olduğu hukuk, ekonomi ve siyaset standartlarını uygulayan, AB üyesi olmayan Norveç gibi bir ülke olursak bu bizi her bakımdan hem mutlu, hem zengin, hem güçlü yapar. Burada iki önemli kriter vardır; siyasî kriterler ve ekonomik kriterler. Siyasî kriterler içerisindeki maddelerden biri de sivil-asker ilişkileriydi. Bunlar daima gündemimizde olan meselelerdi. MGK kanununun değişmesine de bakarsanız, o da aynı şekilde AB reformları çerçevesinde yeniden düzenlenmiştir. O zaman MGK bir nevi gölge hükümet gibiydi. Operasyonel tarafları vardı MGK’nın. Bunlar sivil-asker ilişkilerinin AB standartlarına taşınmasıyla ilgili yasalardı. Türkiye’nin zaten Katılım Ortaklığı Belgesi’nde taahhüdüydü bu değişiklikler. Dolayısıyla bu çerçeve içerisinde bana gelmiş bir maddeydi. Kanunlaşırken ne Meclis bürokrasisi ne de partiler tarafından Anayasa’ya aykırılığıyla ilgili bir itirazda bulunulmamış, ben de imzaladım. Cumhurbaşkanları kendilerini Anayasa Mahkemesi yerine koymazlar. Ben ‘Abdullah Gül tekrar cumhurbaşkanı olmasın’ diye gelen yasayı da onayladım, gönderdim.”

“Kimse aklını bir kişiye teslim etmemeli”

“FETÖ”nün devletteki yapılanması hakkındaki görüşleri sorulan Gül, şunları söyledi:

“Buradan çıkartılacak esas ders şu: Kimsenin aklını, fikrini mutlak bir şekilde bir din adamına, bir siyasetçiye veya ideolojik bir gruba teslim etmemesi lazım. İşte bu grubun her şeyi gasp etmesinin, hain darbe girişimine kadar gelebilmesinin altında bu zihniyet yatar. ‘Düşünmez misiniz, akletmez misiniz?’ diye sürekli telkin eden bir dinin mensuplarıyız. Koca koca okumuş insanlar, aklını fikrini hiç muhakeme etmeden bir yerlere teslim etmiş. Dediğim gibi bu teslimiyet, ister dinî bir motivasyon sonucu, isterse bir ideoloji adına olsun her zaman felaketle sonuçlanıyor”

“Devlet her düşünceye eşit mesafede olmazsa sızmalar olur”

Gül, “Devlet buradan nasıl bir ders çıkarmalı?” sorusuna karşılık da şunları söyledi:

“Her türlü düşünceye, şiddet içermeyen her fikre karşı devletin eşit olması ama şeffaflığı şart koşması gerekiyor. Şeffaflık burada önemli. Devlet, bir zamanlar farklı düşüncelere eşit mesafede durmadığı için herkes devlete sızma teşebbüslerinde bulundu. Bu sızma girişimi bazen sağ, bazen sol, bazen din adına olmuştur. Her türlü düşüncenin, şiddet içermeyen fikrin, örgütlenmesi serbest olacak ama şeffaflık şartıyla.”

“Kitlesel cezalandırmalar doğru değil”

Bir soru üzerine KHK mağdurları konusunu da değerlendiren Gül, “Duygularla ve sübjektif kanaatlerle hareket etmemek gerekir. Bunları soğukkanlılıkla hep ayrıştırmak lâzım. Büyük haksızlıklar oluyor. Kitlesel cezalandırma diye bir şey, ne modern demokrasilerde ne de bizim anlayışımızda söz konusudur” dedi.

“Benim tercihim, tam demokratik parlamenter sistemden yana”

Gül, “Türk tipi başkanlık sistemi” konusunda görüşlerini dile getirirken, “Benim tercihim, tam demokratik parlamenter sistemden yanadır” dedi. Gül, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Osmanlı Devleti Yemen’de dahi sandık kurmuş, seçim yaptırmış. Meclis-i Mebusan var. Parlamento geleneği Cumhuriyet’in öncesinde de var. Meclis öncülük etmiş Kurtuluş Savaşı’na. Zaman zaman meclisin ağırlığı tartışma konusu olmuştur; ama meclis, her zaman politikanın, Türk siyasetinin merkezidir. Millî irade, her daim meclisin şahsında tecessüm etmiştir. Siyasî partilerin ağır topları diye söylediğimiz önemli siyasî figürler, hep Meclis’ten gelmiştir. TBMM bugüne kadar hiç bu kadar önemsizleştirilmemişti. Bunun noksanlığını Türkiye hissediyor.”

“Kürt meselesinin uluslararası boyutlara varmasından hepimiz sorumluyuz”

Gül, Kürt meselesine dair bir soruyu cevaplarken, Türkiye’nin bu konuyu kendi inisiyatifiyle, yüksek insan hakları standartlarıyla halledemeyince, meselenin bölgesel ve uluslar arası boyutlara gittiğini belirterek, bunda herkesin sorumluluğu olduğunu söyledi.

Gül, “HDP'ye yönelik bir tecrit, izolasyon var. Sağlıklı buluyor musunuz?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:

“Cumhurbaşkanlığımda hepsini angaje etmeye çok önem verirdim. Her dış ziyaretimde bütün partilerden olduğu gibi onlardan da temsilci alırdım. Bu beni gittiğim yerde güçlü yapardı. Masaya şöyle oturunca hepsini tanıtırdım. MHP’li arkadaşımı da HDP’li arkadaşımı da tanıtırdım. Bütün gezilerimde de olmuşlardır. Hiçbir ayrım yapmadan bütün belediyeleri Batman'ı da Diyarbakır'ı da ziyaret etmişimdir. Onlara bu ülkeye ait olduklarını hep bu şekilde hissettirdim.”

“Tutuksuz yargılanmaları, iklimi pozitife çevirir”

“Türkiye’de çok sayıda gazeteci, siyasetçi hiçbir dönemde olmadığı kadar hapiste. Osman Kavala, Ahmet Altan, Mümtazer Türköne, Selahattin Demirtaş cezaevinde. Ne düşünüyorsunuz?” sorusunu da cevaplayan Gül, şöyle konuştu:

“Yönetimin Türkiye’deki iklimi pozitife çevirme meselesinin en kısa yolu işte bu siyasetçilerin, yazarların, gazetecilerin ve sivil toplumcuların tutuksuz yargılanmasıdır. Zaten AYM’nin de AİHM’in de kararı bu yönde. Yüksek mahkeme kararları uygulanırsa bu adım içeride ve dışarıda çok takdir edilir ve olumlu hava, ekonomi dahil, birçok şeye yansır.”

“Siyasal İslâm, bütün dünyada çöktü”

Abdullah Gül, sorulara verdiği cevaplarda, muhafazakârların ulusalcılaştığını, siyasal İslâm’ın bütün dünyada çöktüğünü söyledi. Gül, “Biz bunu görüp, paradigmadan kopuşu gerçekleştirmiştik; ama sürdürülemedi” dedi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor2653
  • 2Başakşehir FK2653
  • 3Galatasaray2650
  • 4Sivasspor2649
  • 5Beşiktaş2644
  • 6Alanyaspor2643
  • 7Fenerbahçe2640
  • 8Göztepe2637
  • 9Gaziantep FK2632
  • 10Denizlispor2631
  • 11Antalyaspor2630
  • 12Gençlerbirliği2628
  • 13Kasımpaşa2626
  • 14Konyaspor2626
  • 15Yeni Malatyaspor2625
  • 16Çaykur Rizespor2625
  • 17MKE Ankaragücü2623
  • 18Kayserispor2622
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA