PROGRAMLAR
Giriş Tarihi : 12-09-2019 11:43   Güncelleme : 12-09-2019 11:53

Ali Bulaç: Bu fetret dönemi, yeni bir doğuşun doğum sancılarıdır

İlahiyatçı Sosoyolog Ali Bulaç, doğuda ve batıda şimdiki zamanın en büyük krizinin düşünce krizi olduğunu, buna bağlı olarak da bir ahlâkî kriz yaşandığını söyledi. İslâm dünyasının içinde bulunduğu durumun bir fetret dönemi olduğunu belirten Bulaç, yeni bir doğuşun İslâm dünyasında gelişip büyüyeceğini söyledi. Bulaç, “Bu fetret döneminde yaşadığımız kriz, bu doğum sancılarıdır ve bu çok zor bir doğum olacaktır” dedi.

Ali Bulaç: Bu fetret dönemi, yeni bir doğuşun doğum sancılarıdır

İlahiyatçı, Sosyolog, Yazar Ali Bulaç, TV5’de yöneticiliğini üstlendiği “Düşünce Atlası” programının ilk bölümünde, Prof. Dr. Kadir Canatan ve Gazeteci Ümit Aktaş’la birlikte, Dünya genelinde yaşanan “düşünce krizi”ni değerlendirdi.

Programın merkezî konusunun düşünce ve fikir olacağını belirten Ali Bulaç, programın muhtevası hakkında şunları söyledi:

Sorunlarımızın kaynağını düşünce sistemimizde aramamız icap eder

“İçinden geçmekte olduğumuz zamanın en önemli krizi, düşünce krizidir ve bu kriz, sadece İslâm dünyasında değil, batı dünyasında ve genel olarak modern dünyada da ciddi bir kriz yaşanmaktadır. Dolayısıyla, belki de sorunlarımızın kaynağını, sebebini, yine düşünce sistemlerinde veya düşünce biçimimizde, düşünce kaynaklarımızda aramamız icap eder. Bu da, sükûnetle, suhuletle düşünce konusunu, zihniyet konusunu ele almamıza bağlı gözüküyor. Biz de bunu yapmaya çalışacağız, ilerleyen programlarımızda; inşallah, Allah kısmet ederse.” diye konuştu.

Ali Bulaç, “düşünce krizi” konusunda da şu değerlendirmede bulundu:

Batı sekülerizmi, dünyaya nihilizm ihraç ediyor

“Batıda da bir düşünce krizi olduğunu söyledik. Benim bu konuda öne sürebileceğim 2 veri var elimde. Bunlardan bir tanesi, batıyı batı yapan büyük entelektüeller, büyük filozoflar, artık yetişmiyor. Yani batı, büyük filozof veyahut da büyük ölçüde bir entelektüel yetiştirmiyor. Meselâ ‘Batıyı hangi büyük zihinler, kafalar yaptı?’ derseniz, Aziz Augustinus’u, Sn. Thomas’ı, Descartes’i, Marks’ı, Spenser’i zikretmek icap eder. Hegel’i zikretmek icap eder; fakat bu ayarda şu anda bir filozof yetişmiyor. Bir Habermas var; Habermas da modernliği kurtarmaya çalıştı bir ara. Bunu da başaramayınca en son geldiği nokta, dedi ki, ‘Batı sekülerizmi, dünyaya nihilizm ihraç ediyor.’ Demek ki batı seviyesinde de düşüncenin geldiği nokta, anlamdan ve amaçtan yoksun bir dünya görüşü, bir âlem tasavvuru… Hatta bir âlem tasavvuru bile kalmadı. Bir dünya görüşü var. Ve bu da bizi, dünyayı, bir nihilizme doğru sürüklüyor. Birincisi bu.

Manevi dünyamızla ilgili felsefî bir düşünce ortaya çıkmıyor

İkincisi de, batıda pozitif bilimlerde muazzam bir gelişme var. Buna bağlı teknolojide akıl almaz hızlı değişimler meydana geliyor. Yeryüzü dönüştürülüyor; fakat insanın manevî dünyasıyla, zihinsel dünyasıyla, tabiat ötesi hayatla ilgili herhangi ciddi bir felsefî fikir, bir felsefî düşünce ortaya çıkmıyor. Sosyal bilimlerde de muazzam bir ilerleme var. Sosyoloji alanında, psikoloji, antropoloji, iktisat, hukuk… Fakat sosyal bilimlerde de entelektüel yetişmez. Sosyal bilimlerin de derinliği, bir karışlık sudur. Böyle denizin ortasına gidip derinliklere dalmak, mümkün olmuyor.

Tek bir ağaca bakarken, ormanı kaybediyorlar

Demek ki belki de tekrar tefekküre, batılı manâda belki tekrar felsefeye dönmek lâzım. Yani belki tekrar felsefî bir zihniyetin gelişmesi lâzım; çünkü sosyal bilimler de, pozitif bilimler de insanda bir körelme meydana getiriyor. Tek bir ağaca bakarken, ormanı kaybediyorlar.”

Düşünce krizine bağlı olarak aynı zamanda bir ahlâk krizi de yaşanıyor

Düşünce krizine bağlı olarak, aynı zamanda bir ahlâk krizi de yaşandığına işaret eden Ali Bulaç, “Zaten doğru dürüst bir düşünce, bir ideoloji, bir doktrin yoksa, insanın hayatına anlam ve amaç katan bir âlem tasavvuru yoksa, bunu mutlaka bir ahlâk krizi takip eder. Çünkü insan, sadece fizik evrenle ilgilenir ve gündelik hayatını daha konfor (içinde), daha iyi geçirmek için uğraşır. Şu anda insanoğlunun da geldiği nokta bu; fakat bunun fizik çevreye, tabiata ve kâinata muazzam bir maliyeti var” diye konuştu.

İlahî rahmet, insanlığın bu haline bir cevap verir

Gazeteci Yazar Ümit Aktaş da, bu kriz halinin yeni bir süreç olmadığını belirterek, çağın önemli düşünürlerinden Heidegger’in, kendi döneminde bundan bahsettiğini, Oswald Spengler’in “Batının Çöküşü” kitabında bu kriz halini tanımladığını, bundan çıkış için birtakım yollar gösterdiğini ama bu yolların da çok yürünesi yollar olmadığını söyledi.

Peygamberlerin de genellikle bu kriz halleri içerisinde zuhur ettiğine işaret eden Aktaş, “Çünkü insanlık, umutsuz kalamaz. Yani Allah, o ilahî rahmet, mutlaka insanlığın bu halini cevaplar. Cevaplamak için yeryüzüne yardım elini uzatır. Yeryüzü sahipsiz kalmaz” dedi.

Giderek daralan bir zihinle konuşuyoruz

İnsanlığın yaşadığı kriz halinin sebeplerini irdelemek gerektiğini söyleyen Aktaş, peygamberlerin genelde insanlığa hitap ettiklerini ve bütün insanlığı düşündüklerine işaret ederek, “Ama biz, bakıyorum, giderek daralan bir zihinle konuşuyoruz. Giderek kendi çıkarlarımıza kapanıyoruz; yerel çıkarlara, kişisel çıkarlara kapanıyoruz. Bu, doğrusu nebevî bir işaret değil ve bunun tersi. Dolayısıyla buradan o küresel krize bir cevap çıkmaz” diye konuştu.

Toplumdaki egemen düşünceler, egemenlerin düşünceleridir

Prof. Dr. Kadir Canatan da, Ali Şeriati’nin toplumdaki kültürel piramitle ilgili yaklaşımını hatırlattı. Prof. Canatan, şunları söyledi:

“Diyor ki, toplumun geleceğini gören yıldızlar vardır. Bunların sayısı çok azdır. Bunlar, 3-5 yüz yılda bir gelirler. Bunlar, çok nadir insanlardır. Bir de aydınlar vardır. Bunlar, taşıyıcıdır. Yıldızlardan aldıklarını halka aktarırlar; ama aydınlar, daha çok tutucudurlar. Çünkü yaşadıkları iklimin, düşüncenin, tutsağı durumundadırlar. Bir de ideolojik baktıklarından, onlar daha tutucu oluyorlar. Fakat halka indiğimizde tutuculuk daha da artıyor. Dolayısıyla bugün neden ‘yıldız’ diyebileceğimiz büyük düşünürler, ne bizde ne batıda yok? Bu, biraz zamanla ilgili bir konu. Her yüz yılda bu tür düşünürleri belki beklememek gerekiyor.

Karl Marks’ın şöyle bir sözü var: Bir toplumda egemen olan düşünceler, egemen kesimin düşünceleridir diyor. Dolayısıyla, egemen kesim kimse, hangi düşünceyse, biz onların etkisi altında kalarak bir fikir üretiyoruz. Eğer egemen düşünce çok sığ bir düşünceyse, bizim de düşüncemiz sığ oluyor. Ama büyük, yaratıcı düşünürler varsa bir çağda, onların etkisiyle biz de farklı düşünebiliyoruz.”

Düşünce krizinin geleneklerle alâkalı olup olamayacağını kendine sorduğunu söyleyen Canatan, “Yani dünyada büyük düşünce gelenekleri var; ideolojileri de aşan, mahallî düşünceleri de aşan. Böyle çağlar üzeri, sürekliliği olan büyük düşünce gelenekleri var. Fakat bu düşünce geleneklerinin zayıf ve güçlü tarafları var. Bunları incelediğimiz zaman, hangi düşünce geleneğine bağlı isek, sorunlarımızı sanırım tespit etmede biraz daha kolay bir yol tutmuş olacağız.”

“Ben, yeryüzünde 3 büyük düşünce geleneği olduğunu tespit ediyorum” diyen Canatan, bunları şöyle sıraladı:

  1. Filozofik gelenek.
  2. Profetik gelenek
  3. Mistik gelenek

Batı düşüncesi, kendi krizini geleneğe dönerek aştı

Rönesans dönemini de değerlendiren Prof. Canatan, “Rönesans, aslında batı düşüncesinin kendi krizini aşmak için yine kendi içinden eski Yunan metinlerine dönmekle başardığı bir iş. Buna ‘Yeniden Doğuş’ dediler. Yani geleneğe dönerek kendi krizini aştı. Biz bugün çeşitli çıkmazlar içindeysek, düşünce alanında, ekonomide, siyasette, bu kendi geleneğimizi anlamak nerelerde tıkandı, oraları açmakla mümkün olacak” diye konuştu.

Nevevî düşünce ile filozofik düşüncenin farkı

Nebevî düşünce ile filozofik düşünce arasındaki farka işaret eden Canatan, “Bütün filozoflar, kendilerinden önce gelenleri eleştiriyorlar, naks ediyorlar; ama bütün peygamberler, önceki peygamberleri onaylıyorlar” dedi.

Canatan, 13. Yüzyıla kadar İslâm düşünce geleneğinin, felsefede, kelâmda, fıkıhta ve diğer alanlarda büyük adamlarını yetiştirdiğini söyledi. Canatan, ondan sonra gelen taklit döneminin, düşünce krizinin başlangıcı olduğunu ifade etti.

İslâm dünyasının fetret dönemi

Ali Bulaç, İslâm dünyasının içinde bulunduğu durumun bir fetret dönemi olduğunu belirterek, yeni bir doğuşun İslâm dünyasında gelişip büyüyeceğini söyledi. Bulaç, “Bu fetret döneminde yaşadığımız kriz, bu doğum sancılarıdır ve bu çok zor bir doğum olacaktır. Maliyeti de yüksek olacaktır ki oluyor. On binlerce, yüz binlerce insan hayatını kaybediyor. Şehirler yok olup gidiyor. Kaynaklarımız tamamen kontrol altında” dedi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3166
  • 2Trabzonspor3162
  • 3Sivasspor3154
  • 4Galatasaray3152
  • 5Alanyaspor3151
  • 6Fenerbahçe3150
  • 7Beşiktaş3050
  • 8Göztepe3139
  • 9Gaziantep FK3038
  • 10Antalyaspor3138
  • 11Kasımpaşa3036
  • 12Gençlerbirliği3133
  • 13Yeni Malatyaspor3132
  • 14Denizlispor3132
  • 15Kayserispor3031
  • 16Konyaspor3030
  • 17Çaykur Rizespor3029
  • 18MKE Ankaragücü3126
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA