SİYASET
Giriş Tarihi : 28-02-2021 11:18

“Kimse Saadet Partisi’ne ayar vermeye kalkmamalıdır”

Saadet Lideri Karamollaoğlu, bugünlerde neredeyse herkesin Millî Görüşçü, herkesin Erbakancı olmasından mutluluk duyduklarını ifade ederek, “Ama kimse, ‘Erbakancılık’ adı altında Saadet Partisi’ne ayar vermeye kalkmamalıdır” dedi.

“Kimse Saadet Partisi’ne ayar vermeye kalkmamalıdır”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Meyra Palace Otel’de gerçekleştirilen “Erbakan Haftası / Anma ve Anlama Programı”nda davetlilere hitap etti.

“Yaşanabilir bir Türkiye” ne demektir?

10 yıldır “Erbakan’ı Anma ve Anlama Programı”nın her birini farklı temalarla gerçekleştirdiklerini belirten Karamollaoğlu, daha önceki programlarda Erbakan’ın ilim adamlığını, fikir adamlığını, siyaset ve devlet adamlığını, dürüstlüğünü ve nezaketini, ahlâk ve adalet anlayışını ele aldıklarını, bu yıl ise onun “Yaşanabilir bir Türkiye” hedefini değerlendirmeye çalışacaklarını söyledi.

Erbakan’ın, bütün mücadelesini ve siyasetini 3 aşamalı bir hedef üzerine inşa ettiğini belirten Karamollaoğlu, bunları “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden büyük Türkiye” ve adalet üzerine inşa edilmiş “Yeni bir dünya” olarak sıraladı.

Karamollaoğlu, “Yaşanabilir bir Türkiye” hedefinin ne anlama geldiğini şöyle sıraladı:

Maddî ve manevî bakımdan kalkınmış, yerli ve millî bir duruş sergileyen, ihtiyaçların ülke içinde karşılandığı, üreten bir ekonomi üzerine inşa edilmiş adil bir düzen tesis etmiş bir Türkiye. Siyasetin algılarla, ekonominin faiz, vergi ve borçla yönetilmediği; ülke imkânlarının ve kaynaklarının ranta değil halka aktarıldığı; itibarın gösteriş ve şatafatta değil şahsiyetli bir duruşta arandığı bir Türkiye.

Kutuplaşan değil kucaklaşan bir Türkiye. Farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü, üstünlük ve kibrin değil kardeşliğin esas alındığı; baskı ve tahakkümün değil insan hakları ve özgürlüklerin hakim olduğu bir Türkiye.

Hiç kimseyi ötekileştirmeyen, hiç kimseyi hor görmeyen müşfik bir devlet anlayışına sahip bir Türkiye. Milletin başına gardiyan kesilmeyen, tam tersine milletin derdiyle dertlenen hadim bir devlet anlayışına sahip bir Türkiye. Kamu malına, yetim malına sahip çıkar gibi sahip çıkan bir Türkiye. Atamalarda partizanlığın ve yandaşlığın değil ehliyet ve liyakatin ölçü alındığı bir Türkiye. Aldanmayan, aldatmayan bir Türkiye.

“Saadet Partisi’nin çizgisi, Erbakan’ın çizgisidir”

Erbakan’ın, hayatı boyunca, milletin inancını, değerlerini küçümseyenlerle mücadele ettiğini belirten Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz de şimdi tıpkı onun gibi, milletin değerlerini istismar edenlere karşı çıkıyoruz. Erbakan Hocamız, hayatı boyunca, bu güzel ülkenin imkân ve kaynaklarının bir avuç mutlu azınlığa aktarılmasına karşı çıktı. Biz de şimdi tıpkı onun gibi, milletin imkânlarının bir avuç yandaşa aktarılmasına karşı çıkıyoruz. Erbakan, hayatı boyunca, sanayileşmenin, kalkınmanın, Anadolu’yu fabrikalarla donatmanın mücadelesini vermişti. Şimdi bizler, Erbakan’ın kurduğu şeker fabrikalarının satılmasına bundan dolayı karşı çıkıyoruz. Biz, şeker ithal eden değil şeker ihraç eden bir ülke olmayı arzu ediyoruz. Şeker küspesini değerlendirerek besiciliği geliştirmeyi, böylece de et ithalini önlemeyi arzu ediyoruz. Erbakan, hayatı boyunca işçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, emeklinin hakkını savundu. Milleti borca, bankaya mahkûm eden faizci politikalara karşı çıktı. Şimdi biz de tıpkı onun gibi ülkemizin borç yükünden kurtulması için üretime dayalı bir tarım ve yatırım politikasını elzem görüyoruz. Erbakan, yalın ayaklarıyla bir dilim ekmek için çöp arabasının arkasından koşmak zorunda kalan çocuk için gözyaşı dökmüştü. Şimdi biz de karnını doyurabilmek için akşam Pazar yerlerinde artık toplayan insanların hakkını arıyoruz.”

Saadet Partisi’nin çizgisinin Erbakan’ın çizgisi olduğunu belirten Karamollaoğlu, Erbakan’ın hiç kimseyi ötekileştirmediğini, bu ülkeye hizmet etmek için herkesle görüştüğünü, herkesle bir araya gelebildiğini söyledi. Karamollaoğlu, Erbakan’ın farklılıkları ortaya koyarken bile daima davetkâr ve kucaklayıcı bir tavır sergilediğini belirtti.

Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Erbakan, şahıslarla değil zihniyetlerle mücadele etti”

“Bu sebepledir ki merhum Ecevit ile de merhum Demirel ile de merhum Türkeş ile de hükümetler kurdu, ittifaklar yaptı. 54’üncü Hükümeti, Sayın Tansu Çiller’le beraber kurdu. Bu ülkeye hayırlı bir hizmet yapabilmek için her fırsatı değerlendirdi. Ülkenin istikbalini her daim kendi siyasî ikbalinin önünde tuttu. Mücadelesini yaparken, hiçbir zaman kutuplaştırmadı, hiçbir zaman kişiselleştirmedi. Şahıslarla değil zihniyetlerle mücadele etti. Siyasî rakiplerini düşman olarak görmedi. Hiç kimseyi hainlikle suçlamadı. ‘Hedefe giden her yol meşrudur’ diyerek siyasî rakiplerine karşı yalana ve iftiraya tevessül etmedi. Kendisini destekleyene de muhalif olana da hep bu siyasî nezaketle mukabele etti. Başı örtülüyü de başı açığı da, sağcıyı da solcuyu da, Türk’ü de Kürt’ü de bu ülkenin bir ferdi, bu vatanın bir zenginliği olarak gördü. O yüzden biz, Erbakan’ın çizgisini sadece beğenen ve benimseyen değil, onu içselleştiren ve bir gün inşallah tatbikata koyabilmek için azimle gayret gösteren bir anlayışa sahibiz.

“Kimse, Saadet Partisi’ne ayar vermeye kalkmamalıdır”

Garip olan şu ki, bugünlerde neredeyse herkes Millî Görüşçü, herkes Erbakancı. Bu, bizi emin olun memnun ediyor. Herkes, Erbakan’ın yolundan gitmeye çalışıyor. Bunda bir sorun yok. Biz, bundan hakikaten mutluluk duyuyoruz; ama kimse, ‘Erbakancılık’ adı altında Saadet Partisi’ne ayar vermeye kalkmamalıdır diye düşünüyorum. Öyle yağma yok!

Necmettin Erbakan Hocamız vefat ettiğinde Saadet Partimizin genel başkanıydı. Bugün Millî Görüşçü olmanın, Erbakan’ın yolundan gitmenin, Erbakan’ın çizgisini takip etmenin tek ölçüsü var; o da Saadet Partili olmak. Bunu söylerken, diğer bütün siyasî parti mensuplarına bir mesafe koymak için değil, sadece kendimizi doğru tarif etmek için söylüyorum.”

“Zafer inananlarındır ve zafer yakındır”

Karamollaoğlu, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Erbakan’ın nezaketini, ideallerini, hedeflerini takip edeceklerini ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

“İnsanların korku ve baskı altında değil, kendisini hür ve müreffeh hissettiği bir Türkiye istiyoruz. Tıpkı Erbakan gibi bizim de sadece yaşanabilir bir Türkiye’ye değil, yaşanabilir şehirlere de ihtiyacımız var. Rantın değil insanın esas alındığı şehirler istiyoruz. Bizim bugün yaşanabilir bir coğrafyaya da ihtiyacımız var. Herkesin kardeşçe yaşadığı, sahip oldukları imkânları birbirini yok etmek için değil birbirini yaşatmak için kullandığı bir coğrafya istiyoruz. Bugün biz, âdil bir dünya arzu ediyoruz. 60 ailenin sahip olduğu servetin, 6 milyar insanın gelirinden fazla olduğu bir dünyayı kabullenemiyoruz. Sömürünün olağan kabul edildiği değil kaynakların hakça paylaşıldığı, herkesin emeğinin karşılığını aldığı bir dünya arzu ediyoruz.

Hiç kimsenin endişesi, hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Allah’ın izniyle bir gün yaşanabilir bir Türkiye’yi mutlaka inşa edeceğiz. Yeniden büyük Türkiye’yi mutlaka gerçekleştireceğiz ve âdil bir dünyayı mutlaka kuracağız; çünkü inanıyoruz ki zafer inananlarındır ve zafer yakındır.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA