EKONOMİ
Giriş Tarihi : 30-03-2020 14:31

Prof. Tekir: Çiftçinin borçları ertelensin, faizsiz kredi verilsin

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sabri Tekir, tarımsal faaliyetlerinde ortaya çıkacak aksamaların, virüs salgınından çok daha önemli, derin ve kalıcı yaralara sebep olabileceğini belirterek, alınması gereken tedbirler konusunda hükümete tavsiyelerde bulundu.

Prof. Tekir: Çiftçinin borçları ertelensin, faizsiz kredi verilsin

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sabri Tekir, düzenlediği basın toplantısında korona virüsü salgınından kaynaklanan ekonomik risklere ve özellikle tarım faaliyetlerine yönelik geniş çaplı tavsiyelerde bulundu.       

“Mevcut paradigmaları yerle bir edecek bir kriz”                                       

İnsanlığın küresel anlamda hayatî önem taşıyan bir kriz sürecinden geçtiğini belirterek, “Sağlık merkezli görünen fakat muhtemel sonuçları itibarıyla dünyanın ekonomik, sosyal, siyasal yapısını ve düzenini sarsacak, mevcut paradigmaları yerle bir edecek bir kriz sürecidir bu” dedi. Tekir, korona virüsü ile mücadelede küresel bir iş birliğinin henüz sağlanamadığını kaydetti.

Salgın sürecine yönelik olarak ekonomik ve özellikle tarım faaliyetlerine dair tavsiyelerde bulunacaklarını belirten Tekir, alınacak ekonomik tedbirlerde gözetilmesi gereken esasları şöyle sıraladı:

İşsizler ordusunun artmaması; imkânlar dahilinde üretim ve tüketim zincirinin aksamaması; işini, işyerini bırakıp evinde oturmak zorunda kalan insanlarımızın maruz kaldıkları zararların telafi edilmesi; alınan tedbirlerin uygulanmasında adaletli, eşit ve hakkaniyet ölçülerin muhafaza edilmesi; bu amaca yönelik olarak şeffaf bir politika takip edilmesi; “Belli bir kesime, sektöre, bölgeye veya yandaşlara” yönelik iltimaslı uygulamaların yapılmaması.

Kriz politikalarının başarısının, halkın gönülden destek vermesine bağlı olduğunu belirten Tekir, “Adalet ve hakkaniyet duygusu zedelenmiş halkın destek duygusu da zayıflayabilir. Bu hususa azami dikkat gösterilmelidir” dedi.

Tekir, virüs salgını sebebiyle hükümetin, halkın evde kalmasını tavsiye ettiğini fakat hayatı adeta durduran bu şartların belli bir süreden fazla devam etmesi halinde ekonomide üretim merkezlerinin kapanabileceğini, ticarethanelerin kepenk indirebileceğini, hayatî derecede önemli beslenme ihtiyacını karşılayan tarım faaliyetlerin sekteye uğrayabileceğini kaydetti.

Tekir, sözlerine şöyle devam etti:

“Yönetim, tarımsal üretimin devamını sağlayacak tüm tedbirleri acilen almalı ve insanımızın gıda ihtiyacını karşılayan marketlerdeki rafların ve pazarlardaki tezgâhların boşalmamasına dikkat etmelidir.  Böyle kriz dönemlerinde ilk ve öncelikli olarak gıda üretimi, tedarik ve tüketim zincirinin etkili, verimli ve güvenilir biçimde kurulmasına ve işlemesine yönelik tedbirlerin alınmasına önem verilmelidir.”

Ekonomik tedbirler

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sabri Tekir, virüs salgınının ortaya çıkardığı kriz sürecinde alınması gereken ekonomik tedbirleri şöyle sıraladı:

1. Krizle mücadelede acil bir tedbir olarak, hiç kimsenin mağdur olmamasına azami duyarlılık gösterilmeli, TC kimliği taşıyan herkese (kişi başına) 1000’er TL nakit yardımı yapılmalıdır. Bu yardım, gelir düzeyine bakılmaksızın tüm sosyal gruplara eşit şekilde uygulanmalıdır.

2. Bu tedbir konusunda spekülatif değerlendirmelere asla itibar edilmemeli, toplumun yönetime olan güveninin pekiştirilmesine öncelik verilmelidir. Bunun nakdi boyutu sadece 83 milyar TL’dir.

3. Kriz dönemi harcamaları için bu yok mesabesinde olan bir miktardır. ABD’nin 2.2 Trilyon $, Almanya’nın 641 milyar € tutarındaki harcamalarla mukayese edildiğinde bu cüz’î bir miktardır. Kaldı ki krizle mücadele için Türkiye’nin ayırdığı 100 milyar TL’nin (14.2 milyar$) bu mücadelede başarı kazanmak için yeterli olmadığı konusunda herkes hemfikirdir.

Krizle mücadelede temel amaç, birinci derecede herkesin hayatını idame ettirebilecek bir ekonomik ortam oluşturmak olmalıdır. Bu amaca uygun olarak: 

- İşverenlerin üzerindeki “vergi yükü” azaltılmalı, çalışanların işveren üzerindeki yükü devlet tarafından omuzlanarak insanımızın işsiz kalmasının önüne geçilmelidir.

Bu kapsamda vergi ve SGK primlerinin ötelenmesi şeklindeki önlemler yetersizdir. Kriz süresince bu yükler işveren üzerinden tamamen kaldırılmalıdır.

-  Asgari ücretlilerden krizin olağanüstü etkileri geçinceye kadar ücretlerindeki vergiler %0 noktasına çekilmelidir.

- Stratejik sektörlerdeki şirketlere devlet gerekirse ‘ortak olmak’ suretiyle hem kaynak enjekte etmeli hem de stratejik alanlardaki üretim faaliyetlerinin aksaması önlenmelidir.

- KOBİ’lerde işçi çıkarmadan faaliyetlerine devam edenler ile ilâve işçi çalıştıranlara ‘emek kredisi’ adı altında destek sağlanmalıdır.

-  Temel gıda ve temizlik maddeleri üzerindeki vergiler sıfırlanmalıdır ve belirli bir süre tavan fiyat uygulaması yapılmalıdır.

- Nasıl ki sağlık tedbirleri için bir Bilim Kurulu oluşturuldu ise; aynı şekilde alanında uzman kişilerden müteşekkil bir ‘Ekonomi Kurulu’ oluşturulmalıdır.

Tarıma yönelik öneriler

Sabri Tekir, tarıma yönelik kriz önerilerini ise şöyle sıraladı:

Tarımsal üretimin devam etmesi hayatî bir öneme sahiptir. Tarımsal faaliyetlerde ortaya çıkacak aksamalar, virüs salgınından çok daha önemli ve derin kalıcı yaralara neden olabilecektir. Gıda ihtiyacı insan denilen varlığın, insanımızın birincil derecede önemli ve vazgeçilmez ihtiyacıdır. Dolayısıyla tarım kesimine ve tarımsal üretime özel önem veren politikalar geliştirmeliyiz.

İlk önce tarım sektörüne yönelik olarak ivedilikle alınması gereken tedbirleri şu şekilde vurgulamakta yarar vardır:

1- Çiftçiye milli gelirden, mevcut kanunlar muvacehesinde ayrılması gereken ve 45 milyar TL’yi bulan pay, bu yıl tam olarak ve ivedilikle aktarılmalıdır. Bu 45 milyar TL’nin amacına uygun etkili ve verimli kullanımı da kontrol edilmelidir.

2- Çiftçilerimizin ve esnafın kredi borç ödemeleri ertelenmeli, kredi vadeleri makul düzeye yükseltilmeli, kredi borçlarının faizleri düşük olarak ( hatta %0 oranlı) yeniden yapılandırmaya tabi tutulmalıdır. Çiftçimizin kredi borçları gerektiğinde dondurulmalı, ihtiyacı olan her çiftçimize faizsiz kredi desteği sağlanmalıdır.

3- Çiftçilerin ve esnafın icra aşamasına gelmiş olan işlemleri durdurulmalıdır. Özellikle, Tarım ve Kredi Kooperatiflerinin temerrüt işlemlerine yönelik yüksek faiz uygulamaları durdurulmalı, çiftçilerimizin belini büken bu uygulama çiftçileri rahatlatacak bir uygulamaya dönüştürülmelidir.

4- Çiftçilerin topraklarını ekme konusunda tohum, yakıt, gübre ve ilaç desteğinin yine %0 faizli olarak yapılması sağlanmalı, hatta gerektiğinde daha da ucuza verilerek sübvanse edilmelidir.

Böylece son zamanlarda toplam arazilerin %10’unu aşan ekilmeyen arazilerin ekiminin ve ziraî üretimin teşvik edilmesi sağlanmalıdır.

Bu ülkede ekilebilir bir metre karelik alanın ekilmemesinin sorumluluğunun büyük olacağının idraki içinde olunmalıdır. Çünkü bu tür kriz zamanlarında özellikle tarımsal üretimin, bunun uzantısı olan gıda endüstrisinin tam kapasite ile çalışması zorunludur. Krizin hafif hasarla atlatılması için bu gereklidir.

2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan ve insanımızın belini büken kıtlık olayı hatırda tutulmalı ve ondan bir ders çıkarılmalıdır.

5- Günümüzde köylerimizde toprağı işleyecek genç nüfus kalmamış gibidir. Topraklar orta yaşın üzerindeki çiftçiler tarafından işlenmektedir. Hatta önemli bir kısmı 65 yaş ve üstündedir. Bu nedenle 65 yaş ve üzeri de dahil olmak üzere, sokağa çıkma yasağı, tüm çiftçi vatandaşlarımız için (tarım alanında) esnetilmelidir.

6- Cumhurbaşkanlığına bağlı Sağlık ve Gıda Politikası Kurulu etkili ve yetkili olarak çalışmalı, tarımda yeni stratejiler geliştirmeli, gerektiğinde bu konuda destek hizmetleri sunacak “Tarım Bilim Kurulu” ivedilikle kurulmalı, Türkiye’nin kısa ve uzun vadeli “Milli Tarım Stratejisi” bu Kurul tarafından belirlenmelidir.

“Hatalardan ders almalıyız”

Uygulanan hatalı politikaların, nüfus artışı ve uluslararası angajmanların, Türkiye’nin gıdada kendi kendine yeterli ülke olma özelliğini yok ettiğini belirten Tekir, şöyle konuştu:

“Son zamanlarda tarımsal verilere baktığımızda kısmî de olsa bir iyileşme görülmektedir. Bu iyileşmenin daha ileri boyutlara taşınarak tekrar kendi kendine yeterli ülke niteliğini kazanmamız istikametinde çalışmalıyız.

Çünkü kendi kendine yetebilen bir gıda politikasına sahip olmayan ülkelerin, hiçbir alanda güçlerini sürdüremeyecekleri açıktır. Karşılaştığımız bu meş’um Corona salgını bu önemli konunun daha da iyi kavranmasına imkân hazırlamıştır.

Unutulmamalıdır ki, özellikle önümüzdeki 3 ay, hem ekim hem de hasat dönemidir ve bu dönem gelecek yıllarda geçim şartlarımızın en önemli belirleyicisi olacaktır.  Bu kapsamda, uzun vadede:

1- Çiftçilerin üretim kapasitesi desteklenmeli, köylerin yaşam kalitesi yükseltilmeli, mevsimlik işçilerin ulaşım ve barınma ortamlarının hijyenik olması sağlanmalıdır

2- Unutulmamalıdır ki, ekilmeyen, boş bırakılan tarlalar, boş raflardan çok daha korkutucu, çok daha tehlikelidir. Tarlalar doluysa raflar nihai olarak yeniden dolacaktır. Tarımda “Planlı Üretim”e geçiş sağlanmalı, hangi ürün en verimli şekilde nerede ve nasıl yetiştirilir, tespit edilerek, ticarî faaliyetlerle vatandaşlara etkin bir şekilde nasıl sunulacağına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

3- Ürün bazlı teşvikler belirlenerek tarımda üretim süreci takibe alınmalı, sözleşmeli üretim modeli ve kooperatifçiliğe önem verilmeli, bu modellere yönelik destek unsurların tanımı yapılmalıdır.

4. Sanayideki girişimcilik program destekleri gibi tarımda da genç çiftçiye yönelik teknoloji payı yüksek destekler sunulmalı, özellikle hayvancılık ve katma değerli ürünlere öncelik verilmelidir.

5- Organik tarım, her geçen gün popüler hale gelmektedir. Bu alanda teşebbüslere destek verilmelidir.

6- Çin, küresel iklim değişikliği senaryolarına göre çok verimli olması öngörülen Güney Afrika başta olmak üzere diğer Afrika ülkelerinde büyük tarımsal işletmeler kurmak suretiyle büyük tarımsal yatırımlar yapmaktadır. Sosyolojik olarak da tarım emperyalizmi, geleceğin önemli tehlikelerinden biri olacak gibi görünmektedir. Bu konu göz önünde bulundurularak, ülkemiz ve hinterlandı çok iyi değerlendirilmelidir.

Topraklarımız, iklimimiz, sahip olduğumuz bitkisel çeşitlilik, su potansiyelimiz ve yetişmiş insan faktörümüz, en büyük güç kaynağımızdır. Tarım, orman ve hayvancılık, ülkemizin kendi gücüyle ayakta durabilmesi için stratejik öneme sahip sektörlerdir. Bunun bilincinde olmalıyız.

Uygulanan yanlış politikalar neticesinde geçmişte gıda üretimi alanında kendi kendine yetebilen dünyadaki yedi ülkeden birisi olan ülkemiz, günümüzde kendi nüfusunu besleyemez duruma getirilmiştir. Hâli hazırda tarım ürünleri ithalatımız, ihracatımızı geçmiş durumdadır. Bu hatanın düzeltilmesi gerekmektedir.

• Üreticilerimizi ve ülke tarımını çok uluslu ve küresel şirketlere bağımlı hale getiren maksatlı kotalar kaldırılmalıdır. Özelleştirme politikaları yeniden gözden geçirilmelidir.

• Fındık, çay, zeytin, incir, üzüm gibi yıllara sari tarımsal ürünler ile tütün, pamuk, pancar, buğday, mısır, mercimek ve yaş sebze gibi ürünlerle ilgili stratejiler belirlenmeli, özellikle stratejik gıda türleri için ürün ve havza bazlı politikalar geliştirilmelidir.

• Merkeziyetçi bir “Tekçi Borsa” anlayışı gözden geçirilmeli, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi uygun birkaç merkezde başka borsalar da kurulabilmeli, bunların ülke ve dünya borsaları ile entegrasyonu sağlanmalıdır.

• Üretici birliklerinin önündeki engeller kaldırılmalı, bununla ilgili gerekli yasal düzenlemeler, en kısa zamanda yapılmalıdır.

• Yerli sertifikalı tohum üretimi önündeki engeller kaldırılmalı ve ileri teknoloji gerektiren tarım ve hayvancılık alanları etkili ve sonuç verecek şekilde desteklenmeli ve denetlenmelidir.  Geçen haftalarda bir üniversitemizde BİYOM ile ilgili meydana gelen olayda olduğu gibi, sorumsuz bürokratik karar ve davranışlara müsaade edilmemelidir.

• Tarımda bilgi birikimi ve bilgi akışı sağlanmalı; tarımsal kuruluşlar, üniversiteler ve üretici birlikleri ile birlikte yönlendirici planlama yapılarak temel gıda maddelerinde ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçilmelidir. En önemlisi tarımsal ve hayvansal gıdada arz güvenliği mutlaka sağlanmalıdır.

• Tarım arazilerinin tarım dışı kullanımı engellenmelidir.

• Hayvancılık alanında kısa vadeli çözüm olan ithalat yerine yurt içinde üretim, sürdürülebilir şekilde geliştirilmeli ve hayvancılık destekleme konuları ve destek tutarları orta ve uzun dönemleri kapsayacak şekilde stratejik olarak planlanmalıdır.

Son olarak, ekonomide sağlıklı, sürdürülebilir ve başarılı bir politika uygulanabilmesi için ekonominin ve günlük hayatın en önemli girdi unsuru olan enerji konusunda aynı etkinlikte politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.

Saadet Partisi olarak ekonomik sistem anlayışımız, ahlâkî temelli, sosyal donanımlı, adil rekabet esaslı, pazar ekonomisine dayalı, zenginliğin belli ellerde  toplanmadığı, esnek planlamalı bir ekonomik sistemdir.”

Sabri Tekir, Saadet Partisi olarak krizle mücadelede tarımsal alana yönelik “insanımız ve geleceğimiz” odaklı tekliflerini kamuoyu, hükümet, devlet ve ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla paylaştıklarını, en kısa zamanda meş’um krizden kurtulmayı ümit ettiklerini ifade etti.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA