GÜNDEM
Giriş Tarihi : 28-10-2020 22:47   Güncelleme : 28-10-2020 22:55

Arınç: İslâm ülkelerinin uluslararası teşkilatlarında hayat unsuru yok

22. Dönem TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanlığı YİK Üyesi Bülent Arınç, Fransa’nın ve Charlie Hebdo dergisinin Müslümanların mukaddeslerine saldırılarını değerlendirirken, İslâm ülkelerinin kayıtsızlığından yakındı. İsrail Lübnan’a saldırdığında İslâm Konferansı Örgütü üyelerinin olağan üstü toplanamadıklarını hatırlatan Arınç, “Bu kuruluşların hiçbirisinde hayat unsuru yok. Unutmayalım ki Amerika, İsrail ile birlikte bunların çoğunu şimdi teslim aldı. İkili anlaşmalar yapmak suretiyle İsrail’in etrafında birleştirdi” dedi.

Arınç: İslâm ülkelerinin uluslararası teşkilatlarında hayat unsuru yok

22. Dönem TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İştişare Kurulu (YİK) Üyesi Bülent Arınç, TV5’de yayınlanan “4. Güç” programında, Hasan Basri Akdemir ve Mustafa Deniz’in sorularını cevapladı.

“Zannediyorum ki yaptıkları yanlarına kâr kalacak”

Fransa’da yayınlanan mizak dergisi “Charlie Hebdo”da, Hz. Muhammed’e ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret içeren karikatürün yayınlanması hakkındaki düşüncesi sorulan Arınç, bunun ‘çok üzücü bir olay’ olduğunu, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında sorumluların lâyık oldukları şekilde sert karşılıklar verdiğini söyledi.

Charlie Hebdo denilen illetin, aslında sabıkalı bir dergi olduğunu ifade eden Arınç, hem ayrımcılık, hem ırkçılık yaptığını, hem de Müslümanların mukaddeslerine hücum ettiğini söyledi.

Arınç, daha önce (2015) bu dergiye bir terör saldırısı gerçekleştirildiğinde bu saldırıyı protesto etmek amacıyla düzenlenen yürüyüşe dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile bazı İslâm ülkelerinin liderlerinin de katıldığını hatırlattı.

Charlie Hebdo’nun, buna rağmen tahriklerine devam ettiğine, Müslümanların mukaddeslerine açıkça saldırdığına işaret eden Arınç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, avukatları vasıtasıyla soruşturma dilekçesi verdiğini söyledi.

Arınç, “Bizim Türk Ceza Kanunu’nun 12., 13. Maddelerine göre, süresi 1 yıldan başlayan ve belli bazı suçları ihtiva eden konularda, yurt dışında yabancı dahi suç işlese, Türk kanunlarınca yargılanır diyor; ama mukaddeslere saldırı konusu, bununla eş değer değil. O yüzden, zannediyorum ki yaptıkları orada kendilerine kâr kalacak” dedi.

Arınç, laikliğin merkezi olarak kabul edilen bir ülke olan Fransa’da kanunların, insanların dinî inançlarına, mukaddeslerine saygısızlık yapılmasına izin vermeyeceğine dair umudunu dile getirdi.

Bu karikatürlerin perde arkasında siyasî sebepler olduğunu da belirten Arınç, “Belki iç politikayla ilgili, belki de Türkiye’ye duyulan bir husumet var; çünkü bizim, Fransa’da benim hatırladığım kadarıyla, yıllarca gidip geldim, Millî Görüş teşkilatlarında konferanslara da gitmiştim, 90’lı yıllardan sonra, bildiğim kadarıyla 400 bine yakın Türkiye’den giden Müslüman vatandaşımız var. Almanya’da çok daha fazlası var. Belçika’da, Hollanda’da yaşayanlar var. Tabii, Hollanda’daki politikacıların da Charlie Hebdo’dan çok geri kalmadıklarını söyleyebilirim” diye konuştu.

Hakaret içerikli karikatürlere, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve herkesin tepki gösterdiğini belirten Arınç, “Ama acımız şudur: Bir Mevlid Kandili’nde, yani Peygamberimizin dünyayı teşriflerinin tescil edildiği, dualarla karşılandığı bir zamanda böyle bir felâketin yaşanıyor olmasını bir acı olay olarak hepimiz kabul ediyoruz” dedi.

Bülent Arınç, Fransa’nın ve Charlie Hebdo dergisinin Müslümanların mukaddeslerine saldırıları karşısında İslâm ülkelerinin tavrını nasıl değerlendirdiğine dair soruyu da cevapladı.

Arınç, şunları söyledi:

“İslâm ülkeleri değil, halkı Müslüman olan ülkeler”

“Üzülerek ifade ediyorum; eskiden İslâm ülkeleri diye bazı ülkeleri sayardık, belki de insanlar hala İslâm üzerinedir diye, Müslüman ülkeler diye sınıflandırma yapıyoruz; ama sonra bu kanaati mi değiştirdim, yaşadığımız olaylar sebebiyle. Halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkeler demek lazım ve yönetimle halkı ayırmak lâzım ve özellikle hem yöneticiler bazında hem de bazı teşkilatlar, kurumlar, kuruluşlar bazında çok naif davranıyorlar, duymazdan geliyorlar, görmezden geliyorlar. Halkın büyük bir tepkisi olduğu zaman da, tepkisiz kalmamak için, bizde Anadolu tabiridir ‘sade suya tirit’ kabilinden bir takım açıklamalar yapıyorlar. Bugün değil, eskiden beri böyle. Meselâ eskiden ‘İslâm Konferansı Örgütü’ derdik, sonra ‘İslâm İşbirliği Teşkilatı’ denildi; yani Ekmeleddin ihsanoğlu’nun da 5-6 yıl başkanlık ettiği bir kurumdan bahsediyorum.

“İKÖ üyelerini tek tek aradım ama toplanmayı kabul etmediler”

Size sadece bir misal vereyim: Zannediyorum 2006 veya 2007 yılındaydı, Lübnan’ı İsrail, büyük bir hınçla bombaladı. Yer üstünde yer kalmadı. Enkazların içinden çocuklar, babalarının, annelerinin kollarında çıkmaya başladı. Ben de o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak, İslâm Konferansı Örgütü’nün 57 ülkesinden bir tanesi Türkiye, ama çok önemli bir ülke, Lübnan Meclis Başkanı dedi ki halen Meclis Başkanıdır, olağan üstü bir toplantı yapmamız rica etti. Yani İsrail’in Bu saldırılarına karşı İslâm Konferansı Örgütü’nün de bir mukabil açıklama yapması, beraberliğimizi göstermesi ve mukabil ne yapılabilecekse onların konuşulması için. Ben, memnuniyetle karşıladım ve İran da Suriye de talip oldu. O zamanki Suriye, bugünkü Suriye değil. Mahmud El Abraş isminde bir meclis başkanı vardı. Öbür tarafta bir başkası…’Yer olarak biz de hazırız. Olağanüstü toplantıya biz ev sahipliği yapalım’ dedi. Hayır, bu Türkiye’ye düşer dedim. Ben, İstanbul’da toplanmak üzere hepsini davet ettim. İslâm Konferansı Örgütü’nün tüzüğünde yazıyor ki, olağan üstü toplantılar için en az üçte bir ülkenin, yani 20 civarında ülkenin “Tamam, biz geliyoruz” demesi lazım. Aylardan temmuz veya ağustos, biz o 20 üye ülkenin müracaatını alamadık. Hepsini tek tek aradım. Kimisi yaz tatilinden bahsetti, kimi ‘İsrail, her zaman bunu yapar; her defasında mı toplanacağız?’ dedi. Ne Afrika’daki ülkeler, ne Orta Doğu’daki ülkeler, vicdanları yanık, canlıları yanmış bir şekilde bu toplantıya gelmeyi kabul etmediler. Biz, olağan üstü toplantı yapamadık. İşin acı tarafı budur.

“Bu kuruluşların hiçbirisinde hayat unsuru yok”

Bunların hepsi bir kâğıt üstünde berabermiş gibi görünen ama şu an itibarıyla Suudi Arabistan’ın güdümünde olan teşkilatlardır. Çünkü genel sekreter onlardan seçildi, maddi imkânları Suudi Arabistan veriyor ve o ne derse o oluyor. Bizim dönemlerimizde gene biraz bazı konularda hassasiyet gösterilirdi. Bu kuruluşların hiçbirisinde hayat unsuru yok. Unutmayalım ki Amerika, İsrail ile birlikte bunların çoğunu şimdi teslim aldı. İkili anlaşmalar yapmak suretiyle İsrail’in etrafında birleştirdi. Ta ki Afrika’dan Sudan’ı dahil etmeye kadar. Allah hepimize uyanıklık versin. Bu akşam bunun için de ayrıca dua etmemiz lâzım.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA