KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 27-02-2020 21:30

“Biz bu filmde düşmanı değil düşmanlığı yenmeyi işledik”

Çanakkale Savaşını anlatan “Mendilim kekik kokuyor” filminin yönetmeni Hüseyin Özden, düşmanın silah, insan gücü ve hile ile yenilebileceğini ancak düşmanlıkları yenmek için vicdana, bilgiye ve sanata ihtiyaç olduğunu belirterek, bu filmde bunu işlediklerini söyledi. Özden, filmde bazı metaforlar kullandıklarını da belirterek, “Türkiye’de yok ama biz, emperyalizmi temsilen akbabaları da kullandık” dedi.

“Biz bu filmde düşmanı değil düşmanlığı yenmeyi işledik”

Savaşı kazanmak için güce ihtiyacınız vardır. Silah güçtür, insan güçtür, hile güçtür. Elinizde bunlara tutunursanız, karşınızdaki daha güçsüz olan insanları yenebilirsiniz; ama düşmanlığı yenmek için 3 şeye ihtiyacınız var: Vicdan, bilgi ve sanat.

Çanakkale Zaferini anlatan ve Çanakkale haftasında gösterilmeye başlanacak olan “Mendilim kekik kokuyor” filminin yönetmeni Hüseyin Özden, TV5’de yayınlanan “Bizim Hane” programında, Tuba Özek’in sorularını cevapladı.

“Benim için mendil Anadolu, kekik de Anadolu iradesi”

Hüseyin Özden, filmin ortaya çıkışının hikâyesini anlatırken, filmin senaryosunu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden okul arkadaşı Abdülkadir Bozkurt’un yazdığını belirtti. Özden, senaryodan daha yazılış aşamasından itibaren haberdar olduğunu, senaryo önüne geldiğinde ise henüz içeriğine bile bakmadan bu filmi çekmek istediğini söyledi. Özden, “Çünkü ismi çok hoşuma gitti: ‘Mendilim kekik kokuyor’. Abdülkadir arkadaşım ne düşündü, bilmiyorum; ama benim için oradaki mendil, bütün Anadolu, kekik kokusu da Anadolu’nun iradesiydi. Onun üzerine bu filmi çekme hazırlıklarına başladık” dedi.

“Destek için herkes seferber oldu”

Özden, senaryonun, 2015 yılında Çanakkale savaşlarıyla ilgili olarak düzenlenen bir yarışmada birincilik ödülü aldığını, bu senaryo üzerine inşa edilen film projesinin de 2018 yılında Kültür Bakanlığı’ndan destek aldığını söyledi. Bir sinema filminin küçük bir bütçeyle çekilemeyeceğini belirten Özden, “Arkasından diğer desteklerle ve inançla, ‘Bundan dönüş yok; bunu yapmalıyız. Annemizden emdiğimiz süte borcumuz var’ diyerek yola çıkıp bu filmi bugüne getirdik” dedi.

Özden, Kızılay’ın filme büyük destek sağladığını, Anadolu şirketlerinden ve Anadolu insanından büyük destek gördüğünü belirterek, “Ortaya Anadolu’nun iradesi olan bir film çıktı. ‘Mendilim kekik kokuyor’ filmi, artık sadece bir yapım evinin, bizim filmimiz değil, bütün Anadolu’nun filmi diyebilirim’ diye konuştu.

Hüseyin Özden, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu filme başladığımız zaman, elimizdeki kısıtlı imkânlarla nasıl gerçekleştireceğimizi araştırdığımız zaman, içimizdeki o küçük pırıltının bir güneş olacağını hissetmiştim.

Oyuncularımız… Çok önemli… Dünyanın her yerinden oyuncularımız var. Alman Wilma Elles, Hollywood’dan tanıdığımız Mike Mitchell, Özbek sinemasının önemli ismi Şahruh Tuyçibayev, Azerbaycanlı oyuncularımız, Belçika’dan, Rusya’dan oyuncularımız geldiler. Devlet Tiyatrosu’nun oyuncuları arkadaşlarımızdı; yarıştılar bu filmin bir parçası olmak için. Şehir Tiyatroları’nın, özel tiyatro oyuncuları, hepsi bu filmin bir parçası olmak istediler.

Platolar kurmamız gerekiyordu. Belki Türk sinemasının en ağır platolarını kurduk. Türk Kızılay’ından rica ettik, kamyonlarca malzeme gönderdiler. Sevgili İsmail Güneş ağabeyimiz, elindeki bütün, daha önceki çekimlerinden gelen kostüm, sanat desteklerini verdi. Tanıdığımız sanayicileri aradığımızda, platomuzu kurmak için ahşap malzemelerle, kamyon kamyon malzemelerle destek oldular. Akseki halkı, Antalya halkı, Antalya valisi, bize özel destekler verdiler ve bütün kapılar açıldı. Mekânlar… O belirlediğimiz evlere girmekte hiçbir sorun yaşamadık. Bir şekilde bu film yürüdü. Sponsor olmak, ekibe bir parça yemek vermek için Belçika’dan gelen dostlar oldu. Bakıyorsunuz, öğlen saatinde Akseki’nin bir köyünde özel yemekler hazırlamışlar, börekler hazırlamışlar, sete getirmişler; ‘Ne olur bunu alın, sizinle beraber paylaşalım’ diyorlar. Hepsi, o Çanakkale anılarını bize anlattılar. Çünkü hepimizin anılarında, geçmişinde bir Çanakkale var.”

“Bu, Anadolu’nun bütün kültürel birikimiyle bir karşı duruştur”

Çanakkale savaşlarında düşmanın hedefinin Anadolu’yu yok edip İstanbul’u almak olduğunu, Anadolu insanının ise bir var olma mücadelesi verdiğini ifade eden Özden, “İşte o var olma mücadelesinde, kendi son tohumlarını bile cepheye göndererek, o iradeleriyle savaşı kazanmak istediler. Oradaki kekik kokusu, bütün Anadolu kültürünün kekik kokusudur aslında. O kekik kokusunun içinde hepsini hissedersiniz. İşte bu filmin içinde Anadolu’nun o değerlerini göreceksiniz, ağıtlarını göreceksiniz, inancını göreceksiniz, şairlerini, türkülerini göreceksiniz. Bu bir karşı duruştur; bütün kültürel birikimiyle karşı duruştur. Biz bu filmde onu vermeye çalıştık.”

Özbekistan’dan gelen Şahruh Tuyçibayev’in kendisini çok heyecanlandırdığını söyleyen Özden, şunları anlattı:

“Bir gün telefon geldi. Setteyim. Özbekistan Büyükelçiliği’nden aradılar. Dediler ki, ‘Biz size bir oyuncu göndermek istiyoruz.’ Özbekistan’da daha önce bir belgesel çekiminde bulunmuştum; Özbek Kino ile bir dostluğumuz oluşmuştu. ‘Bu filmde bir oyuncumuz olsun istiyoruz’ dediler. Biz de ‘Buyursun gelsin ama yol parası veremeyiz, oyuncuya para veremeyiz’ dediğimizde, ‘ Biz hepsini halledeceğiz’ dediler. Çok efendi bir adam geldi. Şahruh, Özbek sinemasının önemli bir ismi. O zor şartlarda bizimle beraber çalıştı ve söylediği bir cümle var: Diyor ki, ‘Ben hacca gidiyordum. Duydum ki kardeşlerim savaşa girmiş, farzımı burada eda etmek istedim’ diyor ve farzını da filmin içerisinde burada eda ediyor zaten. Yani Anadolu’ya bir ateş düşse, Türkistan’ın yüreği yanar. Bu cümleleri aslında senaryoya onun ifadeleriyle ekledim desem yalan olmaz.”

Oyuncu kadrosu

Hüseyin Özden, filmin oyuncu kadrosu hakkında bilgi verirken, başrolde dizilerden de tanınan usta oyuncu Mehmet Çevik’in yer aldığını, oyuncu eğitiminde de kendilerine çok katkıda bulunduğunu söyledi. Özden, “Wilma Elles, kendisi Alman asıllı olmasına rağmen Anadolu aşığı bir kadın. Bu filmin içerisinde yer almak için mücadele verdi. Kendisi özellikle ısrarcı oldu ve büyük fedakârlıklar yaptı. Kocaeli Şehir Tiyatrosu’ndan Başar Alemdar, Azer Şelte, özel tiyatrodan tanıdığımız Çetin Büyükakın var ve Devlet Tiyatrolarının birçok oyuncusu; Radife Baltacıoğlu, Meltem Evcioğlu, Suzan Sabancı, Oktay Dal; yine Türk sinemasının çok yakından tanıdığı Devrim Yakut, Alper Kut ve 200’ün üzerinde, zaman zaman 500’e çıkan bir figürasyon kadrosu var ki, onların hepsi böyle koşar adım geldiler” diye konuştu.

Film için bilgilerine ve tecrübelerine güvendikleri arkadaşlarını ekiplerine aldıklarını, filmin görüntü yönetmenliğini İbrahim Çaltılı ile Erol Zurnacı’nın üstlendiğini anlatan Özden, şöyle konuştu:

“Görsel anlamda bize destek verecek, işine güvendiğimiz Hakan Kurşun arkadaşımızı da sete davet ettik ve kendisi, hakikaten sette bilgi ve birikimini bizimle paylaşarak, bizim kurduğumuz o atmosfer, o dünya çerçevesinde işe ciddi katkılar verdi; filmin kalitesini yükseltme noktasında emek verdi. Ben, çıkacak sonuçta yüzde 50 payı olduğunu düşünüyorum. Kendisine teşekkür ediyorum, bizimle beraber olduğu için.”

Özden, kendilerini hiç yalnız bırakmadığını belirttiği Akseki Kaymakamlığına da teşekkür etti. Özden, “Hazırlık aşamasından çekimin son gününe kadar yanımızdaydılar. Bu bölgede çekim yapmak çok zor. Tıkandığımız yerlerde çözümler ürettiler” dedi.

Çocuklarını sete getiren Rus kadınlar…

Antalya bölgesinde Türklerle evli Rus kadınlar olduğunu belirten Özden, bunlardan bazılarının kendilerine, ‘Evet biz Rusya doğumluyuz; ama artık Türk’üz. Bu coğrafyanın insanıyız. Çocuklarımızın, bu toprakların değerlerini öğrenmelerini istiyoruz. Setinize bırakabilir miyiz? Oynasınlar’ dediklerini anlattı. Özden, “Hakikaten o çocuklar, bizimle beraber sette kendi kimliklerini kazandılar ve hakikaten büyük bir katkı olduğunu, büyük bir fedakârlık olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin her tarafından, tek bir sahne oynamak için gelen arkadaşlarımız oldu. ‘Beş kuruş istemiyoruz; yeter ki biz, o filmin bir karesinde görünelim’ diyenler oldu” şeklinde konuştu.

Bu filmde oynadıktan sonra karakterleri değişen gençler olduğunu ifade eden Özden, “Figürasyonda yer almış da olsa, bu filmle ilgili bir anısını paylaşmaktan büyük bir onur duyuyor. Buradan da şu çıkıyor: Bu gök kubbenin altında bir büyü var sanki. Burada yaşayanları birleştiren bir büyü var. Biz filmde onu kullandık sadece” diye konuştu.

“Anadolu, bütün mazlumların sığınağı…”

Özden, Anadolu’nun her zaman bütün mazlumların son sığınağı olduğunu ifade ederek, “Suriye’den, Uygur bölgesinden, Orta Asya’dan, Balkanlardan hep Anadolu’ya göç ederler; çünkü Anadolu, bir maya ile insanlığı da mayalamıştır” dedi.

Özden, filmde bir kahramanlık hikâyesi anlatmak yerine bir destanı, bir lirik çığlığı anlattıklarını belirterek, bunun, bütün bir coğrafyanın destanı ve çığlığı olduğunu söyledi. Özden, “Bir şeyi de anlatmak istedik; düşmanı yenmek değil esas olan. İnsanlığın içerisindeki düşmanlığı yenebilirsek ve bu yenmeye katkı sağlayacak bir eser ortaya koyabilirsek, biz görevimizi yapmış oluruz. Çünkü Anadolu, aynı zamanda bir insanlık yuvası. Herkesin sığınağı. Herkes için bir güvence. Zulme uğrayan herkesin aklına Anadolu’ya ulaşmak geliyor” diye konuştu.

“55 yaşında sinema dalında yüksek lisans yaptım”

Kendisinin kültürel olarak Anadolu’dan beslendiğini kaydeden Özden, bu konuda şunları söyledi:

“İşte o Anadolu’nun değerlerini bizim yüceltmemiz gerekiyor. Bunu yüceltirken de sinema dilini iyi kullanmamız gerekiyor. Tam o noktada ne yaptım ben? Tiyatro bölümü mezunuydum. Televizyonculuğu çok iyi bildiğimi iddia ederim. 25 yıl TRT’de görev yaptım; her kademesinde görev yaptım. Tek başıma kamerayı alıp ekrana çıkabilecek kadar da bir birikimim var. Bu ayrı bir konu. Belgeseller yaptım. Yazarlık bünyesinde senaryolar yazdım. Ödüller verdiler; yaptığım belgesellere, yazdığım senaryolara uluslararası ödüller geldi. Çok güzel; ama sinema filmi çekmek istiyorum ve bir eksiğim var, sinema dili konusunda. 55 yaşından sonra gittim, sinemada yüksek lisans yaptım. Bu iş için yaptım. Dünyaya Türklerin de kaliteli film yapabileceğini göstermek için yaptım. Ben, iddialıyım bu konuda.

“Anadolu coğrafyasını dünya sinemasına tanıtmalıyız”

Bizim sorumluluğumuz şu: Elimizde çok güzel bir plato var; Anadolu… Çok güzel malzemeler var Anadolu’da; çok güzel insanlarımız var. Western filmlerini bilirsiniz; bir çakıl dikeni ile bir kayalıktan tarih çıkartmaya çalışıyorlar. Ama bizim filmimizi çektiğimiz Sarıhacılar Köyü’ne gittiğiniz zaman, belki Türk sinemasının birçok kişisi oradan haberdar değildi, Akseki’de, kervan yolu… Altı taşlar… Düğmeli evleri ile bize müthiş bir plato, müthiş bir görsel… Onu gördükten sonra, maliyetten kaçıp buradaki küçük platolara işi sıkıştırmanın hiçbir anlamı yoktu. Biz, onu orada çekip, aynı zamanda bu coğrafyamızı dünya sinemasına da armağan etmek zorundayız, dikkat çekmek zorundayız. Yoksa işin basitine gitmek, bu filmi İstanbul’da çekmek, yarı yarıya daha ucuza gelebilirdi. Transferleriyle, yol paralarıyla, konaklamalarıyla, iaşesiyle, çok büyük maliyetler var.

“Türkiye’de yok ama emperyalizmi temsilen akbabaları kullandık”

Özden, “Mendilim kekik kokuyor” filmini diğer Çanakkale filmlerinden ayıran özelliklerin ne olduğuna dair bir soruyu cevaplarken, Çanakkale Savaşları’nda sadece bireylerin değil, toplumun aydın insanlarının, ilminin de kaybedildiğini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz, bir bireyin hikâyesinden yola çıkmadık. Ana kahraman Anadolu’nun ve savaşın kendisini ele aldık. Diğer kahramanlarımız, bunu destekler boyutunda kaldılar ve bizim için Çanakkale içerisindeki o kaotik ortam çok önemliydi. Ben, filme çıkarken kendi kafamda şöyle bir cümle kullandım, broşürlerimde de bunu yazdım: ‘Bu bir savaş filmi değil. İnsanın var oluşu hakkında umut veren lirik bir çığlık, evrensel bir destan’ dedim. Yani bir kahramanın hikâyesi üzerinden gitmek yerine, bir durum üzerinden gitmeyi tercih ettik. Böyle bakınca da o kaotik ortamı görüyoruz. Filmimizde çok fazla metafor (mecaz / sembolik ifade) görürsünüz. Meselâ, Türkiye’de olmamasına rağmen biz, bu filmde akbabaları kullandık. Akbabalar, kan içicilerdir. Emperyalizmi temsil ederler. Ölüden beslenirler, kandan beslenirler. Çanakkale savaşındaki ölüler üzerine konan akbabaları kullandık. Onlar kimdi? Silah tüccarlarıydı, emperyalist güçlerdi. Ezilen çiçekleri gördük; çünkü savaş, sadece insanları öldürmüyordu; doğayı da katlediyordu, umutları da yok ediyordu. O yüzden de illâ bir fark arayacak olursak, bizim filmimizin biraz daha evrensel bir temada baktığını söyleyebilirim.

Savaşı kazanmak için güce ihtiyacınız vardır. Silah güçtür, insan güçtür, hile güçtür. Elinizde bunlara tutunursanız, karşınızdaki daha güçsüz olan insanları yenebilirsiniz; ama düşmanlığı yenmek için 3 şeye ihtiyacınız var: Vicdan, bilgi ve sanat. Estetik bir anlayışa ihtiyacınız var. Bu savaşın içinde biz, bunu işlemeye çalıştık. Vicdanı temsil eden, o mazlum millet. Meselâ düşman askerini bile sırtında taşıyacak kadar vicdanlı olan bir Anadolu insanından bahsediyoruz. Merhametli… Silahınızın olmadığı yerde kullanacağınız tek güç, aklınız. O akılla, bu filmin içerisinde, bir adım öne gitmek için kendilerini feda etmeleri gerektiğini anladıklarında feda ediyorlar. Biliyorlar ki bir adım daha kazandılar (ilerlediler) ve gelecek kurtulacak. Bu da aşktır; yani kendilerini kodlayan inanca duydukları aşktır.”

Yönetmen Hüseyin Özden, “Mendilim kekik kokuyor” filminin 6 Mart’ta gösterime gireceğini kaydetti.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor2653
  • 2Başakşehir FK2653
  • 3Galatasaray2650
  • 4Sivasspor2649
  • 5Beşiktaş2644
  • 6Alanyaspor2643
  • 7Fenerbahçe2640
  • 8Göztepe2637
  • 9Gaziantep FK2632
  • 10Denizlispor2631
  • 11Antalyaspor2630
  • 12Gençlerbirliği2628
  • 13Kasımpaşa2626
  • 14Konyaspor2626
  • 15Yeni Malatyaspor2625
  • 16Çaykur Rizespor2625
  • 17MKE Ankaragücü2623
  • 18Kayserispor2622
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA