Advert
SİYASET
Giriş Tarihi : 11-11-2020 12:54

Davutoğlu: Zarrab davası ABD mahkemelerine bırakılmamalıydı

​​​​​​​Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, geçmişte Reza Zarrab davasının Türkiye’de görülmesi gerektiğini söylediğini hatırlatarak, “Eğer uluslararası alana taşınırsa, Türkiye’nin menfaatleri zedelenir dedim. Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkemeleri buna baksaydı ve kim suçluysa burada cezalandırılsaydı, bu duruma düşülür müydü? Bu müzakere konusu edilir miydi?” diye konuştu.

Davutoğlu: Zarrab davası ABD mahkemelerine bırakılmamalıydı

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, TV 5’te yayınlanan ve Gazeteci Mustafa Yılmaz’ın sunduğu Kulis Ankara programına konuk oldu. Davutoğlu, gazeteciler Bünyamin Güler ve Muhammed Vefa’nın sorularını cevapladı.

“DEVLET AHLAKINI NE KADAR BOZDUKLARININ İŞARETİDİR”

Berat Albayrak’ın istifa sürecini değerlendiren Davutoğlu, “İstifayı gördüğüm anda önce tereddüt ettim. Böyle bir şey olmaz diye tereddüt etmedim ama bu kadar kötü bir Türkçe ile, böylesine yanlış bir yöntemle bir istifa açıklanıyorsa buna inanması insanın zor geliyor. Bir müddet teyit ve tekzip gelmeyince ortaya çıktı. Devlet geleneğimiz itibarıyla hem hicap hem hüzün duydum. Çünkü istifa bir müessesedir. Saygın bir müessesedir. İnsanı rezil etmez bazen onur da kazandırır. İstifa bireysel bir duruştur. Bir kültürü, ahlakı vardır. Bu devlet ahlakına aykırıdır. Devlet ahlakının ne kadar bozduklarının işaretidir” ifadelerini kullandı.

“İSTİFA, ŞANTAJ MESELESİ HALİNE DÖNÜŞTÜ”

“İstifa müessesini de devlet müessesi gibi çökerttiler. İstifa bir şantaj meselesi haline dönüştü” diye devam eden Davutoğlu, “Böyle makamlarda oturanlar hak etmeden o makamlara geldikleri zaman kendileri terk ettiklerinde ülkenin de çökeceğini zannederler. ‘Ben bir rest çekeyim herkes kıymetimi anlasın’ diye düşünür. Sosyal medyada sürülerle insanlar ‘Hadi dön’ diye alkış toplarlarsa Cumhurbaşkanı üzerinde psikolojik etki yapacağını düşünüyorlar” dedi ve İçişleri Bakanı Soylu’nun istifasında bunun başarılı olduğunu ifade etti.

“MEDYA 3 MAYMUNU OYNADI”

Berat Albayrak’ın istifasında basının sessiz kalması hakkında konuşan Davutoğlu, “Bu durum basın özgürlüğünün olmadığını gösterdi. Birkaç medya kuruluşu hariç medyanın ‘3 maymun’ oynadı” dedi.

ERDOĞAN İLE ARASINDAKİ ‘ALBAYRAK’ DİYALOĞU

Başbakanlığı döneminde Berat Albayrak hakkındaki düşüncelerini de açıklayan Davutoğlu, ‘Cumhurbaşkanına listeyi götürdüğünüzde Berat Albayrak dayatması yapıldı mı?’ sorusunu yanıtladı.

Davutoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı ile aramızdaki özel diyalogları yansıtmak istemem ama herkes bilir ki ben akrabaların milletvekili seçilmesine karşı çıktım. Bu konuda kaygılarımı Sayın Cumhurbaşkanına ifade ettim. Milletvekili seçildiği andan itibaren” dedi.

“BİR PAZARLIK MI YÜRÜDÜ?”

Albayrak’ın istifası hakkında, ‘Yöntemin kendisi bu istifanın planlı olmadığını gösteriyor’ diyen Davutoğlu, “Esas onuru zedelenen Cumhurbaşkanı makamıdır. İstifayı anında kabul etseydi o makamın onuru korunurdu, 24 saat niye gecikti Sayın Cumhurbaşkanı? Bir pazarlık mı yürüdü, müzakere mi yürüdü? Bu soruların cevapları da gizli. Bilmediğim için soruyor değilim. Cumhurbaşkanı makamının gereği şuydu: İstifa mı sundun, anında kabul etmek gerekir. İstifayı duyduğu anda kabul etmeyen bir makam müzakereye açık anlamına gelir. Cumhurbaşkanlığı makamı müzakere makamı değildir” şeklinde konuştu.

ERDOĞAN’IN ‘ALBAYRAK TAVRI’NI ANLATTI

Ahmet Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

* Ben burada öfke, sitem gördüm. Bir bakan bütün her şeyini borçlu olduğu bir cumhurbaşkanına dönük olarak istifa ederken teşekkür bile etmiyor mektubunda. Sayın Cumhurbaşkanı artık aile ferdinin arkasında duramaz hale geldi.

Sayın Cumhurbaşkanı daha önce benzer sebeplerle giden heyetlere Berat Bey söz konusu olduğunda çok sert tavır gösterdiğini de biliyorum. Yorum değil, biliyorum. Berat beyi tartışma konusu yapmadı hiçbir zaman. Deprem sarsıntısı geçirirken artık bu gerçeği görmemezlik edemezdi.

“İKİ KANAT VAR, ERDOĞAN İKİNCİ KANADA TAVIR ALDI”

Döneminde Maliye Bakanı olarak görev yapan Naci Ağbal hakkında konuşan Davutoğlu şu ifadeleri kullandı:

* Sayın Ağbal bürokrasi içinde yetişmiş biridir. Formal ve dürüst bir devlet adamıdır. İki yöntem farkı var. Devlet adamlığını bilen biri var. Bir de Sayın Hazine ve Maliye Bakanı etrafında trollerle sosyal medyayı yöneten bir başka güruh vardı.

* Formel bir devlet kültüründen geçmemiş olanlarla geçmiş olanlar arasında doğal bir yöntem çatışması olduğunu ben geriden geriye hissediyorum. Bunun bir hukuku var. Bu iki kanadın anlaşması mümkün değildir.

* Sayın Cumhurbaşkanı hep son yıllarda informel, agresif ve şahsiyet suikastı yapan bir güruh lehine tavrını koymuştu. Aramızdaki görüş ayrılıklarından biri de o zamandan itibaren buydu.

DEVR-İ SABIK SORUSUNA CEVAP VERDİ; BÜTÜN DOSYALARI İNCELEYECEKLER

* Devr-i sabık yaratır mısınız sorusuna yanıt veren Davutoğlu, “Şunu kesinlikle yaparız; Bütün hukuki süreçleri serbest bırakırız. Vicdanı hür hakimler neye karar verirse bütün geçmiş dosyaları inceleyebilirler. Bu konuda bir kısıt olmaz. Bu var olan dosyaları da inceleyebilirler. Bir gün tekrar bu görevlere gelirsek, önce adaleti vicdanı hür şekilde yargı sistemini inşa edeceğiz” dedi.

ELVAN VE AĞBAL’IN DÜRÜSTLÜKLERİNE ŞAHİDİM

AK Parti’de büyük bir kitlesel kayma var ve bu kitlelerin büyük çoğunluğu bize gelecek. Önce kitlesel kayma olacak daha sonra elitleri arasında bir çözülme olacak. Lütfi Elvan ve Naci Ağbal’ın benimle çalıştıkları dönemde dürüstlüklerine şahidim.

İSTİFA ETMESİ ONU KURTARMAZ

Devletin en tepesindeki kayınpeder-damat ilişkisi toplumun bütün katmanlarına yayılıyor.  Hazine ve Maliye Bakanı, Türk ekonomisini irrasyonel düzenlemelerle batıran bir bakandır. İstifa etmesi onu kurtarmaz. İstifa etmesi milletin üzerine yüklediği yüz milyarlarca dolarlık ek borç yükünü ortadan kaldırmaz. Sayın Cumhurbaşkanının bizi faizci olarak suçladığı günlerde faizler yüzde 7 civarındaydı. Enflasyonla arasındaki fark yüzde 1’e kadar gerilemişti. Şimdi faizler nerde? Dolar 2,80’di. Şimdi 9’a dayandı.

* Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sürdükçe devlet yönetimi geleneği içinde yetişmiş en kaliteli bürokratlar bile birer birer harcanacak.

OLASI BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNDE YİNE CUMHURBAŞKANININ YANINDA DURURUM!

17-25 Aralık konusunda ben çok net bir şekilde hükümet darbesidir dedim ve Sayın Cumhurbaşkanının yanında durdum. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımıza herhangi bir darbe teşebbüsü olursa kimsenin zihninde tek bir tereddüt olmasın. Benim yerim onun yanıdır. Bir darbe teşebbüsünde… Yarın başka birisi olsa siyaseten de çok farklı düşüncelere sahip, Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyorsa, ona dönük bir darbe teşebbüsünde kim bulunursa benim yanım Cumhurbaşkanının makamının yanıdır. Ama ısrarla o zaman da söyledim: Bütün bu dava, özellikle Reza Zarrab davası, Türkiye’de sürmeli dedim. Bu dava Türkiye’de açılmalı dedim. Bu davayla ilgili bütün dosyalar Türkiye’de kalmalı, eğer bu dava uluslararasılaşırsa Türkiye’nin menfaatleri zedelenir dedim.

REZA ZARRAB DENİLEN O HAİN, O SAHTEKAR!

Sayın Cumhurbaşkanının kendi kurduğu komisyon, bu konularda aldığı kararlar, meclisteki… Onun için ısrarla bunu yapın dedim. Şimdi ne oldu? Şimdi, Zarrab davası, o zaman Sayın Cumhurbaşkanının da arkasında durduğu ve ‘hayırsever’ diye takdim ettiği Zarrab, New York mahkemelerinde Türkiye’ye ihanet etti ve Türkiye aleyhinde ifadede bulunduğu için serbest bırakıldı. Şimdi o dava orada sürüyor. Allah aşkına, neler kaybettik, bir kere düşünün bakalım. Bu dava, Ankara’da görülseydi ve bu davada Reza Zarrab denilen o hain, o sahtekar ve Türkiye’yi ilzam eden bu dosyaların birikmesine sebep olan o adam… ‘Hain’ diyorum, Çünkü Türkiye aleyhine ifade verdiği için serbest kaldı. Yoksa çıkarmazlardı onu oradan ve Türkiye’deki yöneticiler aleyhine ifade verdiği için çıkabildi, işbirliği yaptı tabir-i caizse. Peki, o zaman devlet olarak bizi, kamu bankası olarak Halkbank’ı, tek tek devlet adamlarını, şahısları belki, ilzam eden -çünkü o dosyalarda isimler de var- böyle bir dosyayı niye Amerikan Mahkemelerinin eline bırakıldı? Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkemeleri buna baksaydı ve kim suçluysa burada cezalandırılsaydı bu duruma düşülür müydü? Bu müzakere konusu edilir miydi?

ZIRH SİZİ ESİR ALIR

Devletlerarası ilişki vardır. Kişiler arası ilişki yoktur. Temsilciler Meclisi’ndeki mal varlığı davasında da ve diğer davalarda da. 15. Yüzyıl Osmanlı ve Batı arasındaki savaşların psikolojisine baktığınızda Osmanlı akıncıları hafif bir elbiseyle en uzak noktaya gitmeye çalışırdı. Avrupa’da aynı dönemde şövalye kıyafeti vardı, ağır zırhlılar vardı. Kendisini korumaya yöneliktir. Dolaysıyla hedeften çok kendisini korumaya yöneliktir. İki farklı psikoloji var. Siyasete girenler zırh taşımamalı.  Zırh sizi esir alır. Kendinizi korumaktan devleti korumaya vakit bulamazsınız. Kendini korumaya yönelik olanlar bu kapıdan girmesin. Gelecek Partisi’ne gelenler en az yükle, en ileri hedefe odaklansın. Kendi yükünüzü taşırken hedefi unutursunuz. Bugün bazı ciddi kararların alınmamasının sebebi iktidarın kendi iktidarını ve kendi geleceklerini koruma kaygılarının ikinci plana itmesindendir. 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA