GÜNDEM
Giriş Tarihi : 05-06-2021 08:59   Güncelleme : 05-06-2021 09:50

“Yurt dışına kaçırılan 50 milyar dolar, bugün 1 trilyon dolar oldu”

Eski Jandarma Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı, Emekli Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen, geçmişte özel uçaklarla yurt dışına kaçırılan 50 milyar doların, AK Parti iktidarından sonra 1 trilyon dolara ulaştığını ileri sürdü.

“Yurt dışına kaçırılan 50 milyar dolar, bugün 1 trilyon dolar oldu”

Gayrimeşru yapılar ve organize suç örgütleri ile bunların siyasetçilerle ilişkilerinin 1980’li, 90’lı yıllardan bugüne kadarki seyri hakkında bilgiler veren Aziz ergen, bugün en büyük kamu ihalelerini alan 5 şirketin sahibinden 3’ünün, geçmişte kendisinin “Beyaz Enerji Operasyonu” için hazırladığı fezlekede yer alan 3 kişi olduğunu da kaydetti.

“Namuslu bir ekip gelsin, o 1 trilyon doları getirttiririz. Buradan giden paralar belli, adresler belli, götürenler belli.” diyen Ergen, nasıl getirttireceklerinin sorulması üzerine, “O da Mustafa Kemal’in askerlerine düşüyor o iş. Herhalde mesajımı aldınız yani.” dedi.

Aziz Ergen, dağa sürekli adam çıkaran bir kişinin istihbarat elemanı olduğunu öğrenen alay komutanının, bunu kendine dert edip, üzüntüsünden kalp krizi geçirerek  öldüğünü söyledi.

Sivas olayları hakkında da bilgiler veren Ergen, Madımak Oteli yakılırken dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün telefonlarına cevap vermeyen yetkililerin, otel yandıktan sonra İnönü’yü aradıklarını söyledi.

***

2000 yılında Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı yapmış olan Emekli Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen, “Bizim TV” isimli YouTube kanalında Gazeteci Şaban Sevinç’in sorularını cevapladı.

JİTEM’in kuruluşu

1990’lı yıllardan bu yana terörle, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele sürecini anlatan Ergen, 1987’e bölgede eylemler yoğunlaşınca, Olağan Üstü Hâl (OHAL) Bölge Valiliği tarafından İçişleri Bakanlığına Jandarma İstihbarat Grupları kurulması için teklifte bulunulduğunu ve kabul edildiğini söyledi. Ergen, 1988’de de Jandarma İstihbarat Grupları ve Terörle Mücadele Timleri (JİTEM) kurulduğunu, OHAL Bölge Valiliği’nin bütçesinin de Sayıştay denetimleri dışında tutulduğunu, ödeneklerde hçbir sıkıntı yaşanmadığını kaydetti.

“Hizbullah militanı, konuşmamak için dilini koparmıştı”

O yıllarda devletin göz yummasıyla bir de Batman merkezli Hizbullah örgütünün kurulduğunu hatırlatan Ergen, liderlerinin İran’da eğitim alıp Türkiye’ye döndüklerini söyledi.

Bu örgütün mensuplarının çok özel eğitimli militanlar olduklarını belirten Ergen, “Meselâ bir tanesinin sorgusuna katılmıştık. Konuşmamak için dilini koparmıştı bu kişi. Yani yapısını burada izleyicilerin bilmesi açısından anlatıyorum.” dedi.

Ergen, böyle yapılarla 1990’lı yıllara gelindiğini, daha sonra Jandarma Komutanlığına Eşref Bitlis’in getirildiğini, emrinde çalışmaktan onur duyduğunu söyledi.

“Eşref Bitlis, bizden yeni bir yapı kurmamızı istedi”

Eşref Bitlis’in, bu yapılara sıcak bakmadığını belirten Ergen, illegal yapıların, faaliyetlerini hep terörle mücadeleye dayandırdıklarına işaret edip, büyük fotoğrafın görülebilmesi için anlatacaklarının bilinmesi gerektiğini ifade etti. Ergen, 1992 yılında Harp Akademisinden emrine atandıklarında Bitlis’in kendilerine, jandarma ve polisin yeterli olmadığını, örgütle Kürt halkının ayrı tutulması gerektiğini belirterek, PKK’ya karşı yeni bir yapı kurulmasını istediğini anlattı.

Kendilerinin bir ekip olarak bu talimat üzerine birkaç ay çalışma yaptıklarını ve 2 hareket tarzı belirlediklerini ifade eden Ergen, bunlardan birinin, bölgede alan hâkimiyetinin sağlanması için 60 tabur oluşturulması, ikincisinin de PKK’nın 11 eyalet yapılanmasına göre 5 bin kişilik özel harekât grubu oluşturulması olduğunu söyledi.

“Eşref Bitlis, Özel Harekât grubuna karşı çıktı”

Ergen, Eşref Bitlis’in özel harekât grubu kurulmasına karşı çıktığını, “Hayır. Tarihten beri bir geleneğimizdir, bu sorunu da Mehmetçik’le çözeceğiz.” dediğini nakletti.

Genelkurmay Başkanlığının 60 tabur kurulmasını kabul ettiğini ve Kara Kuvvetleri Komutanlığının birliklerinin bölgeye hareket ettiğini söyleyen Ergen, “0 5 bin kişilik yapıyı da Emniyet Genel Müdürlüğü aldı. Özel Harekât’ı. O zaman yanılmıyorsam, İzmir-Urla-Menteş bölgesinde başladılar o yıllarda. Jandarmadan olsun, Kara Kuvvetlerinden olsun, Özel Kuvvetlerden emekli bazı subayları danışmanlığa aldı Emniyet Genel Müdürlüğü, Özel Harekât’ın yetişmesi için.” dedi.

Bölgeye gönderilen polis Özel Harekât timlerinin daha ziyade belediye hudutları içinde görev yaptıklarını, Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Jandarma Komutanlığından ekiplerin, sahada alan kontrolünü sağlamaya çalıştığını anlattı.

“Eşref Bitlis, JİTEM’i kontrol altında tuttu”

Ergen, Eşref Bitlis’in, Mehmetçiğin dışındaki faaliyetlerden rahatsız olduğunu, JİTEM’in faaliyetlerini sınırlandırmak için birtakım talimatlar verdiğini ve JİTEM’i kontrol altına aldığını dile getirdi. Ergen, Cem Ersever’in de bu JİTEM gruplarından birinin komutanı olduğunu kaydetti.

1993 yılında Tansu Çiller hükümetinin, teröre karşı daha farklı bir yapı kurulması arayışı içine girdiğini; Jandarmanın o dönemde Genelkurmay Başkanlığına bağlı olduğunu, bu sebeple Çiller’in Jandarma ile değil Emniyet Genel Müdürlüğü ile ilişkisini daha sıkı tuttuğunu belirten Ergen, sözlerine şöyle devam etti:

“Ertan Çinar, bize İsrail silahları satmak istedi”

“İşte bizim o kayıp silahlar dediğimiz silahları pazarlayan Hospro şirketinin sahibi Ertan Çinar… Bu kişi aslında 90’lı yıllarda değil, 84’te de bir anlaşma yapılmış bununla. O 84 yıllarında da girmiş bu devreye. Bundan bin küsur piyade tüfeği, yani uzun namlulu silah konusunda bir anlaşma yapılıyor o dönemler; fakat bu, yerine getirmeyince yasaklı müteahhitler listesine alıyorlar. Firma listesine. 90’lı yıllarda Çiller hükümetinin gelmesiyle beraber Ertan Çinar, tekrar devreye giriyor. Bu da başbakanın eşi Özer Çiller’le diyalog içerisinde.”

“Jandarmanın almadığı silahları başbakanlık aldı”

Ergen, Ertan Çinar’ın ‘yukarıdan birileri’ tarafından önce Jandarma Savunma Araştırma İnceleme Şube Müdürlüğüne, oradan da şube müdürü olarak kendisine gönderildiğini anlattı.

Ergen, Ertan Çinar’ın kendisine gelip söz konusu İsrail silahlarının kataloglarını göstererek, “Binbaşım, bakın siz terörle mücadele ediyorsunuz. Elinizdeki silahlar yeterli değil. Bu silahları versek çok daha iyi sonuçlar alırsınız. İsrail bu konuda çok mesafe aldı. Çeçenistan’daki birliklere, şuraya, buraya, birtakım yerlere bu silahlar verildi. Çok etkili kullanılıyor.” dediğini anlattı.

Kendisinin de arkasında kurumsal bir yapı göremedikleri Çinar’a, ‘Ertan Bey, biz silah alırken yurt içerisinde bu konuda uzman kuruluşlarımız var. ASELSAN ve Millî Savunma Bakanlığı Teknik Hizmetler Dairesi. Bunlarla koordinasyon yapıyoruz. Bir brifing, demostrasyon istiyoruz. Jandarma’nın atış poligonu var Ziir’de. Burada da bu atışları yaptıktan sonra biz ona göre rapor veriyoruz. Hatta bölgede denemesini bile isteyebiliriz sizden’ dediğini dile getirdi.

Ergen, Jandarmanın bu silahları almadığını ama başbakanlığın aldığını söyledi.

Madımak Oteli’nin yakılması

Siyasî iradenin kontrolünde verilen emirlerle, bölgede PKK’ya destek verdikleri ileri sürülen iş adamlarının ortadan kaldırılmak istendiğini anlatan Ergen, “Burada bir örnek vermek istiyorum” diyerek, Sivas’taki Madımak Oteli’nin yakılmasına dair bazı ayrıntıları anlattı.

Ergen, olayları Ankara’daki Harekât Merkezinde izlediklerini, bölgedeki Jandarma birliklerinin koordinasyonunu sağlama çalıştıklarını söyledi. Ergen, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün kendisini arayarak, “Binbaşım, ben kimseye ulaşamıyorum. Sivas’ta Madımak Oteli’ni yakıyorlar.” dediğini, kendisinin de ‘Efendim, biz takip ediyoruz’ diye karşılık vermesi üzerine İnönü’nün, “Ya ne içişleri bakanı telefonuma çıkıyor ne emniyet müdürü ne vali ne de Sivas’taki tugay komutanı.” dediğini kaydetti.

“Erdal İnönü, otel yakılırken hiçbir yetkiliye ulaşamadı”

Bunun üzerine kendisinin “Biz hemen bu durumu komuta kademesine arz edelim, zat-ı alinizi bilgilendireceğiz” deyip durumu komuta katına bildirdiğini anlatan Ergen, sözlerine şöyle devam etti:

“Orada işte hemen zaten yan kapıdan geçiş var İçişleri Bakanlığına. Tabii şey yok, kimseye ulaşma şansı yok. Tabii kimse çıkmadı, kimse yok. Ben, bakın burada kişileri suçlamak anlamında söylemiyorum. Otel yandı, hepsi telefona çıkmış. Sonradan aldığımız haberde, Erdal İnönü’yü aramışlar, rahmetliyi. Yani otel yandıktan sonra. Şimdi baktığınız zaman 90’lı yıllarda cinayetler peş peşe geliyor. Bakın o zaman aydınlar cinayeti dediğimiz Muammer Aksoy olsun, Çetin Emeç olsun, Bahriye Üçok olsun, Eşref Paşamızın uçağı yine aynı dönemde… Bakıyorsunuz, bu devam ediyor, 95’te Gazi Mahallesi’ndeki olaylar…

Özel Harekât’a alınan silahlar

Şimdi biz takip ediyoruz, bir de Özel Harekât daire başkanı var orada. Bu kayıp silahlar, alınan silahlar buraya geliyor. İsrail’le bağlantıları devam ediyor. İsrail’e gelişler gidişler var. İsrail’den bu silahlar getiriliyor.”

Ergen, şu silahların o dönemde alındığını kaydetti:

100 adet 5.56 mm Galli tüfek.

20 adet 7,62 mm Galli tüfek.

100 adet 9 mm Jeriko 028 otomatik tabanca.

60 adet 9 mm Jeriko 94/15 otomatik tabanca.

100 adet 9 mm Uzi otomatik tabanca.

90 adet 9 mm Mikro Uzi otomatik tabanca.

40 adet 9 mm Uzi seyyar dipçikli tabanca.

50 adet 9 mm Uzi sabit dipçikli tabanca.

O dönemde İbrahim Şahin’in şimdi adıyla FETÖ tarafından gözaltına alındığını ifade den Ergen, “Çünkü FETÖ, 1990’lı yıllardaki o gayriresmi yapılanmanın içindeydi, biliyorduk.” dedi.

“Cemaat, birebir olayın içinde”

İbrahim Şahin’in, devamlı İsrail’e gidip gelen, bu silah bağlantılarını yapan kişi olduğunu söyleyen Ergen, “Bu gayriresmî yapılanmayı FETÖ, devletten daha iyi biliyor. Zaten İbrahim Şahin, sorgulanırken bu yapı üzerinden sorgulandı, bakın. Bunu kimse bilmiyor. İsrail silahları üzerinden orada kıskaca almaya çalıştılar. Atıyorum, Mümtazer Türköne. 80’den önce ülkücü, 80’den sonra ANAP’lı, DYP’li, sonra Tansu Çiller’in danışmanı, sonra AK Parti’li, Fethullah’tan yattı. Yani cemaat, birebir olayın içinde. Dolayısıyla cemaat, bütün gayriresmî yapılanmanın detaylarına hâkim. Ergenekon’da da bu konular üzerinden gittiler. Bakın ilk kez burada söylüyorum ve İbrahim Şahin’i de bundan dolayı aldılar. İbrahim Şahin, sıradan bir adam değil. O Susurluk’ta meselâ Mercedes’te çıkan Baretta silahın bile İsrail’den alındığı çıktı, Bucak’ın üzerinde. Özel Harekât Dairesi’ne kayıtlı bu silah; ama envantere girmemiş. Bölgede öyle gayriresmî, gayrimeşru bir yapılanma oldu ki, bu tamamen siyasî iradenin kontrolünde. ‘Biz, bu şekilde halledeceğiz’ dediler. İşte iş adamlarını, birtakım bölgedeki cephecileri, milisleri bu şekilde etkisiz duruma getirdiler ve bu, çok açık ve net söylüyorum, siyasî iradenin kontrolünde yapıldı.” diye konuştu.

Ergen, Eşref Bitlis’in kesinlikle bu yapıya karşı olduğunu vurguladı.

“Eşref Bitlis, ‘Galiba beni gözden çıkardılar’ demişti”

Ergen, bir soru üzerine, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in, 17 Şubat 1993’te Ankara’dan Diyarbakır’a gitmek üzere uçakla havalandıktan 5 dakika sonra uçağın Yenimahalle’deki PTT İşleme Merkezi’nin bahçesine düşmesi ve Bitlis’in şehit olması hakkında da bilgi verdi.

“Uçağı infilak ettirildi, öldürüldü” diyen Ergen, Eşref Bitlis’in ölümünden 2-2,5 ay önce bacağındaki rahatsızlıktan dolayı evinde yatarken, harekât başkanı bir generalle birlikte onu ziyarete gittiklerini, Bitlis’in kendilerine “O çocuktan haber var mı?” diye sorduğunu, kendilerinin kimi kast ettiğini anlamadıkları için birbirlerine baktıklarını, bunun üzerine Bitlis’in, Asayiş Kolordu Komutanı Necati Özgen Paşayı aradığını anlattı.

Bitlis’in telefonda Özgen’e, “O çocuğa sahip çıkın. Ben Bakanlar Kurulu’na brifing verdim. Daha güneyden bir derin kuşatma yapıp bölgeyi kuşatmaya alacaktım; fakat Bakanlar Kurulu’nu ikna edemedim. Galiba beni gözden çıkardılar.” dediğini söyledi.

“Eşref Bitlis, Çekiç Güç’e karşıydı”

Bitlis’in Bakanlar Kurulu’nu neden ikna edemediğinin sorulması üzerine de Ergen, şunları söyledi:

“Amerika devreye girmiş. Çekiç Güç. Tabi, Çekiç Güç gelmişti. Eşref Paşanın zaten direnci de Çekiç Güç’ün faaliyetlerini önlemek, 36’ncı paralelin kuzeyinde oluşacak olan o Kürt devletinin kurulmasına engel olmaktı. Bakın, Büyük Orta Doğu Projesi’ni (BOP) ta 1990’lı yıllarda tespit etmiş. O zaman hatırlarsanız, Necip Torumtay Paşa da istifa etmişti, Özal’a karşı. Özal, ‘Bir koyup üç alacağız’ diyordu ya? Sonra bölgeye Çekiç Güç’ü kendisi istettirdi Birleşmiş Milletler’den (BM) 688 sayılı kararla. Hatta geçtiğimiz haftalarda Barzani açıklama yaptı, Kürdistan’ı kuran cumhurbaşkanlarına teşekkür etti, Özal da dahil.”

Eşref Bitlis’in telefonda Necati Özgen’e “O çocuğa sahip çıkın” dediği kişinin Cem Ersever olduğunu belirten Ergen, “Cem Ersever, Talabani ile Barzani arasında 3 kişilik bir ekiple koordinasyon yapıyordu o operasyonda.” dedi.

“Eşref Bitlis, öldürüleceğini anlamıştı”

Eşref Bitlis’in, uçağının düşürüleceğini bildiğini de ileri süren Ergen, Jandarma Genel Komutanının uçakla Güneydoğu’ya giderken genellikle yanına kurmay subay aldığı halde, uçakla Diyarbakır’a gideceği o gün, yanına kurmay subay almadığına işaret etti. Ergen, “Yani demek ki hissediyor komutan, o gün almadı meselâ kurmay subay yanına, ‘Gidersem ben gideyim’ diye” dedi.

“ABD için Eşref Bitlis’in devre dışı bırakılması gerekiyordu”

Aziz Ergen, bir soru üzerine Cem Ersever’in o günlerde Kuzey Irak’ta olduğunu belirterek, “Harekâtı durdurmuştu. Amerika devreye girip, Talabani ve Barzani ile beraber, biz onları PKK’ya karşı savaştırıyorduk. Doğu Almanya’dan hibe edilen Kaleşler vardı, BTR-60’lar vardı. Kaleşleri Kızılay TIR’larıyla Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla İpek Yolu’ndan Peşmergelere göndermiştik. Talabani ile Barzani’yi de zaten sürekli buraya uçakla getirttiriyoruz, alıyoruz. 50 dolar maaşa bağlandı Peşmergeler. Karakollar kurdurduk orada; ama gerçekten savaştılar o dönem. PKK’ya karşı savaştırdık. Sonra Amerika devreye girdi, Talabani ile Barzani’yi PKK ile anlaştırdı. Ateşkes süreci başlayınca, orada zaten ipler koptu. Yani Eşref Paşanın mutlaka devre dışı bırakılması lâzımdı; çünkü Çekiç Güç, bunun için hazırlanmış.” diye konuştu.

“Dağa sürekli adam çıkaran kişinin istihbarat elemanı olduğunu anlayan komutan, üzüntüsünden kalp krizi geçirip öldü”

“Eşref Bitlis’in uçağını kim infilak ettirdi?” sorusu üzerine “Amerika’nın zaten burada CIA’e bağlı taşeronları var” diyen Aziz Ergen, “Bir örnek vereyim” diyerek şunları söyledi:

“Bir gün Güneydoğu’da bir takip yapıyoruz. Öyle bir örgütün şah damarını yakalamışız ki, dağa devamlı adam götürüyorlar. Bize bağlı bir alay komutanı, ben demin dedim ya kurmay başkanıydım Güneydoğu’da, bize bağlı bir alay komutanı, bir teknik takip aldık. Biz, 3 ay boyunca izlettirdik o (dağa adam götüren) şahsı. Bize bağlı alay komutanı, bu emareleri aldı, bize bildirdi, o izliyor, biz de beraber durum değerlendirmesi yapıyoruz. İşte Güneydoğu’da bir üs bölgesine örgütten eleman taşıyor devamlı. Bakın. Şimdi o kişi, yeri geldi, zamanı geldi, operasyon olgunlaştı, çatışmada yakalandı. 15 tane genci dağa götürürken biz aldık elinden. Sorgulamaları yapıldı. Bir baktık ki, bir sürü genç çıkartıyormuş dağa. Bakın, sonra ertesi sabah mahkemeye çıkacak. Bir anda birileri geldi, aynen şunu dedi: ‘Bu, bizim misafirimiz. Alacağız.’ dediler.”

Ergen, “Kim o birileri?” sorusuna, “Sivil kıyafetli birileri diyelim. Sivil kıyafetli birileri kim olabilir? İsim vermeyeyim ben müsaadenizle.” diye karşılık verdi.

Ergen, “Biz baktık ki kurumlar karşı karşıya gelecek, ben hemen generali aradım. ‘Başkan, ne düşünüyorsun?’ dedi. Kurmay başkanıyım. Komutanım, galiba vermemiz gerekiyor dedim. Şimdi birbirine girecekler. Baktık ki, biz olayın neresindeyiz? Sonra o alay komutanım, hep içine uhde, dert etti ve kalp krizinden öldü. Beni aradı, ‘Aziz Albayım, biz ne için çalışıyoruz? Kimle mücadele ediyoruz? Tavşana kaç, tazıya tut mu?’ dedi.” diye konuştu.

Ergen, bazı izleyicilerin o ‘sivil giyimli birileri’ için MİT tahmininde bulunduklarının belirtilmesi üzerine Ergen, “Yani sonuçta ben de sizin gibi birisiyim. Can güvenliği olmayan bir adamım. Bakın o kadar açık ve net söylüyorum. Bunu niye (anlatıyorum)? Ülkem için, Mustafa Kemal’in yolunda devam ettiğim için anlatıyorum ben.” dedi.

“Yurt dışına kaçırılan 50 milyar dolar, bugün 1 trilyon dolar oldu”

“Beyaz Enerji Operasyonu”nda bedel ödediğini belirten Ergen, “Siyasîlerin o zaman ciğerini gördük biz, bu ülkeyi nasıl hortumladıklarını.” diye konuştu.

Aziz Ergen, sözlerine şöyle devam etti:

“Sedat Peker’in söylemlerinde de ortaya çıkıyor. Bakın, zaten o kadar anlattıkları hep bugüne döşenen taşlar. 50 milyar dolar para, yurt dışına özel uçaklarla kaçırıldı. Nereden biliyorsun? Çünkü ben, organize suçlar daire başkanıydım. Sadettin Tantan var orada. Beraber çalışıyoruz. Yurt dışından gelen adamlar diyor ki, kasetler getiriyorlar. (Paraların kaçırılışını gösteren video görüntüleri.) Ama bizi yediler. Bu paranın gittiği adresler de belli. Meselâ bir tanesini söyleyeyim; İngiltere ile Fransa arasında bir ada var. O zaman Jandarma Genel Komutanına geldi bu, Aytaç Yalman’a. Kasetlerin elinde olduğunu biliyoruz ve bize vermedi.

“AKP iktidarında önemli bir kişi, bu 50 milyar doları getirtmek istedi”

Hatta AKP iktidara geldiğinde bir önemli kişi bana geldi, dedi ki, ‘Albayım, biz bu 50 milyar doları, boşa giden, nasıl getirebiliriz?’ diye, ben dedim, siz ciddi misiniz bu parayı getirmekte? ‘Ciddiyiz tabi’ dedi. O zaman yazın dedim yazı. Ben söyleyince gözleri açıldı. Bir bakıyoruz, bu döneme kadar şimdi 1 trilyon dolar gitmiş. 50 milyar dolar giden para, oldu 1 trilyon dolar, yıllar içerisinde. Hani 3Y’den geldiler bunlar. Yolsuzluktan, yoksulluktan, yasaklardan geldi. Bakın bu konuştuklarımın hepsi, birebir yaşadıklarım. İşte bugün Sedat Peker’in anlattığı yapı, 90’lı yıllarda mafyanın, FETÖ’nün, o zaman ‘Cemaat’, ‘Hizmet Hareketi’ diyorlardı, bir de siyasî iradenin siyasî yapının ve bürokratların bir arada olduğu yapıyı anlatıyor. Yani o zaman silahlıydı bunlar, şimdi silahsız olarak devam ettiler bu süreçte, AKP döneminde. Yani bu kadar açık ve net. Burada sistemi anlatmaya çalışıyoruz, sistemi sorgulamaya çalışıyoruz. Yani olay bu kadar açık ve net. Adresler belli. Bu paralar, istenildiği zaman yine getirilebilir. Bu paralar, istenildiği zaman, yeter ki kararlı olun, yine getirilebilir. Bu ülkeyi soyan, hortumlayan, paralarını yurt dışına kaçıran o kişilerin yakasından tutacak bir Mustafa Kemal’in askeri vardır.”

“Siyasî irade de paşalar da arkamızda durmadı”

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanıyken kendilerinin bütün bunlarla savaştıklarını ifade eden Ergen, “Fakat arkamızda siyasî irade durmadığı gibi, o zamanki paşalar da durmadı. Meselâ Aytaç Yalman durmadı. O Doğru Yol’dan sonra gelen ANAP iktidarıyla, bu sefer onlarla anlaştı. ANAP döneminde de götürülen paralar var. Çok ciddi paralar var. Aslında bu kadar açık söyleyeyim; devletin elinde resimleri bile var. Kaynakları var. Özel hava yolları ve özel uçaklarla, dolu valizlerle gidip boş valizlerle dönen kimler var acaba? Resimleri var hepsinin, ellerinde. İşte bunlar, bir yapı içerisinde organize olmuş durumda. Kesinlikle soygun, talan, hortum düzeni, maalesef kesilmedi, devam ediyor.” diye konuştu.

“Namuslu bir ekip gelsin, o 1 trilyon doları getirttiririz”

“Namuslu bir ekip gelsin, o 1 trilyon doları getirttiririz. Buradan giden paralar belli, adresler belli, götürenler belli.” diyen Ergen, nasıl getirttireceklerinin sorulması üzerine, “O da Mustafa Kemal’in askerlerine düşüyor o iş. Herhalde mesajımı aldınız yani.” dedi.

Aziz Ergen, bugün en büyük kamu ihalelerini alan 5 şirketin sahibinden 3’ünün, geçmişte kendisinin “Beyaz Enerji Operasyonu” için hazırladığı fezlekede yer alan 3 kişi olduğunu da kaydetti.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA