PROGRAMLAR
Giriş Tarihi : 10-08-2020 12:57   Güncelleme : 10-08-2020 13:05

''İslam Birliği hâlâ mümkün!''

Dr.Abdulgani Bozkurt Lübnan'da yaşanan gelişmeleri yorumlayarak çözümün İslam Birliği olduğunu söyledi ve kardeşlik vurgusu yaptı.

''İslam Birliği hâlâ mümkün!''

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr.Abdulgani Bozkurt Hasan Basri Akdemir'in sunduğu 'İşin Aslı' programına konuk olarak Beyrut'ta yaşanan liman patlamasını değerlendirdi.

Patlamadan önce Lübnan'ın tarihsel sürecini özetleyen Bozkurt, ekonomik ve sosyolojik bilgiler paylaşarak bölgenin ne kadar kaotik bir ortama sahip olduğunun altını çizdi.

1932 yılında gerçekleştirilmiş bir nüfus sayımı var Lübnan'da. Hristiyanların nüfusu %51 olarak, Müslümanların ise %49 olarak kayıtlara geçiyor. Bu nüfus sayımına göre, parlamentoda 99 tane milletvekili var. 54 tanesi Hristiyan, 45 tanesi Müslüman. Yani 65 oranı var. Bu oran Lübnan'da 1975-90 yılları arasında yaşanacak olan iç savaşı nihayete erdiren Taif anlaşmasında 66 şeklinde müsavi, birbirine eşit hale getirecek şekilde revize edildi. Ve 128 kişiye çıkarılan parlamento 64 Müslüman 64 Hristiyan dağılımına sahip olacak şekilde düzenlendi. 1932 deki nüfus sayımına göre ülkenin el kalabalık nüfusu Maruniler; yani katolik araplar, ikinci en önemli nüfus Sünniler, üçüncü ise Şiiler. O günden bu güne kadar Lübnan'ın cumhurbaşkanı 'Katolik Arap' olmak zorunda, başbakanı 'Sünni' olmak zorunda, meclis başkanı ise 'Şii' olmak zorunda. Dolayısıyla Lübnan deyince çok hassas dengelerden bahsediyoruz. Ahmet Cevdet Paşa Lübnan'ı tarif ederken orayı Nuh'un gemisine benzetir. Orada 18 tane etnik grup anayasal koruma altında. Böylesine kaotik ve kaos dolu bir ortam bugüne kadar gelirken hep Sünnilerin ve Marunilerin domine ettiği bir toplumsal yapı olarak geldi. Lübnan'da Şiiler hep ezildiler geri planda kaldılar. İktisaden ve siyaseten mahrum oldular. Ancak doğurganlık oranı Şiilerde fazla olduğu için zaman içerisinde Şii nüfusu Sünnileri ve Marunileri geçti. Bağımsız yapılan araştırmalar Şii nüfusunun toplam nüfusa oranının %35 - %40 lara yaklaştığını gösteriyor.

Hizbullah dediğimiz örgüt Şii bir örgüt ve mecliste milletvekilleri var. Siyasal bir grup ve militer bir grup. Toplumsal tabanının bu kadar kuvvetli olmasının sebebi Şiilerin Lübnan'da hep hor görülmesi ve ikinci sınıf insan muamelesine maruz kalması. 1975'ten itibaren Lübnan'da herkesin herkesle savaştığı bir savaş başlıyor. 1989'da Taif şehrinde yapılan anlaşmaya göre tüm militer grupların silahlarına el konuluyor ama Hizbullah'ın silahlarına dokunulmuyor. Bunun da sebebi şu; İsrail'in kuzeyinde, Lübnan'ın güneyinde bulunan Sur şehri Hizbullah'ın kalesidir ve aslında Lübnan'ın teminatı olarak görülüyor. Bugün gelinen noktada öyle bir vaziyet varki bugün Lübnan'a baktığımızda, benim görüşüme göre Lübnan'ın İsrail tarafından işgal edilmesinin önünde Hizbullah bir teminat. Ama diğer taraftan Lübnan'ın gittikçe zayıflamasının ve kaotik hale gelmesinin müsebbibi de Hizbullah. Tabi bu yeni değil. Hizbullah orada ezilen Şiilerin sesi olarak yola çıktı. Silahlı gücünü git gide artırdıktan sonra kendisine demokratik yollardan verilmeyen haklarını daha da fazlasıyla birlikte mütecaviz bir şekilde silah zoruyla almaya başladı. Lübnan'ın bu kaotik sosyal ve siyasi yapısını bu şekilde izah etmek mümkün.

EZİLENLER YILLARDIR BARIŞA HASRET LÜBNAN HALKI OLACAKTIR

Yaşanan patlamadan sonra olası gelişmeleri ve Lübnan'ın maddi geleceğini yorumlayan Bozkurt, bundan sonraki süreçte sorunların çözümü için İslam Birliği vurgusu yaptı.

Lübnan'ın patlama öncesine göre daha sıkıntılı günlere gebe olduğunu tahmin etmek güç değil. Patlamanın oluşturduğu hasarın milyar dolar seviyelerinde olduğu söyleniyor. Salgın sürecinde IMF ile görüşmelerin olduğu biliniyordu. Gelindiği noktada patlama sonrası Lübann'ın toparlanması çok zor olacaktır. Burada ezilen pek tabi yıllardır barışa hasret içerisinde olan Lübnan halkı olacaktır.

Beyrut'taki bu patlamanın kim tarafından yapıldığını, sonuçlarını konuşuyoruz ama kimse şunu konuşmuyor; bu ülkeyi idare edenler Müslümanlar. Bombaya dönüşebilecek bu kadar tehlikeli bir maddenin 6 yıldır bir depoda bekletilmesi hangi akılla mümkün olabilir? Bu feraset eksikliğidir. Eğer bir İslam Birliği mümkün olacaksa ki ben hala mümkün olduğuna inanıyorum ancak çok uzun bir yoldan geçmek gerekecek. Müslüman ülkelerin biraz ders çıkarması lazım. Yani İran'ın şunu düşünmesi lazım ABD'nin Afganistan ve Irak operasyonları benim önümü açıyor. ABD benimle ontolojik olarak savaşta. Peki ABD benim önümü niye açıyor? ABD İran'ın önünü niye açar? Çünkü İran'ın biraz daha güçlenip Türkiye'yle ve körfezdeki diğer ülkelerle çatışabilecek kabiliyete gelmesini ister. Peki biz bu işin neresindeyiz? Biz nerede hata yapıyoruz? Bunları sorgulasak aslında daha sağlıklı sonuçlara ulaşabileceğimiz kanaatindeyim.

TÜM SORUNLARA RAĞMEN TÜRKİYE DAHA DA GÜÇLENECEKTİR

Sonuç olarak iktisaden ve içtimaen bir takım sıkıntılar yaşasak bile bölgesel anlamda ben Türkiye'nin daha da güçleneceği kanaatindeyim. Gönül şunu ister; Müslüman ülkelerin mezhep kaygılarını fikri ayrışmalarını bir kenara bırakıp, İslam ortak paydasında bir araya gelerek ortak düşman olarak İsrail'e karşı tek vücut olmasını ister. Ne yazık ki biz mezhep ve ideoloji fitneleri ile kamplara ayrılıyoruz ve bunu hep dışarının oyunudur diyerek geçiştiriyoruz. Ötekini öteki olduğu haliyle kabul etmek gerekir. Evvela kendi muhitimizde kardeşlik hukuunu tesis etmemiz gerekiyor. Eğer biz kendimiz birey olarak kardeşlik hukukunu tesis edersek, ülkeler olarakta kardeşlik hukukunun tesis edilmeisnin önünde hiçbir engel kalmaz.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA