PROGRAMLAR
Giriş Tarihi : 18-08-2020 00:18   Güncelleme : 18-08-2020 00:24

Türkiye Raporu'nda bu hafta nesillerde kuşak farklılıkları konuşuldu

Z Kuşağı hakkında söylenenler doğru mu? Bu nesli neler bekliyor? Aileler çocuklarının gelişimi için doğru adımlar atıyor mu? Z Kuşağı için neler yapılabilir? Bu ve daha fazla sorunun cevabı bu programda yer alıyor. Uzman akademisyenler bu hafta Türkiye Raporu'nda nesillerde kuşak farklılıklaırını ele aldı...

Türkiye Raporu'nda bu hafta nesillerde kuşak farklılıkları konuşuldu

Tarımdan sanayiye, bilimden teknolojiye dünden bugüne Türkiye Raporu, Mustafa Kemal Üniversitesi'nden Doç.Dr. Abdullah Aydın, Alparslan Üniversitesi'nden Dr. Halil İbrahim Uzun, Ahi Evran Üniversitesi'nden Dr. Muhammed Maruf ve Bandırma Üniversitesi'nden Dr. Bekir Gündoğmuş ile her pazar saat 20:00'da TV 5 ekranlarında.

Akademisyenlerin gündeminde bugün 'Z Kuşağı' özelinde kuşak farklılıkları konuşuldu. Çeşitli sınıflandırmalara maruz bırakılan 'Z Kuşağı' hakkında Dr. Bekir Gündoğmuş bu neslin ailesinin ekonomik ve sosyolojik durumlarına bakılması gerektiğine dikkat çekti.

Z Kuşağı'nın farklı bir netice vermesi için; bu kuşağın bundan sonraki süreçte ülkenin ekonomisini belirleyecek, siyasetini belirleyecek diye kendisine sorumluluk yüklenen bu kuşağın gerçek manada bir netice verip vermeyeceği hususuna şurdan bakmalıyız diye düşünüyorum: Bahsedilen bu kuşağın gelir durumu ne durumdadır? Kendilerinin değil elbette, ailelerinin.. 2000 yılı ve sonrası doğan çocuklar bugün henüz 20 yaşında. Bunların kendilerine ait bir gelirleri olmayabilir. Örneğin Türkiye'de z kuşağındaki çocukların sayısı diyelim ki 8 milyon. Bu 8 milyon gencin gelir durumu nedir? Ailesinin mesleği, eğitim düzeyi nedir? Bunlara bakılırsa daha doğru neticelere gidilir kanaatindeyim. 'Z Kuşağı' sorumluluk almaktan kaçınır, 'Z Kuşağı' bireyselcidir, bencildir gibi çeşitli tasnifler yapılıyor ya; kendi çocuklarımız da var, eğer biz çocuğumuza doğru düzgün bir eğitim veriyorsak, çocuğumuzla gerçekten ilgileniyorsak, çocuğumuz o tasniflere girmek zorunda mı? Hayır.

Daha sonra söz alan Dr. Muhammed Maruf, meslek sahiplerinin özellikle öğretmenlerin işlerini severek ve isteyerek yaptıklarını vurguladıktan sonra kendi geçmişinden örneklerle konuşmasını sürdürdü:

Benim yaşadığım ailenin çocuğa bakışı, yetiştirme tarzı, benim neslimin yetişme tarzı çok farklı. Benim kendi çocuğumu yetiştirme tarzım çok farklı. Bilgiyi elde etme şekli çok farklı. Diyorlar ki 'Z Kuşağı' sonuç odaklı. Çok normal. Sonuç bulmak dışında birşey kalmıyor çünkü onlara. Ben doktora tezi yazdım. Arama motoruna yazdığım zaman dünyadaki herşeyi önüme döküyordu. Benim hocalarımsa bir paragraf yazabilmek için 50 sayfa kitap okumak zorundaydı araştırma yaparken. Yani benim sonuç odaklı olmam çok şaşılacak birşey değil. Bu manada zamanın, yetiştikleri ortamın koşullarına göre tipik özellikleri olduğu doğrudur ama bunu bu şartlardan ayırarak, sadece zamansal olarak değerlendirmenin ben bir karşılığı olduğu kanaatinde değilim. Sorumluluk almazlar diyoruz. Veriyoruz da mı almıyorlar? Bu ebeveynin tutumundan bağımsız ele alınamaz. Hangi aile bugün çocuğuna sen evde şundan şundan sorumlusun diyor?

Doç.Dr. Abdullah Aydın ise gelinen noktayı şu şekilde özetledi:

Sonuca karar vermek dediğimizde, bir sonraki nesil sonuca karar verme noktasında sonucu tercih etme durumuna gelecek. Teknoloji o kadar gelişmiş ki; bilgileri topluyorsunuz, süzüyorsunuz oradan bir sonuç çıkarıyorsunuz. Aslında yapılan bu. Ancak bir sonraki aşamada, sonuçlar toplanacak süzülecek sizin önünüze gelecek, size tercihler sunulacak, siz onlardan birini tercih edeceksiniz. Düşünmenin, kafa yormanın, zihinsel üretim sürecinin, tartışmanın, çatışmanın, fikirlerin kaynaşması için, onların gelişmesi için gerekli olan ortama gerek kalmıyor. Geriye sadece insanların önlerine sunulan şeyleri tercih etmesi kalıyor. Nesiller de buna göre düşünmek zorunda kalmıyor.

Konuyu teknolojik ilerleme ile ele alan Dr. Halil İbrahim Uzun insanların bir takım kabiliyetlerini yitirdiğini vurgulayarak şunları söyledi:

Bugüne kadar biz Aristo mantığıyla geldik, bilgisayar teknolojisi malum Aristo mantığı üzerine kurulmuştur; sıfır ve birler. Yani birşey ya siyahtır ya beyazdır üzerine. İnsanın da bir takım müdahalelerde bulunmasını gerektirecek bir sistem. Fakat 'Z Kuşağı' için artık bulanık mantıktan bahsediyoruz. Farabi mantığından bahsediyoruz. Ne demek? Kendi kendine karar verebilen sistemlerden bahsediyoruz. İşte kullandığmız cep telefonları, suyun dengesini, deterjan dengelerini ayarlayabilen makinelerden bahsediyoruz. İnsan müdahelesinin her geçen gün azaldığı bir sistemde insanı insan yapan şey nedir harekettir? Hareket felsefesi, insanı insan yapan, insanın iradesini ortaya çıkaran şey hareket ediyor olmasıdır. İnsan nasıl hareket eder? Yürüyerek, koşarak, emekleyerek hareket eder. Ama bugün bir binaya giriyoruz, bir düğmeye asansörle yukarı çıkıyoruz, yürüyen merdivenler, yürüyen bantlar gibi örnekler var. Yani insanı insan yapan özelliklerin ortadan kalktığı, dolayısıyla süreç yönetme kabiliyetlerinin köreldiği olaylarla karşılaşıyoruz. Eskiden insanlar, sevdiklerinin başına birşey geldiği zaman hissederlerdi. Altıncı his diye tanımlanır bu. Artık hissetmiyorlar, neden? Çünkü telefonla takip ediyorlar. Arayıp nerede kaldın diyebilirler mesela.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA