PROGRAMLAR
Giriş Tarihi : 11-08-2020 19:00   Güncelleme : 11-08-2020 19:07

''Şehirlerimizin direncini düşüren unsur: Tek tipleşme tehlikesi!''

Türkiye Raporu'nda bu hafta Türkiye'nin şehirleşme politikaları masaya yatırıldı. Şehirlerin afetlere direncinin yetersiz olması, kentsel dönüşümlerin rantsal dönüşüme evrilmesi ve buna benzer sorunlara karşı; bahçeye, üretime olan ihtiyaç nasıl karşılanır bunlar ve daha fazlası bu programda konuşuldu.

''Şehirlerimizin direncini düşüren unsur: Tek tipleşme tehlikesi!''

Tarımdan sanayiye, bilimden teknolojiye dünden bugüne Türkiye Raporu, Mustafa Kemal Üniversitesi'nden Doç.Dr. Abdullah Aydın, Alparslan Üniversitesi'nden Dr. Halil İbrahim Uzun, Ahi Evran Üniversitesi'nden Dr. Muhammed Maruf ve Bandırma Üniversitesi'nden Dr. Bekir Gündoğmuş ile her pazar saat 20:00'da TV 5 ekranlarında.

Türkiye'de şehir dokusunun ve ev yapılarının beşeri yaşama uygun olmadığını vurgulayan Dr.Bekir Gündoğmuş, salgın sürecinde nelere ihtiyacımız olduğunu daha iyi gördük dedi ve ekledi:

Şunu söylemek lazım, salgın süreci şehirlere yeniden göz atmamız gerektiği konusunda bize çok ciddi bir mesaj verdi. Hele hele hayat eve sığar diye ifade ettik malum. Evlere sığınmak zorunda kalınca aslında şehirle ilgili çok ciddi manada beyin fırtınasının herkes tarafından döndürüldüğü kanaatindeyim. Nitekim yapılan tüm araştırmalara bu vurgu yapılır hale geldi. Aynı anda birden fazla kişinin içinden geçmediği kapıların olduğu veya bir kapıdan birden fazla kişinin geçmediği binalara, mekanlara meskenlere yönelme söz konusu oldu. Örneğin balkonlarımızı keşfettik. Şehrin cevap verebilirliği, herhangi bir salgın sürecinde şehrin direnci nasıl olmalı? Bu konuya kafa yormamızın sebebi şu; çünkü şehirlerimizin salgınlara karşı direncinin olmadığını farkettik. Bu konuyu konuşmak isteyişimizin sebebi aslında bu. Örneğin mekanlarımızda yeşil alanların, sosyal donatı alanlarının olmadığının farkına vardık. Şehirciliğimiz insanın menfaati üzerine yürütülüyor. Oysa çevre odaklı olması gerekir.

Şehirlerin direncini düşüren unsurlaırn tek tipleşme olduğunu savunan Dr. Halil İbrahim Uzun ise bahçeye, yetiştirmeye ihtiyacımız var dedi.

Adalet her şeyi yerli yerine koymak demektir. Adaleti yerli yerine koymak suretiyle ekosentrik bakış açısıyla bakmak gerkeiyor. Şehre dair düşüncelerin tek boyutlu olduğunu görüyoruz. Turgut Cansever'in çok güzel bir sözü var: Siz şehirleri ihya ederken, nesilleri ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesiller, ihya etmeye çalıştığınız veya ihya ettiğiniz şehirleri tahrip eder. Şehre yalnızca oturup kalkınan, otel olarak kullanılan bir mekan olarak bakmamak lazım. Bugün büyükşehirlere bakıldığında burada yaşayan insanların ev hayatları olduğundan bahsedemeyiz. İnsanlarımızın ev hayatı yok ne yazık ki. Kentleşme dolayısıyla erozyona uğrayan bir ev yapımız var. Biz bir şekilde şehir yapımızı öyle düzenlemeliyiz ki, insanların mahremiyetine halel getirecek yakınlıkta olmamalı. Bu apartmanda sağlanamaz, sitede hiç sağlanamaz. Ama aynı zamanda insanlar arasındaki sosyal ilişkiyi kopartacak kadar da uzak olmamalı. İşte bu çok boyutlu düşünmedir. Ne mahremiyete halel getirecek kadar yakın ne de sosyal ilişkiyi kopartacak kadar uzak. Yeşil alanlara ihtiyacımız var. Bugün kentlerde, salgın süreci gösterdi ki, biz yeşil alanlara çok ciddi ihtiyaç duyuyoruz. Yeşil alan olarak belediyenin gösterdiği alanlar amaçsız, sadece insanların oturdukları. Yeşil alandan anlaşılan, insanların oturdukları serildikleri parklar, yerler, olarak algılanmamalı. Tamam insanlar yeşil alanda oturmalı ama insanların şehirlerin toprakla irtibatının kopartılmaması lazım. Bizim yeşil alandan arzumuz, apartmanların ve evlerin etrafında bahçe olarak kullanılabilecek ve üretime katkıda bulunacak bir yeşil alanın husule getirilmesi olmalı. Biz bunu istemediğimiz müddetçe sürekli yönlendirilmeye ve bu yaşadığımız problemlere karşı dirençsiz olmaya devam edeceğiz. Bahçeye ihtiyacımız var bizim, yetiştirmeye ihtiyacımız var.

Doç Dr. Abdullah Aydın ise kentsel dönüşümlerin nasıl ranta dönüştüğünü şu sözlerle açıkladı:

Önceleri belediye bir hizmet getireceği zaman hizmeti tam olarak getirebiliyordu. Nasıl? Mesela belediyeler bir yerden bi yol geçireceği zaman önüne bir arsa çıktığında üzerinde bir daire varsa burayı alıp istimlak edip yol yapabiliyordu. Ama şimdi nasıl? Bir arsa üzerinde sekiz tane on tane daire var. Dolayısıyla belediyeler hizmet üretemez hale geldi. Bir mühendis, bu toprağın üzerine 8 kattan yüksek bina yapılamaz diyor. Ama müteahhit buraya daha çok daire satabilmek için 20 katlı bina dikmek istiyor. Rant için. Daha önce de söylediğimiz gibi, 3-4 yıllık binaları yıkıp, zemin etütlerinde rahatlama oldu diye, yoğunluk değişti diye onları yıkıp hemen yerine daha yüksek binalar yapıyor. Yani bizim kentsel dönüşüm dediğimiz şey, kentleri rahatlatmak yerine kentleri sıkıştırmanın önüne geçmiyor. Bu afet yönetimi açısından korkunç bir duruma geliyor. Binlerce insanın çok dar alanda yaşadığı ve altyapının üst yapının buna göre şekillenmek zorunda olduğu ve bunun fiziken de mümkün olmadığı bir yapı.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA