SİYASET
Giriş Tarihi : 18-09-2019 05:13   Güncelleme : 18-09-2019 05:51

“Bizim 7-8 yıldır söylediklerimiz, üçlü zirvede karar altına alındı”

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, Türkiye’nin Suriye yönetimi ile görüşmesi gerektiğini belirterek, bu konuda 7-8 yıldır söylediklerinin, son üçlü zirvede karar altına alındığına dikkati çekti.

“Bizim 7-8 yıldır söylediklerimiz, üçlü zirvede karar altına alındı”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Habertürk’te yayınlanan “Açık ve Net” programında, Kübra Par’ın güncel siyasî konulara dair sorularını cevapladı.

Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinden Suriye meselesine, 15 Temmuz sonrası mağduriyetlerden yeni kurulacak partilere, İBB Başkanı İmamoğlu’nun başkanlık performansından Kaftancıoğlu davasına, Diyarbakır annelerinden Demirtaş’ın tahliyesine, Cüppeli Ahmet Hoca’nın ithamlarından Saadet Partisi’ne yönelik eleştirilere kadar pek çok konuya dair görüşlerini dile getirdi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmeye dair bir soru üzerine Karamollaoğlu, ziyaret teklifinin kendisinden geldiğini belirterek, Türkiye için taşıdığı endişeleri doğrudan kendisine aktarmak istediğini söyledi. Hemen hemen her konuyu ele aldıklarını belirten Karamollaoğlu, “Tabii, özel konular da kısmen var. Kendisiyle bizim geçmişte birlikte politika yaptığımız zamanlar da oldu, 2001, 2002 yılına kadar” dedi.

Görüşmede tartışmaya sebep olabilecek hiçbir konuya girmek istemediğini belirten Karamollaoğlu, kendisinin Türkiye’nin gidişatına dair endişelerini dile getirdiğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da karşılaştığı zorluklar ve bu zorluklara karşı kendi politikaları hakkında bilgi verdiğini aktardı.

Türkiye artık normal demokratik düzene dönmeli

Karamollaoğlu, görüşmede, Türkiye’nin büyük bir badireden geçtiğini, böyle bir dönemde dış tehditlere karşı içeride birliğin sağlanabilmesi için kutuplaşmanın önüne geçmek gerektiğini dile getirdiğini söyledi.

Karamollaoğlu, geçmişte yaşanan askerî müdahalelerden 1-2 sene sonra normal demokratik düzene dönüldüğünü, 15 Temmuz’un ardından da artık normal demokratik düzene dönülmesi gerektiğini görüşmede Erdoğan’a aktardığını anlattı.

FETÖ ile mücadele sırasında on binlerce mağdur oluştuğuna işaret eden Karamollaoğlu, bu sürecin başında Erdoğan’ın dile getirdiği “Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet” sözüne atıfta bulunarak, şunları söyledi:

“Başındakiler, bu ülkeye ihanet ediyorlar aslında bütün davranışlarıyla. Bütün hazırlıklarını buna göre yapmışlar; ama orta kesimde bulunanlar ise kendi ticarî kazançlarının peşindeler. Alttakilerin ise bunlardan hiç haberleri yok. Onlar, ‘Biz, dinî eğitim veren okullara çocuklarımızı gönderiyoruz. Hem iyi yetişsinler, hem de dinî kültür alsınlar diye’ (diye düşünüyorlardı) Şimdi bu durumda bulunan insanların bugün gelinip de hainlikle itham edilmeleri, zarar verir; çünkü bunlar, bu hainliğin içinde değiller. Ne olduğundan haberleri bile yok.”

Mağduriyetleri giderme hazırlığı yapıldığı intibaı edindim

Karamollaoğlu, bu mağduriyetleri giderilmesi gerektiğini Cumhurbaşkanına aktardığını belirterek, “Bu bir af yoluyla da olabilir. Nasıl olacağını, ben bunun kapsamını şu anda şu anda size tavsiye edemem; ama siz kendiniz, bu konuda ben eminim ki birtakım çalışmalar yapıyorsunuzdur ve bunun gecikmeden, bu mağduriyetlerin giderilmesine ihtiyaç var” dediğini aktardı. Karamollaoğlu, Erdoğan’ın kesin ifadeler kullanmamakla beraber, bu konuda birtakım hazırlıkların yapıldığı intibaı edindiğini söyledi.

“Size, ‘Gelin birlikte çalışalım’ dediği yazıldı. Doğru mu? Böyle bir çağrısı oldu mu?” sorusuna Karamollaoğlu, “Şöyle: Biz, görüşmelerimizi bitirdikten sonra ayağa kalkınca, çıkarken de böyle dedi kendisi. Yani ‘Birlikte çalışalım’. ‘Ben bu konuya girmek istemiyorum şimdilik’ dedim, o kadar” dedi.

Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin, ileride Cumhur İttifakı ya da Erdoğan’la birlikte hareket edebileceğinin bir işareti olarak kabul edilip edilemeyeceğine dair bir soru üzerine de, “Biz, herkesle birlikte çalışırız; prensipler üzerinde, politikalar üzerinde ittifak kurarsak. Bizim esas derdimiz, bir makama gelmek, bir seçimde Meclis’te temsil edilebilmek veya bir makama seçilebilmek değil” dedi.

Muhalefet liderleriyle de görüşeceğim

Türkiye’nin problemlerinin üstesinden gelinebilmesi için partilerin bir araya gelmelerinin yeterli olmayacağını, hangi politikaların uygulanacağının önemli olduğunu belirtti. Karamollaoğlu, “Bu konuşulmadan, ittifak falan bizim hiçbir zaman gündemimizde olmaz” dedi. Karamollaoğlu, bu hafta içinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le ve yeni parti kurma hazırlıkları içinde bulunan Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’la da görüşeceğini kaydetti. Karamollaoğlu, “Bu görüşme, demek değildir ki biz, onlarla birlikte hareket edeceğiz. Bizim üzerinde durduğumuz, ülkemiz ve bölgemiz, çok badireli bir dönemden geçiyor. Biz, bu badireden (sıkıntılı durumlardan) kurtulabilmek için ne yapmalıyız? Esas benim konuştuğum, ‘biz nasıl bir araya geliriz veya nasıl birbirimizle mücadele ederiz’ değil. Türkiye’mizin bu problemin üstesinden gelebilmesi için ne yaparız?” diye konuştu.

Ekonomik problemlerin giderilmesinin ilk şartının adaletin tesis edilmesi olduğunu belirten Karamollaoğlu, yatırımcıların adaletin sağlandığı kanaatine sahip olmaları gerektiğini ifade etti.

Karamollaoğlu, yeni oluşumları nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de, Babacan ve Davutoğlu AK Parti’den ayrıldıktan sonra kendileriyle görüşmediğini ancak AK Parti politikalarının değişeceğine dair bir kanaat taşımadıkları intibaı edindiğini ifade etti.

Yeni partiler ve Saadet’in ilkeleri

Karamollaoğlu, “Yeni oluşumlar Saadet için potansiyel ittifak ortağı mıdır, yoksa potansiyel tehdit midir?” sorusu üzerine de, adaletin tesis edilmesi, istişare edilmesi, israftan, yolsuzluktan, rüşvetten uzak durulması gibi prensiplere riayet eden herkese kapılarının açık olduğunu, bu prensiplerin dışına çıkılması halinde ise kimseyle bir araya gelmeleri ihtimali olmadığını vurguladı.

Şahsiyetli dış politika izlemek şeklinde bir prensipleri olduğunu belirten Karamollaoğlu, “Kendi problemlerimizi kendimiz çözmemiz gerektiğine, politikalarımızı kendimiz oluşturmamız gerektiğine; hiçbir dış politika meselesinde güçlü ülkelerin etkisi altında kalarak bir politika oluşturmamamız gerektiğine inanıyoruz. Hiçbir ülkenin d iç işlerine karışmayı doğru bulmuyoruz; ancak mazlumların yanında olmayı da kendimiz için bir görev olarak görüyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Esad’la görüşülmeli” dediğine dair iddianın hatırlatılması üzerine Karamollaoğlu, “O ifade tabi doğru değil; ama şunu dedim: Bizim Suriye ile bu bölgede oturup görüşmeye ihtiyacımız var. Sayın Cumhurbaşkanı, Esad’la ilgili olarak çok farklı fikirler geçmişte gündeme getirdiği için kendisi şahsen görüşmeyebilir ama Türkiye’nin Suriye ile görüşmeye ihtiyacı var. Sadece Suriye değil, Lübnan’ı da, Ürdün’ü de, İran’ı da bu işin içinde olmalı. Bu çalışmaya razı diğer ülkeler de olmalı; ama Amerika olmamalı. Amerika, bu ülkede problem çözmez. Sadece problemi büyütür” diye konuştu.

Suriye ile görüşülmesi gerektiğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da kabul ettiği intibaı edindiğini ifade eden Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

7-8 yıldır söylediklerimiz, üçlü zirvede karar altına alındı

“Zaten Çankaya görüşmeleri (üçlü zirve), neticelendi. Çankaya görüşmelerine bakın, benim bu söylediklerim, yani bizim 7-8 senedir ısrarla söylediğimiz konular, bu gün üçlü zirvede karar altına alındı, kabul edildi. Şu anda Çankaya’da alınan kararlar, bizim tasvip ettiğimiz kararlar. Ama şunu söyleyeyim yalnız: Bu kararları tatbik etmek çok zor. Çünkü maalesef şu anda Suriye’de kan ve gözyaşı var. Çatışmalar olmuş. Herkesin bir yakınını kaybettiğini biliyoruz biz. Kimisi annesini, babasını, kimisi çocuklarını, eşini kaybetmiş. Şimdi bunları uzlaştırmak, o kadar kolay bir iş değil. İşte burada da ayrı bir beceriye ihtiyaç var.”

“Yeni kurulacak olan partilerin, sizin oylarınızı eritmesinden endişe ediyor musunuz?” sorusuna Karamollaoğlu, “Hiç öyle bir endişemiz yok” diye karşılık verdi.

Biz ikiyüzlülük de yapmayız, kalleşlik de yapmayız

Karamollaoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesinde Saadet Partisi seçmenlerinin de katkısı olduğuna dair iddiaların hatırlatılması üzerine de, “Burada biraz daha net konuşayım. Biraz ağır olacak ama affedersiniz, biz ikiyüzlülük de yapmayız, kalleşlik de yapmayız. Bu demektir ki, biz seçimde adayımızı koyduk ve adayımızın arkasında durduk” dedi. Karamollaoğlu, “Adayını çekenler kalleşlik mi yaptı?” sorusuna da, “Yoo yoo, adayını koyup da desteklemeyen kalleşlik yapmış olur; o manâda söylüyorum onu” karşılık verdi.

31 Mart seçimlerinden sonra İmamoğlu’nun seçilmesinin “kabahatinin” tamamen Saadet Partisi’nin omuzlarına yüklendiğini, ancak seçimin yenilenmesinden sonra ortaya çıkan 800 bin oy farkının, kendilerini bir “vebal duygusundan” kurtardığını söyledi.

Binali Yıldırım’ın özür dilemesi bir erdemdir

Bir soru üzerine AK Parti İBB Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın İstanbul seçiminden önce Saadet Partisi camiasından özür dilemesini de değerlendiren Karamollaoğlu, bu tavrın bir erdem olduğunu ancak bunun Saadet Partisi seçmeninin Yıldırım’a oy verdiği anlamına gelmediğini, onun alt yapısını da oluşturmayacağını ifade etti.

Karamollaoğlu, “Şunu da belki ortaya koymuştur: Yani Binali Bey daha yumuşak, uyumlu, bir yerde bir hata yaptığı takdirde bunu düzeltme erdemini de gösterebilecek bir insandır diye” şeklinde konuştu.

Yenikapı’daki “israf galerisi”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, bir soru üzerine, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, ihtiyaç fazlası makam araçlarını Yenikapı miting alanında sergilemense dair görüşünü de dile getirdi.

“Bu bir şov da olabilir, vatandaş anlasın diye bir tavır da olabilir” diyen Karamollaoğlu, bunun ne İstanbul Belediyesinin sorunlarını çözeceğini, ne de başka konularda ciddi adımlar atıldığının göstergesi sayılacağını ifade etti.

İmamoğlu’nun performansının 3 ayla ölçülmesi doğru olmaz

Karamollaoğlu, İmamoğlu’nun performansını nasıl değerlendirdiğine dair bir soruyu da şöyle cevapladı:

“Daha yeni başladı. Bekleyip göreceğiz. Yani bir belediye başkanının 3 ay içinde performansının ne olduğunu ölçmek, bence isabetli olmaz. Deneme yanılma usulüyle gidiyorlar. Mecliste çoğunlukları olmadığı için birtakım sıkıntılarla karşı karşıyalar. Yapılan yanlışlıkları vatandaşlara gösterebilmek için işte belki bu arabalarla vesaire yapıldığı gibi birtakım adımlar atıyorlar; ama bunlar, bir belediyenin hakiki icraatları değil. Belediye başkanı, özellikle İstanbul’da yaşayan insanların bugün yaşadıkları problemi nasıl çözeceği konusunda ortaya koyacağı projelerle anılacaktır bundan sonra. İstanbul’un bugün en ciddi problemlerinden bir tanesi ulaşımdır. İster istemez bu gündeme gelecek. Otopark meselesi, çok ciddi bir mesele olarak gündeme gelecek. Görelim… Bunun (performansının) 6 aydan, 1 seneden önce söylenmesi doğru olmaz.”

Meral Hanım, şahsiyetli bir hanımdır

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Anahtar partiyiz” sözüne karşılık kendisinin de “Bir anahtar var, bir de maymuncuk var” dediğinin hatırlatılarak, “Bu, üstü örtülü bir eleştiri mi?” diye sorulması üzerine Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Yok, hayır. Yani arkasından benim konuşmamı siz de mutlaka dinlemişsinizdir. Ben, Meral Hanım’ın inşallah böyle bir şeyi yanlış anlamadığını ümit ediyorum. Çünkü Meral Hanım, hakikaten şahsiyetli, dik duran, meseleler karşısında şahsiyetli bir tavır sergileyen bir hanımefendi. Kendisini de eskiden de koalisyon ortaklığı dönemimizden de tanıyorum. O zaman içişleri bakanı olarak da ortaya koyduğu performansı da biliyorum. Onun için, onu kıracak bir şey söylediysem, ben hata etmişimdir; ama onu ben bir espri olarak söyledim.”

Maymuncuk ifadesi çok isabetli bir benzetme de olmadı

Anahtarın, Millî Selâmet Partisi’nin amblemi olduğunu hatırlatan Karamollaoğlu, o sözle şunu söylemek istediğini belirtti: “Anahtar olmak, her kapıyı açabilmek manâsına gelirse, o zaman maymuncuk gibi bir ifade kullanılabilir; ama bu da belki de çok isabetli bir benzetme de olmadı, onu da söyleyeyim.”

Karamollaoğlu, “Ben burada, Sayın Akşener’in, kendisinin ideali olduğunu, partilerinin iddialı olduğunu, ülkenin problemlerini çözecek projelerinin, politikalarının olduğunu ifade etmek istedi diye düşünüyorum. Onun için de ‘Biz, herkesle konuşuruz, görüşürüz ve anahtar parti durumundayız gibi bir ifade kullanmasını da garipsemiyorum. Ama dediğim gibi, bu birazcık, maymuncuk kelimesi gündeme gelince farklı yorumlamalara vesile odu. Onu da doğru bulmuyorum şimdilik” diye konuştu.

Kaftancıoğlu’na 6-7 yıl önce yazdıklarından dolayı ceza verilmesi yanlış

Karamollaoğlu, bir soru üzerine, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasını da değerlendirdi. Bir topluluğu rencide eden, bir inanca hakaret manâsı taşıyan ifadeleri hiçbir zaman tasvip etmediğini belirten Karamollaoğlu, gerçekten âdil bir tavrın, bir insanın hasmına adaletsizlik yapıldığında da onun hakkını savunmak olduğunu ifade etti. Kaftancıoğlu’na verilen cezayı doğru bulmadığını belirten Karamollaoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

“6-7 sene önce söylenen bir söz, bugün dava konusu yapılıyorsa, bu yaklaşım doğru değil. Ben bunu doğru bulmuyorum. Ben, Kaftancıoğlu’nun söylediği bazı ifadeleri tasvip etmem. Geçmişte okuduğum bazı ifadeleri oldu. Kesinlikle o ifadelerin karşısındayım. Tepki de gösterdim; ancak şu anda ben, bu seçimler esnasında Kaftancıoğlu'nun tavrına bakıyorum; o eski tavırla hiç alâkası yok. Gayet müspet, gayet olumlu, gayet anlayışla yaklaştığına şahit oluyorum ben meselelere. ‘Efendim o bunu politika gereği yapıyordur’. Hangi gerekçeyle yaparsa yapsın. (Bugünkü duruşunu da beğeniyorum diyorsunuz?) Tabi. Doğruya doğru, eğriye eğri. Ha, birgün çıkar çok yanlış şeyler söylerse, onun da karşısında olduğumuzu söyleriz; ama bugünkü tavrıyla orada daha makul bir duruş sergiledi. Onu da kabul etmemiz icap eder. Biz, siyasetten aynı görüşleri paylaşmıyoruz ki; bunu da tekrar tekrar söyledik. Ama bu demek değildir ki biz, birbirimizin hatta hasmı bile sayılmayız; biz, rakibiz. İktidara gelmek için rekabet içindeyiz. ‘Ben iktidara gelirsem senin canına okurum’ gibi mantıkla hareket etmiyoruz biz. Ben iktidara gelirsem bu memlekete daha faydalı projeler üretirim, daha iyi çalışırım diyoruz, o kadar.”

Diyarbakır ve Cumartesi Anneleri

Karamollaoğlu, evlatları dağa kaçırılmış annelerin tepkilerini de değerlendirdi. Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Biz Diyarbakır'da evlâtlarının acısı ile gidip bir yerlerde nöbet tutan annelerin acısını sonuna kadar paylaşıyoruz. Onların arkasındayız. Bunların evlâtlarının mutlaka kendi annelerine gönderilmeleri, yuvalarına dönmeleri gerekir; ancak bunu yaparken cumartesi annelerini de unutmamalıyız dedim ben sadece. Ben sadece dedim ki, onlara da aynı muamele yapılmalı. Bugün şimdi her partinin anneler toplanmaya başladı. Buna da sebep olmamak lâzım. Bunların üstesinden gelecek evet siyasîler olarak, muhalefet partileri olarak bizler de bu konuda fikirler üretebiliriz; ama annelerin derdiyle dertlenmek istiyorsak, hakikaten onların derdi ile iktidarlar daha çok ilgilenmeli. Ha, bir de dağa kaçıranlar varsa, onlarla da mücadele edilmeli.”

Bu konuda daha önce söylediği sözlere genel seçimler öncesinde çok başka anlamlar yüklendiğini ifade eden Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Halbuki ben, hukukun gereği neyse o yapılmalıdır dedim. Sayın Demirtaş ile ilgili olarak da bunları söyledim. Bundan dolayı da anarşistlere destek vermekle suçlandım. Halbuki benim söylediğim söz çok açık. Eğer bir yerde meselâ belediye başkanları görevden alınıyorsa, veya bir parti başkanı kendisi bir konuda adaylık ortaya koyuyorsa, diğer partilere uygulanan hukuk kuralları onlara da uygulanmalı dedim. Şimdi biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, ben buna üzülüyorum, bunlara insanlar tetikçilik yapmayı marifet zannediyorlar. Çarpıtmayı marifet zannediyorlar, hakareti marifet zannediyorlar. Bunların hiçbirisi doğru değil. (Kayyım atanması konusunda) onun için ben açıkça söyledim; eğer gerekçeleri varsa, ellerinde deliller varsa, önce o delillere göre mahkemeler yapılır ve mahkemeler gerekirse hızlandırılır, mahkemelerin arkasından karar verilir. Yani ne iktidar, ne başka bir güç, kendisini mahkemelerin de yerine koyarak karar almamalıdır dedim.”

Karamollaoğlu, Demirtaş hakkında verilen tahliye kararı hakkında da, “Adalet tecelli ediyorsa, elbette iyi oldu. Adaletin tecelli etmesidir önemli olan. Mahkemeler eğer böyle bir karar vermişse, elbette adaletin tecellisidir” dedi.

“İktidarın suçluyu suçsuzu belirliyor, medyanın bir kısmı da o belirlenen istikamette veryansın saldırıyor” diyen Karamollaoğlu, bu tür saldırılardan bıktıklarını, dün ak dediklerine bugün utanmadan kara diyenlerle anlaşmalarının zor olduğunu ifade etti. Geçmişte iftiralara ve hakaretlere uğradığını hatırlatan Karamollaoğlu, bu bakımdan kelimeleri seçerek kullanmak durumunda olduğunu ifade etti.

İlim sahipleri, o ilmin gereklerine uygun davranmalılar

Karamollaoğlu’na, kamuoyunda “Cüppeli Ahmet Hoca” diye bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün, kendisinin “Biz İslâmcı değiliz, Müslümanız” sözüne karşılık söylediklerini nasıl değerlendirdiği de soruldu.

Karamollaoğlu, “Tövbe etsin ve kendisi İslâmiyeti bilen, değerlerini bilen bir insan. Onlara göre benim de sözlerimi tekrar bir mukayese etsin derim. Ben öyle polemiğe girmek istemem. Yani üstünde ilim sıfatı varmış gibi konuşan insanların, o ilmin gereğini yerine getirmeleri icap eder. Zanla yakîn hasıl olmaz; zanla hüküm verilmez” dedi.

Ben hakkımı helâl etmem

Karamollaoğlu, Ünlü’nün diğer sözlerinin hatırlatılması üzerine de, “Hiç onlara cevap vermek istemiyorum. Ben onun seviyesine inmem. Bunları söylediğini de yeni sizden duyuyorum. Hiç okumadım; çünkü ben dinlemek istemiyorum, bu tip insanların ifadeleri beni üzdüğü için. Kendisi hapse girdiği zaman onunla en çok ilgilenen, bizim arkadaşlarımız oldular. Çıktığı zaman da bunu ifade etti. Şimdi neden böyle bir yola giriyor? Ben hakkımı helâl etmem; ama o bundan anlar, anlamaz, onu bilmiyorum. Bu kadarla yetiniyorum. Hiç yorum yapmak istemiyorum. O benim gündemimde değil. Cenab-ı Hakk’a havale ediyorum, o kadar” diye konuştu.

Erdoğan’ın Millî Görüş’le irtibatı belirsiz

Kübra Par, Karamollaoğlu’na, “Siz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bu hareketin içinden çıkarak bu noktaya gelmiş olmasını bir başarı olarak görüyor musunuz? Onunla gurur duyuyor musunuz?” diye sordu. Erdoğan’ın partiden, “Ben Millî Görüş gömleğini çıkardım” diyerek ayrıldığını hatırlatan Karamollaoğlu, “Onun için, Millî Görüş’le irtibatı var mı, yok mu konusu, bence muhal (belirsiz). Millî Görüş gömleğini çıkardığı için, böyle ifade ettiği için, kendi ifadesi olduğu için” dedi. Millî Görüş’ün, bütün Dünyada huzur ve barışın sağlanması için gayret göstermek anlamına geldiğini söyleyen Karamollaoğlu, ancak bunun gerçekleştirilebilmesi için huzur ve barışın önce Türkiye’de sağlanması gerektiğini; Millî Görüş’ün birinci ayağının ahlâkî ve manevî değerlerin ihyası olduğunu dile getirdi. Millî Görüş’ün ikinci ayağının, üretime dayalı bir kalkınma gerçekleştirmeden bunun mümkün olamayacağı, üçüncü ayağının da şahsiyetli bir dış politika izlemek olduğunu kaydetti.

“Millî Görüş gömleğini çıkarma zamanı gelmedi mi?”

Karamollaoğlu’na, Saadet Partisi’nin oy oranı itibariyle Millî Görüş hareketinin Türk siyasetinde başarısız olduğu sonucuna varılıp varılamayacağı ve bu sebeple kendilerinin de Millî Görüş gömleğini çıkarma vaktinin gelip gelmediği de soruldu.

Karamollaoğlu, fikirlerinin çeşitli sebeplerle topluma yeterince ulaşmadığını veya kendilerinin fikirlerini yeterince anlatamadıklarını ifade etti. Partinin yeni genç kuşağa hitap etmediği iddiasını da değerlendiren Karamollaoğlu, kendilerinin gençlerden gördükleri ilginin, diğer partiere gösterilenden daha fazla olduğunu söyledi. Saadet Partisi’nin özgül ağırlığının, sandıkta aldığı oyla mukayese edilemeyeceğini belirten Karamollaoğlu, “Bu bir gün oya da yansıyacak; buna da inanıyorum ben” dedi.

“Saadet kendi tabanını kaybediyor mu?”

Karamollaoğlu, Saadet Partisinin muhalif kesimler tarafından alkışlandığı ancak kendi tabanından uzaklaştığı iddiasını değerlendirirken de, bu algıyı 2 sebebe bağladı. Karamollaoğlu, bunlardan birincisinin, taban olarak görülen dindar kitlenin, AK Parti’nin Millî Görüş gömleğini çıkardığına inanmaması, onu laf olsun diye söylediğini düşünmesi olduğunu; ikincisinin de bu kitlenin Saadet Partisi’nin söylemlerini tam olarak dinlememesi olduğunu ifade etti. Karamollaoğlu, partinin söylemlerine karşı yeniden bir ilginin doğmaya başladığını da belirtti.

Karamollaoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

Bütün Türkiye’ye hitap eden bir politika izliyoruz

“Taban deyince, Türkiye’nin 82 milyonu bizim tabanımız. Biz, aslında bizi seven -  sevmeyen, anlayan - anlamayan herkese hitap eden bir politika izliyoruz. Bizim inancımızın temelinde şefkat var, sevgi var, adalet var, kucaklama var, dışlama yok; ancak yanlışa yanlış, doğruya doğru da diyoruz; bu da bir gerçek.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA