GÜNDEM
Giriş Tarihi : 24-03-2020 19:54

“Salgın sürecinde özgürlükçü demokrasiler de çöküyor”

“Duvar” isimli kitabında içe kapanmacı, güvenlikçi, otoriter anlayışı benimseyenleri “Duvarcılar”, küreselleşmeci, liberal, demokratik anlayışı benimseyenleri de “Köprücüler” olarak isimlendiren Arıboğan, verdiği röportajda, “Kriz sonrası esas eğilimin duvarcıların lehine gelişeceği inancındayım” dedi

“Salgın sürecinde özgürlükçü demokrasiler de çöküyor”

Korona virüsü salgınının muhtemel sonuçları

Habertürk programcısı Kübra Par, korona virüsü salgınının muhtemel siyasî, ekonomik ve sosyolojik sonuçlarını sorgulamak üzere başlattığı röportajlar dizisinde, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a da sorular yöneltti.

Eski MİT Daire Başkanlarından Ekonomi Profesörü, strateji uzmanı merhum Mahir Kaynak’ın kızı olan Prof. Arıboğan, bu konuda dikkat çeken analizler yaptı.

“Otoriter, içe kapanmacı, güvenlikçi devlet anlayışı”

Korona virüsü salgınının ülkelerin içe kapanmasına ve kendilerini kurtarma yolunu tercih etmelerine sebep olduğunu belirten Arıboğan, “Bu yaklaşım, kuşkusuz siyasi güç kompozisyonunu merkeziyetçileştiren ve kriz sonrasında da devam edebilecek otoriter, içe kapanmacı ve güvenlikçi devlet anlayışını hakim kılacak bir metot” dedi.

Prof. Arıboğan, salgın karşısında beliren ikinci eğilimin de “ortak mücadele” stratejisi olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

“Salgın, küresel çapta büyük bir yapısal dönüşümün tetikleyicisi olacak”

“Yani küresel yönetişim mantığı çerçevesinde “Dünya hepimizin ortak evi; temizlersek hepsini temizlememiz gerekir. Aksi halde hiçbirimiz güvende olamayız” düşüncesi. Özellikle küresel sağlık sorunları, tüm ülkeleri birlikte davranmaya itmesi gereken konular. Bu meseleyi çözen ilk ülke, bunu dünya ile paylaşmak durumunda. Aksi halde kendisi de iyileşemez. Kaldı ki pandemi nedeniyle derinleşmekte olan ekonomik kriz, herkesi vuracak. Korona, kanımca küresel çapta büyük bir yapısal dönüşümün tetikleyicisi olacak.”

“Duvar” isimli kitabında içe kapanmacı, güvenlikçi, otoriter anlayışı benimseyenleri “Duvarcılar”, küreselleşmeci, liberal, demokratik anlayışı benimseyenleri de “Köprücüler” olarak isimlendiren Arıboğan, röportajda, bu sürecin muhtemel sonucu hakkında şunları söyledi:

“Esas eğilimin duvarcıların lehine gelişeceği inancındayım”

“Berlin duvarının yıkılışından bu yana 30 yıldan fazla zaman geçti ve biz küreselleşme, demokratikleşme, libaralleşme, işbirliği derken dünya bir anda bambaşka bir faza geçti. 1989’da dünya üzerinde yaklaşık 15 ülkenin sınır duvarı varken bugün 80 civarında ülke sınırlarını duvarlarla çeviriyor. Bunların arasında biz de varız. Aşağı yukarı Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan bütün sınır hattımızı duvarla kapatıyoruz. Liberal dünya olarak tanımladığımız coğrafi alanda ‘güvenlikleştirme süreci’ çok daha büyük bir hızla yükseliyor. (…) Otoriter ve içe kapanmacı anlayış büyük bir ivme almış durumda. (…) Toplumlar zaten ortaya çıkan tüm istikrarsızlıklarda ‘gücün merkezi olan devlete’ yani baba figürüne sığınır. Paternal devlet anlayışı şefkat değil, kontrol ve cezalandırma üzerine kuruludur. Halk bir türlü büyüyemeyen, doğru yolu bulamayan bir çocuk gibi disipline edilip, yol gösterilmesine ihtiyaç duyar. Bu nedenle ortaya çıkan bu krizin çözümü açısından ‘küresel yönetişim’ ihtimali doğsa da, kriz sonrası esas eğilimin duvarcıların lehine gelişeceği inancındayım.”

“Bu pandemi, daha büyük krizlerin önüne geçmiş olabilir”

Son dönemde güç merkezinin Pasifik’e doğru büyük bir sürat ve ağırlıkla kaymasının kriz veya savaş ortamını tetikleyici olabileceğinin düşünüldüğüne işaret eden Arıboğan, “Ben de ‘kış’ geliyor derken bunu kast etmiştim. Şartlar sanki dünya savaşları öncesindeki ekonomik, askeri ve diplomatik ortama doğru sistemi geriyordu. Bu pandemi, şu an büyük bir sorun olsa da, yapısal dönüşüm zorlaması nedeniyle belki çok daha büyük krizlerin önüne geçmiş olabilir diye düşünüyorum. Bu belki Polyannacılıktır, ama bence gelmekte olanın gelmesini geciktireceği kesin. (…) Açıkçası ben, küresel çapta olmasa da bölgesel nitelikli büyük savaşların kapıda olduğunu düşünüyordum. (…) Ben ciddi bir sıkışıklık görüyordum; bu vesile ile mecra değişti ve yapısal dönüşüm başka bir kanaldan şekillenmeye başladı” diye konuştu.

“Avrupa, yeni bir Ortaçağa giriyor”

Salgının sadece insan maliyeti açısından değil, ekonomik ve siyasi bir güç merkezi olma niteliğini kaybetme bağlamında da en çok Avrupa kıtasını vuracağını ileri süren Arıboğan, şöyle konuştu:

“Avrupa Birliği ideali en azından manevi yolculuğunun sonuna geldi bence. Şu andaki ruh halleri 14. yüzyılın veba günlerine dönmüş durumda. ‘Geçmiş asla unutulmaz; hatta geçmiş bile değildir’ der Faulkner. Geçmiş travmalar kolektif bellek üzerinden yeni nesillere aktarılır. Şu anda büyük büyük dedelerinin, ninelerinin hikâyesinin içine girdiler. Bu, Ortaçağın dönüşüdür; yeni Ortaçağdır.”

“Liberal yani özgürlükçü demokrasiler de çöküyor”

“Bu krizden yeni bir ekonomik model çıkacağını söylemenin yanlış olmayacağını” ifade eden Arıboğan, “Devlet merkezleri ile milliyetsiz küresel güçler arasındaki amansız rekabetin sonlarına doğru bir yerdeyiz şimdilerde. ‘Devlet’ pistlere geri döndü. Küresel aktörler için devlet merkeziyle işbirliği yapma, ya da yok olma zamanı. Liberal kapitalizm ile birlikte liberal yani özgürlükçü demokrasiler de çöküyor” dedi.

“Bu süreç, Keynesyen ekonominin yükselişini getirebilir mi?” sorusuna “Kesinlikle” cevabı veren Arıboğan, şunları söyledi:

“1984 romanının son cümlesindeki gibi…”

“Herkes devletin memuru olunca, hiç kimsenin patronun arzusu hilafına bir eleştirel duruşa sahip olması mümkün olmaz. Tarihsel olarak ilke şudur: “ekmek paranı kim dağıtıyorsa ona itaat edersiniz; aksi halde aç kalırsınız”. Eğer alternatif çalışma olanağınız varsa özgürce davranmanız mümkündür, yoksa şartlar merkezden belirlenir ve makbul vatandaş olmanın dışında bir şansınız kalmaz. Bu da bir Panoptikon modelidir aslında. Herkes tutsaktır ve bir süre sonra ister istemez 1984 romanının son cümlesindeki gibi “Büyük Birader’inizi sevmeye başlarsınız.

(…) ‘Devletsiz olmuyor’, hatta ‘otoriter devletsiz olmuyor’ düşüncesi ilmek ilmek dokunuyor. Hepimiz devletimizin güçlü kolları, kucaklayıcı kanatları altına sığınıyoruz. ‘Koru beni, seveyim seni’ ilkesi hayata geçiyor. (…)Devlet ile bireyin ilişkisinde, güç merkezinin devlet mekanizmasının tarafına doğru ağır basacağını düşünüyorum.”

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, salgınla mücadele kapsamında devlet tarafından kişisel verilerin depolanmasının, insanların bütün gizliliklerini kaybetmeleri riski doğurup doğurmayacağına dair bir soruya karşılık, “Bu artık bir risk değil, bir olgu. Durum tam da böyle” dedi.

Arıboğan, “Bu yaşadığımız süreç dijital bağımlılığı artırabilir mi?” sorusunu cevaplarken de, şunları söyledi:

“Belki de Korona, tabiatın bize insan olduğumuzu hatırlama çağrısıdır”

“Dijital, artık bir bağımlılık olarak tarif edilemez; o ‘yeni normal’imizdir. Dijitalin olmadığı hiçbir sektör, gerçek anlamda verimli kullanılamaz. Mesele, işlerimizi dijital ortamda görmek değil zaten. ‘Her şey on-line ortama girdiği anda birbirimize nasıl dokunacağız; insan olduğumuzu, toplumsal olduğumuzu nasıl hissedeceğiz?’ meselesi. Gelinen bu noktada ve ilerisi için hayatımızı kompartımanlaştırmak zorundayız. Dijital buluşmanın da el ele tutuşmanın da yeri ayrı. Çoğumuz, işlerimiz dijitalde kolaylaştıkça ele ele tutuşacak vaktimizin de çoğalacağını ihmal ediyoruz. Belki de insanlığımızı çoktan kaybedip, bunu fark etmez hale gelmişsizdir. Çalışmayı, kazanmayı, kâr elde etmeyi, kariyeri kutsallaştırıp, kaybettiğimiz nice değeri yeniden bulma zamanıdır belki. Belki de Korona tabiatın bize insan olduğumuzu hatırlama çağrısıdır. Temizlenen hava, denizler, ruhlarımız… Belki de bu çağrıya kulak verme zamanıdır.”

Prof. Arıboğan, korona virüsünün bir biyolojik silah olarak laboratuvarda üretilmiş olabileceğine dair komplo teorileri hakkındaki görüşünü de şöyle dile getirdi:

“Bu virüs, çok muhtemelen özel bir üretim değildir”

“Komplo teorilerine yakın değilim ama tümüyle reddedenlerden de değilim. Ortada bir komplo varsa teorisi de oluyor doğal olarak. Lâkin şunu söyleyebilirim: Bu virüs, çok muhtemelen özel bir üretim değildir. Laboratuvardan yanlışlıkla sızma ya da söylendiği gibi yarasa kaynaklı olabilir. Devletler arasında biyolojik bir savaş ise mümkün değildir; zira öncelikle kullandığınız biyolojik silahın etkisinin kullandığınız devletin sınırları içinde kalacağını garanti edemezsiniz; dönüp sizi de vurabilir. Ayrıca böyle bir atağın eşit ölçüde misillemesi olacağından, karşılıklı mahvolursunuz. Örneğin ABD Çin’e karşı kullanırsa, aynısıyla mukabelesini mutlaka görür. Bu nedenle biyolojik silah sadece ‘kıyametçi terör grupları’ veya sistemik değişiklik talebinde olan milliyetsiz küresel aktörler tarafından kullanılabilir. Ancak virüs özel olarak üretilmese de oluşmakta olan psikolojinin yönlendirilmekte olduğunu söyleyebiliriz. Küresel kamuoyunda hem bir suçlu yani günah keçisi bulunması, hem de kurtarıcı bir kahramanın ortaya çıkması gerekiyor. Bu, propagandacıların işi. Ayrıca paniğin dozunun ve yöneliminin de kontrol edilmesi gerekiyor; bu da siyasi merkezin istihbarat ve iletişim birimlerinin faaliyeti olarak şekillenecektir.”

“Faşizmin ve radikal milliyetçiliğin yükseleceğini sanıyorum”

Arıboğan, salgının sona ermesinden sonra ekonomik felaketin faturasının muhtemelen dışarıdan gelenlere kesileceğini belirterek, “Tüm dünyada yabancı düşmanlığının, faşizmin ve radikal milliyetçiliğin yükseleceğini sanıyorum. Bu Türkiye’de de sert hissedilecek bir rüzgâr diye düşünüyorum” dedi.

“Biz kutuplaşmayı seven bir milletiz”

Arıboğan, “Türkiye özelinde aksine bir birliktelik hissi yaratacağını düşünmek fazla iyimser mi olur?” sorusunu da şöyle cevapladı:

“Biz kutuplaşmayı seven bir milletiz. Bazen Hilmi Yavuz’un ‘insan kendini özler mi hiç? Özler.’ dizelerindeki gibi ‘biz olmayı özlüyoruz’; sonra birbirimizden hızla bıkıp yeniden ayrışıyoruz. Bilemiyorum, belki de bu ‘biz’ dediğimizin ta kendisi. Zıt kutuplarda olduğumuz için, birbirimizi çekmeyi hiç bırakmıyoruz. Hatta bazen öyle güçlü çekiyoruz ki, kucaklaşıveriyoruz. Ama sonra hemen eski yerimize doğru geri itiyoruz. Galiba bu bizim kaderimiz; ben de Nietzsche gibi ‘amor fati’ diyorum. Yani ‘kaderini sev’.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor2653
  • 2Başakşehir FK2653
  • 3Galatasaray2650
  • 4Sivasspor2649
  • 5Beşiktaş2644
  • 6Alanyaspor2643
  • 7Fenerbahçe2640
  • 8Göztepe2637
  • 9Gaziantep FK2632
  • 10Denizlispor2631
  • 11Antalyaspor2630
  • 12Gençlerbirliği2628
  • 13Kasımpaşa2626
  • 14Konyaspor2626
  • 15Yeni Malatyaspor2625
  • 16Çaykur Rizespor2625
  • 17MKE Ankaragücü2623
  • 18Kayserispor2622
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA