GÜNDEM
Giriş Tarihi : 21-09-2019 04:21   Güncelleme : 21-09-2019 04:39

“Kobani olayları sırasında hükümet bana teşekkür etmişti”

Demirtaş, yeniden tutuklanması için verilen karara gerekçe olarak gösterilen 6-8 Ekim 2014 Kobani olayları sırasında, olayları bitirmek için Öcalan’dan getirilen bir mektubun halka okunması da dahil olmak üzere hükümetle nasıl işbirliği yaptığını, sürecin sonunda da hükümet yetkililerinin kendisine teşekkür ettiğini anlattı.

“Kobani olayları sırasında hükümet bana teşekkür etmişti”

Demirtaş, “(6-8 Ekim 2014 Kobani olaylarının) hedefinin çözüm sürecini engellemek olduğu düşünüldüğü için hükümet “Abdullah Öcalan’dan bir mektup getirirsek Selahattin Bey okur ve bunu kamuoyuna açıklar mı?” diye milletvekilimiz Sırrı Süreyya Önder üzerinden bana haber gönderdi” dedi.

Cezaevinden tahliye edilmesi beklenen eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ hakkında yeni bir tutuklama kararı verildi. Demirtaş, cezaevinden katıldığı mahkemede, “Cezaevinden çıkma ihtimalimiz, önünüze koyulan siyasi komplo dosyasıyla engellenmek istenmektedir” dedi.

Demirtaş, tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ve HDP Genel Merkezi tarafından 6 Ekim 2014 tarihinde yayınlanan tweetlerin hiçbir yerde halkı galeyana getirmediğini, en küçük bir şiddet olayına da sebep olmadığını belirtti.

6-8 Ekim olaylarının, 2 Ekim akşamı Muş’un Varto ilçesi merkezinde HDP sempatizanı bir gencin polis kurşunuyla öldürülmesi sonucu başladığına işaret eden Demirtaş, olayları bastırmak için hükümet güçleriyle nasıl iş birliği yaptığını ve sürecin sonunda hükümetin kendisine teşekkür ettiğini anlattı.

T24.com.tr’nin haberine göre Demirtaş, savunmasında şunları söyledi:

İçişleri Bakanıyla saat başı telefon görüşmesi yaptık

“Halkın asıl galeyana geldiği saatler, HDP’nin tweetleri sonrası değildir. Muş’ta bir gencin öldürüldüğü saatlerin sonrasıdır ve o saat itibariyle de ben ve arkadaşlarım İçişleri Bakanı Efkan Ala ile saat başı sürdürdüğümüz telefon trafiği ile şiddet ve provakasyon olaylarını durdurmaya çalıştık, 7 Ekim tarihi itibariyle kamuoyuna yaptığım bir açıklamada henüz ortada başka bir ölüm ve şiddet olayı yokken bütün şiddet gösterilerini protesto ettiğimizi, kınadığımızı, bizimle hiçbir alâkasının olamayacağını, şiddet eylemlerini yapanların sadece provokatör olduğunu ve bunların derhal durması gerektiğini kameraların önünde söyledim. Bunun delilleri yargılandığım dosyada mevcuttur.

“Hükümet yetkilileriyle işbirliği ve görüş alışverişi yaptım”

“Aynı şekilde ertesi gün hükümet yetkilileri ile çok yakın temas içerisinde, neredeyse her saat milletvekillerim aracılığı ile telefonla veya yüz yüze konuşarak, bu tür provakasyonların nasıl önlenebileceği konusunda hem işbirliği yaptım hem de görüş alışverişi yaptım. Ayın 5’inde hükümet yetkililerince bize şu öneri yapıldı: Dendi ki “Bu provakasyonların asıl amacı çözüm sürecini bitirmektir.” Çünkü o dönemde barış süreci devam ediyordu. Görüşmeler sürdürülüyordu. Biz de hükümetle bu konuda hemfikir kaldık. Hatta yabancı istihbarat örgütlerinin ve devlet içerisinde çöreklenmiş derin yapıların harekete geçmiş olabileceğini birlikte tespit ettik.

Hükümet, “Öcalan’dan mektup getirirsek okur musun?” dedi

O günlerde ve o saatlerde ne hükümetten ne de kamuoyundan yaşanan provakasyonların HDP’nin twetlerinden kaynaklandığına dair hiçbir beyan, görüş veya algı yoktur. Hatta biz de, hükümet de HDP’nin yaptığı çağrının etkili olmadığını biliyorduk ve neredeyse o çağrı unutulmuştu. Hedefin çözüm süreci olduğunu düşündüğümüz için de hükümet “İmralı’da Abdullah Öcalan’dan bir mektup getirirsek Selahattin Bey okur ve bunu kamuoyuna açıklar mı?” diye milletvekilimiz Sırrı Süreyya Önder üzerinden bana haber gönderdi. Ben de bu şiddet, terör ve provakasyonların durması için her şeyi yapabileceğimi, buna da hazır olduğumu belirttim.

9 Ekim’de şiddet olaylarını kınadığımızı, durması gerektiğini, Öcalan’ın da mektubunda bunu belirttiğini paylaştım.

Ayın 9’unda, bir gün sonra Adalet Bakanlığı İmralı cezaevine resmi bir devlet heyeti göndererek Öcalan’dan da bu provokasyonların durması konusunda çağrı yapmasını istedi. Öcalan da kendi el yazısıyla kısa bir not yazarak devlet yetkililerine teslim etti. Adalet Bakanlığı bu mektubun fotoğrafını WhatsApp üzerinden Sırrı Süreyya Önder’e, Sırı Bey de bana gönderdi. Ben o esnada Diyarbakır’da basın mensuplarını toplamış, çağrıyı tekrarlamaya, şiddetin durmasını istediğimizi belirtmeye ve Öcalan’ın da çağrısını eklemeye hazırlanıyordum. Nitekim o saatte mektup yetişti ve 9 Ekim’de şiddet olaylarını kınadığımızı, durması gerektiğini, Öcalan’ın da mektubunda bunu belirttiğini ifade ederek o mektubu da kamuoyuyla paylaştım.

“Hükümet yetkilileri bana ve arkadaşlarıma teşekkür ettiler”

“Dönemin Hükümeti Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu işbirliği ile uyum içerisinde bu şiddet olaylarının durmasını sağladık. Hükümet yetkilileri bana ve arkadaşlarıma samimi çabalarımızdan dolayı teşekkür ettiler. Bizler de bu tür büyük provakasyonların nereden kaynaklandığını, devlet içerisinde hangi zaafiyetten yararlanarak bu tür kışkırtmaların yapılabildiğinin tespit edilmesi amacıyla çok sayıda araştırma ve soru önergesi verdik. O soru önergelerinde de açıkça belirtildiği gibi Diyarbakır, Batman, Muş, Van, Mardin ve Gaziantep baş olmak üzere birçok şehirde resmi ve sivil polis gücünün kitleyi kışkırtmak için ciddi provakasyonlar yaptıklarını, duyumlarını aldık, tanıklarını belirttik, hem de mobese kamera görüntülerini sunduk. Bizim ve Hükümetin o süreçteki ortak tespiti buydu.

Devlet içerisindeki paralel bir yapı, çözüm sürecini bitirebilmek adına Varto’da bir genci katlederek provakasyonu tetikledi. Sonrasında HÜDAPAR ve HDP’yi, HDP ile AKP’yi ve bunların tabanlarını karşı karşıya getirebilmek için bütün tarafların sempatizanlarına saldırılar yaptılar. Bakanlar da bu sürecin gözlemcisi ve tanığıdır. Ancak 2015 yılına girdiğimizde 28 Şubat 2015 tarihinde Hükümet ile HDP arasında hazırlanıp Dolmabahçe Sarayında deklare edilen çözüm mutabakatının iktidar tarafından reddedilerek, inkar edilerek, çözüm sürecinin bitirilmesinin akabinde özellikle benim ismimi zikrederek 6-8 Ekim’in katili Demirtaş demeye başladılar.

“Asıl amaç partimi yıpratarak yüzde 10 seçim barajının altında bırakmaktı”

Bundan, bu söylemin kamuoyundan dolaştırılmasından umulan asıl medet 7 Haziran 2015 seçimlerinde beni ve partimi yıpratarak yüzde 10 seçim barajının altında bırakmaktı. Ancak o tarihte bu başarılamadı ve partim yüzde 13,1 oy alarak parlamentoya gitti. Sonrasında çözüm sürecini tekrar başlatma çabaları sonuçsuz kalınca ve AKP Mecliste çoğunluğu yitirince beni ve Figen Hanım başta olmak üzere partimi yargının hedefi haline getirmeye başladılar.

20 Mayıs 2016 tarihinde Anayasaya aykırı bir şekilde dokunulmazlıklarımızı kaldırarak 04 Kasım 2016 tarihinde 12 milletvekili arkadaşımla birlikte bizi tutuklayıp cezaevine gönderdiler. Benim ve Figen Yüksekdağ hakkındaki en ciddi suçlama da 6-8 Ekim olaylarını kışkırttığımız iddiasıydı ve bu suçlamayla ben 3 yıla yakın tutuklu kaldım. Figen Hanım halen tutukludur. Bu suçlamaların hiçbirini asla kabul etmiyoruz. Biz tek bir insanın bile burnunun kanayacağını, insanların zarar göreceğini düşünsek, bırakın çağrı yapmayı seçime bile gitmekten, partimizden vazgeçeriz. İnsanların canı bizim için her şeyden kıymetlidir. Ben ve Figen Hanım bırakın şiddet çağrısı yapmayı az önce özetle belirttiğim şekilde birlikte şiddeti durdurmaya çalıştık.

“İşin kolayını, kendilerince siyasi açıdan ‘daha kârlı’ olanı buldular”

O günlerde bizim altını çizdiğimiz ve benim ismimi koyarak paralel yapı dediğim 6-8 Ekim’i kışkırtmak suretiyle çözüm sürecini bitirmeyi hedefleyen derin güçleri araştırmak yerine işin kolayını buldular. Kendilerince siyasi açıdan “daha kârlı” olanı buldular. Demirtaş’ı, Yüksekdağ’ı ve HDP’yi suçlamayı tercih ettiler. O gün için bu yapıyı araştırmaya, soruşturmaya yönelmek yerine sırf seçim kazanmak için HDP’yi yıpratmak için bu yapıyı görmezden gelenler, 15 Temmuz 2016 tarihinde hepimize acı bir fatura ödettiler ve bu yapı 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı bir darbe girişimi ile inkar edilemez bir şekilde yüzünü göstermiş oldu. Ama iktidar yine de budan bir ders çıkarmadı. Çünkü siyasi hesapları henüz bitmiş değil. Demirtaş’ı Yüksekdağ’ı ve bir bütün olarak HDP’yi iktidarlarının selameti açısından tehdit olarak görmeye devam ediyorlar.

“Tahliye ihtimalim, siyasi komplo dosyasıyla engellenmek istenmektedir”

Bizim halk nezdindeki on milyonlarca insanın yüreğindeki etki gücümüzü ve oluşmuş olan karşılıklı sevgiyi iyi biliyorlar. Türkiye’nin olası erken seçim tartışmalarına başladığı şu günlerde benim ve Yüksekdağ’ın tahliye olup cezaevinden çıkma ihtimalimiz, bugün önünüze koyulan siyasi komplo dosyasıyla engellenmek istenmektedir. Ben ve bütün partili arkadaşlarım Türkiye’nin birliği, beraberliği içerisinde her türlü şiddet, silah ve baskı yöntemini reddederek demokratik, Anayasal, barışçıl, siyasi mücadeleyi benimsemiş insanlarız.

“Benim annem de babam da Kürt’tür, Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Kürt’üm. Benim dilim ve kültürüm yasalarca yıllarca yok sayılmış olmasına rağmen bunun düzeltilmesi mücadelesinde demokrasi yolundan şaşmadım. Halen de demokratik mücadeleye yürekten inanıyor tıpkı partim HDP gibi her türlü şiddeti kınıyorum.

“Hapishaneden de demokrasi mücadelemi sürdürmeye devam edeceğim”

Türkiye’deki siyasi yargı pratiklerine, muhtemelen birazdan bir yenisini daha ekleyeceksiniz. Şunun bilinmesini isterim: Bir gün adaletin hukuk eliyle ve hukukun üstünlüğü ile tecelli edeceğine inanarak hapishaneden de demokrasi mücadelemi sürdürmeye devam edeceğim. Yargıyı siyasetin sopası olarak kullanan ve kullandıran herkes, dün FETÖ yargısında olduğu gibi yarın da hukuk önünde hesap verecektir.

Şunun da hem yargı, hem de halk tarafından bilinmesini isterim: Ben hapishanede korkarak boyun eğecek, haksızlığa ve zulme, adaletsizliğe sessiz kalacak biri değilim, Allah’tan başka kimseden korkum yoktur. Şu anda hakkımda açılan davalarda siyasi saiklerle yürütülen soruşturmalarda zaten 600 yıldan fazla hapis cezası ile yargılanıyorum. 3 yıl önce tutuklanacağımı bile bile yurt dışından resmi temaslarımı keserek Türkiye’ye geldim. Bugün cezaevinden çıksam bana yurt içi yasağı koyup zorla yurt dışına atsanız bile gitmem. Türkiye’nin aydınlık geleceği için yapacağımız çok şey var. Bu ülkenin çocuklarına siyasetçiler ve hukukçular olarak çok borcumuz var. Gelecek on yıllarda demiyorum gelecek bir ve iki yılda herkes bu millet için yaptıkları ile ya övünecek ya ulanacak ya mahçup olacak.

“Beni ve partim HDP’yi iktidar yürüyüşünden kimse alıkoyamaz”

Beni ve partim HDP’yi iktidar yürüyüşünden kimse alıkoyamaz, HDP’nin hedefi ilk seçimde ya tek başına ya da büyük bir demokrasi ittifakı ile iktidar olmak. Bugün yargı ve siyasi güçler tarafından yapılan operasyonlar bunu durduramayacaktır. Yedi milyona yakın seçmenimizi, hepsini tutuklamayı başarsanız, hepsini hükümlü hale getirmeyi başarsanız, seçmen olmaktan çıkarsanız bile iktidarın düşüşünü durduramayacaksınız. Dilerim o gün geldiğinde hepimiz alnımızın akıyla milletin huzuruna çıkabiliriz. Çünkü siyasi komplocular ve yargıyı ağır suçlar işlemeye zorlayanlar usul kanununu, Anayasayı, Ceza Kanununu hiçe sayarak yargılama faaliyeti yürütenler, mutlaka ve mutlaka yakın dönem demokratik Türkiye’sinde bağımsız ve tarafsız Hâkimler huzurunda hesap verecektir.

“Benim ruhum önümüzdeki sandıktan çıkacaktır”

Tarihe not düşsün diye tutanağa geçiriyorum. Ben de müdahil sıralarında olacağım ve bana yapılanları ve kimlerin yaptığını isim isim, tarih tarih, tarafsız bir yargıç heyetine mutlaka anlatacağım. Ben şu anda hapisteyim. Eşime ve kızlarıma, tüm aileme 1700 km uzaktayım. Ama beni Mars’ta yapılacak özel bir cezaevine de koysanız, benim ruhum önümüzdeki sandıktan çıkacaktır. Ben bugüne kadar kimseden tahliye istemedim. Çünkü suçsuz olduğuma yürekten inanıyorum, Siyasi rehine olduğumu da biliyorum.

Şu anda bir alt katımda bulunan hücre arkadaşım ve eski Hakkâri Milletvekilimiz Abdullah Zeydan yemek hazırlığı yaptı beni beklemektedir. Vereceğiniz karar ne olursa olsun yol arkadaşımla yemek keyfimi bozamayacaktır. Zaten hapishanedeyim, haklıyım, suçsuzum; adaletin gerçekleşeceği günü sabırla bekliyorum. Bir gün tahliye talep etmem gerektiğinde de ben halkımdan tahliye talep edeceğim. Ve eminim ki onlar kurulacak ilk sandıkta benim gibi on binlerce siyasi tutsağın tahliyesine karar verecektir. Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA