EKONOMİ
Giriş Tarihi : 26-09-2019 04:45   Güncelleme : 26-09-2019 05:49

“Bu ekonomi modeli, 12 Aralık 2019’da mevta olacak”

Ekonomi ve siyaset gündeminde CHP Sözcüsü Faik Öztrak ve İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz’ın IMF yetkilileriyle Ankara Hilton Otel’deki görüşmeleri tartışılırken, IMF gündemi, Prof. Osman Altuğ’un 29 Mayıs’ta dile getirdiği bir öngörünün hatırlanmasına sebep oldu.

“Bu ekonomi modeli, 12 Aralık 2019’da mevta olacak”
Refah-Yol Hükümeti’nde Başbakan Necmettin Erbakan’ın danışman olarak görevlendirdiği Prof. Dr. Osman Altuğ, TV5’de yaptığı değerlendirmede, mevcut ekonomi modelinin 20 yıllık bir IMF programı olduğunu belirterek, “24 Ocak 1980 kararlarının 12 Ocak 1999’da mevta (ölü) olduğu gibi, 12 Aralık 1999 kararları da 12 Aralık 2019’da mevta olacaktır” demişti.

 

Şimdi, halihazırdaki ekonomi modelinin yıl sonundaki akıbeti merak ediliyor.

Prof. Osman Altuğ’un o tarihte yaptığı IMF değerlendirmeleri ve mevcut ekonomi modelinin ömrüne dair öngörüsü şöyle:

***

Prof. Dr. Osman Altuğ, mevcut ekonomi modelinin 20 yıllık bir IMF programı olduğunu belirterek, “24 Ocak 1980 kararlarının 12 Ocak 1999’da mevta (ölü) olduğu gibi, 12 Aralık 1999 kararları da 12 Aralık 2019’da mevta olacaktır” dedi.

Prof. Dr. Osman Altuğ, TV 5’de yayınlanan “Öyle Mi Gerçekten?” programında, Hasan Basri Akdemir’in sorularını cevapladı.

Türkiye’nin ekonomik krize hangi aşamalardan geçerek geldiğini anlatan Altuğ, bu krizin sonunda bir “ekonomi modeli değişikliği” olup olmayacağına dair görüşünü dile getirdi. Altuğ, programın ikinci bölümünde de “kayıt dışı ekonomi” hakkında bilgi vererek, hükümetin açıkladığı “Kayıt Dışı Ekonomi İle Mücadele Eylem Planı”nı değerlendirdi.

‘Ekonominin kanunlarını tanımıyorum’ diyemezsin

Ekonominin, “yer çekimi kanunu” gibi değişmez ve acımasız kanunları olduğunu belirten Altuğ, “Yer çekimi kanunu sevmiyorum; ben bu kanunu kaldırdım” deyip kendinizi yedinci kattan aşağı atarsanız, ölürsünüz” dedi. Altuğ, şunları söyledi:

“İstediğiniz kadar büyük devlet adamı olun; istediğiniz kadar yüzde yüz oyla, istersen “gerçekten demokrasiyle” iktidarda ol, istersen “sözüm ona demokrasiyle” iktidarda ol, ‘Ben, ekonominin kanunlarını tanımıyorum arkadaş’ diyemezsin, ki bu kanunlardan en önemlisi, arz ve talep kanunu… Serbest pazar ekonomisi modeline göre en önemlisi de sözleşme serbestisi… Her alış satışta, ister tacirler arasında, ister tacir ve tüketici arasında olsun, sözleşme serbestisidir. İşte ‘Ben bu sözleşme serbestisini tanımıyorum. Ben buna müdahale ediyorum’ dersen, o zaman ekonominin kanunları veya serbest pazar ekonomisinin kanunları der ki, ‘Sen bizi tanımıyorsan, biz de seni tanımıyoruz.’ Çünkü bu kanunlardır, yürürlükte olan. İşte müdahale ettiğin zaman sistem gereklerini yerine getiremiyor ve sonuç bu oluyor.”

Ekonomik krizin taşları nasıl döşendi?

İnsanları mutlu etmek için, vatandaşlarına “helâlinden iş bulan bir ekonomik sistem” inşa etmek gerektiğini belirten Altuğ, serbest pazar ekonomisinin Türkiye için doğru bir tercih olduğunu ancak Türkiye’nin, bu ekonomi modelini tam anlamıyla uygulamak için gerekli düzenlemeleri yapmadığını ifade etti.

Altuğ, serbest pazar ekonomisinde müteşebbisin serbest bırakılması ancak denetim altında olması gerektiğinin altını çizdi. Altuğ, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye, 24 Ocak 1980 sonrasında serbest pazar ekonomisinin birinci ayağını son derece başarılı olarak uygulamıştır; ama kontrol ayağını tümden kaldırmıştır. Tek ayaklı topal ördek modeli olmuştur ekonomide. Topal adama baston lâzım. O baston da borç… Demek ki Türkiye, ne yapmış? Serbest pazar ekonomisini tek ayakla ve bastonla sürdürmüş. Borçla... Borçlanma faizi getirmiş, faiz enflasyonu getirmiş. Enflasyon paradaki sıfırları getirmiş. Paradaki sıfırların artması, yeni rejim arayışlarını getirmiştir. İşte ‘Bu krizin taşları nelerdir?’ sorusunun ilk cevabı budur.”

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ve sonrası…

Türkiye’nin 12 Aralık 1999’da “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programını uygulamaya başladığını hatırlatan Altuğ, “Bu model de serbest pazar ekonomisi içerisinde bir modeldir” dedi. Altuğ, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz 24 Ocak ile 12 Aralık arasında ne yapmışız? Kabaca, kurları yüksek tutmuşuz. Reel faiz düşük... Reel faiz ne? Faiz eksi enflasyon... Aradaki farka yani enflasyondan arındırılmış faiz oranına ‘reel faiz’ diyoruz. Deme kki reel faiz, düşük. 24 Ocak politikalarının özünde bu yatıyor. Bir şekilde sabit kur sistemine yakın değil. Kurlar değişken ve bu yerli ekonominin rekabet gücünü arttırıyor. Çünkü kurlar yüksek olunca ithal mallar pahalı oluyor. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ise bunun tam tersi: Düşük kur, yüksek faiz.”

Türkiye’nin 12 Aralık 1999’da “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”nı uygulamaya başladığında Dünya’da bir ekonomik durgunluk olduğunu belirten Altuğ, teknolojik bilgi seviyeleri, sermayeleri ve üretimleri güçlü olan gelişmiş ülkelerin, ürettiklerinin tamamını tüketemedikleri için, üretim fazlasını satacakları ülkelerde kurların düşük tutulması gerektiğine işaret etti.

Altuğ, “Döviz kurları düşük olursa sen satacağın malları bir güzel düşük fiyata satarsın. Bu alıcı ülkelerin sermayeleri, teknolojik bilgi seviyeleri ve üretimleri yetersiz. Bu ülkeler der ki, ‘Bizim paramız yok; nasıl alacağız? Bizim ülkemizde kurların düşük tutulması için bize destek oldun, bizim ufkumuzu açtın; ama para yok.’ Onlar da, ‘Senin canın sağ olsun’ der. ‘Senden para isteyen mi var?’ der. ‘Sen bana borçlan’ der. İşte 12 Aralık ve sonrası da böyle bir süreç…” diye konuştu.

2001 krizi ve 2002 seçimleri…

Bu arada 2001 yılında banka krizinin yaşandığını ve 2002 seçimlerine gelindiğini hatırlatan Altuğ, “Yaklaşık 3 yıllık süreçte bu model, Türkiye ekonomisini öyle bir tahrip etti ki, enflasyon, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yolsuzluklar arttı ve millet dedi ki, ‘Ben Güçlü Ekonomiye Geçiş Programını tatbik etmeyeceğim; çünkü bu model, Türkiye’deki bütün taşları yerinden oynatmıştır. Ben bu IMF projesini uygulamayacağım’ diyerek AK Parti’yi iktidara getirmiştir. Demek ki taşlar ‘düşük kur yüksek faiz’ modeliyle döşenmiş ve bu sonuçla Türkiye, ithalat cenneti haline gelmiş. Böyle hüdayi nabit olarak süpermarketler, kendiliğinden fışkırmadı. Bu marketlerde satılan ürünlerin yüzde 70’i ithal mallar” diye konuştu.

Prof. Osman Altuğ, Dünya’daki bu durgunluğun, bir yatırım durgunluğuna yol açtığını, hem kredi, hem krediyle mal alan Türkiye’nin, döviz cinsinden borçlanmaya başladığını söyledi. Altuğ, “Bu borcu biz, tüketimde kullanmak için, tüketici kredilerinde kullanmak için kullandık. ‘Üretme, tüket; vergi alma, borç al’ dedik” diye konuştu.

Türkiye’nin üzerine giydirilen deli gömleği

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın, Türkiye ekonomisinin üzerine giydirilmiş bir deli gömleği olduğunu ifade eden Altuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye, bu gömlekle yaşamaya devam ediyor. Bu modelden vazgeçmedikçe Türkiye, hiçbir sorununu çözemez. İşsizliği, enflasyonu, gelir dağılımındaki adaletsizliği çözemez. Zaten gelen iktidarlar da çözmek niyetinde olmayarak bu deli gömleğini giymekte ısrarcıdır. Mevcut ‘topal ördek’ düzenini devam ettiriyorlar; ama vücudu tek ayak üzerinde yürütmeye çalışıyorsun. Dolayısıyla tek ayakta kemik erimesi var ve yıkılmaya doğru gidiyoruz. Bu yıkılma bir ekonomik yıkılmadır, sosyal, güvenlik ve siyasî sonuçları da olacaktır.”

Bu ekonomi modeli 12 Aralık 2019’da mevta olacak

Prof. Dr. Osman Altuğ, program sunucusu Hasan Basri Akdemir’in “İçinde bulunduğumuz kriz, bir ekonomik ve siyasal sistem değişikliğini getirir mi?” sorusunu cevaplarken de şu değerlendirmede bulundu:

“Bu değişim, mecburiyetten kaynaklanır. Zaman ve zemin itibariyle oluşan şartlara bağlıdır. Çünkü her değişiklik, ihtiyaçtan oluşur. Ekonominin kanunlarını da ihtiyaç belirliyor; arz ve talep belirliyor. Şimdi bu değişiklik mecburen doğacaktır, doğmuştur aslında. Kurun bu şekilde zorlaması ekonomik mecburiyetten kaynaklanmaktadır. Ekonomik mecburiyette, ithalatı azaltmak, ithalatı azaltmak için de kurları düşük tutmak, ithal malları Türkiye için pahalı hale getirmektir. Bu, Türkiye için mecburiyettir. Türkiye’nin üretim tıkanıklıklarını gidermeden hiçbir sıkıntısını çözemezsin. Tıkanıklık, yerli üreticinin rekabet gücünün kaybolması sebebiyledir. Çünkü ithal mallar ucuz. Yerli üretici de bunlarla rekabet edemiyor. Yerli üretici çalışmazsa insanlara iş bulamazsın. Firmalar kapanır. İşsizlik, gelir dağılımında adaletsizlik olur. Dışa bağımlı olursun. Onun için, ekonominin önünü açmak için Türkiye, ‘düşük kur yüksek faiz’ modelinden vazgeçmek zorundadır. Kurları serbest bırakmak zorundadır; çünkü serbest pazar ekonomisi bunu gerektirir. Kurlarda istikrarı sağlayacak mekanizmaları çalıştırmayın anlamına gelmez; ama kuralına göre yapmak lâzım. Öyle yabancının keyfine, sıcak paracının keyfine, mafyacının keyfine göre değil. Ekonominin kurallarının keyfine göre yapmak lâzım.

Bu nedenle artık bu modelin sonu gelmiştir ve çabuk gelmiştir. Çünkü plan IMF modelidir. Plan, 20 yıllık bir plandır. Aşağı yukarı 20 yıl da oldu. Demek ki aynı 24 Ocak 1980 kararlarının 12 Ocak 1999’da mevta olduğu gibi, 12 Aralık 1999 kararları da 12 Aralık 2019’da mevta olacaktır. Zaten şu anda kanserin son raddesinde mevta olacaktır. Her ekonomik model de zaman ve zemine uymak zorundadır. Siyaset meselesi çok farklı tabiî. Siyasetin finansmanını yapanlara bağlıdır. Çünkü siyasetin finansmanını halk yapmaz, parası olanlar yapar. Orada sistemin adı ‘parakrasi’dir. Döviz artışından da, faiz artışından da, borsadan da yani üçkâğıt ekonomisinin enstrümanlarından kazanan, hep parası olanlardır.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA