Türkiye Raporu
Giriş Tarihi : 01-10-2020 23:12   Güncelleme : 01-10-2020 23:37

Türkiye'de sivil toplum ve kuruluşları

Türkiye Raporu'nda bu hafta sivil toplum konuşuldu. Sivil toplum kavramına farklı yaklaşımların ortaya konduğu programda Dr. Bekir Gündoğmuş sivil toplumla ilgili, Batı'da sivil toplum devletten özerk bir alanı ifade için kullanılıyor ancak biz bu kavramı; devlete yardımcı olan, devletin göremeyeceği yeri gören, ulaşamayacağı yere ulaşan adeta devletin eksiğini kapatan bir yapı olarak değerlendiriyoruz ifadelerini kullandı.

Türkiye'de sivil toplum ve kuruluşları

OSMANLI'DA SİVİL TOPLUM ARİSTOKRATLARIN SERVETLERİNİ HALKA YÖNLENDİRDİĞİ BİR YAPIYDI

Sivil toplumla alakalı öncelikle kavramsal bir çerçeve çizme gerekliliği olduğunu savunan Dr.Halil İbrahin Uzun, Türkiye'de sivil toplum denilince akla gelen şeyin dernekler, vakıflar ve özellikle memleket derneklerinin karşılık geldiğini hatırlattı. Dr. Uzun ayrıca Osmanlı'daki vakıf kültürü ile bugünkü sivil toplumu çok bağdaştırmak mümkün değil. Çünkü Osmanlı dönemindeki vakıflar aristokrasiye mensup olan insanların bir şekilde servetlerini halka tekrar yönlendirebilmek adına kurmuş oldukları organizasyonlardı dedi.

KLASİK SİVİL TOPLUM TANIMIYLA GÜNÜMÜZDEKİ SİVİL TOPLUM AYNI DEĞİL

Sivil toplum kavramının dar bir kapsama sıkıştırılamayacak kadar önemli olduğunu vurgulayan Doç.Dr. Abdullah Aydın ise sivil toplumun tanımını şu şekilde yaptı:

''Bu kavramın ortaya çıkma süreci Antik Yunan'a kadar dayanıyor. Aristo'nun metinlerinde gördüğümüz sivil toplum kavramıyla günümüzdeki sivil toplum kavramı aynı değil. Ancak birbiriyle örtüşen kavramlar var. O zamana kadar dayandırıyoruz. Daha sonra ilk ortaya çıktığında devlet ile toplum iç içe geçtiği için, birey – devlet – toplum ilişkisi iç içe geçmiş. Ancak özellikle batı aydınlanması yaşandıktan sonra bu ayrımı ordan bakarak geçmişe doğru yapmaya başlıyorlar. Sivil toplum denilen şeyi tanımlarken özellikle Roma merkezli bir anlatım var Batı'da. Sivil toplum denildiğinde askeri ve merkezi bürokrasinin dışında kalanları anlıyorduk. Daha sonra bu anlatım, devletin memur sayısının artmasıyla beraber, askeri bürokrasinin yanına eklenen merkez bürokrasi ve taşra bürokrasinin de artmasıyla beraber artık devlet ve asker dışında kalanları da kapsar hale geldi. Günümüze kadar gelen ayrımlarda bugün anladığımız manada devlet ve askeriyenin dışında kalan bireylerin oluşturmuş olduğu yapıya biz sivil toplum diyoruz aslında.''

FRANSIZ İHTİLALİNDEN SONRA KAPİTAL GÜÇ MERKEZLİ YÖNETİM ANLAYIŞI HAKİM OLDU

Doç.Dr. Aydın konuşmasının devamında bu anlatımlarda gözden kaçırılan unsurun devletlerden büyük şirketler olduğunu belirtti. Bugünkü dünyayı şekillendiren Fransız ihtilalini yanlış algıladığımız için bu ayrım ortaya çıkıyor diyen Doç.Dr. Abdullah Aydın konuşmasının devamında; ''biz Fransız ihtilalini halkın aristokrasiye karşı yapmış olduğu bir darbe olarak değerlendiriyoruz. Halk zulüm görüyordu, ekmek bulamazsanız pasta yiyin diyordu kraliçe o kadar gerçeklikten kopuklardı. Halk ayaklandı bütün aristokrasiyi ortadan kaldırdı diye biliyoruz. Ancak böyle bir dünya yok. Böye bir realite bu kadar pollyannacı mantıkta bile kabul edilebilir değil. Bunu yapan burjuvazidir. Burjuvazi-Aristokrasi savaşında burjuvazinin halk kitlelerini yöneterek burda bir darbe yapması sonucunda dünya şekillenmiştir. Eskiden soyluluk merkezli bir bakış açısı varken, daha sonrasında kapital gücün merkezli bir bakış açısı yerleşmeye başlıyor. Dünyamızda Fransız ihtilaliyle başlayan ve ihtilalle beraber gücün merkezine para oturuyor. Daha önce soyluluk oturuyordu'' ifadelerini kullandı.

MEVCUT LİTERATÜRDE EKSİKLİKLER VAR, BUNLARIN GİDERİLMESİ LAZIM

Daha sonra sivil toplum literatürünü eleştirerek konuya yaklaşan Dr. Muhammed Maruf, ''18. yüzyıl itibarıyla ortaya konan modellerle bu modellere yakın olan bizim medeniyetimizde yer almış vakıf kültürü, loncalar, ahilik teşkilatı var'' dedi. Dr. Maruf, bu yapıların 11-12. yüzyıldan bu yana olduğunu belirterek bu kurumların topluma hizmet eden, toplumun ihtiyaçlarını karşılayan, topluma nizam veren kuruluşlar olarak nitelendirdi. Sivil toplum üzerinde çalışan akademisyenlerin literatürlere bu eksikliği gidererek yaklaşması gerektiğini de hatırlattı Dr.Maruf.

BİZİM SİVİL TOPLUM ANLAYIŞIMIZ DEVLETE YARDIMCI OLAN BİR ANLAYIŞ

Sivil toplumları toplumun bir üretimi olarak değerlendiren Dr.Bekir Gündoğmuş ise bu kurumlar ihtiyaçtan doğar dedi. Dr.Gündoğmuş sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sivil toplum, asker-sivil ayrımından devlet-sivil ayrımından yola çıkarak belli bir merhale izlemiş olması aslında toplumun yaşadığı değişim dönüşüm süreciyle de doğrudan bağlantılı. Yani Osmanlı'da vakıf sistemi vardı. Bugünkü sivil toplumla mukayese edemiyoruz. Neden? Çünkü o zamanın sivil toplum anlayışı ile bugünün anlayışı zaten birbirinden farklı. Sivil toplumu sermaye sahiplerinin aslında tahakkümü için yani insanları kandırmak üzere ve istedikleri yere yönlendirmek maksadıyla sermaye sahipleri tarafından insanları köleleştirmeye matuf yapılar olarak değerlendiriyor marksist bakış. Türkiye'de sivil toplum dediğimiz zaman millet sistemi var, loncalar var ve dini kurumlar var. Sivil toplum denilince bizim topraklarımızda asıl konuşulması gereken konunun tarikatler ve cemaatlerin de konuşulması gerektiği kanaatindeyim. Örneğin Batı'da sivil toplum devletten özerk bir alanı ifade için kullanılıyor. Fakat bizde sivil toplumun manasında mantığında devlet ile bir çatışma durumu söz konusu değil. O yüzden sivil toplum literatürüne baktığınız zaman bireyi devletten koruyan dil hakim. Fakat bizdeki mantık ne? Devlete yardımcı olan, devletin göremeyeceği, ulaşamayacağı yerleri gören, ulaşan, adeta devletin eksiğini arkadan kapatan bir yapı olarak değerlendiriyoruz sivil toplumu. Bunu mantalite itibariyla söylüyorum, idealler itibarıyla söylüyorum.''

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA