İSTANBUL
Giriş Tarihi : 07-10-2019 04:17   Güncelleme : 07-10-2019 09:01

Mimar Doğan Kuban: Dağa tepeye cami yapılmaz

Osmanlı Mimarisi Kitabı’nın yazarı Restoratör Mimar Doğan Kuban, Büyük Çamlıca Camisi’ni üzerinde konuşulmaya değer bulmadığını belirterek, “Sultanahmet’in kopyası. Zaten orası yanlış seçim. Cami, cemaat uğradığı zaman olur. Dağa tepeye cami yapılmaz. Anadolu’yu dolaşın, bulamazsınız” dedi.

Mimar Doğan Kuban: Dağa tepeye cami yapılmaz
Osmanlı Mimarisi Kitabı’nın yazarı, 92 yaşındaki Restoratör Mimar Doğan Kuban, 1969 yılında İstanbul Belediyesi’nin talebi üzerine İstanbul’un korunması gereken yapılarını tek tek belirleyerek bir koruma planı hazırladığını ancak bugün o binaların yüzde birinin bile kalmadığını söyledi.
İstanbul’un Adnan Menderes ve Bedrettin Dalan dönemlerinde kaybedilmeye başlandığını, son dönemde ise yaşanmaz hâle geldiğini ifade eden Kuban, çok kalabalık şehirlerin çağdaş değil geri kalmış şehirler olduğunu belirterek, “20 milyonluk şehir kalmadı dünyada. Hindistan’da, Meksika’da var sadece” dedi.

Restoratör Mimar Doğan Kuban, Hürriyet Kelebek’ten Yenal Bilgici’nin mimarlık ve şehircilik açısından İstanbul’a dair sorularını cevapladı.

Yenal Bilgici, Doğan Kuban’la yaptığı röportajı, şöyle takdim etti:

“Mimar, restoratör, tarihçi... Değil söyleşmek, karşı karşıya oturmaktan bile onur duyduğum ‘Hocaların Hocası’... 1990’da emekli oldu. O gün bugündür, kendi tabiriyle 24 saat çalışıyor. Yazıyor, üretiyor, anlatıyor. Alanındaki en büyük başvuru kaynaklarından ‘Osmanlı Mimarisi’ adlı kitabı yeniden yayımlanan 92 yaşındaki Doğan Kuban’a, üzerine şiirler yazdığı sevgili İstanbul’unu ve bugünkü mimarlık anlayışını sordum.”

“ ‘Korunsun’ dediğim yapıların yüzde biri bile kalmadı”

İstanbul Belediyesi’nin 1969’da kendisinden bir koruma planı yapmasını istediğini; 2 yıllık bir çalışma sonucunda korunması gereken yapıları tek tek çıkardığını anlatan Kuban, korunmasını istediği yapıların yüzde birinin bile kalmadığını söyledi. Kuban, “Suriçi hep ahşaptı o zaman. Yedikule, Cerrahpaşa, İstanbul’un en eski, en özgün mahalleleri… Şehri o şehir, İstanbul yapan mahalleler... Bugün aradan 37 sene geçmiş. Benim “Korunsun” dediğimin yüzde 1’i bile yok. Siz anlayın durumu” diye konuştu.

İzmir de öyle…

Sadece İstanbul için değil İzmir için de koruma planı yaptığını belirten Kuban, “Şehrin içinde eski sokaklar vardı. O eski evler... Onlar üstelik Türkiye’nin özgün konut mimarisinin örnekleriydi. Geldiler, yaktılar, otopark yaptılar. Burada da öyle...” dedi.

En çok da Suriçi başta olmak üzere, Boğaz’ın ve Üsküdar’ın kaybedilişinin canını yaktığını söyleyen Kuban, “Peki bu yıkımın belli bir dönemi var mı? Bugün mü, 2000’ler öncesi mi?” sorusunu şöyle cevapladı:

Vatan Caddesi açılınca Fatih gitti

“Dalan döneminde başladı. Sonra artarak devam etti; ama bu şehir için kilit değişim dönemi, Adnan Menderes’in başbakanlığıdır. Kendine özgü, konsantre bir şehirdi İstanbul. Değiştirmeye içeriden başladı Menderes. Vatan Caddesi’ni açarak girdi işe. Açınca da Fatih gitti.”

İstanbul sokaktır, mahalledir; o İstanbul artık yok

“İstanbullu yok artık; çünkü İstanbul yok. Rize’den, Sivas’tan gelmiş ama İstanbul’u görmemiş ki” diyen Kuban, “Yapmayın Doğan Bey, şimdi de insanların görmeye, tanımaya çalıştığı koca bir şehir var” itirazına şöyle cevap verdi.

“Hayır, esas İstanbul çok küçük. Kimse göremez artık onu. Çünkü İstanbul sokaktır, mahalledir. O İstanbul artık yok.”

Boğaz’da vapur seferleri, bir Osmanlı geleneğiydi

Kuban, 1949’dan beri Anadoluhisarı’nda oturduğunu, 1990’a kadar okuluna, işine vapurla gidip geldiğini anlattıktan sonra, bu konudaki değişimi de şöyle ifade etti:

“Ama şimdi çık buradan, in iskeleye, “Vapur var mı?” diye sor. “İki saat sonra” derler. Halbuki eskiden, boş bile olsa, Şirket-i Hayriye gider gelirdi Boğaz’da. Bir Osmanlı geleneğidir.”

Yeni üretilen vapurlar hakkındaki kanaati sorulan Kuban, “Çok çirkin bir şey o. Nedir o canım? Hapishane gibi içi” dedi.

Bütün camiler, birbirinin kopyası

Ataşehir’de yapılan Mimar Sinan Camisinin önünden geçerken hayal kırıklığı yaşadığı hatırlatılan Kuban, son dönemlerde yapılan camilerin hepsinin, birbirinin kopyası olmasından yakındı. Kuban, “Öyle camilere ‘Sinan’ ismini vermek Mimar Sinan’a hakaret zaten” dedi.

Camileri artık kalfaların yaptığını söyleyen Kuban, “1950’lerde falan mimarlar da yapardı, öyle hatırlıyorum. Tabii mimar camisi deyince, Ortaköy Camii var örneğin. Balyanların yaptığı. Tophane’ye kadar o kadar cami var; hepsi şimdikilerden güzel” diye konuştu. Kuban, Zeynepkamil’deki Şakirin Camisi ile Altunizade’deki İlahiyat Fakültesi Camisi’ni beğendiğini söyledi.

Çamlıca Camisi, konuşulmaya değmez

Kuban, Büyük Çamlıca Camisi’ne dair bir soru üzerine de, “O, konuşulmaya değmez. Sultanahmet’in kopyası. Zaten orası yanlış seçim. Cami, cemaat uğradığı zaman olur. Dağa tepeye cami yapılmaz. Anadolu’yu dolaşın, bulamazsınız” dedi.

Biz burada olanları kendimiz yok ettik

Mimarî bakımdan en beğendiği şehrin Viyana olduğunu söyleyen Kuban, beğendiği diğer şehirler hakkında şunları söyledi:

“Berlin çok güzel değildir ama düzenlidir; severim. Ben Paris doğumluyum. Şehrin merkezi, hâlâ ilk hatıralarımdaki gibidir. Bazı yerleri onlar da bozdular çaresizlikten; ama her şeye rağmen 60 sene evvel ne gördüysem şimdi de aynısını görürüm. Varşova sonra; bozulan yıkılan ne varsa, aslına uygun restore ettiler. Biz burada olanları kendimiz yok ettik.”

Geçmişi muhafaza etme kültürü Osmanlı’da da yoktu

Restorasyon bilincinin ancak tarih bilinciyle oluşabileceğini belirten Kuban, bu bilincin Osmanlı döneminde de olmadığını ileri sürerek, “Padişah bile babasının yaptırdığı evi yıkar, kendisininkini yapardı. Yıka yıka giderdi. Topkapı Sarayı da buna dahil. Göçerliktir bu “dedi. Kuban, “İktidarlar da böyle mi davrandı?” soruna, “Sadece politikacılar değil, halk da korumadı. ‘Babamın evidir, koruyayım’ diye bir kültürü yok” dedi.

Kuban, bugünü nasıl değerlendirdiği konusunda da, “Bugün bitmiş; seksen milyonluk bir nüfusu idare edecek bir kültür yok toplumda. Başta kim olursa olsun... 200 küsur üniversite var ama hoca yok. Cehalet kurbanı olarak devam ediyoruz” diye konuştu.

Kuban, bugünkü konutları ve TOKİ evlerini nasıl bulduğuna dair bir soruya da şu karşılığı verdi:

“Bizim mimarimizle ilgisi yok onların. Halbuki o konut, Osmanlı döneminde bizim dünya kültürümüze hediyemizdi. Osmanlı’nın en iyi yaptığı şeydir hatta. Bahçesiyle, avlusuyla... Belli bir mimarî kalitedeydi. Yaşamı daha güzel kılardı. Bugün o kalitede bir evde yaşamıyoruz.”

Trump, uygarlıkla alâkasız ‘vasat insan’ tipinin temsilcisi

Yeni oluşturulan uydu kentlerdeki teknolojik donanımlı ‘akıllı evler’ için “Estetik olup olmadığı şüpheli. Tasarım kötüyse akıl mühim değil” diyen Kuban, bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getirdi:

“Bir de çok pahalı ve uzak. ‘Havaalanına beş dakika’ diyor reklamında. Neden? Her gün havaalanına mı gidecek, işine mi gidecek orada oturan?  Ama satış olayı her şeyi değiştiriyor. Entelektüel içerik yerine çarpıcı bir şey öneriyor reklamlar. Bugün teknolojinin tanımladığı bir insan var. Vasat bir insan bu. Uygarlıkla alâkasız; gündelik olanın tanımladığı insan. Vasatlık, her yerde. ABD’deki Trump, bu insanın temsilcisi.”

En sevdiği mimarî yapılar, semtler, şehirler

İstanbul’da en beğendiği mimarî yapıları, Süleymaniye Camii, Sokollu Camii, Mağlova Kemeri, Kanuni Türbesi olarak sıralayan Kuban, Mimar Sinan’ın eserlerinden en çok Edirne’de Selimiye Camisi’ni, İstanbul’da ise Sokollu Camisi’ni sevdiğini söyledi. En sevmediği yapıların da gökdelenler olduğunu belirten Kuban, “Çünkü yapmayı bilmiyorlar” dedi.

Kuban, “Siz İstanbul’da en çok hangi semtleri seversiniz?” sorusuna, “Boğaz’ı severim en çok. Anneannemin evi Cerrahpaşa’daydı; eski ahşap evler, mahalleler... Yazdığım İstanbul’u gerçekten gördüm ben. O eski konakların içinde yaşadım, onları bildiğim için severim” karşılığını verdi.

Kuban, Türkiye’de en beğendiği yerleri de Safranbolu, Urfa, Antep, Diyarbakır olarak sıraladı. Kuban, “Köy var mı iyi örnek olarak gösterebileceğiniz?” sorusuna da şu karşılığı verdi:

“Kasaba daha rahat söylenebilir. Kastamonu’dakiler, Amasya’dakiler... Sonra Tokat’ın eski mahalleleri... Birgi’nin, Ödemiş’in de köyleri güzeldir. Ahşap konutları olan bütün şehirler, kasabalar güzeldir. Batı ve Kuzey Anadolu’dakiler... Orman olması lâzım... Orman içindeki köyler, tüm o ahşap işçilikleriyle etkileyicidir.”

Topçu Kışlası, Beştepe Külliyesi

Gezi Parkı’na inşa edilmek istenen Topçu Kışlası hakkında “Kopya bir binadır o, kötüdür. En güzel kışla Kuleli’dir. Selimiye büyüktür ama güzel olan Taşkışla’dır... Kandilli de semtini güzelleştirmiştir” değerlendirmesinde bulunan Kuban, “Beştepe Külliyesi’ni beğendiniz mi?” sorusuna da şu karşılığı verdi: “İlgilenmedim. Mimar olarak iyi isimlerle çalışmıyorlar. Çok değerlendirilecek bir şey değil. Zaten orada mesele, yeşili yok etmiş olmak.”

AKM’nin özelliği nedir?

Binali Yıldırım’ın Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için “Ne özelliği var o binanın?” diye sorduğu hatırlatılarak fikri sorulan Kuban, “Türkiye mimarlık tarihinde özel bir konumu var bu binanın. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 1940 ve 50’li dönemi mezunlarının, Cumhuriyet’in mimarlık gelişmesinde ‘İkinci Ulusal Dönem’ denilen Neo-Osmanlı üslubuna tepki olarak ürettikleri ilk modernizm tasarımlarındandır” dedi.

Barok’un devri geçti

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AKM’nin yerine ‘barok tarzda opera binası’ yapmak istediklerini söylediği hatırlatılarak düşüncesi sorulan Kuban, “Bana komik geliyor. Bugün dünyada barok yapan mı var? Bugün dünyanın ‘barok’u Zaha Hadid’in yaptığı modern işlerdir. Dekoratif bir şeydir barok. Biz yaptık zaten baroku bol bol. Devri geçti” diye konuştu.

Müteahhitlerin arkasında entelektüel bir gelişme yoktur

Bugünün şehircilik anlayışını da değerlendiren Kuban, bu konuda şunları söyledi:

“Bugün şehrin para getiren bir şey olduğu anlaşıldı. Türkiye’nin işadamları o yüzden sanayici değil müteahhit oldular. Bu çok tehlikeli bir şeydir. Çünkü inşaatçı bir şey üretmez aslında. Arkasında entelektüel bir gelişme yoktur. Tabii başka hiçbir şey bilmeyen bir halk için iş sağlar. Halkın karnı doyar. Kendisi için de büyük kâr vardır.”

Bugünkü projelerle ilgilenmediğini belirten Kuban, “Ama şunu söyleyebilirim: İktidarda olan adam en çok parayı nerede kazandığına bakar. Şimdi toprak para getirdikçe, ekonomiyi çok basit bir işleme, inşaata indirgiyorlar. Eğitime, araştırmaya para ayırmıyorlar. Gerekli mühendis de sanayici de yetişmiyor. Mevcut durumu istismar ediyorsunuz, halkı da istismar ediyorsunuz aslında. Cahil bir halk, iş yapıp para kazanmış oluyor. Bu kadar” diye konuştu.

Dünyada 20 milyonluk şehir kalmadı

Kuban, “İstanbul tam olarak ne zaman yaşanmaz hale gelir?” sorusuna, “Şimdi” diye karşılık verdi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Günde yolda üç saat kaybediyorsan, kaç para kaybediyorsun? Hesapla. Sonra üretim azalıyor... Şehri kirletiyorsun. Hayat kalitesi gidiyor. Çağdaşlık mı bu? Şehir hayatı böyle değildir. Geri kalmış şehirler böyledir. 20 milyonluk şehir kalmadı dünyada. Hindistan’da, Meksika’da var sadece.”

(tv5.com.tr / Doğan Kuban’ın Fotoğrafı: Haberturk.com)

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA