GÜNDEM
Giriş Tarihi : 30-04-2020 03:18   Güncelleme : 30-04-2020 03:28

Bir evlâdın çığlığı: Lütfen bize yardım edin; çok çaresiz kaldık…

Eski CİHAN Haber Ajansı Muhabiri Mevlüt Öztaş’ın kızı Büşra Öztaş, babasının cezaevinde böbrek yetmezliği, yüksek tansiyon, astım ve pankreas kanseriyle mücadele ettiğini, ne kendisiyle görüşebildiklerini, ne de kendisinden haber alabildiklerini anlatarak, yetkili mercilerden yardım istedi: Lütfen bize yardım edin; elimiz kolumuz bağlandı, çok çaresiz durumda kaldık. Elinizi vicdanınıza koyun…”

Bir evlâdın çığlığı: Lütfen bize yardım edin; çok çaresiz kaldık…

Eski CİHAN Haber Ajansı Muhabiri Mevlüt Öztaş’ın kızı Büşra Öztaş, TV5’de yayınlanan “İşin Aslı” programına görüntülü bağlantı yoluyla katılarak, Hasan Basri Akdemir’in sorularını cevapladı.

Büşra Öztaş, babasının 2015 yılında yaptığı bir haber sebebiyle hakkında soruşturma açıldığını, daha sonra “FETÖ” üyesi olduğu suçlamasıyla tutuklandığını ve 9 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edildiğini söyledi. Öztaş, mahkeme kararının istinaf mahkemesine taşındığını ve kararın henüz onaylanmadığını belirtti.

“AK Parti mitinginde bir kadının bozkurt işareti yaptığını yazdı diye…”

Öztaş, babası hakkında soruşturma açılmasına sebep olan haberin, 2015 yılında Uşak’ta düzenlenen AK Parti mitingi sırasında MHP’li bir kadının bozkurt işareti yapması sebebiyle Cumhurbaşkanına hakaretten gözaltına alındığına dair haber olduğunu belirtti. Öztaş, “Babam da bunun haberini yapmıştı. Yalnız bu haberi yapan sadece babam değildi. Oradaki yerel gazetelerdeki diğer gazeteciler de bu haberi yapmıştı ve yorumsuz bir şekilde, sadece süreci anlatan bir haber yapmıştı; ama sadece babama bir soruşturma açılmıştı” dedi.

“Ameliyat olduğunu 3 hafta sonra öğrenebildik”

Büşra Öztaş, babasının 3 hafta önce ameliyat olduğunu ancak bunu ameliyattan çok sonra öğrendiklerini belirterek, babası ameliyata giderken ve ameliyattan sonra kendilerine hiçbir şekilde bilgi verilmediğini söyledi. Öztaş, “Babam, bir hafta hastanede yatmış, daha sonra cezaevine geldiğinde telefon görüşünde bize bu durumu anlattı; ameliyat olduğunu söyledi” dedi.

Bu yolla babasının korona virüsü sebebiyle 2 hafta karantinaya alınacağını ve tek kişilik odada kalacağını öğrendiklerini anlatan Öztaş, sözlerine şöyle devam etti:

“Bunun üzerinden bir hafta geçti. Bir sonraki telefon görüşünde babam aramadı. Telefon görüşünün günleri değiştirildiği için, korona virüsü sebebiyle açık ve kapalı görüşler kapatıldı, iptal edildi. Sadece kendisiyle telefonla iletişim kurabiliyoruz; oradan irtibat kurabiliyoruz. Bir sonraki hafta bizi aramayınca biz tabii endişelendik; çünkü bir hafta öncesinde ameliyat olmuş ve salgının olduğu bir dönemden geçiyoruz. Kendisinden haber alamadığımız için hafta sonu cezaevini aradık, bilgi almaya çalıştık; ama bilgi alamadık, hafta sonu olduğu için. Bize hafta içi aramamızı ve o zaman bilgi almamız gerektiğini söylediler. Pazartesi günü de bilgi almaya çalıştığımızda, revirdeki doktoru, kendisinin hastaneye kaldırıldığını, oradan Ankara’ya sevk edildiğini söyledi; ama hiçbir şekilde ne hangi sebeple kaldırıldığını ne de hangi hastaneye kaldırıldığı bilgisini bize vermedi. Çünkü kendisinin bu yetkisinin olmadığını söyledi. Ancak cezaevi müdüründen alabileceğimizi söyledi. Biz, akşama kadar hiçbir şekilde, babamla ilgili ne hangi sebeple hastaneye yatırıldığını ne de hangi hastaneye gittiği ile ilgili bilgi alamadık. Akşam müdür geldikten sonra ancak kendisinden bilgiyi alabildik.

“Yanına gidebilmemiz için seyahat belgesine, onun için de doktor raporu gerekiyordu ama rapor alamıyorduk”

Bilgiyi aldıktan sonra da çok uzun süre zaten babama hiçbir şekilde ulaşamadık, 3 hafta. Hastaneden de bilgi alamadık. Hastaneyi de aradığımda, ‘Mevlüt Öztaş’la ilgili bilgi almak istiyorum’ dediğimde, bana kendisinin mahkûm olduğunu ve mahkûm olduğundan dolayı telefonda bilgi veremeyeceklerini söylediler. Ancak yanlarına gidersek yüz yüze iletişimde bilgi verebileceğini söylediler; ama gidebilmemiz için bizim oraya, şu anda şehirler arası yasak var; korona virüsü sebebiyle alınmış tedbirler. Emniyet güçleri bize diyor ki, ‘Bizim size seyahat izin belgesi verebilmemiz için sizin bize, babanın orada yattığına dair rapor vermeniz gerekiyor.’ Bu raporu biz, hastaneden almaya çalıştık, hastane vermedi. Cezaevinden almaya çalıştık, cezaevi de vermedi, hiçbir şekilde. Şöyle de bir sıkıntı yaşadık: Şöyle bir şey olmuş; babamın sevki Ankara’ya yapıldığı için Afyon Cezaevi’ndeki mahkûm bilgileri de Ankara’ya sek edilmiş. Orada Sincan Cezaevi’ne nakledilmiş. Ancak resmî işlemlerde gecikmeler olduğu için ben, çok uzun süre zaten babamın hangi cezaevinde olduğunu da öğrenemedim.

Bu süre içerisinde telefon görüşü geçti 3 defa; bizi arayamadı. Çünkü Afyon Cezaevi’nde hesabında bulunan parayı Ankara’ya yatırmamışlar. Babamın da hesabında para olmadığı için, kartındaki parayı kullanarak telefon kartı alamamış ve bizi arayamamış. Ben, babamın neden arayamadığını sorduğumda parasının daha gelmediğini söylediler. Daha sonra akşam aradım; onlar da yoğunluk sebebiyle, tahliye sebebiyle bunu geciktirdiklerini söylediler.

Yani aftan yararlanmayı bekliyorduk, aftan yararlanamadığımız gibi, bunun getirdiği bir yoğunluktan da olumsuz bir sonuç almış olduk.

Sonrasında Afyon’daki parasının Ankara’ya aktarılması için, yine bizim imkânlarımızla, bizim uğraşlarımızla bu para aktarılmış oldu. Bana, Ankara’daki emanet paraya ulaşamadıklarını söylediler. Ben, kendim gittim, Ankara’daki emanet para birimini aradım, farklı bir numara buldum. Afyon’a dedim ki, ‘Bakın ben bu numaraya ulaştım, siz de buradan ulaşabilirsiniz.’ Yani, olması gereken işlemlerin olması için bile biz gayret ettik. O dönemde bile çok fazla sıkıntı yaşadık.”

Babasının kaldığı hastaneye gidebilmek için çok uzun süre rapor almak için uğraştıklarını belirten Öztaş, yine de rapor alamadıklarını, bunun için bir hafta boyunca telefon elinde uğraşmak zorunda kaldığını anlattı.

Öztaş, aradığı numaralardan başka birimlere yönlendirildiğini, bu telefon zinciri içinde bir birimin telefonu açmaması halinde aynı işlemleri tekrarlamak durumunda kaldığını dile getirerek, “Ben aradığımda ‘Bilgi veremiyoruz’ deyip, tersleyip yüzüme çok fazla telefon kapatıldı. Yani zaten endişeli bir durumdayız. Yanına gidemiyoruz; böyle bir sıkıntı var. Gidebilmemiz için oradan bir şey almamız gerekiyor ama asla bize hiç kimse hiçbir yardımda bulunmadı, kolaylıkta bulunmadı” diye konuştu.

Öztaş, en sonunda Emniyet’in kendilerine bir kolaylık sağladığını, annesi ve kardeşinin ziyarete gittiğini ancak ilgisizlikle ve sert bir üslûpla karşılaştıklarını, babasını göstermediklerini anlattı. Bunun sebebinin korona virüsüne karşı alınan tedbir olabileceğini düşündüğünü dile getiren Öztaş, babası için götürülen kıyafet, çamaşır, havlu, çarşaf gibi malzemeleri bile babasına zorluklar sonucunda teslim edebildiklerini anlattı.

Büşra Öztaş, babasında böbrek yetmezliği ve yüksek tansiyon tespit edildiğini, başlangıç aşamasında olan astım hastalığının çok ilerlediğini; babasının bu hastalıkları sebebiyle defalarca şartlı tahliye talebinde bulunduğunu ancak buna rağmen 9 yıl 3 ay ceza verildiğini, şu anda da pankreas kanseriyle mücadele etmeye çalıştığını anlattı.

Babasının, kendilerinin üzülmemesi için sıkıntılarını belli etmemeye çalıştığını belirten Öztaş, sözlerine şöyle devam etti:

“Çok çaresiz durumda kaldık. Elimiz kolumuz bağlandı”

“Bakın, ben size anlattığım bu hastalıkların hepsini, mahkemede hakime ifadesini verirken öğrenebiliriz. ‘Ben ömür boyu diyalize bağlı kalmak istemiyorum’ dediğinde öğrenebiliriz. Yani inanın şu anda çok içimiz parçalanıyor, kendisine ulaşamadığımız için, kendisine destek veremediğimiz için. Bugüna kadar zaten her şeyi kendi başına kaldırmaya çalıştı, kendi başına yapmaya çalıştı. Bizi üzmemek için, hiçbir şeyi belli etmemeye çalıştı; ama şu an bahsettiğimiz, kolay bir şey değil, ufak bir şey değil. Kanser ve pankreas kanseri. Öğrendiğim kadarıyla en sinsi kanser türüymüş. Kendisini çok zor belli eden bir kanser türüymüş ve aynı zamanda çok hızlı yayılan bir kanser türüymüş. Bizim şu anda çok acil bir şekilde babama destek olmamız gerekiyor. Onun yanında olmamız gerekiyor. Biz, şu anda sadece bunu istiyoruz. Hâlâ daha bakın ben bugün daha bilgi almaya çalıştım; bana bilgi veremeyeceklerini söylüyorlar telefonda. Yanlarına gitmemiz gerektiğini, yüz yüze bilgi alabileceğimi söylüyorlar. Bizim de telefon görüşü vardı, yine aramadı. Neden aramadığını soruyorum meselâ, ‘Şu an burada değil’ diyorlar. İyi mi değil mi bilmiyorum. Hangi sebeple aramadığını bilmiyorum. ‘Yarın arayabilir mi?’ diyorum, ‘Bilmiyoruz. Telefonda bilgi veremiyoruz’ diyorlar. İnanın elimiz kolumuz bağlandı. Gerçekten ne yapacağımızı şaşırdık. Bir evlat olarak oradan oraya koşturmaya çalışıyorum. Adliyeye gittim; dosyanın gelişimi ile ilgili herhangi bir gelişme var mı, son durumla ilgili diye, daha dosyaya bakacak savcı bile belli değilmiş. Karar aşamasındaymış ama yani şu an sonuçla ilgili de hiçbir şey alamıyoruz. Çok çaresiz durumda kaldık. Elimiz kolumuz bağlandı. Mahkûmiyet ayrı bizi zorladı, koronavirüs ayrı bizi zorladı, bir de üzerine kanserle şu anda mücadele etmeye çalışıyoruz.”

Büşra Öztaş, “Yetkililerden ne bekliyorsunuz?” sorusu üzerine de şunları söyledi.

“Elinizi vicdanınıza koyun; kendinizi bizim yerimize koyun”

“Yetkililerden şu anda bu zorlu süreçte babama destek olabilmemiz için, moral verebilmemiz için lütfen babamın yanında olabilmeme izin verin. Gerekli tedbirler alınarak tahliye olması ya da farklı şekillerde nasıl olabiliyorsa bunu talep ediyoruz. Bu şartlar altında cezaevinde kalması mümkün değil. Lütfen, sizden rica ediyoruz, babamı tahliye edin ve bizim onun yanında olabilmemize, destek verebilmemize yardımcı olun. Elinizi vicdanınıza koyun. Kendinizi bizim yerimize koyun, empati yapın. İnanın çok çaresiziz. Ne bilgi alabiliyoruz, ne bir şey yapabiliyoruz. Gereğini arz ediyorum.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA