SİYASET
Giriş Tarihi : 25-05-2020 00:10

“Memleket Masası çağrısı bu şartlarda fayda sağlamaz”

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, “Memleket Masası” çağrısının mevcut şartlarda fayda sağlamayacağını söyledi. Karamollaoğlu, “Tam tersi, kutuplaşmayı artırabilir. Dikkat edin, iktidar ve iktidara destek veren kesim, bu kutuplaşmayı istiyor” dedi.

“Memleket Masası çağrısı bu şartlarda fayda sağlamaz”

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, Halk TV’de yayınlanan “Liderlerle Bayram Sohbeti” programına Ankara MG Kitap&Kafe’den konuk olarak, Gazeteci Özlem Gürses’in sorularını cevapladı.

“Yeni Genel Merkezimiz birkaç ay sonra hizmete girecek”

Yeni Genel Merkez Binası için kendilerini sevenlerin ciddi fedakârlıkta bulunduklarını belirten Karamollaoğlu, detekte bulunanlara teşekkür ederek, “Orası da birkaç ay sonra inşallah devreye girecek” dedi.

“Biz, her görüşü dinlemeye hazırız”

Özlem Gürses’in, MG Kitap&Kafe’deki kitap çeşitliliğine baktığında çok sesli, çok kültürlü bir dünya gördüğünü belirterek, “Saadet Partisi’nin siyasî çizgisi de bu mudur?” diye sordu.

Karamollaoğlu, “Biz, her görüşü dinlemeye hazırız. Çünkü her görüşün ortaya çıkışının da sebepleri vardır. O sebepler, sonradan biraz daha somutlaşır, sınırlar çizilir, belirginleşir. Birazcık da belki hem kendi kendine tutarlıdır ama tutucu da olur. Bizim de tabii bir dünya görüşümüz var, bir anlayışımız var; ama biz, diğer dünya görüşlerinin de tanınmasında, bilinmesinde, gençler için özellikle fayda olduğu kanaatindeyiz. Onun için de burada çok farklı kesimlerin sesini duymak, onların yazılarını, kitaplarını okumak mümkün” diye konuştu.

“Demokrasi, mevcutlar içinde en geçerli yönetim modeli”

Karamollaoğlu, demokrasiyi nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de, demokrasinin en ideal çözüm olmadığını ancak mevcut modeller arasında en geçerli olanı şeklinde nitelendirildiğini belirtti. Demokraside âlimin de câhilin de bir oya sahip olmasının tartışıldığına işaret eden Karamollaoğlu, “Bu doğru mu? Aslında tam doğru değil; ama siz bunu ayrım yapmaya başladığınız zaman bu sefer dengeyi nerede tutturacağınız belli olmuyor” dedi.

Karamollaoğlu, demokrasinin herkesi muhatap almasının bir avantaj, ancak âlimle câhil arasında bir ayrım yapmamasının da bir dezavantaj olduğunu dile getirdi.

Demokratik ülkelerde iktidara gelebilmek için halkın ikna edilmesi gerektiğini ancak bu süreçte her siyasî partinin ve her fikrî hareketin eşit imkânlara sahip olmadığını belirten Karamollaoğlu, medya gücünün önemine işaret etti. Karamollaoğlu, “Medyayı öyle bir kullanıyorlar ki, hele şimdi, yalan da söylenebiliyor, hile de yapılabiliyor, iftira da atılabiliyor. İyiyi kötü, kötüyü iyi göstermek mümkün olabiliyor” dedi.

“ABD’de denetim mekanizmaları var”

Amerika Birleşik Devletleri’nde yönetimi denetleyen mekanizmalar olduğunu belirten Karamollaoğlu, NATO Parlamenterler Asamblesi Üyesi olduğu dönemde her sene Belçika’ya, Washington’a, Pentagon’a, Birleşmiş Milletler’e (BM), New York’a gittiklerinde, bu mekanizmaları gördüğünü anlattı.

“Trump, ahlâksızlığı tescil edilmiş bir insan”

Karamollaoğlu, “E tabi bu sistemi biz denedik, 1960’tan sonra; ama biz o sistemi ancak 20 yıl götürebildik. Yani uzlaşma kültürü yerine çekişme hâkim oldu. Bu sefer işler yürümemeye, kanunlar çıkmamaya başladı” dedi. Karamollaoğlu, sistemin ABD’de de tıkanmaya başladığını not düştü.

ABD’de başkanı kimlerin finanse ettiğinin gizli olmadığını, başkanın da kendisini maddî olarak destekleyenlerin fikirlerini savunduğunu belirten Karamollaoğlu, “Biz, çoğulcu, temsilî bir demokrasi var zannediyoruz ama fiiliyatta bu, o kadar da güçlü değil. Birileri, bu seçilmişleri kontrol ediyor, manipüle ediyor” dedi.

Karamollaoğlu, Trump yönetimiyle birlikte adalete ve liyakata özen gösterilmediğini belirterek, Trump’ın ülkeyi bir kovboy mantığıyla yönettiğini söyledi. Karamollaoğlu, Trump için “Ahlâksızlığı tescil edilmiş bir insan” nitelendirmesinde bulundu.

“İran’da kadınlar, erkeklerden daha aktif”

Karamollaoğlu, İran’da kadınlara hür seçme hakkı tanınmadığına dair bir kanaatin dile getirilmesi üzerine, İran’da kadınlara haklarının verildiğini, ticarette, bürokraside ve parlamentoda erkeklerden daha aktif olduklarını ifade etti. Karamollaoğlu, istikrarı sağlamak ve demokrasiyi muhafaza edebilmek için her yerde bir arayış olduğunu kaydetti.

“Onlar seni şiirden hapse attı, sen de yazıdan atıyorsun”

Karamollaoğlu, fikir ve düşünce hürriyetinin, adaletin, demokrasinin temel unsurları olduğunu olduğunu ancak bunları çiğnemekten imtina etmeyenlerin de olduğunu söyledi. Karamollaoğlu, “Biz de bugün içinde yaşıyoruz, görüyoruz. Yani düne kadar insanlar, kendilerinin şikâyet ettiği hususları, şartlar değişip kendileri hâkim hâle gelince aynen kendileri uygulamaya başlıyor, aynen, tıpatıp. Şiirden seni hapse atıyorlar, sen de bir yazı yazdı diye başka birisini attırıyorsun hapse. Ne fark var?” diye konuştu.

Gürses: En çok başörtülü mahkûmun olduğu dönemdeyiz

Özlem Gürses de, adalet anlayışının değişkenliği konusunda, “Herhalde şu anda cumhuriyet tarihinde en çok başörtülü mahkûmun olduğu dönemdeyiz. Yani sayısal olarak da öyleyiz herhalde. Ben tabii masumiyet karinesini bir kenara bırakarak ve elbette ki FETÖ’cülerse de, darbecilerse de gereği yapılmalıdır şerhini de koyarak ama bu da bir veridir yani şu anda” yorumunda bulundu.

Bu değerlendirme üzerine Karamollaoğlu, şunları söyledi:

Erbakan, NATO yetkililerine ‘hak’ kavramını anlatmıştı

“Buradaki mesele, yönetim anlayışı. Yönetimdeki yetkilerin hangi noktayua kadar gidebileceği, nasıl sınırlandırılabileceği. Onun için biz, “hak” mefhumunu, “adalet” mefhumunu” her şeyin üstünde tutuyoruz; hakkın hâkim olmasını, hangi şartlarda olursa olsun. “Doğru” ile “hak” her zaman aynı şey değildir. “Doğru”, şartlara göre değişir. Misal diye verilir; kış gelince palto giyersiniz, doğrudur; yazın da çıkartırsınız, o da doğrudur. Yani palto giymek hak vesilesi değildir. Hak, değişmeyen doğrudur. İnsanların temel inançlarını değiştiremezsiniz baskı altında. Temel bir adalet anlayışı vardır, o anlayış temeldir.”

Karamollaoğlu, Erbakan’la birlikte 1978’de Avrupa’ya gittiklerinde, Mısırlı bir entelektüel tarafından kurulmuş olan Avrupa İslâm Konseyi tarafından, Erbakan’ı tanımak isteyen NATO Genel Sekreterlerinin, Büyükelçilerinin ve komutanlarının yer aldığı bir toplantıda Erbakan’ın “hak” kavramını anlattığını söyledi. Karamollaoğlu, Erbakan’ın, “Bunlar, ‘hak’ mefhumunu bilmiyorlar” dediğini ve onlara 4 prensibi anlattığını nakletti. Karamollaoğlu, Erbakan’ın dinleyicilere çifte standart uygulamaları, kendini ‘üstün ırk’ kabul etme anlayışı, paylaşma yerine sömürü anlayışı ve baskıcı rejimlerin desteklenmesi anlayışının yanlışlığı hakkında bilgi verdiğini kaydetti. Karamollaoğlu, “Bu 4 mefhum, D-8’in 6 prensibinden 4’üdür” dedi ve diğer 2 prensibin de problemlerin savaşla değil barış içinde; kavga ederek değil diyalogla çözülmesi olduğunu söyledi.

“Orucu, sahura kalkanların tutabildiği bir kuş zannederdim”

Bir soru üzerine çocukluğuna dair Ramazan hatıralarını anlatan Karamollaoğlu, Develi’de bahçeli bir evde geçen çocukluğunda orucun bir kuş olduğunu, oruç tutmanın da o kuşu tutmak olduğunu ve sahurda tutulduğunu zannettiğini, o sebeple de hep sahura kalkmayı arzu ettiğini anlattı. Karamollaoğlu, gülerek, “Ben, orucu hep bir kuş… Sahura kalkarsan tutarsın, yoksa gidiyor” dedi; küçük yaşta oruç tutamasa da sahura mutlaka kalktığını söyledi.

“Yahu sebze meyve satılır mı?”

Karamollaoğlu, bayramları ise kendi memleketlerinde, Gürün’de, Gezici Başöğretmen olan amcasının evinde geçirdiklerini anlattı.

1940’ların Türkiye’sinde, küçük yerleşim birimlerinde herkesin sebze meyveyi kendisinin yetiştirdiğini veya komşusundan temin ettiğini belirten Karamollaoğlu, babasının Akçadağ’da ortaokula kurucu müdür olduğunda sebze ve meyvelerin pazarda satıldıklarını gördüğünde hafsalasının almadığını ve kendi kendine “Yahu bunlar satılır mı?” diye sorduğunu dile getirdi. Karamollaoğlu, “Yani sebze ve meyvenin satılabilir bir şey olduğunu ilk defa ben orada gördüm” dedi.

“Hazırlık sınıfını atladığım için 3 yılda mezun oldum”

Karamollaoğlu, 13 yaşından itibaren eğitim için evinden ayrıldığını, lisede parasız yatılı okulda okuduğunu anlattı. Karamollaoğlu, “Recai Ağabeyin, rahmetli, babası benim başöğretmenimdi” dedi.

Karamollaoğlu, liseyi bitirdikten sonra kazandığı sınavla, Sümerbank tarafından yükseköğrenim için İngiltere’ye gönderildiğini anlattı.

Başarılı olduğu için, hazırlık sınıfını atlayarak 4 yıllık eğitimini 3 yılda tamamladığını belirten Karamollaoğlu, “Ben 3 sene okudum diye, diplomayı alıp da buraya dönünce bana diplomayı vermek istemediler, Millî Eğitim Bakanlığında. ‘Yaav 3 senede mühendis olur mu?’ diyor. Yahu 3 senede mühendislik, orada (İngiltere’de) bir itibar vesilesi. ‘4 sene okuyanlar var.’ Doğru, 4 sene okuyanlar var da, onlar hazırlık okuduğu için var” diye konuştu.

“Eşim, Müslümanlık konusunda benden daha titiz”

İngiltere’de İngiliz bir hanımla evlenmesine ve iki ailenin bayramları nasıl geçirdiğine dair bir soruyu da cevaplayan Karamollaoğlu, eşinin ailesinin birkaç senede bir kendilerini ziyarete geldiklerini belirterek, “Bir tepkileri de yoktu ama kayınvalide biraz daha bu işlere meyyaldi yani dinlemeye. İnşallah Cenâb-ı Hakk hidayet nasip etmiştir. Ben öyle tahmin ediyorum, eşim de öyle düşünüyor” dedi.

Karamollaoğlu, “Eşiniz kendiliğinden Müslümanlığı seçti. Zamanla oldu herhalde. Sizin iknanınız var mıdır burada efendim?” sorusuna karşılık da, “Vardır, olmadan olur mu yani? Olmadan olmaz ama hamdolsun, kendisi benden daha titiz şimdi. Öyle diyebilirim” dedi.

Sümerbank’tan TBMM’ye uzanan yolculuk

Karamollaoğlu, 1967 yılında Türkiye’ye dönüp Sümerbank’ta göreve başladığını, daha sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nda 5 yıl tekstilden sorumlu uzman olarak çalıştığını, o dönemde Türkiye Odalar Birliği Başkanı olan Necmettin Erbakan’la tanıştığını ve kendisinin onun çalışmalarına katkı sağlamaya başladığını anlattı.

Karamollaoğlu, Erbakan’ın başkanlığının yolunu açan TOBB Başkanlığı seçiminin Süleyman Demirel tarafından iptal edilmesi üzerine, siyasete girmeden Türkiye’nin problemlerini çözmenin mümkün olmayacağı fikrinin doğduğunu söyledi.

Erbakan’ın, Türkiye’nin sanayileşmesini çok önemli bir mesele olarak gördüğünü belirten Karamollaoğlu, “Bizim kendi ayaklarımız üzerinde durabilmemiz, kendimizi dışarıya karşı savunabilmemiz, ancak ve ancak kendi sanayimizi mükemmel bir tarzda kurmakla mümkün” dedi.

Karamollaoğlu, Erbakan’ın 1969 yılında Bağımsız milletvekili olarak seçildikten sonra ilk işinin Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’ni (ESAM) kurmak olduğunu söyledi. 12 Mart Muhtırası ile Millî Nizam Partisi’nin kapatıldığını, bu arada kendisinin askere gittiğini, askerlikten sonra da Altınyıldız isimli tekstil firmasında çalıştığını anlatan Karamollaoğlu, 1974 seçimlerinde kurulan koalisyon hükümetinin ardından kurulan Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti döneminde Sanayi Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürü olarak görev yapmaya başladığını, 2 yıl bu görevi sürdürdüğünü kaydetti.

Karamollaoğlu, haziran ayında seçimler gündeme geldiğinde de Erbakan’ın talimatıyla Sivas’dan aday olarak milletvekili seçildiğini söyledi. Karamollaoğlu, ikinci MC hükümeti kurulduktan sonra “12’ler hadisesi”nin meydana geldiğini, daha sonra Demirel Hükümeti kurulduğunu, kendilerinin de bu hükümete dışarıdan destek verdiklerini belirtti. Bu dönemde kendisinin Mecliis’te ve dış komisyonlarda yer aldığını belirten Karamollaoğlu, bu sebeple sık sık yurt dışına gittiğini ve Avrupalılarla görüştüğünü dile getirdi.

Erbakan’ın uçak sanayisi talimatı

Karamollaoğlu, kamu İktisadî Teşebbüslerinin (KİT) meselelerinin görüşüldüğü komisyonda görev aldığını, Erbakan’ın kendisine, uçak sanayisini Meclis’te gündeme getirme talimatı verdiğini söyledi.

Alt Komisyon Başkanı olarak kendisinin Millî Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Türk Hava Kuvvetleri’nden yetkilileri yazılı olarak toplantıya davet ettiğini belirten Karamollaoğlu, hepsinin de “Biz bu sanayinin Türkiye’de kurulabileceğine ihtimal vermiyoruz” düşüncesini dile getirdiklerini söyledi. Karamollaoğlu, ancak yemeğe inerken 2 subayın kendisine, “Sayın Milletvekilim, biraz önce bizim ifade ettiğimiz tavır, bakanlığın ve bizim kurumumuzun tavrı. Yoksa biz sizinle aynı şeyi düşünüyoruz. Türkiye’nin uçak sanayisine ihtiyacı var ve biz bunu kurmalıyız” dediklerini anlattı.

“Erbakan, Kenan Evren’e de anlatmamı istedi”

Bu gelişme üzerine Erbakan’ın kendisine “Genelkurmay Başkanlığına kadar çık, Evren’e bunu anlat” dediğini, kendisinin de gidip anlattığını dile getiren Karamollaoğlu, Kenan Evren’in Haydar Saltık’la birlikte kendisini dinledikten sonra, “Bizim maalesef eğitim uçaklarımız bile kalmadı. Siparişimizi verdik. Onun için şu anda bu konunun üzerinde durmaya gerek görmüyoruz” dediğini söyledi.

“Erbakan’ın gençleri iç çatışmadan uzak tuttu”

Karamollaoğlu, o dönemde Süleyman Demirel’la anlaşılamadığı için bir Genelkurmay Başkanı tayin edilemediğini, Genelkurmay Başkanı olabilecek kişilerin bu sebeple istifa ettiklerini, hiç akılda olmayan Ege Ordu Komutanı Kenan Evren’in Genelkurmay Başkanı olduğuna dikkat çekti. Karamollaoğlu, o dönemde kutuplaşma olmaması halinde iç çatışma ve darbe sürecine de gelinmeyeceğini kaydetti. Karamollaoğlu, zaman zaman gençlerin taleplerine rağmen, Erbakan’ın gençleri o çatışmadan uzak tuttuğunu anlattı.

Daha sonra 12 Eylül darbesinin olduğunu ve bütün çatışmaların bir günde sona erdiğini belirten Karamollaoğlu, “Nasıl bir iş ki, birden bire, bir gecede bütün kavga durdu. Yani bunun dışarıdan tahrik edilmemesinin ihtimali yok benim kanaatimce” dedi.

“Demokrat Parti, zayıflayınca sertleşti”

Karamollaoğlu, Demokrat Parti’nin de düşünce özgürlüğü ve barış söylemleriyle iktidar olduğunu ancak 1957’den sonra iktidarı zayıflayınca sertleştiğine işaret etti.

O dönemde radyo yayınlarında her gün “Vatan Cephesi”ne katılanların isimlerinin okunduğunu belirten Karamollaoğlu, bir süre sonra köylerden mezar taşlarının üzerindeki isimlerin gönderildiğini ve uygulamanın bir komedi haline geldiğini anlattı.

27 Mayıs darbesinden sonra da kutuplaşmanın ortadan kalmadığını belirten Karamollaoğlu, “Çünkü ihtilâl, bir taraf olarak yapıldı. Doğrudan doğruya Demokrat Parti’ye karşı yapılmış bir ihtilâldi. 1980 ihtilâli tam öyle değildi” dedi.

“Keşke hapisteki o koalisyon dışarıda da olabilseydi”

Karamollaoğlu, 12 Eylül darbesi döneminde yaklaşık 11 ay hapiste kaldığı10 kişilik koğuşta, arasında Deniz Baykal’ın da bulunduğu, değişik partilerden tutuklularla birlikte tutulduklarını söyledi. Karamollaoğlu, Özlem Gürses’in “O koğuşta mecburen bir araya gelen koalisyon, keşke darbe öncesi” sözünü, “dışarıda da olabilseydi” diyerek tamamladı.

“Kendi fikrini savunamayan kavga eder”

İnsanların, kendi fikirlerini savunamadıkları zaman kavga etmeye başladıklarını söyleyen Karamollaoğlu, birbirine zıt fikirlere sahip insanların bile bir araya gelip birbirlerini dinleyebilmeleri gerektiğini ifade etti.

“Demokratik ve adil olmayan ülkeye yatırımcı gelmez”

Herkesin adalet, eşitlik, düşünce özgürlüğü, şeffaflık ve denetlenebilirlik istediğini dile getiren Karamollaoğlu, “Şimdi insanlar, kendi bagajları kabarınca bunlara rıza göstermiyorlar. Sıkıntı burada” dedi. Bu şekilde devam etmesi halinde Türkiye’nin kalkınamayacağını ve yatırımcı gelmeyeceğini vurgulayan Karamollaoğlu, yabancı yatırımcıların, “Türkiye’nin kendi müteşebbisi yurt dışına kaçarken benim orada ne işim var?” diye düşündüğünü söyledi.

“Memleket Masası çağrısı bu şartlarda fayda sağlamaz”

Karamollaoğlu, çeşitli siyasetçiler tarafından dile getirilen Dostluk Masası, Memleket Masası, Demokrasi İttifakı gibi çağrıların gerçekleşmesinin mümkün olup olmayacağına dair bir soru üzerine, şunları söyledi:

“Bunlar tabii Türkiye’nin şu andaki politik atmosferi ve yapısı, bu dediğinizin tam olarak şu anda gerçekleşmesine şu anda fayda sağlamaz kanaatindeyim. Tam tersi, kutuplaşmayı artırabilir. Dikkat edin, iktidar ve iktidara destek veren kesim, bu kutuplaşmayı istiyor. ‘Öteki…’ Tek… ‘Farklılığınız yok, sizin birbirinizden farkınız. Bunun esas rengini de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oluşturuyor; çünkü en büyük grup onların.’ Biz de diyoruz ki, ‘Yok yahu; CHP’nin kendisinin bir tüzüğü, kendisinin bir programı var. İYİ Parti’nin de bir programı var, bizim de bir programımız var. Bütün partilerin bir programı var. Farklılıkları var. Ha, bugünkü şartlardan dolayı seçim atmosferine girildiğinde koalisyon değil, ittifaklar gene kurulur mu? İster istemez kurulacak. Ama bunun bir kutuplaşma vesilesi gibi gözükmemesi icap eder. Şu anda iktidar, tamamen kutuplaşmadan besleniyor. Ortağı da kutuplaşmadan besleniyor. ‘Kutuplaşacak ki, bana bağlı olanı tutayım.’”

“Bu mesele, milletvekili transferiyle çözülecek bir mesele değil”

Karamollaoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gelecek Partisi’ne ve DEVA Partisi’ne milletvekili verebileceğine dair açıklamasının sorulması üzerine de, “Kılıçdaroğlu, çok radikal kararlar alabiliyor. Yani bu tip noktalarda ben, bu kararları almasını da onun yönünden takdir ediyorum, başarılı görüyorum; ama bu, o şekilde çözülebilecek bir mesele değil” dedi.

İttifakın koalisyon demek olmadığını vurgulayan Karamollaoğlu, bunun millete anlatılması gerektiğini söyledi. Karamollaoğlu, “İttifak, sadece seçim sürecinde partilerin önüne çıkarılan engelleri aşmak için bir imkân. O kadar” dedi.

“Seçimin zamanından önce yapılacağı intibaı doğdu”

Karamollaoğlu, bir soru üzerine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Seçim ve Siyasî Partiler Kanunu’nda değişiklik önerisinde bulunmasının insanların zihninde bir soru işareti oluşturduğunu ifade ederek, yakın zamanda bir seçim olmayacağına dair kanaatini tekrarladı. Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Ancak Sayın Erdoğan’ın birtakım konuları gündeme getirmesi, şimdi Sayın Bahçeli’nin de bunu gündeme getirmesi, seçimin normal zamandan daha erken yapılabileceği intibaını doğurdu şimdi. Olur mu, olmaz mı? Şimdi bu, doğrudan doğruya Sayın Cumhurbaşkanının vereceği karar. Çünkü kamuoyu yoklamaları yaptırıyor, takip ediyor, normalde daha önünde 3 senesi var. Niye 3 seneyi riske etsin? Etmez, kaybetme ihtimali varsa. Ama kaybetme ihtimali giderek daha fazla güç kazanıyorsa, bu sefer orada fazla zarara girmemek için bir seçim atmosferine ülkeyi aniden sokabilir ve kutuplaşmayla bunu çözebilir. Burada onun tek derdi o.”

“Erdoğan, güvendiği başka bir kişiyi aday gösterebilir”

Karamollaoğlu, Erdoğan’ın popülaritesinin düşmesi halinde, kendisinin güvendiği daha güçlü bir adayı destekleyebileceğini söyledi.

Karamollaoğlu, Müslüm Gürses dinlediğine dair bir bilginin doğruluğunun sorulması üzerine de, gülerek, “Herkesin bazı eserlerinin kendisini dinlettirdiğini” söyledi. Karamollaoğlu, “Ama ben o kadar fazla müzik dinlemem” dedi.

“Maksim Gorki’de karanlık bir Rusya, Tolstoy’da tefekkür var”

Karamollaoğlu, bir soru üzerine, kendisine aykırı gelse de, kendi içinde tutarlı çok farklı kitaplar okuduğunu söyledi. Karamollaoğlu, Tolstoy’un “Harp ve Sulh” kitabını okuduğunda Rusya’yı daha iyi tanıdığını belirterek, “Bir tarafta Tolstoy var, bir tarafta Maksim Gorki var. Maksim Gorki’yi okursanız, karanlık bir Rusya görürsünüz. Yani çok karanlık bir Rusya görürsünüz. Tolstoy’u okursanız, orada da tefekkür görürsünüz. Ben, onun İslâmiyetle çok yakından ilgilendiğinin çok sonradan farkına vardım” dedi.

Sonradan Müslüman olan insanların hikâyelerinin çok ilgisini çektiğini belirten Karamollaoğlu, kendisini etkileyen kitaplardan bir tanesinin, Jeffery Lang’ın “Struggling To Surrender” (Teslimiyetle Mücadele) isimli kitabı olduğunu ve yazarının nasıl Müslüman olduğunu anlattığını söyledi.

Mekke’nin fethinden çıkarılacak dersler

Karamollaoğlu, Hz. Muhammed’in hayatını anlatan yabancı yazarların kitaplarını da okuduğunu, bunlardan birinde yazarın, Hz. Muhammed’in hayatını öğrendiğinde onun muazzam bir insan olduğuna kanaat getirdiğini ancak, Mekke’nin fethini okuyana kadar onun bir peygamber olduğuna inanmadığını söylediğini aktardı.

Karamollaoğlu, yazarın bu konuda özetle şunları ifade ettiğini dile getirdi:

“Siz, zorla çıkartıldığınız bir beldeye muzaffer bir komutan olarak geri dönüyorsunuz ve orada kimseye eziyet etmiyorsunuz. Arkasından da orada muzaffer bir komutan olarak kalıp ihtişamlı bir hayat süreceğinize, Medine-i Münevvere’deki eski sade hayatınıza dönüyorsunuz. O zaman dedim ki, bunu ancak bir peygamber yapar.”

Özlem Gürses de, “Valla bugünün politik dünyasına bundan daha güzel bir bayram mesajı verilebilir miydi, ben de onu bilmiyorum Sayın Başkan” dedi.

Hz. Muhammed’in, kendi yakınlarını katledenleri bile affettiğini hatırlatan Karamollaoğlu, siyasetçilerin de farklı düşüncelere sahip olanlarla bir araya gelebilmeleri gerektiğini ifade etti.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3166
  • 2Trabzonspor3162
  • 3Sivasspor3154
  • 4Galatasaray3152
  • 5Alanyaspor3151
  • 6Fenerbahçe3150
  • 7Beşiktaş3050
  • 8Göztepe3139
  • 9Gaziantep FK3038
  • 10Antalyaspor3138
  • 11Kasımpaşa3036
  • 12Gençlerbirliği3133
  • 13Yeni Malatyaspor3132
  • 14Denizlispor3132
  • 15Kayserispor3031
  • 16Konyaspor3030
  • 17Çaykur Rizespor3029
  • 18MKE Ankaragücü3126
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA