SİYASET
Giriş Tarihi : 15-09-2019 21:04   Güncelleme : 15-09-2019 21:28

“Bayar ve Menderes de CHP’den ayrılıp CHP’yi devirmişlerdi”

2004’te CHP’den ihraç edilen Ertuğrul Günay, eskiden bir partide görev yapıp daha sonra muhalif bir tavır sergileyen siyasetçilerin eleştirilmesini değerlendirirken, Celâl Bayar ve Menderes örneklerini hatırlattı. Günay, Bayar ve Menderes’in de CHP’den ayrılıp CHP’yi devirdiklerini söyledi.

“Bayar ve Menderes de CHP’den ayrılıp CHP’yi devirmişlerdi”
CHP ve AK Parti’de siyaset yapmış olan Ertuğrul Günay, AK Parti’deki istifaları değerlendirirken, kendisinin de CHP Genel Başkanlığına aday olduğunda partisinden ihraç edildiğini hatırlattı. 16 Nisan referandumundan ‘Evet’ sonucu çıkmadığını iddia eden Günay, muhalefeti eleştirirken de “Bu iktidar, çok zamandır gitmeye çalışıyor; fakat muhalefet götüremiyor” dedi.
Eskiden bir partide görev yapıp daha sonra muhalif bir tavır sergileyen siyasetçilerin eleştirilmesini de değerlendiren Günay, Celâl Bayar ve Menderes örneklerini hatırlatarak, Bayar ve Menderes’in de CHP’den ayrılıp CHP’yi devirdiklerini söyledi.

 

64. Hükümetinin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, partiden ihraç edilmek üzere disiplin kuruluna sevk edilmesi üzerine, ihraç edilmeyi beklemeden istifa ettiğini açıklamıştı.

Siyasî gelişmeleri yakından takip eden Ertuğrul Günay, Ahmet Davutoğlu’nun yaşadıkları ile geçmişte kendi yaşadıkları arasında benzerlik kuruyor.

1992-1994 yılları arasında CHP Genel Sekreterliği görevini yürüten Ertuğrul Günay, CHP Genel Başkanlığına aday olduğunda, 2004 yılında partisinden ihraç edilmişti. Günay, Halk TV’de yaptığı değerlendirmede, “Bir anlamda bugün Sayın Davutoğlu’nun başına gelen, 15 yıl önce benim başıma geldi; ihraç edildim. İhracıma da parti içinden büyük bir korku sessizliği olduğu için, doğrusu vicdanen bir tepki de duydum.” dedi.

Günay, 2004’te ihraç edildikten sonra, hükümete elektronik muhtıra verildiği 2007’de AK Parti’ye geçmiş, aynı yıl yapılan genel seçimlerde bu partiden milletvekili seçilmiş, 60. ve 61. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinde Kültür ve Turizm Bakanı olarak görev yapmıştı.

Günay, “O dönem için 2011’e kadar fazla bir sıkıntı olmadan çalıştık; ama 2011 sonrasında tıpkı CHP’de gördüğüm yanlışlardan daha vahimlerini orada gördüm ve söylemeye başladım. İhraç istemiyle orada da karşılaşacağımı görünce, arkadaşlarımla birlikte ayrıldık” diye konuştu.

Bugün Türkiye’de bir siyasî tıkanma yaşandığını belirten Günay, iktidarın yıpranması hakkında şunları söyledi:

“2002’nin sonundan itibaren 17 yılını dolduran bir iktidar var. Siyaset bilimcilerin çok iyi bildiği bir söz var: ‘Bütün iktidarlar yıpranır, mutlak iktidar mutlaka yıpranır’. Bu yıpranmanın içinde kirlenme de vardır, aşınma da vardır, nepotizm de vardır; hepsi vardır.”

Bunun bugüne mahsus bir durum olmadığını ifade eden Günay, cumhuriyetin başında büyük bir ideal yapısı olarak kurulmuş olan CHP’nin, Atatürk’ten sonraki dönemde benzer yıpranmaları yaşadığını şöyle dile getirdi:

“Düşünün ki bugün işte her vesileyle CHP’nin büyük önderleri tarafından şiirleri okunan Nazım Hikmet, bütün İsmet Paşa dönemini hapiste geçirmiştir. Kemal Tahir, bütün İsmet Paşa dönemini hapiste geçirmiştir. 2. Dünya Savaşı’na Türkiye girmemiştir ama harp zenginleri oluşturmuştur. Yani, her uzun iktidarda yıpranma vardır. Benzer bir şey, Demokrat Parti’de daha kısa sürede yaşanmıştır. Benzer bir şey ANAP’ta daha kısa sürede yaşanmıştır, burada da yaşandı.

Normal olarak baktığınız zaman, bu iktidarın değişmiş olması lâzımdı. Bence 2015 seçiminde halk da böyle bir hamle yaptı zaten, haziran seçiminde. İktidar partisini, tek başına hükümet kuramayacak bir orana indirdi, muhalefete de çoğunluk verdi; ama Türkiye siyaseti, -bunun gerekçelerini sanıyorum ileride daha iyi öğreneceğiz, yani hangi derin hesaplar, hangi derin senaryolar oluştu- oradan Adalet ve Kalkınma Partisi ile koalisyon halinde veya kendileri koalisyon halinde bir iktidar çıkarmayı başaramadı.

Aslında 16 Nisan referandumundan ‘Evet’ çıkmadı

Arkasından 16 Nisan 2017 referandumu. Ben, referandumda da tıpkı bu mart seçimleri gibi, haziran seçimleri gibi bir sonuç çıktığına inanıyorum. Yani o referandumda da ‘Evet’ çıkmadı. Hatırlayınız ki İstanbul’dan, İstanbul’un Üsküdar’ından, Eyüp’ünden, Ümraniye’sinden, Fatih’inden; Balıkesir’den, Manisa’dan, İzmir’den, Adana’dan, Mersin’den, Diyarbakır’dan, Hatay’dan, Antalya’dan ‘Hayır’ çıkmıştı. Ankara’dan da ‘Hayır’ çıkmıştı. Konya’dan, Kayseri’den, Trabzon’dan çıkan ‘Evet’ oylarıyla ‘Türkiye çapında evet çıktı’ denildi. Rakam açıklanmadı. Oran açıklanmadı. Muhalefet, o eşikte de iktidarı sarsabilecek o hamleyi, halkın hamlesini değerlendirmeyi başaramadı ve biz, şimdi yerel seçimlere geldik. Bereket versin ki 31 Mart’ta daha dirayetli birtakım adaylar çıktı ve belki Türkiye’nin bütün kılcal damarlarında adaylar olduğu için herkes sandığa daha fazla sahip çıktı ve bizi 23 Haziran sonuçlarına getirdi. Ama normal olarak bence 2015’ten bu yana yapılan bütün seçimlerde, bu iktidarın değişmesi gerekirdi. Yani bunun şartları olgunlaşmıştı.

‘Erdoğan, AK Parti için bir frene dönecek’ demiştim

Ben, bundan epeyce bir zaman önce, Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması ve ondan sonra da parti başkanı olması sırasında, kendisinin kişisel tavırlarına bakınca ‘Adalet ve Kalkınma Partisi için bir frene dönecek Sayın Erdoğan. Şimdiye kadar bir çekici güçtü, bir itici güçtü, şimdi bir ayak bağı olacak’ demiştim, bundan yıllar önce. Ondan sonra da zaten televizyonlara çıkmam büyük ölçüde engellenmişti.

Ben, böyle görüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi, bir süre onu taşımaya çalıştı; fakat taşınmaz hale geldi. Sayılan, işte israf, efendim bir dünya… Dış politikada, iç politikada ve toplumsal politikada… Yani cumhurbaşkanına verilen anayasadaki görev nedir ve bizim kerhen cumhurbaşkanından beklediğimiz vasıf nedir? Anayasal tarif de budur; devletin birliğini ve milletin bütünlüğünü temsil etmek. E şimdi bunu temsil etmeyen bir insan, bir süre için belki partisine ilçe kongresi ve birkaç kasaba belediyesi kazandırır ama Türkiye’ye bir şey kazandırmaz. Halbuki bizim beklediğimiz, cumhurbaşkanının artık partileri bir tarafa bırakıp Türkiye’ye bir şey kazandırmasıdır.

İktidar gitmeye çalışıyor, muhalefet götüremiyor

Temel yanlış aslında 2014’te de yaşandı. Cumhurbaşkanı seçiminde. Orada Sayın Erdoğan, 2011’den bu yana çok taraflı bir siyaset adamı olmak konusunda artık gemlenmez bir noktaya gelmişti. Cumhurbaşkanı olunca, sanki cumhurbaşkanının o alıştığımız sınırlarına çekilir umuduyla muhalefetin reyini vermedi birçok insan ve sandığa gitmedi. Bugün herkes birbirine fatura çıkarıyor. Aslında bence temel fatura, Ağustos 2014’te sandığa gitmeyen 7 milyon civarında yurttaşımız var ve bunların sanıyorum 5 milyonu sandığa gitseydi, iktidarın adayına oy vermeyecekti. O da olmadı. Yani Sayın Erdoğan yukarı taşındı. Ondan sonra da biz, son seçime geldik. Son cumhurbaşkanı seçimine… Orada da bence temel bir yanlış yapıldı, muhalefet tarafından. Her parti, kendi en militan sözcüsünü, en önde gelen ismini yarışmaya soktu. E iktidarın da öyle bir adayı vardı. Bir tür partiler yarışına döndü ve o yarışı en büyük partinin adayının kazanması kaçınılmazdı. Halbuki muhalefet partileri, militan bir siyaset adamının karşısına, Türkiye’nin siyaset dünyasından, hukuk dünyasından bilim dünyasından, sanat dünyasından, daha duayen, daha partilerin üzerinde, parti kimliklerini geride bırakmış, demokrasi konusunda, akçalı konularda, insan hakları konusunda defosu olmayan birini çıkarsalardı ve o kişi, kimliğiyle bir ölçüde Sayın Erdoğan’la yarışta öne çıksaydı; kürsüden sadece lafla değil, kimliğiyle öne çıksaydı, belki başka bir sonuç alınabilirdi.

Şimdi, şunu söylemeye çalışıyorum: Bu iktidar, çok zamandır gitmeye çalışıyor; fakat muhalefet götüremiyor. Muhalefetin götüremediği ortamda, kriz dönemlerinde, yeni bir hareketin çıkması kaçınılmazdır.”

Eskiden bir partide görev yapıp daha sonra muhalif bir tavır sergileyen siyasetçilerin eleştirilmesini de değerlendiren Günay, Celâl Bayar ve Menderes örneklerini hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu:

Bir partiden çıkmak, karşısında yer almaya engel değil

“E Celâl Bayar, rahmetli üçüncü cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin en temel isimlerinden birisiydi. Başbakanlık yapmıştı. Partide bütün üst görevlerde bulunmuştu; ama 1946’da ayrıldı, 1960’da iktidar oldu ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşısında onu deviren bir hareketin de lideri oldu.

Menderes, 1930’dan 1946’ya kadar 15 yıl Cumhuriyet Halk Partisi’nin hiç sesi çıkmayan bir milletvekiliydi; ama 1946’dan 1950’ye, 50’den 60’a kadar da CHP’nin amansız ve çok başarılı bir rakibi olabildi. Yani bir partinin içinden çıkmak, o partinin karşısına geçme konusunda bir defo olmayabilir; eğer gerisinde akçalı konularda, insan hakları konusunda, ülke yönetimindeki basireti veya basiretsizliği konusunda bir defo yoksa, olabilir.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA