GÜNDEM
Giriş Tarihi : 18-05-2021 18:28   Güncelleme : 18-05-2021 19:41

“Salgın yasakları hukuka aykırı” diyen savcı hakkında inceleme

Şanlıurfa Valiliği, salgında uygulanan yasaklama, kısıtlama ve cezaların hukuka aykırı olduğunu ileri süren Viranşehir Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut hakkında inceleme başlattı.

“Salgın yasakları hukuka aykırı” diyen savcı hakkında inceleme

Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesi Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut, sokağa çıkma yasağı, maske takma zorunluluğu, sosyal mesafe kuralı ve seyahat kısıtlamaları gibi uygulamaların tamamının hukuka aykırı olduğunu iddia ederek resen soruşturma başlattı. Bunun üzerine Şanlıurfa Valiliği de Savcı Akbulut hakkında idarî ve adlî inceleme başlattığını duyurdu.

Savcı ne demişti?

Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut, şahsî YouTube kanalında yayınladığı konuşmasında, “Bu video kaydını, uzun zamandır izlediğim haksızlıklar hakkında konuşmak ve başlatılmış olan bir soruşturmadan insanları haberdar etmek için yapıyorum” dedi.

Anlatacağı hususları bugüne kadar pek çok yetkiliye, farklı meslek gruplarından insanlara anlattığını belirten Savcı Akbulut, “Fakat onlar, beni yapmak istediğimden ve mevzuat gereği yapılması gerekenden, ‘Aman, başına iş alırsın. İşini kaybedersin. Sana bir şeyler isnat ederler. Biz, hiçbir şey yapamayız.’ diyerek beni men ettiler bugüne kadar. Fakat, haysiyetli bir hukukçu, bunu yapmak zorundadır. Bu, işimizin gereğidir. Netice alınabilir, alınamaz, başka husustur. Bu vasatta hareket, bizzat neticedir.” diye konuştu.

“Sokağa çıkma yasağı ve maske zorunluluğu hukuka aykırıdır”

Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut, hukuk devletine yakışmayacak bazı uygulamaların mağduriyetlere sebep olduğunu belirterek, bugüne kadar pek çok ana bilim dalı başkanı profesörün ve ehliyet sahibi hukukçu tarafından, bugün uygulamada olan sokağa çıkma yasağı, maske takma zorunluluğu, sosyal mesafe kuralı ve seyahat kısıtlamaları gibi uygulamaların tamamının hukuka aykırı olduğunu dile getirdiklerini söyledi.

Bu uygulamaların nasıl yapılabileceğinin anayasada ayrıntılı olarak düzenlenmiş olduğunu belirten Akbulut, şunları söyledi:

“Hasta olmayan insanlara da kısıtlama getirilmesi hukukî değil”

“Başlangıçta büyük karışıklık vardı. Belirlilik de yoktu ortada. Vatandaş, neyle muhatap olacağını bilmiyordu. İl İdaresi Kanunu zikrediliyordu. Bunun 11/C ve 66’ncı maddeleri uyarınca bu işlemlerin yapıldığı söylendi; fakat, bir kanunda ‘Vali, gereken tedbirleri alır’ denmesi, bu kısıtlamalar için hiçbir şey ifade etmez. Yoksa vali, bize aklımızın almayacağı şeyler de emredebilir. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında ‘dar yorum’ esastır. Kanunîlik ilkesi caridir. Bunu, bu kanuna istinaden yapamazsınız. Kabahatler Kanununa gelecek olursak, o da mesnet olarak zikrediliyordu, bunun da 32’nci maddesi istismar ediliyor, ancak 2’nci maddesi okunmadan; çünkü birlikte değerlendirildiğinde görülür ki, emrin yahut yasaklamanın kanunda açıkça düzenlenmesi gerekir; fakat burada zımnî bir düzenleme dahi bulunmamaktadır. En son Umumî Hıfzıssıhha Kanunu uyarınca idarî yaptırım kararları verilmesi kararlaştırılmış gibi görünüyor; fakat kanun açılıp okunduğunda bu kanunların, hem tedbirlerin, ki bu kanunlar arasında hukuka aykırı olduğunu zikrettiklerim bulunmamakta, hem hastalıkların, ki bu hastalıklar arasında Covid-19 yoktur hem de tedbirlerin uygulanabileceği kişilerin sınırlandırıldığı bu şekilde belirtildiği görülür. Kimdir o kişiler? İnsanlar, ancak hasta olduğunda yahut hastalık şüphesi altında bulunduğunda bu tedbirler uygulanabilir. Yani toplumun geneline yönelik bu şekilde kısıtlamalar, düzenlemeler getirilmesi, hukuken mümkün değildir. Bunlar, hukuk devletinde olacak işler değil.”

‘Aşı ikna timleri’ kurulup insanların aşılandığını ve ‘Onam Belgesi’ isimli bir belge imzalatıldığını söyleyen Akbulut, Biyotıp Sözleşmesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği gibi mevzuatın öngördüğü şartları sağlayan ibarelerin, o metinlerde yer almadığını ileri sürdü.

Akbulut, sözlerine şöyle devam etti:

“ ‘Ortada aydınlatılmış rıza var’ denilemez”

“Bu metinler, hukuken çöp; çünkü pek çok insanın tereddütleri varken ve bu tereddütler, yetkililer tarafından giderilmezken, ortada soruşturma açılmasını gerektirir pek çok iddia varken, ‘aydınlatılmış rıza’nın varlığından bahsedilemez. Kaldı ki bu, zaten uygulamada doğru şekilde tatbik edilen bir şey de değil. Ben, aylardır müracaat savcılığı yapıyorum. Vatandaş, pek çok kez gelip ‘Savcım, ameliyata girmeden önce bana bir belge imzalattılar. Ne olduğunu kimse anlatmadı. Ben de bilmiyorum. Şu anda çocuğum sakat, ben hastayım ve mesuliyet kabul edilmiyor.’ demiştir. Türkiye’de belki milyonlarca dava vardır bu şekilde ve aşının prospektüsünde bulunan yan etkiler, ikazlar dahi o metinde yazmıyorken, ‘ortada aydınlatılmış rıza var’ denilemez.”

“Bunu bir ilk derece hâkimi yapsa, onun kararını bozarlar”

Yargıda da çok büyük tuhaflıklar olduğunu ve bunların kabul edilebilir şeyler olmadığını ileri süren Akbulut, şu değerlendirmede bulundu:

“Meselâ Bolu’da bir vatandaşa yazılan maske cezası, oranın sulh ceza hakimliği tarafından iptal edildi. Bunun üzerine dosya, kanun yararına bozma talebiyle Yargıtay’a gitti. Yargıtay 19’uncu Ceza Dairesi, (2020’ye 4354 esas, 2020’ye 14250 karar sayılı ilâmıyla 9 Kasım 2020) 17 sayfalık bir karar. Bir hâkim 7 sayfa muhalefet şerhi yazdı. İlk derece mahkemesi, bunun sosyal devlet ilkesine bir malî külfet getirdiğine dayanarak iptal kararı vermişti. Dairenin çoğunluğu, idarî yaptırımı ayakta tutmak kaygısıyla olduğu izlenimini veren bir karar verdi. Mahkemenin araştırma yükümlülüğünden bahsetti, farklı ihtimallerin değerlendirilmesi için kararı bozdu. Muhalefet şerhi yazan hâkim ise hukukta böyle bir şeyin olmadığını söyledi özetle. Hem de inter disipliner çalışarak, anayasa hukuku, kabahatler hukuku, ceza hukuku, hepsini birlikte alıp  farklı ülkelerdeki uygulamaları da anlatarak ‘Bu, en fazla müeyyidesiz bir idarî işlemdir.’ dedi; fakat tuhaf olan bir şey var; biz uygulamacılar, her türlü Yargıtay kararına ulaşabiliriz normalde; fakat aradan aylar geçmesine rağmen bu karar, hâlâ UYAP’a yüklenmedi; çünkü pekâlâ biliniyor ki bu kararı gören sulh ceza hâkimleri, bu hukuksuz uygulamalar dolayısıyla verilen idarî para cezaları, patır patır iptal edilecekler. Sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu karara da itiraz edildi. Dosyayı yeniden ele alan Yargıtay Dairesi, 2021’e 267 esas. 2021’e 464 karar sayılı ilâmıyla, bunun da tarihi 25 Ocak 2021, başsavcılığın itirazını kabul ettiler. Oy çokluğuyla, 1 muhalefet şerhiyle. Başsavcılık, kanun yararına bozma talebinin dışında hukuka aykırılıklar saptandığını söyledi. Dairenin çoğunluğu da bunu kabul etti ve burada gerekçe 3 satır. Mevzuat gereği, her türlü mahkeme kararında gerekçe bulunmak zorunda. Bir ilk derece hâkimi bunu yapsa, onun kararını bozarlar. Bu tavrı anlamak mümkün değil.

Maske mecburiyetine karşı açılan dava

Daha da vahimi, bir vatandaş tarafından maske zorunluluğu getiren genelgelerin iptali istemiyle ve yürütmenin durdurulması talebiyle bir dava açıldı ve şahıs, davayı açarken medyada alenen, ‘Ben, maskenin gereksiz ve hatta zararlı olduğuna dair onlarca çalışma sunuyorum. Bakanlık, tek bir bilimsel çalışma, veri ortaya koysun, ben davamı çekeceğim’ demesine rağmen, Danıştay 10’uncu Dairesi’nde görülen davada, (bunun da esas numarası 2020’ye 4961) 23 Kasım 2020’de kurulan ilk ara kararda daire bakanlığa dedi ki, ‘Genelgeleri gönder. Sana 30 günlük süre veriyorum.’ İkinci ara karar, 3 Mart 2021 tarihinde, yaklaşık 3,5 ay sonra kurulmuş ve aynı ara karar kurulmuş. Yani içerikten anladığımız kadarıyla bakanlık, genelgeleri göndermemiş, mahkemeye cevap vermemiş. Daire de aynı kararı tekrar kurmuş, ’30 gün içerisinde gönder’ diye. Bunu anlamak mümkün değil.”

“Kan dondurucu iddialar var”

Aşı karşıtı birisi olmadığını belirten Savcı Akbulut, adına aşı tanımlandığında konuyu araştırmaya başladığını, araştırırken de medyada bilimsel verilerle de desteklenen, tıp sahasında uzman kişilerin beyanlarını, raporları gördüğünü belirterek, “Bunlar kan dondurucu ifadeler. Bir cumhuriyet savcısı, bunları ihbar kabul edip soruşturma yapmak zorunda; fakat bu dillendirildiği zaman insanlar cesaret edemiyor. Ben, işim gereği bu hususta gerekli cesareti gösteriyorum. Herkes de haberdar olsun.” dedi.

Maske raporları

Akbulut, bölünmeden önceki ismiyle Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nün, piyasada satışa sunulan 41 marka ve model maskenin gerekli şartları sağlamadığına dair raporu olduğuna, Erkan İşgören imzasıyla Cumhurbaşkanlığına sunulmuş, piyasadaki maskelerin yüzde 90’ının hijyen koşullarını sağlamadığına dair raporu olduğuna işaret etti. Akbulut, “Sonradan bunlar hakkında idar3İ yaptırım kararı dahi verilmemiş. Açılan bir soruşturma bilmiyoruz.” dedi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA