SİYASET
Giriş Tarihi : 25-02-2021 19:46

Arınç: Siyaset üzerine bir vakıf kurmak niyetindeyim

22. Dönem TBMM Başkanı Bülent Arınç, siyasetin, eski ahlâkî ölçüleri özlediğini belirterek, “Bugün iç politikadan artık elini ayağını “mecburen” çekmiş bir insan olarak, bizim iyi siyasetçiye, onu yetiştirmeye ihtiyacımız var. Siyaset üzerine bir vakıf kurmak niyetindeyim. Bir siyasetçi nasıl yetişir, bunun örneklerini göstermemiz lâzım” dedi.

Arınç: Siyaset üzerine bir vakıf kurmak niyetindeyim

22. Dönem TBMM Başkanı Bülent Arınç, TV5’de yayınlanan “4. Güç” programına görüntülü bağlantı ile katılarak, Mustafa Deniz ve Hasan Basri Akdemir’in sorularını cevapladı.

“Erbakan’la yaklaşık 30 yıl beraber siyaset yaptık”

“Millî Görüş” hareketinin lideri Necmettin Erbakan’ın vefatının yıldönümü münasebetiyle Erbakan’a dair düşünceleri sorulan Arınç, Erbakan’la geçen siyasî beraberliğini özetledi.

Arınç, 1969 yılından 2001 yılına kadar yaklaşık 30 yıl Erbakan’la Millî Nizam, Millî Selâmet, Refah ve Fazilet Partilerinde birlikte siyaset yaptığını, onun elinde, onun öğretileriyle büyüdüğünü, 2001 yılında Saadet Partisi kurulurken bazı arkadaşlarıyla birlikte AK Parti’yi kurduklarını ancak AK Parti’deyken de hiçbir zaman Erbakan’a hürmette kusur etmediklerini, sözlerini, talimatlarını emir kabul ettiklerini söyledi.

“Millet menfaatine nasıl siyaset yapılabileceğini gösterdi”

Bülent Arınç, “Mükemmel bir insandı. Allah, ondan ebediyen razı olsun. Tabii onun idealleri, bir taraftan ‘Millî Görüş’, bir taraftan ‘Âdil Düzen’, bazen de ‘Yaşanabilir Bir Türkiye’ ideali hamdolsun onun hayatı boyunca takip etti. Ahlâklı, inanca dayalı bir siyasetin, Allah rızası için millet menfaatine nasıl siyaset yapılabileceğini bizlere gösterdi. Bugün de o yolu takip eden çok insan var. Biz de AK Parti’de doğrusu özellikle kuruluş yıllarımızda bu öğretileri, bu prensipleri, kendi özel hayatımızda da siyasetimizde de temel unsurlar olarak kabul ettik. Bugün için bunları lütfen bana sormayın; ama o yolda epeyce mesafe kat ettiğimizi de söyleyebilirim” diye konuştu.

“Erbakan, fevkalade kibar ve nazik bir üslûba sahipti”

Bülent Arınç, Necmettin Erbakan’ın siyasî üslûbuna dair bir soru üzerine, bir insanın davranışlarındaki ve sözlerindeki üslûbun, aynı zamanda onun kimliği olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

“Tabii siyasette üslûp, hiçbir zaman şiddeti, nefreti içinde barındırmamalı. Ayrıştırıcı olmamalı. İnsanların kusurlarını, kabahatlerini, özel hayatlarını, gizli kalması gereken birtakım belki aile içi veyahut da aile dışı davranışlarını söz konusu da etmemeli. Hocamız, fevkalade saygılı, fevkalade kibar ve nazik bir insandı. Diplomasinin dili de böyledir. Diplomasinin dilinde diyalog vardır, uzlaşma vardır. Bunları kendi hayatında tatbik etti. Ben, bugünkü bazı örneklere bakarak bunları söylemeyeceğim; ama temel prensip itibarıyla ben, şuna dikkat etmişimdir: Hocamız, hem kişisel ilişkilerinde hem partiyle olan ilişkilerinde hem parlamentoyla, hükümetlerle olan ilişkilerinde kendine has, “Bu Erbakan üslûbudur” denilebilecek çok güzel bir örnektir. Meselâ onun meclis konuşmaları, bütçe konuşmaları, hükümet programları üzerindeki konuşmaları, milyonlarca insanı, televizyonun olmadığı zamanlarda bile radyoların başına mıhlardı. Onun konuşmalarında, eğer muhalefetteyse iktidara karşı çok şiddetli eleştiriler olur fakat bunları o kadar güzel bir üslûp içinde söylerdi ki insanlar bunu sadece dinler ve takdir ederlerdi. Yeri geldiği zaman diğer siyasî liderlerin de bu üslûba yakın ama hiçbir zaman Erbakan’ın üzerine çıkmayacak bir noktada olduğunu söyleyebilirim.”

27 Şubat’ın Erbakan’ın ölüm yıl dönümü, 28 Şubat’ın da “post modern” bir darbenin yıl dönümü olduğuna işaret eden Arınç, 28 Şubat’ı şöyle değerlendirdi:

“Maalesef Demirel’in, askerlerle iş birliği yaparak, bunun içerisine Cumhuriyet Halk Partisi’ni de koymak suretiyle, siyaset kurumundaki diğer unsurların da az çok destekledikleri sadece Erbakan’ı hükümetten uzaklaştırmaya yönelik bir operasyondu. Yanındaki ortağı Doğru Yol Partisi’nin de içini boşaltmak suretiyle bu operasyon tamamlanmıştı.

Şimdi ölümünden sonra tabii Demirel’le ilgili bazı anılara, hatıralara bakarak söylüyorum ki Demirel, hayatında pek çok muhtıraya, darbeye muhatap olmuş bir insan. Şu sözü önemlidir: Rahmetli Menderes’in idam sehpasına götürülürkenki fotoğrafı veya idam sehpasındaki fotoğrafını o dönemin siyasetçileri gördüğü zaman TSK’nin üst kademesinden her zaman bir darbe yapılabileceğini düşünürler ve bir korku içinde olurlardı.  1971 muhtırası, bunlardan bir tanesiydi. 1980 darbesi, bunlardan bir başkasıydı. Daha sonraki yargılamalar, şunlar bunlar, hepsi, Yassıadaların bir örneğiydi. Dolayısıyla Demirel, zannediyorum ki öncelikle asker Anavatan Partisi ile hükümet kurulmasını istememiş, Mesut Yılmaz’ı korkutmuştu. O da geçenlerde Hakk’ın rahmetine kavuştu. Allah taksiratını affetsin. Sivil siyasetçiler için söyleyeceğimiz şey, ancak bu olabilir. Demirel, ‘Asker Doğru Yol Partisi ile hükümet kurulmasını istemediği halde nasıl oldu da DYP buna evet dedi?’ diyerek onları bağışlamadı. Kendi içinde de cuntacılar olduğu için o günkü konjonktür darbe yapmaya müsait olmadığı için Demirel, onları belki bu yolla ikna edebileceğini düşündü; tankların Çankaya’dan aşağıya inmesine engel olmak için, kendi düşüncesiyle, böyle bir operasyonu, kendisini de işin içine koymak suretiyle icra etti.”

Arınç, o dönemde bile bütün zorlukları göğüsleyen rahmetli Erbakan’ın, Genelkurmay ve kuvvet komutanları hakkında, kendisine açıkça bir tümgeneral hakaret etmiş olmasına rağmen, askeri mutlaka başka bir yere koyduğunu, ona saygıda kusur etmediğini söyledi. Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

“Ecevit, ‘Biz, tarihî bir yanılgı içindeymişiz” demişti

“Yani askeri bir bütün olarak alır ve derdi ki “Peygamber ocağıdır. Oraya hürmet göstermemiz gerekir. Bu askerlerin bir kabahati var; bizi tanımıyorlar veya yanlış tanıyorlar. Ben, onlarla 3-5 seans yaparsam, konuşursam”, hatta örneklerini de gösterir, “onlar doğru yolu bulacaklardır. Onların hepsi memleket evlâdıdır. Vatansever insanlardır. Evet, cuntacı olanları vardır, darbe yapmak isteyenleri de görülmüştür; ama Türkiye’nin şartları ortaya konduğunda ve kendilerine bu, gerçekçi bir şekilde anlatıldığında, dindarlara karşı da tavırları değişecektir.” Dindarlara karşı tavırlarının değişmesinin en güzel örneği, 1973 seçimlerinden sonra kimsenin beklemediği bir zamanda CHP ile kurulan koalisyondur. Yani Ecevit’in ağzından “Biz, tarihî bir yanılgı içindeymişiz” sözünü söyleten, Erbakan Hoca’dır. Yani “dindarlar gericidir, yobazdır. Onlardan memleket idaresinde hiçbir şey beklemeyin şeklindeki düşünce, rahmetli Ecevit’in de itirafıyla artık tarihe karışmış oluyor.”

Erbakan’ın, şiddetin değil siyasetin dilini kullandığını belirten Arınç, onun kendilerine “Biz, muhalefette kalmak için değil iktidar olmak için kurulduk. Niye iktidar olmak istiyoruz? Millete hizmet için” dediğini ve bunu da gerçekleştirdiğini söyledi.

Arınç, şu değerlendirmede bulundu:

“Erbakan başarılı oldu; önünü kesmemiz lâzım demişlerdi”

“İl 6 ayında bile, ’96 Haziranı’nda kurulmuş, 97 Ocak ayına kadar Türkiye, hiç görmediği bir rahatlığı, hiç görmediği bir mesafe almayı, Hocamızın sayesinde yaşadı. Asgari ücretlisinden memuruna kadar, çiftçisinden bir başka kanalına kadar. Kaynak paketleri o zaman gündeme geldi. Eşel mobil sistemi, o zaman gündeme geldi. Ocak’ta görüldü ki “6 ayda bu kadar başarılı olan Erbakan’ın önüne geçmezsek, bu işin sonu bizim için kötü.” Bunu söyleyenler kim? Maalesef başka siyasî partilerin içerisinde Türkiye’de hep başarısız olmuş insanlar. Size o günlerin hatırası olarak bir tek söz söyleyebilirim: Milliyet gazetesindeydi zannediyorum, Türkiye2nin önde gelen iş adamlarından birisi, şunu söylüyordu: “Hoca başarılı oldu. Korkarım, böyle giderse yine başarılı olacak. Onun önüne geçmemiz lâzım.” Adama sordular; ‘Madem işler iyi gidiyor, siz niye onun başarılı olmasından korkuyorsunuz?’ “Çünkü o zaman Türkiye’de siyaset, Erbakan Hoca’nın ve Refah Partisi’nin çevresinde güçlenmiş olacak. Çünkü ondan önceki siyasetçilerin ülkeye hizmet etmediği ortaya çıkacak. Çünkü ondan önceli siyasetçilerin Türkiye’yi aldattığı ortaya çıkacak. E bir siyasetçi böyle düşünüyorsa, bizim de CHP’li olarak veya bir başka partili olarak bu gidişata bir dur dememiz lâzım.” Düşünebiliyor musunuz, nasıl bir paradokstu? Erbakan Hoca’nın başarılı olmasından korkan ve işte o “5’li çete”nin içerisinde bir araya gelenler. Sendikalarıyla, medyasıyla, Silahlı Kuvvetleriyle ve Refah Partisi’nin dışındaki siyaset organlarıyla. Erbakan, en zor şartlarda bile üslûbunu hiç bozmamış bir insandır. En son Refah Partisi kapatıldığında konuştuğu cümleyi hatırlayın: “Bundan dolayı hiç infial duymayın. Onu bunu suçlamayın. Bu kapatma kararı, bizim ebedî çizgimiz üzerinde küçücük bir noktadır. Besmeleyi çeker, abdestimizi alır, tazeler, yolumuza tekrar devam ederiz. Refah’tan sonra Fazilet, Fazilet’ten sonra Saadet, bu çizgiyi takip etti. Biz, farklı bir düşünceyle farklı bir siyasî tercihte bulunduk. Rabbim inşallah yapılanları niyetlerimize göre amellerimiz olarak önümüze koysun.”

“Siyaset üzerine bir vakıf kurmak niyetindeyim”

Siyasetin, eski ahlâkî ölçüleri özlediğini belirten Arınç, “Siyaset üzerine bir vakıf kurmak niyetindeyim. Sadece siyasetin teorisi, nasıl yapılması gerektiği, bize ait ölçülerle, dünyevî ölçüler de olacak bunun içerisinde, bir siyasetçi nasıl yetişir, bunun örneklerini göstermemiz lâzım. Bugün iç politikadan artık elini ayağını “mecburen” çekmiş bir insan olarak bizim iyi siyasetçiye, onu yetiştirmeye ihtiyacımız var. İnşallah sizin de bu konudaki desteklerinizi bekleyeceğiz” diye konuştu.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA