MAHALLÎ İDARELER
Giriş Tarihi : 08-11-2021 23:33

“Öcalan’ın mektubu canlı yayında okunurken de tepki konsaydı”

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Yavaş, belediye meclisi görüşmeleri sırasında, Lütfü Türkkan’ın bir şehit yakınına küfretmesi konusunda, hiç kimsenin, bir şehit yakınına sövme, onu incitme hakkı olamayacağını söyledi. Yavaş, “Dilerdik ki bugün Bingöl’deki o çirkin görüntülerden sonra şehitlerimizin hatırasına sahip çıkan kimilerimiz, Abdullah Öcalan’ın mektubu devletin ajansı aracılığıyla yayınlanırken veya kardeşi devlet televizyonuna çıkarılırken de aynı hassasiyetle tepki koysalardı.” dedi.

“Öcalan’ın mektubu canlı yayında okunurken de tepki konsaydı”

“Başak Demirtaş için tweet attınız, şehit yakını için atmadınız”

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Meclisinin bir AK Parti grubu üyesi, ABB Başkanı Mansur Yavaş’a, Lütfü Türkkan’ın bir şehit yakınına küfretmesini kınayan bir tweet atmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Siz, Türk milliyetçiliği camiası içerisinde yetişmiş birisiniz. Ömrünüzü burada ifade ettiğinizi belirtiyorsunuz, doğrudur. Ankara’dan, Orta Anadolu’dan çıkmış bir siyasetçisiniz. Sayın Başkanım, 3 gündür, 4 gündür 2 satırlık bir tweetinizi ben şehit ailelerine sahip çıkan bir tweetinizi ben görmedim. Bakın Sayın Başkanım, daha önce terör örgütü destekçisi Sayın Demirtaş’ın eşine yönelik, Başak Demirtaş’a yönelik olan kadın hakları çerçevesinde sahip çıkan, anlayış gösteren bir tweetiniz oldu. Bu şehitlerimizin annelerinin, bacılarının Selahattin Demirtaş’ın eşi kadar değeri yok mu? Niçin bir açıklama yapmadınız? Yaptıysanız, ben bilmiyorsam kusura bakmayın; ama eğer açıklama yapmazsanız, Türk milliyetçilerinin, 30 bin şehidin, Alparslan Türkeş’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun kemikleri sızlar. Buyurun, buradan da sizden istirham ediyorum, kınayalım.”

“Şehitlerimiz ve yakınları, mevsimlik sahip çıkacağımız varlıklar değillerdir”

ABB Başkanı Mansur Yavaş da, daha sonra okumak üzere bu konuda yazılı bir değerlendirme hazırladığını ancak soru sebebiyle bu açıklamasını öne aldığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

“Bir şehit yakınına Lütfü Türkkan’ın sarf etmiş olduğu sözler, asla kabul edilemez. Kaldı ki bu konuda İYİ Parti, koruma duygusuyla hareket etmemiş, kendisini görevden alarak, yapılması gerekeni yapmıştır. Olayın ilk olduğu anda Lütfü Bey, böyle bir küfür etmediğini iddia etmiştir, akşam vakti de özrünü dilemiştir. Arkasından da İYİ Parti, açıklamalarını yapmıştır. Millet İttifakı’nın bir belediye başkanı olarak, partinin ve Sayın Genel Başkanın tavrını destekliyorum. Seçildiğim günden beri kardeşliği, siyasî nezaketi, devlet ādābını, uzlaştırıcı dili savunan birisiyim ve bizleri son derece rahatsız eden bu hareketin gerekli şekilde cezalandırılmasından da ayrıca memnunum. Yeter mi, yetmez mi, sonuçta parti kendi karar verecek. Zaten aksi durum, kendimizi tutturduğumuz ve halkımız tarafından karşılık gören nezaketli çizgimizi inkâr etmek olurdu.

Eğer İYİ Parti Genel Merkezi gerekli hassasiyeti göstermemiş olsaydı ve biz de bu duruma tepkisiz kalsaydık, hiç şüphe yok ki bizler de eleştirilmeyi hak ederdik. Allah’ın, “Onlara ölü demeyiniz. Onlar, Allah katında diridirler.” diye tanımladığı şehitlerimiz, ölümsüzdür, mukaddestir ve baş tacımızdır. Onların emanetleri de üstüne titrememiz gereken en değerli varlıklarımızdandır. Şehitlerimiz ve yakınları, bizlerin mevsimlik sahip çıkacağımız varlıklar değillerdir. Bakın tekrar ediyorum bu cümleyi: Şehitlerimiz ve yakınları, bizlerin mevsimlik sahip çıkacağımız varlıklar değillerdir. Onlar, tırnaklarını Anadolu kayalıklarına geçirerek burayı yurt tutmamız için kanlarını dökenlerdir ve tarihin her döneminde saygın bir şekilde anılmayı hak eden kutsallarımızdır.

Dilerdik ki, bugün Bingöl’deki o çirkin görüntülerden sonra şehitlerimizin hatırasına sahip çıkan kimilerimiz, Abdullah Öcalan’ın mektubu devletin ajansı aracılığıyla yayınlanırken veya kardeşi devlet televizyonuna çıkarılırken de aynı hassasiyeti duyup tepki koysalardı. Keşke şehit annesi Pakize Akbaba, o yaşında mahkemelerde süründürülürken sahip çıksalardı. Keşke şehidimizin kendisi gibi asker ağabeyi Mehmet Alkan’ın acısına saygı duyup ona sabretselerdi, hakaretlere karşı çıksalardı. Sabredemediler ona da, aynı şekilde. Bizim şehitlerimiz için ‘Şehit değildir; bunu anlamak çok mu zor?’ diye mesaj verenler, açılım zamanı, ‘ākil adam’ yapılırken seslerini çıkarmayanlar; PKK’lılar, kendi ölüleri için yurt içinde sözde şehitlik inşa ederken göz yumup, bizim şehitlerimizin kamyon kasasında taşınmasını dert etmeyenler, ne kadar samimi olabilir? Biz, o dönemlerde de aynıydık, şimdi de aynıyız. Bunu bütün milletimize duyuruyorum.

İstiyoruz ki bu farklı tavırlar, mevsime göre değişen tepkiler geride kalsın, şehitlerimizin ve yakınlarının yeri, her daim başımızın üstünde olsun. Bu konular, siyasî ayrılıklarımızın gerekçesi değil, tam tersine birliğimizin nişānesi olsun ve kıyamete kadar öyle kalsın.

Hiç kimsenin, hangi gerekçeyle olursa olsun, bir şehit yakınına sövme, onu incitme hakkı olamaz. Bu gerçeği hepimiz kabul etmekle birlikte, gönül isterdi ki şehit yakını olarak kendini ifade eden o şahsın sosyal medyada çıkan önceki paylaşımlarına da tepki gösterilseydi. Geçelim taşıdığı unvanı, hiçbir kadının, bir annenin, bir babaannenin iffeti, hiç kimse tarafından küfre konu edilmemelidir. Bu konudaki çifte standarttan uzak tavrımız, hepimizin ortak özelliği olmak mecburiyetindedir. İşte o zaman kötülükler sahipsiz kalır. Siyaset, bir hakaret sanatı olmaktan çıkar, millete hizmetin vasıtasına dönüşür.

Siyaseten yan yana olmasak bile, herhangi bir kadına, sırf kadınlığı üzerinden cinsiyetçi yaklaşımla hakaret ve tehdit geldiğinde, insanlığımızın ortak vicdanıyla karşı çıkmalıyız. Dün Başak Demirtaş’a kadın kimliği üzerinden yapılan ahlâk dışı saldırıyı nasıl kınamış ve kadına yönelik her türlü saldırının karşısında olduğumuzu ifade etmişsek, bugün Meral Akşener Hanımefendi’ye yönelik ahlâk dışı saldırılarda da siyaset üstü düşünmek ve tavır koymak, her bireyin görevi olmalıdır. İki olay arasındaki farkı da şöyle izah edeyim: Birisi sağ ve kendince siyaset yapan 2 şahsa karşı yapılan cinsiyetçi küfürlerdir; bir diğeri, vefat etmiş, şehit olmuş birisinin arkasından yapılan gāliz küfürdür. Yani onun sadece ruhu muazzep olmaktadır. Milletimizin de elbette ki olduğu gibi herkes bundan derin üzüntü duymuştur.

Bence burada kendimizi bir otokontrolden geçirelim. Bu konuda ne kadar çifte standarttan uzak ve günahsız olduğumuzu objektif değerlendirelim. Tekrar ediyorum: İstiyoruz ki bu farklı tavırlar, mevsime göre değişen tepkiler geride kalsın, şehitlerimizin ve yakınlarının yeri, her daim başımızın üstü olsun. Bu konular, siyasî ayrılıklarımızın gerekçesi değil, tam tersine birliğimizin nişanesi olsun ve kıyamet kadar öyle kalsın. Millî şairimiz Mehmet Akif’in işaret ettiği gibi, toplu vurdukça yürekler, toplar onu sindiremesin.”

Mansur Yavaş, daha önce 15 Temmuz şehitleri dāhil bazı şehit yakınlarına yapılan kötü muamelelere dair notlar da getirdiğini ancak eski defterlerin açılmaması ve tartışmanın büyümemesi için bu konuya girmeyeceğini söyledi. Yavaş, “Şehitlere saygımız sonsuz. Kim saygısızlık ederse de karşısındayız. Bu, böyle biline. Dün karşıydık, bugün de karşıyız. Hepinize teşekkür ediyorum.” dedi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA