TARİH
Giriş Tarihi : 24-06-2021 10:22

Kadıköy ilçesi, onun kadılığı sebebiyle bu ismi almıştı

Geçmişte, ‘Hākimin köyü” anlamında “Kadıköyü” olarak anılan İstanbul’un Kadıköy ilçesi, Fâtih Sultan Mehmed tarafından İstanbul Kadısı Hızır Bey’e tahsis edilmesi sebebiyle bu isimle anılır oldu. Bir İslâm ālimi olan Hızır Bey, İstanbul’un ilk belediye başkanı olarak da kabul ediliyor.

Kadıköy ilçesi, onun kadılığı sebebiyle bu ismi almıştı

İstanbul Kadılığı

Osmanlı Devleti döneminde hukukî uyuşmazlıkları ve davaları karara bağlamak üzere devletçe tayin edilen hâkime “kadı” deniyordu.

Fatih Sultan Mehmed, fethin ertesi günü, 30 Mayıs 1453’te Hızır Bey’i İstanbul Kadısı olarak görevlendirmiş, bugün Kadıköy ilçesinin bulunduğu bölgedeki köyü de ona “arpalık” olarak hediye etmişti. Bu sebeple o bölge, “Hākimin köyü” anlamında “Kadıköyü” olarak anılmaya başladı. Bugün bir ilçe konumundaki bölgenin adı, “Kadıköy” olarak kullanılıyor.

(Osmanlı Devleti’nde devlet memurlarına hizmette bulundukları sürece maaşlarına ilâveten, görevden ayrıldıktan sonra ise bir nevi emekli maaşı olarak tahsis edilen gelir için “arpalık” terimi kullanılıyordu.)

Hukukun üstünlüğünden taviz vermediği belirtilen Hızır Bey’in, bir mahkemede Fatih Sultan Mehmed’i mahkûm ettiği rivayet edilir.

Hızır Bey’in kabri, İstanbul’un Unkapanı semtindeki İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nın (İMÇ) yanı başında bulunuyor.

Hızır Bey’in belediye hizmetleri

İstanbul’un ilk belediye başkanı olarak da kabul edilen İstanbul Kadısı Hızır Bey’in belediye hizmetleri şöyle özetleniyor:

1. İstanbul surlarının onarımı (surlar ve kent merkezi dâhil). Subaşı Süleyman Bey ile birlikte onarımda çalışmışlardır.

2. Unkapanı, Yağkapanı, Balkapanı gibi, bölgesel ve yerel gıda pazarları olan kapanlar kurulması.

3. Sarnıçların ve su yollarının düzenlenmesi (Subaşı Süleyman Bey ile birlikte).

4. Fiyat ve baç işlerinin yönetimi.

5. Es’ar işlerinin, gıda ve ihtiyaç maddeleri satışının düzenlenmesi.

6. Tartı ve ayarların kontrolü.

7. Çarşı, Pazar gıda maddeleri teftişi (sağlık ve kalite kontrolü) tağşiş, hile (karışık, çürük, bozuk) malların denetimi.

8. Çeşitli denetimler ve cezalandırma.

9. Belediye suçları için özel mahkeme (Mahkeme-tül Es’ar ) kurulması.

10. Şehir imar düzeninin denetimi.

Hayatı

Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun verdiği bilgiye göre, 1407 yılında Eskişehir’e bağlı Sivrihisar kazasında doğan Hızır Bey, Sivrihisar kadısı Celâleddin Efendi’nin oğluydu. Annesinin Nasreddin Hoca’nın soyundan olduğu rivayet edilse de bu bilgilerin şüpheli olduğu kaydediliyor.

İlk öğrenimini babasından gördü; ardından Bursa’da Molla Yegân diye tanınan Mehmed b. Armağan’ın yanında tahsiline devam etti. Bu arada hocasının kızı ile evlendi. Öğrenim hayatını tamamladıktan sonra Sivrihisar’daki bir medresede müderris olarak göreve başladı. Taşköprizâde onun 1433’te burada kadı olarak bulunduğunu belirtir.

Hızır Bey, asıl şöhretini 2. Mehmed’le tanıştıktan sonra kazandı. Eş-Şeāʾiu’n-nuʿmâniyye’de geçen ve diğer kaynaklarda da tekrarlanan rivayete göre Hızır Bey, Edirne’de 2. Mehmed’in huzurunda yapılan ilmî toplantılardan birinde Mısır veya Suriye’den gelen bir Arap âlimiyle giriştiği tartışmada üstünlük sağlayınca padişahın dikkatini çekmiş, bir Osmanlı âliminin bu başarısı karşısında memnun olan padişah, sırtından kürkünü çıkarıp kendisine giydirmiş ve onu Bursa’daki Çelebi Mehmed (Sultâniye) Medresesi’ne 50 akçe ile müderris tayin etmiştir. Ancak bunun ne zaman olduğu bilinmemektedir. Taşköprizâde’nin, bu tayinin ardından onun İnegöl kadılığına getirilme tarihini 1444 olarak vermesi, söz konusu olayın, 2. Mehmed’in henüz 12 yaşında iken tahta çıktığı ilk saltanatı sırasında (1444-1446) cereyan ettiğini düşündürmektedir.

Mecdî ise bu hadisenin 2. Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında vuku bulduğunu kaydetmekle yetinir.

Hızır Bey, Bursa’da iken Hocazâde Muslihuddin ve Hayâlî Ahmed Efendi gibi iki talebesinin de yardımıyla her biri ileride adını duyuracak olan birçok öğrenci yetiştirdi. Muslihuddin Kestelî, Alâeddin Arabî Efendi, Hocazâde, Hatibzâde Muhyiddin Efendi ve Muarrifzâde bunlardan bazılarıdır. Daha sonra Edirne’deki Üç Şerefeli Cami Medresesi’nde ders veren Hızır Bey, (1451) Yanbolu kadılığı da yaptı.

Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden hemen sonra Hızır Bey’i yeni başşehre kadı olarak tayin etti. Böylece Hızır Bey şehrin çeşitli meseleleriyle ilgilenmeye başladı; adliye, belediye, emniyet ve imar hizmetlerinde önemli düzenlemelerde bulundu. Ancak bu görevde iken genç sayılabilecek bir yaşta vefat etti (Ocak 1459).

İstanbul’un Kadıköy ilçesine bu ad, buranın Fâtih Sultan Mehmed tarafından Hızır Bey’e “arpalık” olarak tahsis edilmesi dolayısıyla verilmiştir. İstanbul Unkapanı’nda onun adını taşıyan bir mahalle ve bir mescidinin olduğu bilinmektedir.

Hızır Bey’in 3 oğlu ve 2 kızı olmuştur. Oğulları Yâkub Paşa, Müftü Ahmed Paşa ve Tazarru‘nâme sahibi Sinan Paşa dönemlerinin ünlü ilim adamlarındandı. Kızları Hacı Kadın ve Fahrünnisâ Hatun ise yardım severlikleriyle tanınmışlardı.

Hızır Bey, Arap ülkelerine gitmeden Arapça’yı öğrenen Osmanlı âlimlerinden ve aynı zamanda Fahreddin er-Râzî’nin kelâm ekolünü devam ettirenlerden biridir. Kaynaklarda onun ilmî şahsiyeti “ikinci İbn Sînâ”, “ilim dağarcığı” ve “ilmin âlemi” (başlı başına bir ilim dünyası) lakapları ile ifade edilmiştir.

Taassuptan uzak, açık fikirli, ince ruhlu olduğu ve latifeden hoşlandığı belirtilen Hızır Bey, yüksek bir şiir kabiliyetine sahipti. Az fakat öz eserler vermiştir. Eserlerinin azlığında, idarecilik görevleri yanında genç sayılabilecek bir yaşta ölmesinin de etkisi vardır. Hızır Bey’in ilmî ekolünü devam ettiren ünlü öğrencileri arasında Hayâlî, Hocazâde Muslihuddin ve Kestelî sayılabilir.

Eserleri

1. El-aîdetü’n-nûniyye

2. ʿUcâletü leyle ev leyleteyn.

3. Tefsîr-i Yâsîn-i Şerîf.

4. Terceme-i Külliyyât-ı Hoca Ubeydullah.

5. Terceme-i Meâliʿu’l-envâr.

6. Tufe-i Sulân Murâd an.

Şairliği

Hızır Bey’in, kaynaklarda üzerinde önemle durulan ve bazılarında bir “Kasîde-i Tâiyye” olduğu ileri sürülen bir müstezadı da bulunmaktadır. Yedi beyitten meydana gelen müstezad, Hızır Bey’in hassasiyetinin ve ince ruhunun ürünü olarak kabul edilir. Süleymaniye Kütüphanesi’nde iki nüshası bulunan kasidenin metnine Taşköprizâde eş-Şeāʾi’te yer vermiştir.

Kaynaklarda ayrıca âşiye ʿalâ Şeri Tecrîdi’l-ʿaāʾid adlı bir eser Hızır Bey’e nisbet edilmekte, Atûfî Hayreddin Hızır’a izâfe edilen Şeru Îsâġūcî fi’l-manı adlı eserin de ona ait olabileceği ileri sürülmektedir.

Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazan Hızır Bey’den önce tarih düşürme daha çok bir lafız, terkip veya sadece ebced harflerinin zikriyle yapılırken o bunu şiirin son mısraında uygulayarak yeni bir çığır başlatmıştır.

İstanbul’un fethi için düşürdüğü tarih, bunun örneklerinden biridir:

“Feth-i İstanbul’a nusret bulmadılar evvelûn / Feth edip Sultan Muhammed kıldı târîh ‘âhırûn’” (857).

Kınalızâde Hasan Çelebi, onun Türkçe şiirlerine örnek olarak bir gazeline yer vermiştir.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA