SİYASET
Giriş Tarihi : 03-09-2021 09:14

“Aşıdan uzak durun denemez ama yerli aşı çalışmalarına hız verilmeli”

Saadet Partisi’nin yayınladığı “Aşı Raporu”nda, aşı yaptırmamanın, aşının yan etkilerinden daha riskli olduğu belirtiliyor. Raporda, “Aşıdan uzak durun denemez ama yerli aşı çalışmalarına hız verilmeli” görüşü dile getiriliyor. Raporda, “Aydınlatılmış Onam Formu”nun hukukî bir metin olarak kabul edilemeyeceği belirtiliyor; dolaylı yoldan PCR testi mecburiyeti getirilmesinin doğru olmayacağı dile getirilerek, bunun yerine antikor testleri / rapid antijen testleri yapılması öneriliyor.

“Aşıdan uzak durun denemez ama yerli aşı çalışmalarına hız verilmeli”

Saadet Partisi Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu, “Aşı Raporu”nun ikincisini yayınladı.

Geçmiş yıllarda aşı ile elde edilen olumlu sonuçlar

Türkiye’deki aşılama süreçlerinin de incelendiği raporda, Türkiye’de özelllikle 2007 öncesi dönemde zorunlu aşı uygulaması olmasına rağmen, coğrafi konum, iklim şartları, kayıt tutma problemleri gibi sebeplerden dolayı yüzde 75’lerde olan aşılanma oranlarının 2007 sonrası devlet politikalarıyla desteklenmesi ile birlikte yüzde 95 dolaylarında seyretmekte olduğu kaydedildi.

Raporda, yapılan aşılama çalışmaları sonucunda aşı ile önlenebilir hastalık hızlarında ciddi düşüşler yaşandığına işaret edilerek, çiçek hastalığı, çocuk felci, kızamık, tetanoz, difteri, menenjit, suçiçeği, kabakulak, Hepatit A-B hastalığına karşı yapılan aşılar sonucu elde edilen başarıya dikkat çekildi.

Raporda, “Aşı Karşıtlığı/ Aşı Reddi ve Aşı Tereddüdü Kavramları” üzerinde duruldu.

Türkiye’de aşı reddinin, 2015 yılında “aşı uygulanması için ebeveynden onay alınması” konulu davanın kazanılması, aşı karşıtı söylemlerin medyada sık sık yer alması ve özellikle sosyal medyada grupların oluşturulması ile hızla artış gösterdiği kaydedildi.

Aşılara güvensizliğin sebepleri

Raporda, aşı reddi ve tereddüdü hakkında yapılan çalışmalar incelenerek, en sık belirtilen sebepler de sıralandı.

Aşıya ve aşı içeriğine olan güvensizliğin sebepleri, şöyle özetlendi:

İçinde civa ve alüminyum bulunduğu gerekçesiyle; içinde domuz ürünleri bulunduğu gerekçesiyle dinî sebeplerle; ateş, alerji, havale gibi yan etkileri sebebiyle; SSPE, hiperaktivite, kısırlık sebebi olabileceği gerekçesiyle; otizm, basındaki olumsuz haberler, hasta hakları, mahkeme kazanımları, aynı anda birçok aşı uygulanması gibi sebeplerle…

Saadet Partisi’nin aşı raporunda, aşıların içeriğinde bulunan alüminyum ve civa içeriğinin çeşitli hastalıklara sebep olması ile ilgili yapılan araştırmaların, aşılarda bulunan alüminyum ve civa düzeyinin herhangi bir hastalığa sebep olacak oranda olmadığını gösterdiği kaydedildi.

Raporda, buna benzer başka örneklere de yer verildi.

Her aşının yan etkisi olabilir, normaldir

Ayrıca, insan vücudunun her aşıya karşı lokal ağrı, hafif ateş gibi geçici tepkiler verebildiği, ciddi yan etkilerinin görüldüğü durumlar da olabildiği kaydedildi.

Raporda, “Covid-19 Aşılarının Uygulanması İle İlgili Halkı Tereddüde Düşüren Konular” da incelendi.

Raporda verilen örnekler arasında, 1. Bill Gates’in 2010’daki TED konferansında ifade ettiği “Dünya nüfusu bugün 6.8 milyar. 9 milyara doğru gidiyor. Eğer yeni aşılar ve sağlık hizmetlerinde şimdiden gerekli adımları atarsak bu rakamı yüzde 10 veya 15 gibi düşürebiliriz.” şeklindeki sözlerine yer verildi.

Diğer bir örnek de 2004’te ABD Milli İstihbarat Konseyi’nin yayınladığı “Küresel Geleceği Planlamak” isimli bir dokümanda kullanılan “Küreselleşmenin gidişatı güçlü bir şekilde yolunda gidiyor. Ancak hızla yavaşlatılabilir, hatta durdurulabilir. Büyük bir küresel çatışma, ki pek ihtimal vermiyoruz, olmadıkça küreselleşmeyi durduracağına inandığımız diğer büyük gelişme, 2020’de bir salgın olacaktır.’’ Şeklindeki ifadeler oldu.

“Aşıdan uzak durun denemez ama yerli aşı üretilmeli”

Raporda, “Aşılardan uzak durulmalı ve yaptırılmamalı” şeklinde bir söylemin uygun görülmediği belirtiliyor ancak “küresel aktörlerin açıklamaları ve içerik bilgisi ile ilgili şüphelerden dolayı aşılar konusunda dikkatli davranılması ve içeriğinden emin olunan yerli aşı çalışmalarına hız verilmesi gerektiği” kaydediliyor.

“Toplumsal bağışıklık oranı, en az yüzde 70 olmalı”

Toplumda aşılı bireylerin sayısı arttıkça, aşılanmamış bireylerin hastalık etkeni ile temas ihtimalinin ve hastalığın o toplumda görülme sıklığının azaldığı belirtilen raporda, Dünya Sağlık Örgütü’nün Mart 2018 raporuna göre küresel bağışıklamanın yılda 2–3 milyon ölümü engellediği kaydedildi.

Raporda, toplumsal bağışıklığın sağlanabileceği oranı bulabilmek için “1-1/R0” formülü kullanıldığında 1 kişinin hastalığı ortalama 2-3 kişiye bulaştırdığının tespit edildiği belirtildi. Bu sayı 3 olarak kabul edildiğinde, toplumun yüzde 67 oranında bağışık olması gerektiği; toplumsal bağışıklık yüzde 90’a ulaştığında bulaşma oranının sıfıra indiği, toplumsal bağışıklığın sağlanması için halkın yüzde 70’e varan aşılama oranına sahip olması gerektiği ifade edildi.

“Yaygın test, maske ve mesafe uygulamalarına özen gösterilmelidir”

Raporda, İsrail, İzlanda, İngiltere gibi toplumun yüzde 60-80’inin aşılandığı ülkelerde tekrar Covid-19 vaka sayılarının hızlı oranda arttığına da işaret edilerek, toplumsal bağışıklık için aşılamanın yeterli olmadığı ya da belirli aralıklarla sürekli olması gerektiği ifadesine yer verildi.

Raporda, “İsrail’de vaka sayılarında ciddi bir artış olmasına ve yeni bir dalga yaşanıyor olmasına rağmen ölüm ve hastalığı ağır geçirme sayılarında aşı yapılmayan geçmiş dönemlere göre ciddi bir düşüş görülmektedir. (…) Dolayısıyla sadece aşı ile toplumsal bağışıklık sağlanması pek mümkün görülmemekte, yaygın test, filyasyon, karantina, maske ve mesafe uygulamalarında da pandeminin ilk zamanlarında gösterilen özen gösterilmelidir.” ifadesi kullanıldı.

Covid-19 aşılarının muhtemel yan etkileri

Raporda, Covid-19 (Pfizer-Biontech mRNA) aşısı yaptırmak isteyenlere imzalatılan aydınlatılmış onam/rıza formunda, aşının muhtemel yan etkilerinin açıklandığı belirtildi. Bu belirtiler, şöyle sıralandı:

Baş ağrısı, artralji, miyalji, enjeksiyon bölgesinde ağrı, yorgunluk, titreme, ateş̧ enjeksiyon bölgesinde şişme, mide bulantısı, enjeksiyon bölgesinde kızarıklık, lenfadenopati, uykusuzluk, ekstremitelerde ağrı, halsizlik, enjeksiyon yerinde kaşıntı, bell paralizisi (akut periferik yüz felci), alerjik reaksiyonlar (kurdeşen, alerjik cilt döküntüleri ve anafilaktik şok -aşırı alerjik reaksiyon sonucu boyun bölgesindeki dokulardaki ödem sebebiyle nefes yolunda kapanma dahil olmak üzere ölümcül bir alerjik reaksiyon.

Tıbbî müdahaleyi hukuka uygun kılacak sebepler

Raporda, “Olası yan etkilerde bulunan 5 madde ve ek bilgilendirme, ‘bilinmeyen diğer yan etkiler’ ifadeleri, aşı yaptırmak konusunda bireyleri tereddüde düşürmektedir.” ifadesi kullanıldı.

Raporda, tıbbî müdahaleyi hukuka uygun kılacak sebeplerden birinin Türk Medeni Kanunu’nun 24/2 maddesi olduğu belirtildi. Buna göre, “tıbbî müdahaleyi hukuka uygun kılan haller, daha üstün nitelikte kamusal yarar, daha üstün nitelikteki özel yarar, kanunun verdiği yetkinin kullanılması, kişilik haklarına müdahalede bulunulan kişinin rızası, şeklinde sıralanmıştır.” denildi.

“Aşı uygulaması, üstün nitelikte toplumsal yarar sağlar”

Raporda, aşı konusundaki kanaat şu şekilde dile getirildi:

“Aşılanma, tıbbi bir müdahale olmakla birlikte diğer tıbbi müdahalelerden farklı olarak sadece uygulandığı kişiyi değil, tüm toplumun sağlığını korumaktadır. Aşı ile korunmanın, hastalığın oluşması sonucu ortaya çıkacak toplumsal maliyetten çok daha ekonomik olması yanında, yüksek aşılama oranları ile aşı olmayan kişilerin de hastalığa yakalanma olasılığının azalması söz konusudur. Bu nedenlerle, aşı uygulamasının üstün nitelikte toplumsal yarar sağladığını söylemek yanlış olmayacaktır.”

Toplumsal yarara rağmen “hastanın rızası”na dair yargı kararı

Raporda, küresel ölümcül bir salgın hastalığın hüküm sürdüğü bir durumda daha üstün nitelikteki kamusal yarar bulunması gerekçesiyle kişinin rızası alınmaksızın aşılama yapılmasında hukuka aykırılık olmadığının düşünülebileceği, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, E. 2013/21336, K. 2014/4508, T. 3.3.2014 sayı ve tarihli kararında, üstün nitelikli toplumsal yarar bulunsa dahi, hiç kimsenin aydınlatılmış rızası olmaksızın tıbbi uygulamaya tabi tutulmayacağının açıkça belirtildiği kaydedildi.

“Aydınlatılmış Onam Formu, firmayı sorumluluktan kurtarır mı?”

Raporda bu kısmın devamında şu ifadelere yer verildi:

“Şu halde, sadece üstün nitelikte toplumsal yarar bulunması gerekçesiyle, kişinin aydınlatılmış onamı alınmaksızın Covid-19 aşılamasına tabi tutulması mümkün değildir. Ancak bu noktada, aşılanan kişilerden alınan onam formunun, gerçekten bir aydınlatılmış onam içerip içermediği, bu bağlamda hukuken geçerli olup olmadığı ve aşılama nedeniyle yaşanabilecek sorunlardan dolayı üretici firmanın sadece bu form ile sorumluluktan kurtulup kurtulamayacağı, hususlarının tartışılması gerektiği düşüncesindeyiz.”

“Hasta rızası onay formu, hukuken geçerli kabul edilemez”

Raporda, “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi”ne göre hastanın, verdiği onayı daha sonra değiştirebileceğinin belirtildiği de kaydedildi.

Raporda, “genelgeçer ifadelerle ve/veya eksik aydınlatma ile alınan yazılı onamın, gerek yasal düzenlemeler bağlamında, gerekse de tıp etiği bağlamında, hukuken geçerli bir aydınlatılmış onam olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı görüşüne varılmaktadır.” ifadesi kullanıldı.

“Hangisini göze almalıyım?”

Raporda, bireylerin aşı olurken, “Aşının çalışmaları sonucunda ortaya çıkan yan etkilerini mi göze almalıyım, Covid-19’u ağır geçirme ihtimali sonrası oluşacak rahatsızlıkları mı göze almalıyım?” şeklinde değerlendirme yapabilecekleri ifade edildi.

PCR TESTİ ZORUNLULUĞU

Raporda “PCR Testi Zorunluluğu” da değerlendirildi.

İlgili genelgede aşılama çalışmalarının gönüllülük esasına göre yürütüleceğinin belirtildiğine işaret edilen raporda, 6 Eylül 2021 Pazartesi gününden itibaren aşı olmayan kişilerin, konser, sinema ve tiyatro gibi vatandaşların toplu olarak bulunduğu faaliyetlere katılımında negatif sonuçlu PCR testi zorunluluğu getirileceği hatırlatıldı.

Aynı şekilde, aşısız veya hastalığı geçirmemiş kişilerin, uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirlerarası seyahatler için de negatif sonuçlu PCR testi zorunluluğu olacağı kaydedildi.

Bunun yanı sıra, eğitim kurumlarında 6 Eylül 2021 tarihinde yüz yüze eğitimin başlamasıyla birlikte, henüz aşı olmamış öğretmen ve personele haftada en az 2 defa PCR testi yaptırma zorunluluğu getirildiği, bununla birlikte öğrenci ve velilerden hastalığı geçirmemiş ya da aşılı olmayanların veya negatif PCR testi olmayanların okula yüz yüze devam edemeyeceğinin açıklandığı hatırlatıldı.

Raporda, “Hastalığı hafif semptomlarla geçirmiş, test yaptırmamış ve dolayısıyla antikoru olan kişilerin sistemde görülmeyecek olması bir problem teşkil etmektedir.” ifadesi kullanıldı.

DEĞERLENDİRME BÖLÜMÜ

Raporun “Değerlendirme” bölümünde, Covid-19’la ilgili daha önce küresel çapta yapılan açıklamalarla birlikte nüfus kontrolü ve yeni bir dünya dizaynı amacıyla laboratuvarda üretilmiş olması, aşılarla insanların genetiği ile oynanacak olması, pandemi ile küresel bir korku düzeni oluşturulmaya çalışılması, dijital düzene geçiş için bir aşama olarak görülmesi gibi birçok teori bulunduğuna işaret edildi.

“Önemli olan, bu sürecin nasıl yönetileceğidir”

Bunların gerçekliğinin küresel çapta ele alınması gereken bir durum olduğu ifade edilen raporda, “Şu anda laboratuvarda da üretilse hayvanlardan da geçse 1 milyon 800 bin kişinin ölümüne sebep olan bir hastalıkla karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. En önemli konu bu sürecin nasıl yönetileceğidir.” denildi.

Raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Aşı küresel aktörler ve ilaç şirketlerinin sık sık üzerinde durduğu ve lobi faaliyetleri gösterdikleri konulardan biridir ve küresel aktörlerin açıklamaları ve içerik bilgisi ile ilgili şüphelerden dolayı aşılar konusunda dikkatli davranılması ve içeriğinden emin olunan yerli aşı çalışmalarına hız verilmesi gerektiği en önemli sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Pahalı ve ölçüm süresi uzun süren, güvenirliği düşük olan PCR testi yerine daha hızlı sonuç veren sürüntü testlerinin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Böylelikle hızlı sonuç veren ve kendilerinin evde uygulayabildiği testler sayesinde pozitif olan kişilerin erken tanısı sağlanarak bulaş daha erken önlenebilir.

“Haftada 2 kez PCR testi yerine antikor testi yapılabilir”

Hastalığı geçirenlerin antikor seviyelerinin yüksek olduğu ve hastalığı geçirmenin hücresel immüniteyi, aşıya göre çok daha iyi uyardığı bilgisi birlikte düşünüldüğünde ülke genelinde haftada 2 defa yapılacak PCR testi yerine antikor testi ile hastalığı semptomsuz geçirerek antikoru olan bireylerin bilgisi ve aşılanmış nüfusun toplamı, toplumsal bağışıklıkta nerde olduğumuz konusunda daha sağlıklı bir fikir verecektir. Bu nedenle haftada iki kez PCR testinin mali ve iş yükü yerine antikor testleri yapılarak hastalığı semptomsuz atlatan ve antikoru oluşan kişiler tespit edilerek bu kişiler HES’te hastalığı geçirmiş kategorisine geçirilmelidir.

PCR testi defalarca yapıldığında farklı sonuçlar veren ve doğru pozitif ve negatifliği sorgulanan bir test olması itibariyle aşı yaptırmamış kişilerin haftada iki kez PCR testi yaptırması zorunluluğu doğru sonuç vermeyecek ve sistemin sürekli aksamasına sebep olacaktır. Bu aynı zamanda sağlık sisteminde iş yükünü artıracak bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte aşı olan ve olmayanların aynı virüs yükünü taşıdığını gösteren çalışmalardan hareketle, aşı olan kişilerin daha semptomsuz atlattığı bilgisi birlikte değerlendirildiğinde, aşı olan ve olmayan kişilerin bulaş zincirini kırma konusunda büyük bir etkisi olmadığı görülmektedir. Haftada iki kez PCR testi yerine İspanya ve Güney Kore’de kullanılan ve hızlı sonuç veren “rapid antijen testleri” bulaşı önlemek konusunda fayda sağlayabilmektedir. Bu testlere vatandaşların kolay erişimi hastalığın erken tanısı ve bulaş zincirini kırma konusunda fayda sağlayacaktır.”

Raporda, aşının yan etkileri konusunda yapılan çalışmaların sonuçlarının, aşı olmayıp Covid-19’u ağır geçirme durumunda aşıdan kaynaklı yan etkilerden çok daha fazlasına maruz kalınacağını gösterdiği belirtilerek, aşının, “bireylerin hastalığı daha hafif semptomlarla geçirmesini sağlamak ve hastane yatışlarını ciddi oranda düşürme noktasında etkili olduğu; “bununla birlikte bireyler aşı olmayı tercih etmediklerinde Covid-19’u ağır bir şekilde ve sonrası için vücudunda kalıcı bazı hasarlar bırakarak geçirme durumu ile karşı karşıya” oldukları ifade edildi.

“Aşı yaptırma kararı bireysel bir karar olmalıdır”

Raporda, “Bununla birlikte bireyler aşı olmayı tercih etmediklerinde Covid-19’u ağır bir şekilde ve sonrası için vücudunda kalıcı bazı hasarlar bırakarak geçirme durumu ile karşı karşıyadır. Bu bilgilerden hareketle ‘Kişiler, aşının yan etkilerini mi, yoksa hastalığı ağır geçirme ihtimali ve sonrası etkilerini mi göze almalıdır?’ sorusu karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenlerle aşı yaptırma kararı bireysel bir karar olmalıdır.” ifadeleri kullanıldı.

“Dolaylı aşı zorunluluğu, temel insan haklarına aykırıdır”

Raporda, “eğitim çalışanlarının mesleklerini ifasının, öğrencilerin derslere devamının ve kamu hizmetinin yerine getirilmesinin haftada iki defa PCR testi yaptırma şartına bağlanmasının, yani dolaylı yoldan aşı zorunluluğu dayatılmasının temel insan haklarının ihlâli niteliğinde” olduğu kaydedildi.

“Halk, ikna edici şekilde bilgilendirilmeli”

Sağlık Bakanlığı’na tavsiyede de bulunulan raporda, bu tavsiye şöyle dile getirildi:

“Eğer aşının ciddi yan etkileri olduğuna dair olumsuz yorumlar/haberler sonucu oluşan güvensizliği kırmak ve toplumun aşıya olan tereddütlerini azaltmak istiyorsa, Türkiye özelinde bakanlığın da desteklediği büyük bir örneklem üzerinden aşı olmuş ve olmamış bireylerin karşılaştırılacağı çalışmalar yapılması ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA