GÜNDEM
Giriş Tarihi : 14-09-2019 16:46   Güncelleme : 14-09-2019 20:10

“Jarusalem’i yeniden Darüsselâm haline getirmeliyiz”

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, Hz. Ömer döneminde Kudüs’ün bir adalet ve huzur beldesi olduğunu hatırlatarak, “Biz Müslümanların, bugün en büyük sorumluluğu, Jarusalem’i yeniden Darüsselâm, yani barış yurdu, selâm yurdu haline getirmektir” dedi. Karamollaoğlu, Kudüs’ü, yollarında kanların aktığı değil, çiçeklerin açtığı bir belde haline dönüştürmenin; Yahudisiyle, Hristiyanıyla, Müslümanıyla herkesin huzur içinde yaşadığı bağımsız bir Filistin’i inşa etmenin, ortak hedef olması gerektiğini söyledi.

“Jarusalem’i yeniden Darüsselâm haline getirmeliyiz”

Kısa adı İSBAM olan İslâm Birliği Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen “İslâm Birliği Kongresi”, Ankara Meyra Palace’da başladı.

Yarın da devam edecek olan kongrede, İslâm dünyasının geleceği ve Filistin konusu masaya yatırılıyor. Kongreye, İslâm dünyasından ilim, siyaset, devlet adamları ve kanaat önderleri katılarak, tebliğ sunuyorlar.

Bitmez: İslâm ülkeleri ön koşulsuz bir araya gelmeli

İSBAM Genel Başkanı Hasan Bitmez, Filistin ve Kudüs meselesinin, İslâm dünyasının en önemli meselelerinden birisi olduğunu belirterek, bu meselenin ancak İslâm Birliği’nin kurulmasıyla halledilebileceğini söyledi.

Bitmez, Müslümanların etnik ve mezhepsel farklılarının üzerine kurgulanan çatışma senaryolarının, bir araya gelmelerinin önündeki engelleri arttırdığını belirtti. Bitmez, sözlerine şöyle devam etti:

Siyonizm ancak güçten anlar

“Yaşanan bütün olumsuz şartlara ve sıkıntılı durumlara rağmen, İslâm ülkelerinin ön koşulsuz bir araya gelmesi gerekiyor. Yoksa her geçen gün, herkes için, hepimiz için, İslâm âlemi için ve dahası bütün insanlık için daha kötü günler gelecektir. Bu gidişata ‘Dur’ denmesi gerekiyor. Irkçı emperyalizm, ancak ve ancak güçten anlar. Bunun için Müslümanların güçlenmesi gerekiyor. Bir araya gelip ayağa kalkması gerekiyor. Bir araya gelemediğimiz için Siyonistler, her gün Filistin’e, Gazze’ye saldırıyor. Biz bir araya gelemediğimiz için Keşmir’de 70 yıldır saldırılar bitmiyor, sıkıntılar sona ermiyor.”

Asiltürk: Batıl karşısında hak da tek merkezden yönetilmelidir

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Oğuzhan Asiltürk de, 2 gün sürecek olan bu toplantıda, İslâm birliğinin inşasına yönelik olarak ne yapılması gerektiğini belirlemeye çalışılacağını, İslâm dünyasının çok değerli ilim, siyaset, devlet adamları ve kanaat önderleri tarafından çok önemli tebliğler sunulacağını söyledi.

Dünyadaki hak ve batıl mücadelesinin kıyamete kadar devam edeceğini ifade eden Asiltürk, İslâm dışı her düzenin batıl olduğunu vurguladı. Asitürk, Hadis-i şerifte ‘El İslâmu ummetun vahideh’ ve aynı şekilde ‘ El kufru milletün vahideh’ buyurulduğunu belirterek, “Bunun manâsı, batıl bir merkezden yönetildiği gibi, hakkın da bir merkezden yönetilmezi zorunluluğudur” dedi. Bunun için İslâm Birleşmiş Milletleri’ni kurmak, öncelikle hedef aldığımız bir konudur” dedi.

Hedef, İslâm’ın protestanlaştırılmasıydı

ABD Başkanı Bush’un, 11 Eylül saldırılarından Müslümanları sorumlu tutarak İslâm’a ve Müslümanlara karşı bir Haçlı savaşı başlattığını hatırlatan Asiltürk, hazırlanan Büyük Ortadoğu projesinde bu savaş alanının Fas’tan Endonezya’ya kadar bütün İslâm ülkelerini kapsadığını söyledi. Asiltürk, bu savaşın hedefinin, sınırların ve devlet yönetimlerinin yeniden belirlenmesi, İslâm inanç ve anlayışının değiştirilmesine yönelik olduğunu, bu anlayışın sonucu olarak ‘Ilımlı İslâm’ projelerinin geliştirildiğini kaydetti. Asiltürk, “Hedef, İslâm’ın Protestanlaştırılması ve sekülerleştirilmesiydi. Zira emperyalistlerin en fazla rahatsız olduğu husus, Müslümanların haksızlıklara karşı her türlü mücadeleyi yapmaları ve onlarda hiç yok edemedikleri mücadele azmi, yani cihat şuuru ve yüksek ahlâkî değerlere bağlılıkları olmuştur. Bu yüzden sömürgeciler ve Siyonistler, yıllar boyunca İslâm’ı barışı tehdit eden bir din olarak göstermeye çalıştılar.” diye konuştu.

Mücadeleyi kazanmak için güçlü olmak, güçlü olmak için de İslâm Birliğinin kurulmasını gerçekleştirmek gerektiğini ifade eden Asiltürk, “Zira batılılar, ancak güçten anlarlar” dedi.

Müslümanlar, İslâm kardeşliği etrafında birleşmelidirler

İslâm Birliğinin kurulacağına olan inancını dile getiren Asiltürk, Müslümanların olumsuzluklar karşısında katiyen çaresizliğe düşmeyeceklerini söyledi. Asiltürk, Müslümanların ırk ve mezhep farklılıklarını bir tarafa bırakarak, İslâm kardeşliği etrafında birleşmeleri gerektiğini vurguladı. Asiltürk, Müslümanların, İslâm Birleşmiş Milletleri, İslâm Savunma Paktı, İslâm Kültürel İşbirliği Teşkilatı, İslâm Ortak Pazarı ve İslâm Ortak Para Birimi gibi kendi kurumlarını oluşturmalarını hedeflediklerini dile getirdi.

“İSBAM, İslâm Birliğine büyük katkılar sağlayacaktır”

Dünya Mezhepler Arası Yakınlaşma Kurumu Genel Sekreteri Ayetullah Muhsin Araki’nin ardından kürsüye gelen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, kongreyi düzenleyen İSBAM’ın, çiçeği burnunda yeni bir oluşum olmasına rağmen, bundan sonra yapacağı çalışmaların, İslâm dünyasının birlik ve beraberliğine büyük katkılar sağlayacağına inandığını söyledi.

Fikirlerin gündeme getirilmesinden daha çok, bu fikirlerin hayata geçirilmesinin önemli olduğunu belirten Karamollaoğlu, on yıllardır devam eden Filistin ve Keşmir meselelerine bugün Arakan, Suriye, Yemen, Libya, Afganistan ve Sudan’ın da eklendiğini, kana bulanan bu ülkelerde çözümün hep dışarıda arandığını dile getirdi.

Milli Görüş’ün ilk mitinginin adı “Kudüs Mitingi”dir

Filistin’in geleceğinin İslâm dünyasına, İslâm dünyasının geleceğinin de Filistin’e bağlı olduğuna işaret eden Karamollaoğlu, Millî Görüş hareketinin Filistin ve Kudüs’ü her zaman İslâm Birliğine giden yolun mihenk taşı olarak gördüğünü söyledi. Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu sebepledir ki, siyasî hareket olarak tarih sahnesine çıktığı 1969 yılında gerçekleştirdiği ilk miting, ‘Kudüs Mitingi’ olarak adlandırılmıştır. Konya’da yapılmıştır bu miting. Çünkü bütün farklılıklarına rağmen İslâm dünyasının, üzerinde tartışmasız ittifak ettiği belki de en önemli konu, Kudüs’tür, Mescid-i Aksa’dır, Filistin’dir. Gazze’de patlayan bir bomba, Şam’dan Tahran’a, Bağdat’tan İstanbul’a aynı acıyla yüreklerimizi yakmaktadır. Ambargo yüzünden ilaç bulamadığı için hayatını kaybeden Filistinli bir çocuk, hepimizde aynı gözyaşlarına sebep olmaktadır.”

Jarusalem’i yeniden Darüsselâma dönüştürmeliyiz

Karamollaoğlu, Filistin’in, Hz. Ömer döneminden beri 1400 yıldır bir İslâm beldesi olarak bugünlere geldiğini belirten Karamollaoğlu, “Hz. Ömer Kudüs’ü fethederken, daha doğrusu, Kudüs’ün anahtarları Hz. Ömer’e teslim edilirken, Kudüs halkı onun adaletini öğrendiği, bildiği için, kendisini adeta yollara çiçekler atarak karşılamıştır. Hz. Ömer de, hangi dine, hangi inanca mensup olursa olsun, bütün insanlar için adaleti tesis etmiştir.” dedi.

Hz. Ömer’in Kudüs’te bütün insanların yaşama ve mülkiyet hakları ile inanç hürriyetlerinin teminat altına aldığını vurgulayan Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Bugün ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız. Filistin’de adaletin yerini zulüm almıştır. Filistinlilerin yaşam hakkı hiçe sayılmaktadır. Mülkiyetleri yağmalanmakta, inançları baskı ve tahakküm altına alınmaktadır. Mabetleri işgal edilmektedir. Bu sebeple biz Müslümanların, bugün en büyük sorumluluğu, Jarusalem’i yeniden Darüsselâm, yani barış yurdu, selâm yurdu haline getirmektir. Kudüs’ü, yollarında kanların aktığı değil, çiçeklerin açtığı bir belde haline dönüştürmek, hepimiz için olmazsa olmaz bir hedeftir. Yahudisiyle, Hristiyanıyla, Müslümanıyla herkesin huzur içinde yaşadığı bağımsız bir Filistin’i inşa etmektir.”

3 önemli tarih: 1897, 1917, 1948

Bu gün Filistin’in ve İslâm dünyasının karşı karşıya bulunduğu problemleri gerçekten anlamak için 3 önemli tarihi hatırlamak ve önemini bilmek gerektiğini ifade eden Karamollaoğlu, bunlardan birincisinin, 1897’de gerçekleştirilen 1. Siyonist Kongresi, ikincisinin 1917 Balfour Deklarasyonu, üçüncüsünün de 1948’de sözde İsrail devletinin kuruluşu olduğunu belirtti. Karamollaoğlu, “Fikrî ve siyasî bir ideoloji, bu tarihte ete kemiğe büründürülerek somut hale getirilmiştir. Dünya tarihinde, böyle bir devletin kuruluşu, bir defa daha, ne önce ne sonra, vuku bulmamıştır. Topraklarında Yahudilerin yaşamadığı, çok az sayıda insanın bulunduğu bir belde, bir toprak, orada kurulacak bir Yahudi devletine tahsis ediliyor” diye konuştu.

Büyük İsrail projesi

Adına Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de denilse, Büyük İsrail Projesi (BİK) de denilse sonucun değişmediğini belirten Karamollaoğlu, ‘Böl, parçala, yut’ taktiği ile yürütülen projenin, adım adım hayata geçirildiğine işaret etti.

Karamollaoğlu, Müslümanların Arap-Acem, Kürt-Türk, Kuzey-Güney, Şii-Sünni diye ayrıştırıldığına işaret eden Karamollaoğlu, “Ama nihai hedef belli: Bizi zayıflatarak Büyük İsrail’i kurmak için çalışıyorlar. Bu hedefe ulaşmak için her türlü işgal, fitne, savaş, terör ve anarşiyi meşru görüyorlar. Bugün bu planı bilmeden coğrafyamızda yaşananları anlamamız mümkün değildir” dedi.

“Tekbir getirerek birbirimizi boğazlıyoruz”

Sorulması gereken sorular olduğunu belirten Karamollaoğlu, bunları şöyle sıraladı:

“Irkçı emperyalizm, yani Siyonizm, adım adım hedefine yürürken biz ne yapıyoruz? Gazze’ye fosfor bombaları yağarken biz ne yapıyoruz? Filistinlilerin evleri gasp edilirken, başlarına yıkılırken biz ne yapıyoruz? İsrail askerleri kirli postallarıyla Mescid-i Aksa’yı işgal ederken biz ne yapıyoruz? Coğrafyamız, kurtlar sofrasında adım adım pay edilirken biz ne yapıyoruz? İnsanlığın kurtuluşu için mi çalışıyoruz, yoksa tekbir getirerek birbirimizi mi boğazlıyoruz? “

“Problemleri çözerken hasmın yaptıklarından şikâyet etmek, ancak acizlerin işidir” diyen Karamollaoğlu, kendi coğrafyasında kendi planlarını yapmayan veya yapamayanların, başkalarının kurduğu oyunda figüran olmaktan öteye geçemeyeceklerini vurguladı.

Karamollaoğlu, “Açıkça ifade etmek istiyorum ki İslâm dünyası olarak asıl sorunumuz, ırkçı emperyalizmin güçlü olması değil, bizim içinde bulunduğumuz dağınıklık ve acziyettir” dedi.

İslâm ülkelerinin zenginlikleri ve avantajları

Karamollaoğlu, bugün İslâm ülkelerinin, Dünya topraklarının 6’da birine, Dünya nüfusunun en az 4’te birine, Dünya petrol rezervlerinin %65-70’ine, doğal gaz rezervlerinin de %60’ına sahip olduğuna dikkati çekti. Karamollaoğlu, madenler, petrol yatakları, su kaynakları, tarım havzaları, enerji geçiş güzergâhları da eklendiğinde, bu zenginlikleri artırmanın mümkün olduğunu, Müslümanların her türlü imkâna ve zenginliğe sahip olduklarını söyledi.

İslâm ülkelerinin durumu

“Ama madalyonun bir de öbür yüzü var” diyen Karamollaoğlu, şöyle konuştu:

“Kendi halimize dönüp baktığımızda görüyoruz ki, bunca zenginliğe rağmen dünyanın en geri kalmış ülkeleri de maalesef yine İslâm coğrafyasındadır. Gelir dağılımının en bozuk olduğu ülkeler, İslâm ülkeleridir. En fazla ihtilafın, en yoğun çatışmaların olduğu bölgeler, yine İslâm bölgeleridir. Genç işsizliğin en yüksek olduğu ülkeler, İslâm ülkeleridir. En fazla mülteci göçünün olduğu ülkeler, İslâm ülkeleridir. Maalesef ve üzülerek söylemek mecburiyetindeyiz ki, adalet sisteminin en sıkıntılı olduğu ülkeler de İslâm ülkeleridir. Eğitim ve teknoloji yatırımlarının en düşük olduğu ülkeler, yine İslâm ülkeleridir. Ne yazık ki, İslâm coğrafyasında bugün her 3 kişiden biri, okuma yazma bilmemektedir. Dünyadaki ilk 100, hatta ilk 500 üniversitenin içinde, İslâm ülkelerine ait tek bir üniversite yoktur.

Peki, un var, şeker var, yağ var; neden helva yapamıyoruz? İnsan var, imkân var, kaynak var, neden ilerleyemiyoruz? İşte mesele, bunun nasıl halledileceğinde yatmaktadır. Somut projelere ihtiyacımız var bizim. Sadece lafa takılıp kalamayız.”

Çöküşün sebepleri

Müslümanların tarihte en yüksek medeniyetleri kurduklarını, bunlardan birisinin de Endülüs medeniyeti olduğunu ve 800 yıl yaşadığını hatırlatan Karamolloğlu, “Nasıl oldu da bir zamanlar İslâmlaşan topraklar, zaman içinde İspanyollaştı? Bunu tespit etmeden bugün içinde bulunduğumuz şartlardan kurtulmamızın kolay olmayacağını ifade etmek istiyorum” dedi.

“İşte gerçekler” diyen Karamollaoğlu, bunları şöyle sıraladı:

  1. O dönemde ümmetçiliğin yerini kavmiyetçilik aldı.
  2. Ehliyetin yerini asabiyet (kendi çevresini gözetmek) aldı.
  3. Sadeliğin yerini gösteriş, tevazunun yerini kibir aldı.

Karamollaoğlu, “Bana ‘Endülüs’ün çöküşündeki en büyük, en dramatik sebep nedir?’ diye sorarsanız, bunu da şu şekilde dile getirmek isterim: Bu kavmiyet ve asabiyet mücadelesi sırasında Endülüs Müslümanları, birbirlerine üstün gelebilmek için hasımlarından, yani Hristiyan krallardan yardım istemeye başladılar” dedi.

Dünyanın en büyük medeniyetini yine Müslümanların tesis edeceklerine inandığını belirten Karamollaoğlu, buna inanmakla yetinmeyip gereklerini yerine getirmek gerektiğini vurguladı.

Çözüm önerileri

Konuşmasında yapılması gerekenleri de özetleyen Karamollaoğlu, bunları şöyle dile getirdi:

“Müslümanlar olarak, birbirimizle didişmeyi bırakmak mecburiyetindeyiz. İhtilaflarımızı değil ittifaklarımızı ön plana çıkarmak mecburiyetindeyiz. Birbirimize üstün gelebilmek için çareyi hasmımızın desteğinde ve silahlarında kesinlikle aramamalıyız. Sahip olduğumuz imkânları, birbirimizi yok etmek için değil, birbirimizi desteklemek, ayağa kaldırmak için kullanmalıyız. Coğrafyamız üzerinde oynanan sömürgeleştirme politikalarına ve entrikalara karşı ortak stratejiler üretmeliyiz. Katma değer üreten sanayi ve teknoloji hamlelerine ayak uydurmalı, hatta öncülük etmeliyiz. Ekonomik ve teknolojik kalkınma, her İslâm ülkesinin en önemli meselesi haline getirilmelidir. Dünyanın en verimli toprakları, İslâm coğrafyasındadır. Bu sebeple, insan hayatı için en büyük önem taşıyan tarım ve hayvancılığı müştereken geliştirmeliyiz. Dışarıya en azından bu alanda bağımlılıktan kurtulmalıyız. Ekonomik, teknolojik, siyasî ve askerî alanlarda ortak ve güçlü müesseseler oluşturmalıyız. Aramızdaki ticareti güçlendirmeli, bu ticareti ya kendi para birimlerimiz üzerinden gerçekleştirmeli veya müşterek bir para birimi ihdas etmeliyiz, İslâm Dinarı gibi. İslâm ülkeleri olarak bir savunma iş birliği teşkilatını mutlaka kurmalıyız. Müslüman olsun ya da olmasın, bütün insanların zulümden ve işgallerden kurtulmalarının yegâne yolunun, bu iş birliğinden geçeceğine inanıyorum. Ayrıca bilim ve teknoloji paylaşımına aracılık edecek İslâm ülkeleri bilim ve kültürel iş birliği teşkilatını da mutlaka kurmalıyız. Yeraltı ve yeryüzü zenginliklerimizi, ailelerin, hanedanların, sultanların, sarayların değil, ülkelerimizin sanayileşmesi, kalkınması ve zenginleşmesi için harcamalıyız. Kısacası, kaynaklarımızı doğru ve yerinde kullanma yolunu arayıp bulmalıyız.”

Birlik kahramanları

Temel Karamollaoğlu, konuşmasının sonunda, bugüne kadar Filistin davasına gönül veren, İslâm dünyasının birlik ve beraberliği için mücadele eden kahramanları; Hasan El Benna’yı, Seyit Kutup’u, Yaser Arafat’ı, Şeyh Yasin’i, Rabbani’yi, Mevdudi’yi, Muhammet Mursi’yi, daha nicelerini ve Necmettin Erbakan’ı anmayı bir vazife bildiğini söyledi.

İslâm Birliği mutlaka kurulacaktır

Karamollaoğlu, “Konuşmamı, bütün hayatını İslâm dünyasının huzur ve refahına adamış olan merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın şu cümleleriyle tamamlamak istiyorum: Hiç kimse, İslâm âleminin bugünkü dağınıklığından dolayı ‘İslâm Birliği kurulmayacak’ zannetmesin. Allah’ın izniyle İslâm Birliği, mutlaka kurulacaktır. Çünkü dünyanın bugünkü gidişatı karşısında bu, bir tercih değil, zorunluluktur. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.” diye konuştu.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA