SİYASET
Giriş Tarihi : 25-11-2020 16:19   Güncelleme : 25-11-2020 16:27

“Erdoğan, Bahçeli’nin ‘Erken seçime gidelim’ demesinden korkuyor”

İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Bahçeli’nin erken seçim kararı almasından korktuğunu ileri sürerek, “Bahçeli seçim isterse, yandı gülüm keten helva” dedi. Kılıçdaroğlu da, “İktidar kanadında, AK Parti’nin içinde çözüm üretmek isteyenler var. İyi niyetle bir şeyler söylemek isteyenler var; ama küçük ortak, büyük ortağı esir almış durumda” diye konuştu.

“Erdoğan, Bahçeli’nin ‘Erken seçime gidelim’ demesinden korkuyor”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i, kongrelerinin ardından tebrik etmek için İYİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti.

Kılıçdaroğlu ve Akşener, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler ve muhabirlerin sorularını cevapladılar.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki süreç içerisinde gerek Sayın Genel Başkan gerek ben, belli aralıklarla yine bir araya gelip, ülkenin var olan sorunlarının çözümü konusunda karşılıklı düşüncelerimizi birbirimize aktaracağız” dedi.

İki lider, daha sonra muhabirlerin sorularını cevapladılar.

Akşener, Vatan Partisi Genel Başkanı Perinçek’in, “Selahattin Demirtaş, ancak bir darbe olursa tahliye edilebilir” sözünü nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, şunları söyledi:

“Bahçeli ile Perinçek konuştu, Arınç istifa etmek durumunda kaldı”

“Ben Cumhur ittifakı’nın bileşenlerinin birbirlerine dolaylı yönden, Anadolu’da bir söz vardır, laf çaktırmasına dikkat çekmiştim. Esas konu şuydu: Sayın Adalet Bakanı Abdülhamit Gül Beyefendi, adalet reformundan bahsetti. Sayın Erdoğan, bir konuşmasında bu reform talebine, reform yapılması isteğine ekonomiyi de işin içine katarak destek verdi. Hemen akabinde Sayın Ana Muhalefet Partisinin Değerli Lideri Sayın Kılıçdaroğlu tehdit edildi ve o zaman da söyledim, bu tehdit milli iradeye yapılmış bir tehditti. Hepimiz sırayla kınadık. Doğrusu da bu; ama ilginç olanı, o zaman da dikkat çektiğim şey şuydu: İşte ekonomide, adalet sisteminde reform yapılacağı iddia edildi. Öyle bir yolculuk başlayacağı söylendi. Hemen Sayın Kılıçdaroğlu’na hapisten şartlı tahliye olmuş bir kişi tarafından tehdit yapıldı ve Cumhur İttifakı’nın küçük ortağının genel başkanı tarafından da bu tehdit sahibi, sahiplenildi. Bu, Türk siyasî tarihinde siyasî partiler döneminde ilk defa olan bir şey. Biz hepimiz, bütün siyasetçiler tehdit edildik. Yani bugünden bahsetmiyorum, dün de edildik; ama ilk defa bir siyasetçi, tehdit sahibinin yanında durdu. Bu, ilk defa olan bir şey olduğu için ben, oradan yola çıkarak dedim ki, evet tehdit Sayın Kılıçdaroğlu’na. En şiddetli bir şekilde kınadığımız, millî iradeye yapılmış bir tavır, saldırı, davranış; ama buna yönelik AK Parti Genel Başkanı ve AK Parti yöneticileri ne yapacaklar? Çünkü aynı zamanda reformu dile getiren Sayın Erdoğan’a da ‘yapamazsın bunu’ diyen bir tavır dedim. Sonra Sayın Arınç konuşma yaptı. Üzerine Sayın Cemil Çiçek telefonla katıldı ve o zaman da sordunuz, ben de biraz evvel söylediğiniz sözü söyledim. Bir makas değişikliğine gidiliyorsa, o adımı görüyorum ben o iki konuşmacıdan, ama Sayın Bahçeli ile Sayın Perinçek ne diyecekler? Çünkü onlar iktidar ortağı, paydaş. Sonra bu kişiler konuştu. Sayın Arınç YİK’ten istifa etmek durumunda kaldı.”

Eski AK Parti Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın disiplin kuruluna sevk edilmesi ile eski AK Parti Milletvekili Galip Ensarioğlu hakkında, 2015 yılında Diyarbakır’da bir YPG’linin taziyesine katıldığı gerekçesiyle soruşturma açılmasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmede bulundu:

“Küçük ortak, büyük ortağı esir almış durumda”

“Uzun süredir Türkiye yönetilmiyor zaten. Türkiye savruluyor. Yönetim olabilmesi için devlette liyakat olması lâzım. Yönetim olabilmesi için sağlıklı, tutarlı bir yönetim olabilmesi için sorunların sağlıklı tespit edilmesi lâzım. Bana söyler misiniz, rejim değiştikten sonra Türkiye’nin sorunları sağlıklı saptanabiliyor mu? Saptanamıyor. Sorunlar çözülüyor mu? Çözülmüyor. Sorunlar büyüyor ve derinleşiyor mu? Evet, sorunlar büyüyor ve derinleşiyor. Peki, buna karşın bir çözüm üretiliyor mu? Çözüm üretilmiyor. Çözüm üretmek isteyenler var mı? İktidar kanadında, AK Parti’nin içinde çözüm üretmek isteyenler var. İyi niyetle bir şeyler söylemek isteyenler var; ama küçük ortak, büyük ortağı esir almış durumda. Ne Bülent Arınç, ne de bir başkası, düşüncelerini özgürce ifade edemiyor; çünkü ifade ettiği zaman küçük ortağı tarafından tehdit ediliyor. AK Parti gibi bir partinin, Türkiye’yi tek başına 18 yıldır yöneten bir partinin, küçük bir partinin tutsağı haline gelmesi, Türkiye’nin yönetilemediğini gösteriyor. Bir irade sergilenemiyor. Bizim, zaman zaman söyleriz, istişare / bir araya gelip sorunları tartışmak, yok böyle bir şey. Dolayısıyla Türkiye yönetilmiyor. İçeride, dışarıda, her alanda Türkiye yönetilmiyor. Türkiye, tam anlamıyla savruluyor. Hepimiz, zaten bunun tanığıyız.”

Aynı soruya cevaben Akşener de, şunları söyledi:

“Erdoğan, Bahçeli’nin ‘hadi seçime gidelim’ demesinden korkuyor

“Evet, ben de katılıyorum. Genellikle Sayın Erdoğan’ın tavrı bugüne kadar gördüğümüz tavır, zaman zaman siyaset biliminde söylenir, “balon uçurmak”. Yani Sayın Arınç gibi kişiler üzerinden bazı sözleri söyletir. Şimdi burada ilginç olanı, 3 gün beklemesi. 3 gün sonra, gelen tepkileri ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi küçük ortakların, sadece küçük ortak değil, ortaklar çift, onlardan gelen tavrı ve kendi seçmenini dönüştürdüğü için Sayın Erdoğan, sonuçta göze alamadı o balonu. Kendisine verilen tepkileri gördü ve Sayın Arınç’ı tahkir eden bir konuşma yapmak durumunda kaldı.

Bütün bu, diğer sorduğunuz kişilerle ilgili atılan adımların da arkasından aynı balona verilen tepkiler, sonuçlar olarak görüyorum; çünkü Dolmabahçe mutabakatında bir araya geldiniz. Aynı şeyi sonra, hiç Sayın Erdoğan’ın bilgisi dışında o siyasiler o masaya oturabilirler mi? Giremezler, mümkün değil; ama aynı şey oldu. Sonra ne oldu? Ölçüldü, problem var, görüldü. Ondan sonra da Sayın Erdoğan, elini yıkadı çıktı. O zaman da o kişiler gitti. Benzer bir şey, burada var; ama ben daha açık bir şey söyleyeyim:

Muhtemelen bu partili cumhurbaşkanlığı sistemini Sayın Erdoğan çok istedi, çok, çok. Geldi, oldu. Ama kazın ayağının öyle olmadığı anlaşıldı. Şu anda seçimler konusunda Sayın Bahçeli çıkıp aniden “Hadi seçime gidiyoruz” dediği zaman, geçmişte yaptığı gibi, yani o esaretin arkasında bu var bence. “Hadi bakalım seçim” dendiği zaman, bunu da Sayın Erdoğan’ın göze alması mümkün görünmüyor. Bugün durumları kötü; yarın daha da kötü gidecek; çünkü ben, 20 Ocak 2020’den beri esnaf geziyorum. Kendilerine oy vermiş yüzde 80-85’lik ilçelerde gördüğüm manzara vahim. İnsanlar aç.

İnsanlar, siftah yapmadan dükkân kapatıyor. O dükkânlarda, esnafın yanında çalışanların durumu perişan. Verilen krediler, “Artık geri ödeme zamanı. Ne kadar malın var? 25.000 lira. Ne kadar kredi borcun var? 75 milyar. Ne kadar malın var? 50.000 lira. Ne kadar kredi borcun var? 100 bin lira gibi sorulara verilen cevaplarla karşılaşılan bir esnaf sistemi ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla hakikaten bu yolun sonu görünüyor. Şimdi Sayın Erdoğan’ın çevresindeki seçim isteme durumunda olan Sayın Bahçeli ve onun arkadaşlarını pışpışlama dönemi.”

“Kılıçdaroğlu ile görüşmeler, o seçim beklentisinin bir yansıması olabilir mi?” sorusu üzerine de Akşener, şunları söyledi:

“Bahçeli seçim isterse, yandı gülüm keten helva”

“Biz muhalefet olarak seçim istiyoruz. Türkiye bu halde götüremez ki. Liyakat yok, şeffaflık yok, tek kişinin iki dudağı arasında bir Türkiye. Kodamanlara aktarılan paralar, fakirin fukaranın açlıktan ölüme mahkûm edildiği bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Hesap verebilirlik yok, adalet yok, hukukun üstünlüğü yok, demokrasi yok. Bunlar olmadığı için, ekonomiye güven yok. Bizim konumumuzdaki ülkelerin binde 0.75 ile faiz borçlandığı bir dünyada biz, yüzde 6 faizle para bulamayıp 7,5 ile para bulmak peşine düşen bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bütün bunlar bir araya geldiğinde elbette biz, seçim istiyoruz. Vatandaşın rahat etmesi için, bu iktidar sistematiğinin değişmesi için seçim istiyoruz. Dolayısıyla da, ama bizim Meclis’teki sayımız bunu getirmeye yetmiyor. O nedenle de Sayın Bahçeli seçim isterse, yandı gülüm keten helva, arkadaşlar açısından, diye bir durum var diye görüyorum.”

Aynı konuda Kılıçdaroğlu da şunları söyledi:

“Halkın hakemliğine başvuralım; demokrasilerde kural budur”

“Geçen her gün toplum üzerindeki maliyet artıyor. Fakirin fukaranın üzerindeki maliyet artıyor. Geçen her gün, Türkiye’nin hem kendi içinde hem uluslararası alanda ciddi bir zaafiyet yaşadığı gerçektir. Türkiye’nin buradan çıkması lâzım, buradan kurtulması lâzım. Türkiye’nin demokratikleşmesi lâzım. Türkiye’de hukukun ve adaletin olması lâzım. ‘Hukukun üstünlüğü’ kavramının artık dokularımıza işlemesi lâzım. Bunun yolu da bellidir zaten. Diyecekler ki “Türkiye yönetemiyoruz. Türkiye’yi yönetmek için halk kimi seçmek istiyorsa halkın hakemliğine başvurmaktır. Demokrasilerde kural budur. Halktan korkmamak lâzım, ürkmemek lâzım halktan. Halkın hakemliğine başvurmak kadar değerli bir şey yoktur vatandaş perişan halde Eğer memnunsa zaten sizi tekrar iktidara getirir. Gidersiniz hakeme başvurursunuz. Vatandaş istiyorsa, sizi zaten tekrar getirir iktidara. Öyle bakmak lâzım. Korkmamak lâzım. Halktan korkulmaz. Halk, bütün sorunların çözümünde temel adrestir. Demokrasilerde kural budur. Bir yerde çözülemeyen sorun varsa, sorunun çözümü için milletin hakemliğine başvuru olsun. Demokrasilerde bundan korkmamak lâzım.”

Ünal Çeviköz’ün sözleri

Kılıçdaroğlu’na, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün, “Joe Biden yönetiminden beklentilerinin Türkiye’de demokrasiye vurgu yapması olduğu” şeklindeki ifadesi ile Millet İttifakı partilerinin gizlice anayasa taslağı hazırladıkları iddiası hakkındaki değerlendirmesi de soruldu.

Kılıçdaroğlu, bu soruya, “Parti sözcümüz, Ünal Bey’in yaptığı açıklamalar dolayısıyla gerekli açıklamaları yaptı. Ondan önce ben, defalarca o konuda açıklamalarımı yaptım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir emperyal gücün egemenliğini kabul etmez. Bırakın egemenliğini, gölgesini dahi kabul etmez. Burada hiçbir tereddüt yok” diyerek karşılık verdi.

“Yalancıya sahip çıkan öğretmene öğretmen denmez”

Kılıçdaroğlu, bir soru üzerine, iktidar cephesinde tepkiyle karşılanan “3600 ek gösterge sözünü tutmamasına rağmen AK Parti’ye oy veren öğretmenler, öğretmen değildir” sözü konusunda da şu açıklamada bulundu:

“Öğretmenler, bize ahlâk öğretirler. Ahlâkı, sevgiyi, saygıyı, konuşmayı öğretirler. Güzel öğretmenler, büyük bir camiadır. Türkiye’de en büyük camiayı oluştururlar, en büyük topluluğu oluştururlar. Hepsinin ortak bir talebi var. Hepsinin 3600 ek gösterge… Seçim meydanlarında söyledim, sadece öğretmenler için değil, polisler için de söyledim, 3600 ek gösterge verilmeli dedim. Sonra 2018’de AK Parti, 3600 ek göstergeyi seçim beyannamesine koydu ve çıktı Erdoğan, bir konuşma yaptı. Konuşmanın tarihi 24 Mayıs 2018. Aynen okuyorum:

‘Değerli Kardeşlerim, önemli bir konuya geliyorum: Burayı hassas dinleyin.’ Çağrı yapıyor, ‘burayı iyi dinleyin’ diyor Erdoğan. ‘Polis, öğretmen, hemşire, din görevlilerimize bir müjde vermek istiyorum: Diğer idarecilerimizin emeklilik ek göstergelerini 3600’e çıkaracağız. Buradaki adaletsizliği gidermiş olacağız.’

Ne zaman söylüyor? 2018. Hangi yıldayız? 2020. Öğretmenlerin talebi nedir? 3600 ek gösterge. Bakın, hangi siyas görüşten olursa olsun^, 3600’ü istiyorlar. Ben, çıkıp 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde ‘3600 ek gösterge verilmelidir. Neden sözünüzü tutmadınız?’ diye soruyor muyum? Soruyorum. Eğer bir öğretmen kendi camiasının aksine ‘Ben 3600 ek gösterge istemiyorum; çünkü ben, gideceğim AK Parti’ye oy vereceğim’ diyorsa, o camianın adamı değildir o öğretmen. Bir daha altını çiziyorum; bütün camianın, bütün öğretmenlerin istediği ‘3600 ek göstergeyi ben istemiyorum. Ben gideceğim AK Parti’ye oy vereceğim’ diyorsa, o öğretmen o camianın insanı değildir.

Başka bir örnek: Yine ben, defalarca ‘emeklilere 2 maaş ikramiye verilsin’ dedim. Ne zaman dedim? Ramazan Bayramı’nda, Kurban Bayramında verilsin. Her yerde söyledim. Önce para yok’ dediler, sonra verdiler; ama ‘Emekliye 2 maaş ikramiye verilsin’ diye seslendirdiğimde bir grup emekli, PTT’ye gittiler, dediler ki ‘Bizim 2 maaş emekli ikramiyesine ihtiyacımız yok ey Kılıçdaroğlu, seni protesto ediyoruz.’ Kim emeklilerin hakkını savunuyor?

Öğretmen bize neyi öğretiyor? Ahlâkı öğretiyor. Öğretmen bize neyi öğretiyor? Dürüst olmayı öğretiyor. Öğretmen neyi öğretiyor? Siyasetçinin de dürüst olmasını öğretiyor. 2018 yılında çıkıp da ‘Ben öğretmene 3600 ek gösterge vereceğim, polise ek gösterge vereceğim’ dediği halde 2 yıl geçiyor ve dediğini yapmıyorsa, hiçbir öğretmen hiçbir yalancıya sahip çıkamaz. Yalancıya sahip çıkan öğretmene de öğretmen denmez. Haklı mıyım? Haklıyım ben. Çünkü öğretmenin hakkını savunuyorum. Ben, öğretmene yalan söyleyenin hakkını savunmuyorum, öğretmenin hakkını savunuyorum. Polisin hakkını savunuyorum, sağlık görevlisinin hakkını savunuyorum, din görevlisinden hakkını savunuyorum ben. Bunu çok iyi bilsinler. Bütün öğretmenler de bilsinler. O camiada benim kardeşlerim var. Öğretmeni baş tacı etmeyen hiçbir siyasal iktidarın başarılı olma şansı sıfırdır.

“Anayasa için TBMM’de bütün partiler komisyonda bir araya gelmiyor mu?”

Anayasa taslağı… Ya böyle bir çalışma yapılmadı ki. Nereden çıkarıyorsunuz değerli arkadaşlar? Varsa bir taslak çalışma, getirin bir görelim. Evet 4 parti bir araya geldik, Millet İttifakı olarak. İYİ Parti var orada, biz varız orada, Saadet Partisi var, Demokrat Parti var. Söylemiştim, Millet İttifakı olarak bir araya geldik. Zaman zaman konuşuyoruz. Ne diyoruz biz? Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem veya güçlendirilmiş parlamenter sistem. Nasıl olacak bu? Anayasa değişikliği ile olacak. Ne konuşuyoruz? Güçlendirilmiş parlamenter sistem nasıl olacak? Biz de çalışıyoruz, İYİ Parti de çalışıyor, diğer partiler de çalışıyor, Gelecek Partisi’nin Sayın Genel Başkanı geldi. Güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili çalışmasını verdi bize. Neden bu işleniyor acaba? CHP, diğer partiler, HDP ile beraber çalışıyorlar mı, çalışmıyorlar mı diye bir algıyı kendi medyası aracılığıyla yaratmak istiyor.

Bu ülkede bir anayasa değişikliği olacaksa, parlamentodaki bütün siyasî partiler zaten bir araya geliyorlar. Uzlaşma komisyonu kuruldu mu? Kuruldu. Uzlaşma komisyonunda HDP var mıydı? Vardı. MHP var mıydı? Vardı. AK Parti var mıydı? Vardı. Niye o zaman demiyorsunuz ki ‘Neden bu HDP uzlaşma komisyonunda var? Niye bunu söylemiyorsunuz? Neden? Çünkü talimat öyle alınmadı da onun için. Her siyasî partinin parlamentoda temsilcisi var. Her siyasî partinin parlamento yöneten başkanvekili var mı? Var. Meclis’i yönetiyor mu? Yönetiyor.  AK Parti’li el kaldırıp izin istiyor mu? İzin istiyor. İzin vermediği zaman konuşuyor mu? Konuşmuyor. MHP’li el kaldırıp, ‘Sayın Başkan, bana izin ver, konuşmak istiyorum’ dediği zaman, izin verilince konuşuyor, izin vermeyince konuşmuyor. Niye bunu eleştirmiyorsunuz o zaman? Onu da eleştirin. Deyin ki ‘Nasıl olur da HDP Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni yönetir? Niye eleştirmiyorsunuz?

Kısır tartışmaların dışına çıkmak zorundayız. Bu ülkeye demokrasiyi getirmek zorundayız, insan haklarına getirmek zorundayız. Siyasî partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır diyor. Bunu bizim hukuk sistemimiz ifade ediyor. Siyasî partileri eleştiririz; görüş farklılıklarımız olabilir; ama siyasî partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunu böyle kabul etmesi lâzım. Bütün medya mensuplarının da böyle kabul etmesi lâzım ve bu kısır tartışmaların ötesine Türkiye’nin çıkması lâzım. Bu kısır tartışmaları aşması lâzım Türkiye’nin.”

“Çelik ‘yalan’ deyince inanıyorlar da biz deyince neden inanmıyorlar?”

“Gizli anayasa çalışması” iddiası hakkında Meral Akşener de şunları söyledi:

“Şimdi ilginç… İYİ Parti, hem HDP ile hem CHP ile hem Saadet Partisi ile ama daha enteresanı, iddiaya göre ben de AK Parti ile ayrı ayrı, gizli gizli anayasa yazmışız. Doğru mu? Enteresan; AK Parti ile böyle bir çalışma yapılmadığına dair AK Parti Sözcüsü Sayın Ömer Çelik, iddia sahibini parça pinçik eden bir açıklama yaptı. Doğru mu? Doğru. Sayın Ömer Çelik’in yalanlaması, hem de çok sert bir biçimde yalanlaması alındı, baş üstüne kondu, kabul edildi, ‘doğrudur’ dendi. Sonra Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu bir açıklama yaptı.’Öyle bir şey kesinlikle, zinhar yoktur’ diye. O bir soru işareti olarak kaldı. Enteresan; sonra ben dedim ki, ‘Ne Cumhuriyet Halk Partisi ile ne Saadet Partisi ile ne Demokrat Parti ile ne HDP ile ne AK Parti ile ya da ne bir kurumla, kuruluşla, şahısla, platformla, çok daha genişlettim, herhangi bir gizli saklı anayasa çalışması yapmadık, ‘nokta’. Kelimelerim aynen böyleydi. Bu da bir koca soru işareti oldu. Enteresan; Sayın Kılıçdaroğlu, benzer bir açıklama yaptı, o da soru işareti ile karşılandı. Ha sonra HDP Eş Başkanları bir açıklama yaptılar, ‘Öyle bir şey kesinlikle yoktur’ diye. O da bir soru işareti ile karşılandı.

Şimdi ilginç olan da şu: Ben söylüyorum, Sayın Kılıçdaroğlu ‘Hayır, böyle bir şey yoktur’ diyor; Sayın Temel Karamollaoğlu da diyor, HDP, ilgili taraf olarak, çünkü beraber olduğumuza dair iddia var, onlar da diyor ‘Yok böyle bir şey’. Ömer Çelik Beyefendi de diyor. Bütün bu insanların içinde sadece Ömer Çelik Bey’in söylediği kabul ediliyor, geri taraf kabul edilmiyor. Onu da ben Türkiye’deki tüm feraset sahibi milletimizin, aziz milletimizin feraset sahibi fertlerine bırakıyorum. Böyle bir şey olur mu? Bu kadar insan yalan konuşacak ve sadece ÖMer Çelik Bey’in yalanlaması doğru kabul edilecek. Böyle bir şey olamaz. Birincisi bu.

İkincisi, biz 24 Haziran seçimlerine giderken Saadet Partisi, Demokrat Parti, İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi bir araya geldik, 24 Haziran seçimleri sonrasında. Biz kazandığımız takdirde, yani Millet İttifakı olarak kazandığımız takdirde, bizim adına ‘İyileştirilmiş Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ dediğimiz; ama diğer arkadaşların siyasi partilerin, ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçmek’ diye, dönmek değil geçmek, ihtiyacını koyduğumuz o sisteme, hangi tarihler içerisinde, nasıl bir yöntemle geçileceğinin tutum belgesini çalıştık ve bu da genel başkan yardımcıları üzerinden çalışıldı. Bütün siyasî partiler bunu kamuoyuna açıkladık. Fikri takip sıfır olunca, bunlar birbirine karışıyor. Bu da tamam.

“Bir buçuk ayda sıfırdan anayasa yapan eli öperim ben”

Şimdi enteresan olanı şu: İddiaları, ‘Şu uzmanlarla çalışmışsınız.’ Bir İYİ Parti’li uzman söylenemiyor. CHP’nin uzmanı kimmiş, bilinmiyor. Şimdi TÜSES’in bünyesinde, açık dürüst konuşmakta fayda var. TÜSES, rahmetli Erdal İnönü’nün kurduğu bir STK. Doğru mu? Bakın, bir kere siyasi parti temsilcisi diye bir davet olmuyor orada. Bilenler açısından söylüyorum. Bizim önce daha MHP döneminden beri davet edilip giden Sayın Nuri Okutan arkadaşımız… Daha sonra da kendisi biliyorsunuz hastalandı. Daha sonra da Ahmet Erozan arkadaşımız bu davetlere icabet etmişler. O davetlerde neler konuşulduğu açık. 30 kişi ile 300 kişi arasında değişen insan sayısıyla konu başlıkları tartışılıyor orada. Meselâ zaman zaman, ben şimdi araştırdım bunu da onun için, Sayın Bekâroğlu katılmış.Cumhuriyet Halk Partili milletvekili ama Cumhuriyet Halk Partisi’ni temsil diye bir kavram yok. Sayın Temel Karamollaoğlu’nun bir konuşması var. Oraya da Ayhan Bilgen katılmış, izlemek üzere. Bütün herkes buna şahit.

Şimdi şu soruyu sorabilirsiniz: ‘Vay İYİ Parti’liler, siz TÜSES’e nasıl katılırsınız? Katılmamanız gerekirdi, niye katıldınız?’ Bunu bana sorun, sorunun cevabını vereyim; ama ‘Bir vakıfta anayasa yaptınız’ derseniz, bunun akla mantığa uygun bir yanı olması lâzım. Yahu şimdi iddia sahipleri bir buçuk ay diyorlar, toplanma sürecini. Bir buçuk ayda bu ülkede sıfırdan anayasa yapılabiliyorsa, o yapan eli öperim ben.

Böyle bir şey mümkün mü ya? Katılan insanların kim olduğuna baktığınız zaman hukukçu yok aralarında; yani siyasetçiler açısından bakıldığı zaman. Bir buçuk ayda sıfır hukukçu, oturup anayasa yazılmış. Ya Meclis’te Sayın Cemil Çiçek’in 2011’de herkesi toplayıp Sayın Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği, ben de o zaman Meclis’i yönetiyordum, Meclis Başkanvekiliyim. Yani bir buçuk iki yıla yakın, 2011’den itibaren oturup çalıştıkları Anayasa Komisyonunun mensupları, enteresandır, hepsi hukukçudur ve her siyasî parti, ben de ‘uzman’ dediklerinin içinde, hem hukukçu hem çok ilginçtir, siyaset bilimci. Komisyonlar kurdular, kendi siyasi partiler ve bütün Meclis’te grubu bulunan siyasî partiler katıldı anayasa değişikliğine. Yanlış hatırlamıyorsam 47 ya da 48 maddede de uzlaşıldı.

Şimdi ‘At izi it izi bir birbirine karıştı’ diye Anadolu’da söz vardır, böyle bir durum var. Ben, bunu anlıyorum; her şeyin farkındayım, Gülhane Parkı’ndayım…

Damat gitti, tartışılmıyor. Sayın Arınç çıkt, bir sürü söz söyledi, gönderildi, tartışılmıyor. İhsan Arslan AK Parti’den atılıyor, Galip Ensarioğlu emniyete ifadeye çağrılmış. Şimdi bunlar olurken, olmayan öyle bütün televizyon ekranlarında sündüre sündüre konuşulmasını almıyorum yani yapacak bir şey yok ama ayıp olan şey şu:

Bu tür suni tartışmalarla bu tür yalan tartışmalarla… Garip gurebanın, esnafların, işsiz gençlerin, tencerede kaynatamayan kadınların her birini gördüğümde, çocuğunun 4 yıldır işsiz olduğunu, evde kaldığını, gece oturup gündüz uyuduğunu söyleyen annenin, siftahsız dükkân kapatan esnafın, pazarlarda o akşamüstü yere dökülen sebzeyi toplayan o yaşlı kadınların karşısında bunlara böyle uzun uzun cevaplar vermek de bizim ayıbımız.

“Bir daha hiçbirimiz bu soruya cevap vermeyeceğiz”

An itibarıyla bu konuyu kapatıyorum. Canı isteyen, canı istediğini düşünsün. Bir daha ilân ediyorum; bana ve partimden herhangi bir arkadaşımıza bu yönde sorulan hiçbir soruya hiçbir arkadaşımız cevap vermeyecek ben de cevap vermeyeceğim. Yeter ya! Yazık, günah! İnsanlar aç, açık. İlçeleri geziyorum, kadınlar geliyor kulağıma, EBA için bilgisayar istiyor. Size de geliyorlardır. Bir televizyon 3 tane çocuk. Eitimi nasıl yapsınlar? Kodamanlara para yağdırmak yerine, bu ülkenin o garip çocuklarına, gariban çocuklarına bilgisayar dağıtmalıydı bu iktidar. Yazıktır yahu, yazık! Ancak birilerinin cebine para doldursunlar. Günahtır! Onun için bunları tartışmak gerçekten o insanlara hakaret diye düşünüyorum. İyi ki sordunuz. İlk defa bu kadar uzun konuştum ama benim için konu kapanmıştır.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA