GÜNDEM
Giriş Tarihi : 20-09-2019 13:59   Güncelleme : 20-09-2019 15:14

“Anne, ben hain değilim…”

Müebbet hapis cezasına çarptırılan askerî okul öğrencilerinin anneleri, 15 Temmuz’da öğrencilerin bir kısmına “terör saldırısı olduğu” bir kısmına da “tatbikata götürüldükleri” söylenerek komutanları tarafından dışarı çıkarıldıklarını; öğrencilerin darbe olduğunu sokakta halktan öğrendiklerini anlattılar. Anneler, Başbakan ve Cumhurbaşkanının avukatlarının bile öğrencilerin masum olduklarına kanaat getirerek davadan çekildiğini, ancak son duruşmada Cumhurbaşkanından gelen şikâyet dilekçesinden sonra öğrencilere müebbet hapis cezası verildiğini anlattılar.

“Anne, ben hain değilim…”

Anneler “Düşünme Vakti”nde

15 Temmuz kalkışmasında komutanlarının emriyle sokağa çıkan ve daha sonra tutuklanıp müebbet hapis cezası alan askeri okul öğrencilerinin annelerinden Melek Çetinkaya ve Emine Uyanık, TV5’de yayınlanan “Düşünme Vakti” programında Suat Toktaş’ın sorularını cevapladılar. Programa, müebbet hapis cezası alan öğrencilerin avukatı Oğuz Kâğıtçı ile İnsan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Korur Fincancı da katıldı.

O gece neler oldu?

Hava Harbiye Okulu 1. Sınıf öğrencisi Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya, 700 öğrencinin, komutanları ile birlite o tarihte Yalova’da kampa alındıklarını, ertesi gün eski Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Abidin Ünal’ın kampa geldiğini söyledi. Org. Ünal’ın öğrencilere emre mutlak itaatin önemini anlattığını belirten Çetinkaya, “Daha sonrasında alay komutanımız Hüseyin Ergezen’e, çocukların bundan sonraki eğitimlerinin ne olduğunu soruyor. Spor eğitimlerinin olduğunu söylediğinde, ‘Bu gün çocukları çok fazla yormayın’ diyor” dedi.

Öğrenciler “Terör saldırısı ihbarı var” diye kamptan çıkarıldı

Anne Çetinkaya, öğrencilerin o gün saat 22:00’de alarm verilerek çadırlar bölgesinde toplandıklarını, öğrencilere terör saldırısı olduğu ve Yalova kamp yerinin güvenli olmadığı söylenerek otobüslerle Hava Harp Okulu’na götürüldüklerini anlattı. 1 yıldır terör ihbarı alındığını, bu süre boyunca öğrencilerin hafta sonu izinlerinin iptal edildiğini ve kamp bölgesinin önünde polis ekiplerinin beklediğini kaydeden Çetinkaya, öğrencilerin bir kısmının, saat 00:07’de Yalova kamp bölgesinden 9 otobüsle ayrıldıklarını, öğrencilerin bir kısmının kampta kaldıklarını; kampta tam techizatlı olarak kalan öğrencilere de, daha sonra kendilerinin de taşınacaklarının söylendiğini anlattı. Çetinkaya, sözlerine şöyle devam etti:

“Kampın önündeki polis ekibi, ‘Siz nereye gidiyorsunuz?’ demiyor. Otobüsleri durdurmuyor. Bizim çocuklarımızın bu darbeden haberdar olması mümkün değil; çünkü kamp yerinde elektrik yok. Ellerinde pilli fenerleri var. Hava karardığında bütün işlerini bu pilli fenerlerle görüyor bizim çocuklarımız. Orası askerî okul olduğu için, hem kampta hem eğitim döneminde okula girerken, girişte, nizamiyede telefonlarını teslim ederler ve izne çıkarken geri alırlar telefonlarını. Kilitli bir dolapta durur çocukların telefonları. Telefon kullanmaları mümkün değil. Ancak izne çıkarlarsa alabilirler.”

Gecenin 12’sinde Yalova kamp yerinin önündeki polislerin darbeden haberdar olmamalarının mümkün olmadığını belirten Çetinkaya, öğrencilerin G-3 tüfekler ve öğrenci başı 40 adet mermi ile, darbeden habersiz bir şekilde kamptan çıktıklarını söyledi.

Halk, öğrencilerin masum olduklarını anladı

Çetinkaya, gece saat 02:00 - 02:30 sıralarında Sultanbeyli’de öfkeli bir kalabalığın öğrencilerin otobüslerini durdurduğunu, darbe olduğunu halktan öğrendiklerini, askerlerin askerî öğrenci olduklarını öğrenen kalabalığın sakinleştiğini, korkup ağlayan bazı öğrencileri teskin ettiklerini anlattı. Çetinkaya, “Ve bizim çocuklarımızla beraber İstiklâl Marşı okuyorlar” dedi. Kalabalıktan bazılarının, ellerindeki Türk bayraklarını öğrencilerin boyunlarına bağladıklarını ve “En büyük asker bizim asker” şeklinde tezahüratta bulunduklarını kaydeden Çetinkaya, “Allah’a şükürler olsun bu çocuklar hain çıkmadı” denilerek, öğrencilerin tekrar otobüslere bindirildiklerini söyledi.

Çetinkaya, “Bunu zaten oradaki halk çekmiş, daha sonra bunu YouTube’a yüklemiş. Darbeden bir ay sonra A Haber, “kahraman askerler” diye bizim çocuklarımızı yayın yaptı ve biz çok sevindik. Yani bu sürecin çok fazla uzun sürmeyeceğini düşündük; çünkü çocuklarımızın masumiyeti ortadaydı” dedi.

Öğrenciler sabaha kadar olay yerinde bekletilmiş

Anne Çetinkaya, halk dağıldıktan sonra oradaki polislerin, öğrencileri hemen karakola götürmek yerine sabah 06:00 - 07:00 civarına kadar orada beklettiklerini, sabah tekrar öfkeli bir kalabalığın gelerek öğrencilere saldırdığını, otobüslerin camlarını kırdıklarını, üzerine çıkıp tepindiklerini, ellerindeki sopalarla kırık camların arasından öğrencileri dövmeye çalıştıklarını anlattı. Çetinkaya, kalabalıktan bazı kişilerin, “Otobüsü ateşe verin. Benzin deposuna ateş atın. Hepsini öldürün” diye küfrederek bağırdığını söyledi. Çetinkaya, “Fakat bizim çocuklarımız, daha fazla galeyana gelmesinler diye silahlarını koltukların altına saklayıp sırtlarını da camlara dönüyorlar. Maalesef o kargaşadan sonra polisler geliyor ve çocuklarımızı karakola götürüyorlar” dedi.

Çetinkaya, öğrencilerin nezarethaneye götürülüp, 120 öğrencinin 40 kişilik koğuşa ‘balık istifi gibi istiflendiğini’, 4 gün boyunca orada tutulduklarını, öğrencilere yemek ve su verilmediğini, öğrencilerin tuvalete götürülüp getirilirken de kafalarının duvarlara çarpılarak ve sırtlarına dirsekle vurularak dövüldüklerini anlattı. Çetinkaya, “Ve çocuklarımızın üzerlerinden askerî üniformalarını alıyorlar. ‘Siz buna lâyık değilsiniz. Siz darbecisiniz. Sizin hayatınız bitti’ diyerek, işte anne baba sürekli çocuklara da küfür ediyorlar. Bir de üstelik yanlarına köpek koyuyorlar. ‘Siz buna lâyıksınız’ diye. O şekilde tutuyorlar çocuklarımızı” diye konuştu.

Oğlum, yargılama sonucu müebbet hapis cezasına çarptırıldı

Anne Çetinkaya, dördüncü günün sonunda öğrencilerin hakim karşısına çıkarıldıklarını, yaşadıklarını öğrencilerden dinleyen hakimin, öğrencilerin tutuklanmalarına karar vererek Silivri Cezaevine gönderildiklerini anlattı. Kendilerinin bütün bunlarda 2 gün sonra haberdar olduklarını belirten anne Çetinkaya, çocuklarının darbeden tutuklu olduğunu öğrendiklerinde şok geçirdiklerini söyledi. Çetinkaya, yargılama sonunda oğlunun müebbet (ömür boyu) hapis cezasına mahkûm edildiğini söyledi. Çetinkaya, “7 kişilik koğuşlarda 45 kişi kalıyorlar şu anda” dedi.

Oğlumun silah kullanmadığı balistik raporlarında kayıtlı

Oğlunun o gece hiç silah kullanmadığını belirten anne Çetinkaya, “Bu, kayıtlarda da var zaten. Mahkeme kayıtlarında, balistik raporlarında… Çocukların çünkü raporları yapıldı, silah incelemeleri yapıldı. 40’a 40, mermisini tam teslim etti, silahını tam teslim etti” dedi.

Evlerimizde yapılan aramalarda suç unsuruna rastlanmadı

Anne Çetinkaya, bir soru üzerine, oğluna yönelik FETÖ üyeliği suçlamasının olmadığını da kaydetti. Çetinkaya, öğrencilerin tutuklandığı hafta hepsinin ailelerinin evlerinde eş zamanlı aramalar yapıldığını, bütün elektronik cihazlarına el konulduğunu ve onların içinden hiçbir suç unsuru çıkmadığını anlattı. Çetinkaya, o cihazların kendilerine 2 yıl sonra iade edildiğini kaydetti.

3 yıl boyunca adalet aradıklarını belirten Çetinkaya, şunları söyledi:

İlk mahkeme 1,5 yıl sonra oldu ve oğlum müebbete mahkûm oldu

“Biz bu adaleti nerede ararız diye hep düşündük. Bize sürekli TBMM’yi gösterdiler. Dediler ki ‘Bu bir siyasî davadır. Milletvekilleriyle görüşün. Biz milletvekilleriyle görüştük. İlk etapta bizi AK Parti’li milletvekilleri kabul etmedi. Biz CHP’ye gittik, MHP’ye gittik, İYİ Parti’ye gittik ve onlar da ‘Bunlar askerî öğrenci. Merak etmeyin, yakında çıkar’ dedikleri için hep durduk. İddianamelerin hazırlanmasını bekledik. 1 yılda ancak iddianamemizi hazırladılar ve 4 ay sonra mahkememizi verdiler. İlk mahkemeye 1,5 yıl sonra çıktık, düşünün. Sonuç olarak müebbet aldık.”

Oğlumun en büyük hayali pilot olmaktı

Bir başka askerî öğrenci annesi Emine Uyanık da, oğlunun çocukluğundan beri en büyük hayalinin pilot olmak, yeni bir uçak projesi yapmak ve ülkesini dünyaya tanıtmak olduğunu söyledi. Babasının, oğlunun asker olmasına karşı çıktığını, ‘Oğlum, şehit olursan dayanamam’ dediğini, oğlunun da ‘Baba, ben sizi şehit ailesi yaparsam, sakın bir damla gözyaşı dökmeyin ve benimle gurur duyun. Size vasiyetimdir bu’ dediğini, babasıyla arasında yaşanan bir tartışmaya rağmen okulun sınavlarına girip askerî okulu kazandığını anlattı.

Aynı zamanda uçak mühendisliğinde okuyordu

Anne Uyanık, kendi oğlunun 15 Temmuz gecesi yaşadıklarının, Melek Çetinkaya’nın oğlunun yaşadıklarıyla aynı olduğunu söyledi. Uyanık, oğlunun o geceye kadar henüz 10 aylık öğrenci olduğunu belirterek, “Ama o kadar çok seviyordu ki, tutkuydu onun için askerlik. ‘Anne, jet pilotu olacağım, göreceksin’ diyordu. Uçak ve Uzay Mühendisliğinde okuyordu aynı zamanda. ‘Yeni bir uçak projesi yapacağım. Anneciğim, benimle gurur duyacaksın’ diyordu” şeklinde konuştu.

FETÖ üyeliği suçlaması yok

Oğlunun anayasal düzeni değiştirmeye ve darbeye teşebbüsten yargılandığını belirten Uyanık, oğlu hakkında FETÖ üyeliği suçlaması olmadığını, o gece silah da kullanmadığını ve müebbet hapis cezasına mahkûm edildiğini kaydetti.

“Anne, ben hain değilim”

Anne Uyanık, tutuklandıktan sonra oğlunu 15 gün sonra görebildiğini, ters kelepçeden dolayı kollarının simsiyah olduğunu söyledi. Konuşmasını gözyaşları içinde sürdüren anne Uyanık, 45 dakikalık görüşmeleri boyunca oğlunun kendisine sürekli ‘Anne ben hain değilim’ dediğini ve ‘Herkes benim için ne diyor?’ diye sorduğunu aktardı.

Bu esnada söz alan Anne Melek Çetinkaya da, şunları söyledi:

Komutanları nereye götürdülerse çocuklarımız oraya gittiler

“Bizim çocuklarımız, 9 otobüsle çıktılar, farklı bölgelere götürüldüler; fakat hiçbir çocuğun kendi inisiyatifinde değil Sultanbeyli’de olmak, Digitürk’te olmak, Orhanlı’da olmak veya Boğaziçi’nde olmak. Bu tamamen otobüsteki komutanların iradesine bağlı bir şey... Hiçbir çocuk demedi ki o gece ‘Ben Boğaziçi’ne gideyim, ben Orhanlı’ya gideyim’. Tamamen, komutanları nereye götürdüyse çocuklar oraya gittiler ve bu, çocukların inisiyatifinde olan bir şey olmadığı için, kesinlikle ‘şuradaki çocuk masumdur, buradaki çocuk masum değildir’ gibi bir algıyı asla kabul etmiyorum. Benim oğlum, Sultanbeyli’de değil Boğaz Köprüsünde de olabilirdi. Hatta Boğaz Köprüsünde öldürülebilirdi. Boğaz Köprüsünde iki tane çocuğumuzu linç ederek öldürdüler. Murat Tekin ve Ragıp Enes Katran… Bu çocuklar 21 yaşındaydı ve bunların katillerini bulmak yerine, KHK ile koruma altına aldılar. Biz bu çocukların katillerini bile bulamıyoruz. Haklarını bile arayamıyoruz yani. Onlar da Harbiyeliydi. İkinci sınıf öğrencisiydi. Yani bir şekilde, nasıl oldu, tabi biz o geceyi onlarla beraber olup yaşamadığımız için bilemiyoruz ama Boğaz Köprüsünde olmak, Murat’la Ragıp’ın tercihi değil. Orada öldürülmeyi onlar tercih etmediler.”

Öğrenciler, ‘Bizi öldürseler bile kimseye tokat bile atmayacağız’ demişler

Anne emine Uyanık, oğlunun daha sonra 15 Temmuz gecesine dair anlattıklarını aktarırken, öğrencilerin birbirleriyle helâlleştiklerini, vatanı ve milleti koruyacaklarına namusları üzerine yemin ettikleri için, sabaha kadar ölümü beklerken, ‘Bizi öldürseler dahi, bırak silah kullanmayı, birine bir tokat bile vurmayacağız’ dediklerini dile getirdi.

Öğrenciler, darbe olduğunu halktan öğrenmişler

Anne Uyanık, öğrencilerin ‘tatbikat var’ denilerek okuldan dışarı çıkarıldıklarını, Sultanbeyli’ye geldiklerinde öfkeli bir kalabalıkla karşılaştıklarını, öğrencilerin otobüsün penceresinden halka ‘ne oluyor?’ diye sorduklarında kalabalığın içinden bazılarının cep telefonlarını göstererek darbe olduğunu bildirdiklerini, öğrencilerin darbeden o şekilde haberdar olduklarını anlattı.

Cumhurbaşkanının avukatı bile davadan çekildi

Melek Çetinkaya, oğlunun mahkemesi başladığında Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Millî Savunma Bakanlığının ve 15 Temmuz Derneği’nin ayrı ayrı gönderdikleri avukatların dava duruşmalarına katıldıklarını, Cumhurbaşkanının avukatı Ahmet Özcan’ın, dava dosyasını okuyup inceledikten sonra görüşü sorulduğunda hakime ‘Bu çocuklar masum. Bu çocukları vatana, millete küstürmeyin. Ben de o dönemleri yaşadım. Bizi de bir dönem küstürdüler. Ben, aynı şekilde bu çocukların mağdur edilmelerini istemiyorum’ dediğini ve davadan çekildiğini aktardı.

Bu konuda söz alan Emine Uyanık da, Cumhurbaşkanının avukatı Ahmet Özcan’ın, “28 Şubat’ta bizi küstürdüler bu ülkeye. Biz daha yeni yeni barışıyoruz devletimizle” dediğini söyledi.

Cumhurbaşkanının dilekçesi geldikten sonra müebbet hapis kararı verildi

Melek Çetinkaya da, “Evet, (Başbakan Binali Yıldırım’ın avukatı) Necip Kibar da onu söyledi. ‘Bu dosya boş. Hiçbir şey yok. Bu çocuklar tahliye olurlar’ dedi; ama bizim son mahkememizde Cumhurbaşkanı, açık dilekçe gönderdi. Çocukların davasına müdahil olduğunu ve şikâyetçi olduğunu söyledi. Yarım saat ara verildi ve yarım saat sonra müebbet haberi geldi” dedi. Çetinkaya, Cumhurbaşkanının dilekçesini milletvekillerinin getirdiğini ve hakime sunduklarını kaydetti.

Duruşma öncesi: Bu çocuklar masum Duruşma sonrası: Müebbet istiyorum

Emine Uyanık da, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın avukatı Necip Kibar’ın yarım saatlik konuşmalarında kendisine ‘Tamam, biliyorum, bu çocuklar masum. Bu çocuklar bir şey yapmadı. Çıkacaklar’ dediğini, yani suç unsuruna rastlanmadığı için böyle bir tahminde bulunduğunu söyledi. Uyanık, avukatlar odasında kendisine böyle söyleyen avukatın, duruşmada öğrencilere müebbet hapis cezası verilmesini istediğini, duruşmadan sonra bu değişimin sebebini sorduğunda avukatın kendisine ‘Ben görevimi yapıyorum’ dediğini söyledi.

Tutuksuz yargılanıyorlar ama bir türlü beraat etmiyorlar

Avukat Oğuz Kağıtçı da, Digitürk dosyasından 37, Orhanlı gişeleri dosyasından 59, Sultanbeyli dosyasından 116, Boğaz Köprüsü dosyasında 44 Harbiye öğrencisinin müebbet hapis cezası aldıklarını söyledi.

Kağıtçı, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü dosyası hakkında şu açıklamada bulundu:

“Bunların başında bir Yüzbaşı vardı, Metin Kazancı diye. Zannedersem o, darbe olduğunu hissediyor ya da artık öğreniyor belki de, otobüsü durduruyor ve kapıları kapatıyor. Hiçbir çocuğu aşağıya indirmiyor. Tabi bu arada Metin Kazancı da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Fakat bu davada yargılanan yaklaşık 70 tane Harbiyeli öğrenci, ilk duruşmasında tahliye oldu ve şu anda tutuksuz, dışarıdan yargılanıyorlar. Fakat ne hikmetse, bu süreçte bütün Harbiyelilerin davası biterken, bu tutuksuz olan Harbiyelilerin davası hâlâ devam ediyor.”

“Bunu neye bağlıyorsunuz?” sorusu üzerine Avukat Kağıtçı, “Bize göre deliller toplandı, darbeyle bir ilişkileri olmadığı ortaya çıktı; çünkü darbeyle ilişkisi olduğu konusunda Sayın mahkeme heyeti şüphe etse, çocukları serbest bırakmazlar. Fakat bir türlü biz, bir Harbiyelinin beraat ettiğini göremiyoruz” dedi.

Diğer ülkelerde sadece en üst düzey komutanlar yargılanıyor

Avukat Oğuz Kağıtçı, başka ülkelerdeki darbe yargılamaları ile Türkiye’deki darbe yargılamaları arasındaki farka dikkati çekerek, diğer ülkelerde sadece en üst düzey komutanların yargılandığını vurguladı.

Avukat Kağıtçı, şunları söyledi:

“1967 yılında Yunanistan’da bir kalkışma olmuş. Gene Türkiye’deki kalkışmaya benzer. Bu Yunanistan kalkışmasında sadece 19 kişi yargılanmış. Hepsi yüksek rütbeli… Darbe suçundan sadece tepedekileri yargılamışlar. 1981 İspanya darbe girişimi… Orada da Meclis basılmış, mebuslar hatta rehin alınmış. Sadece, 2’si general 28 yüksek rütbeli kişi yargılanmış. Hatta biliyorsunuz, 1944-45 yıllarında Nünberg mahkemeleri vardı, bu 2. Dünya Savaşı ile alâkalı. Nünberg mahkemelerinde sadece 21 kişi yargılandı. Dönelim ülkemize, Talat Aydemir kalkışmasına. Talat Aydemir kalkışmasında ceza alan, sadece Talat Aydemir... Orada Harbiyeliler, bilerek ve isteyerek darbeye katılmış olmalarına rağmen, kendi beyanları, ceza almadılar. Yani biz, Türkiye’deki yargılamalarda niyeyse şunu gördük: Darbe, siyasî rejime karşı işlenen bir suçtur. İktidara karşı işlenir. Bu suçu, siyasî rejimi değiştirmeye çalışan kişiler işler. Şimdi hepimiz Türkiye’de yaşadık. Akıl fikir eriyor mu, bir erin, bir öğrencinin siyasî rejimi değiştirmek kastıyla hareket etmesi? Çok mantıksız, olanaksız bir şey...

İlk ateşi öğrenciler değil kaleşnikoflu kişiler açmışlar

Dolayısıyla bizim darbe yargılamalarında, ben yanlış hatırlamıyorsam 15 Temmuz’da 8 binin üzerinde asker sokağa çıkartıldı ve bunların çoğu er, erbaş ve öğrenci. Bu öğrenciler de erler de sanki darbeye böyle keyfen, bilerek ve isteyerek katılmış gibi yargılandılar ve işte saydım siz, 256 tane müebbet hapis cezası alan Harbiyeli öğrenci var. Bunların birçoğu silah kullanmadı zaten. Kullanmak zorunda kalanlar da Orhanlı bölgesinde çocukların anlattığı şey şu: ‘Ağabey, üzerimize ateş geldi’. Biz bunu mahkemede izletmeye çalıştık. Dedik ki Sayın Başkana, şuraya ekranı koyun, bizim elimizde görüntü var. Oranın OGS kameralarını (görüntüleri), tam gişelerin altında oluyor, hep beraber izleyelim. İlk ateşi kimin açtığını hep beraber görelim. Biz bunu, mahkeme heyeti kabul etmediği için, kendi laptopumuzdan kısıtlı imkânlarla izletmeye çalıştık.”

Kağıtçı, “Siz görüntülerde kimin ateş ettiğini görebiliyor muydunuz?” sorusuna karşılık da, “Görüntüler çıkınca her şey ortaya çıktı. Askerî öğrenciler gişelerden geçerken, sağ yukarıdan elinde keleş (Kalaşnikof tüfek) olduğunu tahmin ettiğimiz kişiler, hedef almaksızın ateş ediyorlar. Biz, bunu anlattık. İlk ateşin kesinlikle askerî öğrenciler olmadığını… Zaten askerî öğrenci, kendi halkına ateş etmez durduk yerde. Niye etsin? Durduk yere değil, hiç etmemesi lâzım. Doblo’lar gelmiş, siyah… Öyle anlatıldı. Biz de tabi duyduklarımızı anlatıyoruz” diye konuştu.

Bu delillerin hangi gerekçeyle değerlendirilmediğine dair bir soru üzerine de Kağıtçı, yargılamanın çok hızlı yapıldığını belirterek, “11’inci ay 2017 yılında bu yargılama başladı. Burada hatta ilk başta Orhanlı ve Sultanbeyli beraberdi sanıklar. 180 tane sanık vardı. Bakın, Türkiye’de bir cinayet davası, 6 ayda bitmez. Burada 59 tane öğrencinin müebbet hapis cezası aldığı yargılama, 6 ayda bitti.

Fincancı: İnsan hakları mücadelesi annelerle başladı

İnsan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Korur Fincancı, bu tabloyu nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, bu iki annenin mücadelesinin, 1980’lerden beri annelerin, çocuklarına yönelik hak ihlâllerine, çocuklarının kaçırılmalarına, işkence görmelerine karşı verdikleri mücadeleleri düşündürdüğünü söyledi.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de insan hakları mücadelesinin, annelerin mücadelesi ile başladığını belirten Fincancı, bu konuda da annelerin çok önemli bir yerde durduklarını söyledi.

Fincancı, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz, 15 Temmuz’u bilmiyoruz. Allah’ın lütfu diye tanımlanan bir girişimden bahsediyoruz. Cumhurbaşkanı, “Allah’ın lütfu” dedi. Bir darbe girişimi var, insanlar öldürülüyor, lince uğruyorlar… Bizim hiç alışık olmadığımız, köprünün bir şeridini kapatarak darbe olmadığını, darbelerin sabaha karşı olduğunu ve sbah uyanınca haberimizin olduğunu bilen biri olarak, böyle bir tabloda birden karşımızda suçlu olarak gösterilenler, öğrenciler. Askerî öğrenciler… Askerî öğrenciler eğer bir kalkışma yapacaksa, bir darbe yapacaksa, mutlaka bunun çok daha genmiş bir organizasyonla olmasını bekleri z biz, darbeler görmüş kuşaklar olarak. Böyle bir şey söz konusu değil. Sonrasında da 6 ay içerisinde olup biten bir yargılama. Hemen müdahil sıfatı iletilir iletilmez Cumhurbaşkanlığından, müebbet cezaların ardı ardına çıkması… Aslında Türkiye’de son 3 yıldır bir yargı tiyatrosu var. Hepimiz tanık oluyoruz. Bu yargı tiyatrosunda ne yazık ki emirle ortaya çıkan kararlarla karşı karşıya kalıyoruz.

NELER SÖYLENDİ?
@
Ayşe Çağlar 2 ay önce
Sayın Suat Toktaş, masum askeri öğrencilere yapılan haksızlığı kamuoyuna duyurmakla çok büyük bir iyilik yaptınız. Suçu olmayan öğrencilere müebbet ceza verilmesini vicdan kabul etmez. Hükumet bindiği dalı kesmeye çalışmış. Yargının bu davada bağımsız olmadığını masumların anneleri ve sayın avukatları açık ve net olarak ortaya koymuşlar. Umarım suçsuz yere hapis yatan 259 askeri öğrencinin ve erlerin özgürlüklerine kavuşmasına, adaletin çok geç de olsa tecellisine katkısı olur. Tebrik eder, iyi yayınlar dilerim.
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA