GÜNDEM
Giriş Tarihi : 05-09-2019 01:38   Güncelleme : 05-09-2019 06:34

Çömez: Erdoğan’ı Ergenekon’la korkutup her istediklerini yaptırdılar

Ergenekon davası kumpasıyla 12 yıl yurt dışında yaşamak zorunda kalan ve Başbakanlığı döneminde Tayyip Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürlüğünü yapmış olan Turhan Çömez, “FETÖ, beni Ergenekon üyesi olarak gösterip, ‘Ergenekon, Erdoğan’ın dibine kadar yaklaşmış’ algısı oluşturarak Erdoğan’a korku enjekte ettiler ve dilediklerini yaptırdılar” dedi.

Çömez: Erdoğan’ı Ergenekon’la korkutup her istediklerini yaptırdılar

Turhan Çömez, TV5’e konuştu

AK Parti’nin kurucuları arasında yer alıyordu. 22. Dönem AK Parti Balıkesir Milletvekili olarak TBMM’de yer almıştı. Başbakanlığı döneminde Tayyip Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürlüğünü ve özel doktorluğunu yapmıştı. 2008 yılında Ergenekon davasında “kumpas mağduru” olmuş ve 12 yılını yurt dışında geçirmek zorunda kalmıştı. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Turhan Çömez, yargılandığı davadan beraat ettikten sonra Türkiye’ye döndü.

Türkiye’ye dönüşünden sonra ilk kez TV5’e konuk olan Çömez, “Kulis Ankara” programında Gazeteci Mustafa Yılmaz’ın sorularını cevapladı.

Türkiye’nin trafiğini bile özlemişim

Döndükten sonraki duygularını, “Çok özlemişim. Her şeyini çok özlemişim. Toprağını özlemişim, kalabalığını özlemişim, zaman zaman yaşanan o kaosunu özlemişim, trafiğini bile özlemişim” diyerek özetleyen Çömez, kırgınlık ve kızgınlık duygusu taşımadığını söyledi.

Lâyıkıyla çalışan bir hukuk düzeni kurulmalı

Çömez, “Zerre kadar böyle bir duygu yok. Zerre kadar kızgınlık, öfke, kırgınlık yok. Kine ve nefrete zaten hayat boyu yüreğimde yer olmadı. Bunca yaşananlara rağmen, buna sebep olanlara dahi bir kırgınlığım, kızgınlığım yok; ama bir tek beklentim var: Bu yaşananlardan ders çıkarılmalı ve bu ülkede hakkaniyetle çalışan, doğru düzgün çalışan, lâyıkıyla çalışan bir hukuk düzeni, bir adalet mekanizması kurulmalı. Bir tek beklentim ve arzum bu” diye konuştu.

Adaletsizlikten eziyet çeken binlerce insan var

Yaşadıklarının kendisine çok şey öğrettiğini ifade eden Çömez, her akşam ‘acaba bu gün kimler adaletin pençesinde mağdur oldu? Kimler haksız yere eziyet çekti?’ diye düşündüğünü söyledi. Çömez, “İnanıyorum ki binler vardır, birçok insan vardır bu ıstırabı çeken. Ergenekon’dan bahsetmiyorum; birçok alanda…” dedi.

Çömez, kendisine Ergenekon kumpası kuranların, kaldığı İngiltere’den iadesi için de büyük çaplı çaba gösterdiklerini ancak İngiltere’deki hukukî süreci kendisinin kazandığını anlattı.

Lider kadrosundan işaret alırlarsa beni ararlar

Bir soru üzerine, dönüşünden sonra AK Parti’de etkin rol üstlenmiş olan hiç kimseyle bir teması olmadığını belirten Çömez, “Tabii herkes, havayı koklayıp lider kadrosunun tavrına bakar. Eğer lider kadrosundan bir işaret alırsa eminim yüzlerce telefon alırım; ama şu ana kadar beni arayan hiç kimse olmadı. Ama böyle bir beklentim de yok. Bunun altını da çizeyim” dedi.

Çömez, sözlerini şöyle sürdürdü:

Devlet, benim üzerimden bir adalet mesajı vermeliydi

“Ama medenî bir ülkede, hakkaniyetle çalışan bir sistemde, öylesine mağdur edilmiş, devletin unsurları tarafından, devleti işgal eden makamlar tarafından böylesine zulme uğramış, tanınmış, bilinmiş bir siyasetçinin geri dönüşünde bunun bir karşılığı olmalı. Kendim için söylemiyorum; Türkiye’de sistemin daha ahlâkî çalışabilmesi adına söylüyorum. Ben başbakan olsaydım ve bu ülkede böyle bir şey yaşanmış olsaydı, adalet bakanına talimat verir, ‘Git, onu karşıla ve Türkiye’de adaletin artık farklı çalıştığını topluma göster. Bu mesajı ver’ derdim. Ama hiç kimseyle bir temasım olmadı.”

“30 Ağustos’ta Bandırma” çıkışının sembolik bir mesajı yok

“30 Ağustos’ta döndünüz, ilk önce Bandırma’ya gittiniz. Bunun içinde bir mesaj da var mı?” sorusu üzerine Çömez, “Tabii 30 Ağustos, bizim için tarihî öneme sahip, çok anlamlı bir gün. Bandırma da açıkçası Bandırma Vapuru’ndan hareketle bilinen bir yer; ama sembolik hiçbir anlamı yok. Ben, pasaportum ancak o zamana hazırlandığı için 30 Ağustos’ta gelebildim. (…) Bandırma da benim doğduğum, büyüdüğüm şehrim, kendi toprağım. Dolayısıyla da oraya gittim” dedi.

İngiltere’de geçen yıllarında yaşadığı zorlukları da anlatan Çömez, ekonomik sıkıntılar içindeyken her gün medya saldırılarına ve hukukî saldırılara maruz kaldığını söyledi. Çömez, şöyle konuştu:

Beni güçlü kılan tek şey, haklılığıma olan yüzde yüz inancımdı

“Öylesine korkunç bir kampanya yürütüldü ki, malûm çete, bugün artık ‘FETÖ terör örgütü’ olduğu kabul edilen ve mücadele edilen çete, o gün aslında Türkiye’de çok etkin, çok belirleyici bir gruptu ve kimse o gün bir terör örgütünden bahsetmiyordu. Herkes, o grubun içinde olabilmek için veya onlarla bir karede görünebilmek için; onlarla beraber bir görüntü verip, onlardan güç devşirebilmek için büyük bir çaba içerisindeydi. Ve bu unsurlar, devlet içine nüfuz etmiş, sızmış, devletin önemli kurumlarını ele geçirmiş bu unsurlar, çok güçlüydüler ve ellerindeki bu gücü, sadece, kendilerine ram olmayan, istedikleri gibi hareket etmeyen insanlara zulmetmek için kullandılar. Yargının içindeki bu otorite, bu organizasyon, emniyetin içerisindeki organizasyon, her gün peşimde insanlar ve her Allah’ın günü uydurulmuş, planlanmış, kurgulanmış iftiralarla dolu gazete manşetleri ve estirilen bir yalan fırtınası, iftira fırtınası ve bir psikolojik operasyon, toplum üzerinde… Korkunç bir şeydi ve tabii o dönemde bunlara direnebilmek, ayakta kalabilmek, hakikaten çok zordu; ama beni o dönemde güçlü kılan, var eden, bana direnme gücü veren bir tek şey vardı: Haklılığıma olan yüzde yüz inancım. Haklıydım. Yanlış bir şey yapmamıştım. Hiçbir hatam yoktu. Hiçbir günahım yoktu. Korkunç bir komployla, korkunç bir kurguyla karşı karşıyaydım.”

Çömez, “Neden sizi hedef seçtiler?” sorusunu cevaplarken de, kendisinin bu grupla hiçbir iltisakı olmadığını, hiçbir çalışmalarına destek vermediğini belirtti. Çömez, sözlerine şöyle devam etti:

Erdoğan’ı Ergenekon’la korkutup her istediklerini yaptırdılar

“Başından beri, Amerika’da konuşlanmış liderlerinin arkasında uluslararası istihbarat güçlerinin olduğuna inandım ve bunun bir ‘cemaat’ olmanın ötesinde, dinî görünümlü bir operasyonel güç olduğunu ve bunun da ucunun dışarıda olduğunu hep düşündüm ve buna inandım. Onun için de hep uzak durdum ve hiç güven telkin etmediler bana. Birinci şey, buydu.

İkincisi, Sayın Erdoğan’la olan çok eski hukukum. Yani kendisi daha belediye başkanı olmadan başlayan bir hukukumuz, daha sonra başkanlık dönemindeki yakınlığımız, Özel Kalem Müdürlüğü, milletvekilliği ve o süre içerisinde benim o pozisyonda bulunmam, onların tabiatıyla dikkatini çekti ve bu örgüt, sizin, benim tahmin edebileceğimin çok ötesinde profesyonelce çalışan bir örgüt. Operasyonel gücü çok olan ve kurgulayıcıları çok profesyonelce çalışan uluslararası bir örgüt.

Bir kere ben, onların rahle-i tedrisinde yetişmediğim için, hiçbir şekilde onlarla birlikte olma durumum söz konusu değildi ve açıktan tavır koymuş bir insandım. Bırakın benimle birlikte çalışmayı veya istediklerini elde etmeyi, benimle beraber olmaları bile mümkün değildi. Hiçbir şekilde mümkün değildi; ama asıl sorun bu değil. Yani asıl benim üzerimde yürüttükleri operasyonun sebebi bu değil.

Sayın Erdoğan’ın üzerinde kurguladıkları, planladıkları operasyonu, benim üzerimden gerçekleştirdiler ve ben, daha sonraki haber kupürlerini, gazete manşetlerine bakınca, bu işin fecaat boyutuna tanık oldum. Çünkü ben, uzun yıllar Sayın Erdoğan’la beraber olmuş, öyle ya da böyle birlikte çalışmış bir kişi olarak, bir örgütün, kendi kafalarında kurguladıkları örgütün (Ergenekon’un) bir üyesi olmakla, Erdoğan’a büyük bir korku enjekte ettiler. Ve dediler ki, ‘Turhan Çömez, Ergenekon’un bir üyesidir ve Erdoğan’ın dibine kadar bu örgüt tarafından sokulmuştur ve bu, örgütün ne kadar güçlü olduğunu gösteren bir kanıttır’. Ve Erdoğan, maalesef buna inandı ve ondan sonra bu oluşturdukları atmosferle, bu oluşturdukları iklimle, bana yaptıkları zulüm ve saldırıyla, estirdikleri psikolojik operasyonla, Erdoğan’a dilediklerini yaptırdılar. Ve etrafına daha sonra 15 Temmuz’da karşımıza çıkan yaverlerini, koruma müdürlerini, kendini dinleyen ekipleri yerleştirdiler ve bu ekip, ülkenin başına ne kadar büyük bir felâket açtı, biliyorsunuz.

 

Erdoğan’a, ‘Bana yaptıklarını, bir gün sana da yapacaklar’ dedim

Turhan Çömez, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etmek istediğini de dile getirerek, o dönemde Erdoğan’ın, her şeye rağmen annesi, babası ve aynı zamanda avukatı olan yeğeni ile buluşarak, gerçekleri anlamak için bir çaba harcadığını anlattı. Çömez, “Ben, uzunca bir mektup yazdım. Hiçbir kabahatimin olmadığını, hiçbir günahımın olmadığını, madde madde, davadan örnekler alarak anlatmaya çalıştım ve en son kendisine şunu söyledim: Bakın, bu bir örgüt ve bugün bana bu zulmü yapan, bu alçaklığı yapan, bu kurguyu yapan örgüt, bir gün aynı şeyi sana da yapacak ve o gün benim haklılığımı anlayacaksın. Aradan 10 sene geçtikten sonra bu hayata geçti. Bunu o zaman anladı” diye konuştu.

Uyarımı dikkate alsaydı belki 15 Temmuz yaşanmazdı

Çömez, “Ben FETÖ konusunda kendisini 2008, 2009 yıllarında uyardığımda birazcık dikkat etmiş olsaydı, bunun gerçek olabileceğini, en azından birini gönderip olayın ne olduğunu anlamaya çalışsaydı, bu 15 Temmuz felâketini belki de yaşamayacaktı” dedi.

Amerikalı üst düzey bürokratın tehdidi

Çömez, sözlerinin devamında, 1 Mart tezkeresine karşı çıkan tavrı sebebiyle yaşadığı bir görüşmeyi de şöyle anlattı:

“Bu süreçten sonra Amerikan Büyükelçiliğinden çok üst düzey bir diplomat, (…) bir gün benden randevu alarak geldi. Bu ziyaretinin Washington’un bilgisiyle olduğunu, benim politik tavrımın kendilerini çok rahatsız ettiğini, bu söylemlerim sebebiyle ciddi manâda huzursuz olduklarını söyledi ve bir anlamda da parmak salladı. Ben, çok sert bir dille kendisini yerimden kalkarak uğurladım. Kapıyı gösterdim. Dedim, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde böyle bir üslûbu kabul edemem. Bu tarzınızı kabul etmem mümkün değil dedim ve kendisini odamdan çıkarttım. Ve ondan sonra çıkarken, ‘Amerika, bu yaptığınızı unutmaz’ dedi. ‘Bunun faturasını ödersiniz’. Ben inanıyorum ki, Sayın Emin Şirin için de aynı şey söz konusuydu. 1 Mart Tezkeresinde takındığımız tavır ve emperyal güçlerin Türkiye üzerindeki politikalarına gösterdiğimiz millî duruş, karakter, onları rahatsız etti. Zaten kendi payandaları, kendi kurdurdukları dinî görüntülü terör örgütü marifetiyle daha sonra Ergenekon kumpası içerisine kondum. Benim fotoğrafım bu.”

Erdoğan mücadelesinde samimi ama çok mesafe alınamadı

Turhan Çömez, “FETÖ ile mücadele sağlıklı bir şekilde yürüyor mu?” sorusunu da cevapladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsı itibarıyla verdiği samimi mücadeleyi takdir ettiğini belirten Çömez, bu yapının yüzde yüz oranında temizlenmesinin çok kolay bir iş olmadığını söyledi. Ciddi bir şekilde mücadele edildiğinden ve çok mesafe alındığından emin olmadığını ifade eden Çömez, “Ama Sayın Erdoğan’ın çok samimi bir mücadele verdiğine yürekten inanıyorum” dedi.

FETÖ’nün siyasî ayağıyla ciddi mücadele edilemedi

Turhan Çömez, “FETÖ’nün siyasî ayağı”na dair bir soru üzerine de, “Devlet içerisinde bu kadar kök salmış, nüfuz etmiş, her alanda var olmuş bir yapının; ekonomide var, yargıda var, poliste var, istihbaratta var, askeriyede var, çok üst düzey bürokraside var, e bunun siyasette olmadığını düşünmek, safdillik olur. Ama bugüne kadar siyasî ayakla ilgili önümüzde çok somut veriler yok. Atılmış ciddi adımlar yok. Birtakım siyasetçilerden bazı sözler duyduk. ‘Parsel parsel verildi’ dendi. O da sesi kesildi. Sayın Erdoğan, itiraf etti; ‘Ne istediler de vermedik?’ dedi zamanında. Bu, hepimizin bildiği bir gerçek. Dolayısıyla ben, siyasî ayakta onlarla iç içe olan, onlarla birlikte olan onlarla omuz omuza olan, o ya da bu şekilde onlara destek veren unsurların halâ var olduğunu ve bunlarla ciddi olarak mücadele edilemediğini düşünüyorum” diye konuştu.

KHK mağdurları

Programda Çömez’e, FETÖ ile mücadelede haksızlığa uğrayan KHK mağdurları hakkındaki düşüncesi de soruldu. Bu konuda mağduriyet yaşayanlar olduğunu belirten Çömez, siyasetin kendi çıkarları için değil gerçekten adaletin tesisi için iki yüzlü siyasetten uzaklaşması gerektiğini ifade etti.

Medya işlevini tamamen kaybetmiş

12 yıl sonra Türkiye’ye döndüğünde hangi değişiklikleri gördüğünün sorulması üzerine de Çömez, plansızca dikilmiş binalarla estetiğini kaybetmiş, korkunç bir betonlaşmayla karşı karşıya kaldığını söyledi. Eski Anadolu kültürünün kaybedildiğini; insanların gergin, birbiriyle mesafeli, samimi iletişimden çok uzak, birbirlerine karşı tahammülsüz ve tedirgin bir hâle geldiklerini müşahede ettiğini ifade eden Çömez, “Bu açıkçası beni biraz ürküttü” dedi. Medyanın da işlevini tamamen kaybettiğini, tamamen kontrol altında olduğunu, bunun doğal bir sonucu olarak da sosyal medyanın güçlendiğini belirten Çömez, böyle giderse ana akım medyanın tamamen yok olacağını dile getirdi. Çömez, “İngiltere’de sosyal medya bu kadar güçlü değil” dedi.

Umduğum demokratik ortamı ve ekonomi modelini bulamadım

Turhan Çömez, AK Parti’den kopuşunun ana sebebinin ne olduğuna dair soruyu da cevapladı. TBMM’ye, insanların daha çok istişareye, daha çok demokratik kültüre dayalı olarak karar verebildiği bir mekanizma olduğu düşüncesiyle gittiğini ancak lider merkezli bir siyasî kültürle karşılaştığını söyledi. Çömez, bunun kendisini çok rahatsız ettiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

“Dolayısıyla, açıkçası fikri olan, deneyimi olan, bilgisi olan insanların, bu bilgileri toplumdan aldığı destek ve yetkiyle paylaşabileceği bir parlamento ümit ettim. Bunu bulamadım. Beni birinci rahatsız eden buydu. Bu, bir süre sonra, geçtiğimiz yıllarda daha da güçlenerek ortaya çıktı. Bugün parlamentonun işlevini, fonksiyonunu büyük ölçüde yitirdiğini hepimiz biliyoruz ve kabul ediyoruz. İkincisi, o dönemdeki ekonomik adımlarla ilgili ciddi endişelerim vardı. Ben, daha çok üretime dönük bir ekonomiyi savundum; fakat o dönemde dış borca yönelik bir ekonomik süreç yaşandı ve bugün biliyorsunuz, Türkiye2nin dış borcu, aldı başını gitti. Türkiye, artık birçok konuda tamamen dışa bağımlı hâle geldi.”

O dönemde 1 Mart Tezkeresiyle başlayan ciddi kuşkular taşıdığını ve dış politika konusunda da ciddi kaygıları olduğunu belirten Çömez, bütün bunlara yolsuzlukların da eklenmesiyle, partiden koptuğunu ifade etti.

Hiçbir siyasî beklentim ve talebim yok

Çömez, “İnanın, bunu bütün yüreğimle ve samimiyetimle söylüyorum; ne siyasî alanda, ne bürokratik alanda, ne diplomatik alanda hiçbir beklentim, hiçbir talebim, hiçbir iddiam da yok” dedi.

Erdoğan, ciddi bir güç kaybına uğramış

Çömez, “Yeni partilerin kurulmasından söz edildiği bir ortamda sizce AK Parti miadını doldurdu mu?” sorusunu cevaplarken de, Türkiye’nin yeni bir siyasî oluşumdan çok yeni bir siyasî mantaliteye ihtiyacı olduğunu söyledi. Çömez, “Eğer bir felsefî değişim ve dönüşüm gerçekleştirebilirse Sayın Erdoğan, yeniden umut hâline gelebilir; ama şu anda ben, arazide de çok bulundum, geldiğim süreden beri, insanlarla da konuşuyorum, ciddi bir güç kaybına uğradığını söyleyebilirim. Yani ciddi bir reaksiyonla karşı karşıya olduğunu gördüğümü söyleyebilirim” dedi.

Erdoğan, adaleti ve barış toplumunu tesis edebilirse kazanır

Bugün Türkiye’nin en büyük meselesinin, toplum kesimleri arasındaki çatışma duygusu olduğunu belirten Çömez, hukuksuzluğun Türkiye’ye çok büyük bir zemin ve mesafe kaybettirdiğini kaydetti. Çömez, şöyle konuştu:

“Eğer demokrasinin tüm kurum ve kurallarını lâyıkıyla işler hâle getirebilecek devrimsel bir adım atabilirse, bir dönüşüm yapabilirse Sayın Erdoğan, hukukla ilgili çok rasyonel adımlar atıp, hukuku siyasetin nüfuzundan kurtarıp lâyıkıyla işler hâle getirebilirse ve toplum arasına girmiş bulunan bu nifak tohumları ortadan kalkıp, yeniden bir barış toplumu; birbirine anlayışla, sevgiyle, muhabbetle yaklaşan barış toplumu ortaya çıkabilirse, ben diğer sorunların hepsinin çok kolay aşılacağını düşünüyorum.”

Kutuplaştırıcı siyaset dili derhal terk edilmeli

Çömez, iktidarın kutuplaştırıcı siyaset dili hakkındaki düşücesinin sorulması üzerine de, “Bu ayrıştırıcı dilin, nu çatışmacı dilin bir an önce terk edilmesi ve biraz daha anlayış ortamının, sevgi ortamının tesis edilebilmesi lâzım. Buradaki temel sorumluluk, tabiatıyla iktidara ve onun uzantılarına düşüyor. Onun uzantıları derken, onun nüfuz alanında bulunan medyaya düşüyor” dedi.

Kimsenin karşısındaki gibi düşünmek zorunda olmadığını, esas olanın karşılıklı konuşabilmek olduğunu ifade eden Çömez, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yanlış düşünen, farklı düşünen, alternatif düşünen, sizin gibi düşünmeyen hiçbir zaman ‘hain’ değil. Belki sizden daha da iyi, belki benden daha da iyi... Dolayısıyla bu kültürü bizim yakalamamız lâzım. Yani Sayın Erdoğan, bu dilden vazgeçip veya toplumu yeniden kaynaştırıcı bir söylem içerisine girebilir mi? Demokrasiyi yeniden güçlü bir şekilde her kurum ve kuruluşta işler hâle getirebilir mi? Hukuku, hakkaniyetle çalışan, lâyıkıyla çalışan bir yapıya dönüştürebilir mi? Medya, olması gerektiği gibi yoluna devam edebilir mi? Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, bunlar hep güç merkezleridir. Toplumu ileriye taşıyacak merkezlerdir. Bunlarda lâyıkı veçhile revizyonlar yapabilir mi? İsterse yapar; ama bu konuda ne kadar istekli olduğu ve ekibinin kendisine ne kadar destek verdiği konusunda tereddütlerim var.”

Yollarını ayıranlar ‘hain’ diye yaftalanamaz

Çömez, yolunu ayıranların, ‘Ben, artık senin gibi düşünmüyorum; senden farklı düşüncelerim var’ diyenlerin de hemen ‘hain’ yaftasıyla yaftalanmasının son derece yanlış ve tehlikeli bir durum olduğunu söyledi.

Çömez, bir soru üzerine, siyasette yeni bir harekete ihtiyaç olduğunu düşünmediğini, bu ihtiyacı da zaten toplumun şekillendireceğini ifade etti. Çömez, şöyle konuştu:

“Eğer Sayın Erdoğan ve ekibi, atması gerektiği adımları zamanında doğru bir şekilde atmazsa, gerekli revizyonları yapmazsa, bu tabii toplumun karşısına başka bir siyasî hareket olarak çıkacak. Bu, çok belli... Öyle görünüyor. Ben, yine söylüyorum: Yani siyasî partilerin yasası değişmesi lâzım, liderlik felsefesinin değişmesi lâzım, ortak akıl kültürünün, siyasette demokratik olgunluğun sistematik hâle gelmesi, yerleşmesi lâzım. Bunun olması hâlinde, hangi parti olursa olsun, yeni veya eski, o veya bu parti, Türkiye’ye hizmet eder. Ama liderin iki dudağı arasına hapsolmuş, bu birçok partide söz konusu; sadece AK Parti için değil, diğerleri için de söz konusu…”

Yeni partilere dair kararı millet verecektir

Gelişmiş demokrasilerde kontrol mekanizmalarının olduğunu, yargının ve medyanın bağımsız olduğunu, yasama ve yürütmenin ayrı olduğunu, parlamentonun denetleme rolü olduğunu, kuvvetler ayrılığı içinde ahenkle çalıştığını ifade eden Çömez, “Ama bunu bozduğunuz zaman, yani bir otoriteye bunu verdiğinizde, bunu toparlamanız mümkün değil ve Türkiye’de maalesef, dışarıdan bakıldığında öyle bir görüntü var.  Hiç kimsenin, yeni kurulan partilere ‘ihanet’ yaftası yapıştırmaya hakkı yok. Herkesin görüşünü açıklama, bir adım atma, bir inisiyatif kurma hakkı var, yetkisi var. Eğer böyle düşünüyorsa yola çıkabilir. Bunun kararını millet verecektir” diye konuştu.

Bugünkü sıkıntılarda Davutoğlu ve Babacan’ın da veballeri var

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun uzunca bir süre sorumluluğun başında olduğunu, bugün yaşanan problemlerin belki de ilk elden sorumlusu olduğunu ileri süren Çömez, “Dolayısıyla bugün kalkıp, geçmişi sorgulayarak, ‘Çıkar konuşursam birçok insan sokağa çıkamaz’ demesini ben çok yadırgadım; yani doğru bulmadım bunu. Dolayısıyla o dönemde bizzat mührü olan sorumluluk makamındaki kişinin, önce bu sorumluluğun faturasını ödemesi, bu vebali üstlenmesi gerekir. Keza Ali Bey için de öyle. Ali Babacan da devletin birçok makamını işgal etti. Başbakan Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı… Yani birçok devlet kurumunun önemli bir makamını işgal etti. Dolayısıyla bugün gelinen noktanın vebali, kısmen kendisinde de var. Bunu da bilerek yola çıkması gerekir.

Bir de Türkiye, vekâleten veya vesayet yoluyla yürütülen siyasete ihtiyacı yok. Yani Sayın Gül, eğer hakikaten bu hareketi destekliyor ve varsa, türkiye’nin bunca sorunu varken çıkarak, kendisi pozisyonunu ortaya koymalı. Açık yüreklilikle, yani perde arkasından, sütre gerisinden değil, açık yüreklilikle duygularını, düşüncelerini, niyetlerini belli etmeli. Bu nedenle, bu yaklaşım tarzını ben çok şey bulmuyorum; yani Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu bir siyasî hareket gibi görmüyorum.

Her iki hareketle de beraber olmam söz konusu değil

(…) Her iki siyasî hareketle de bir siyasî birlikteliğim söz konusu değil. Şu anda gündemimde siyaset yok. Sayın Babacan veya Sayın Davutoğlu’nun başlatmış olduğu hareketle bir ilgim de yok, öyle bir niyetim de yok. Böyle bir talep gelirse, samimi olarak düşüncelerimi, niyetlerimi paylaşırım, destek olurum, yol göstermeye çalışırım; ama hiçbir şekilde o hareketle beraber olma düşüncem söz konusu değil.”

 Çömez, bir soru üzerine, Erdoğan’ın beraber yola çıktığı son derece deneyimli kadrolardan yeterince istifade etmeyişinin önemli bir kayıp olduğunu söyledi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA