Advert
GÜNDEM
Giriş Tarihi : 12-01-2022 16:38   Güncelleme : 12-01-2022 17:43

Milli Gazete 50 yaşında

12 Ocak 1973 yılında yayın hayatına başlayan Milli Gazete, 'Hak geldi batıl zail oldu' düsturuyla 50'inci yaşına girdi. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş 50 yıllık serüveni yazdı.

Milli Gazete 50 yaşında

Milli Gazete 50 yıllık Yayın  zulme ve her türlü batıla karşı duran, dünden bugüne her baskısıyla, Necmettin Erbakan'ın mirası olarak yayın hayatına devam ediyor...

Hiçbir zaman konjektüre göre değişmeyen milli gazete merkezine hakk'ı ve kamu yararını gözeterek yapıyor. Milli Gazete'nin yanı sıra fikri ve milli çocuk dergileriylede toplumun her alanına değiniyor.

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, gazetenin 50 yıllık serüveni yazdı. Yazısında “Çınar gibi heybetli ve ulu, kardelen gibi narin ve zarif” diyen Kurdaş’ın yazısı şu şekilde:

“Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela, “bu yolu ben nasıl aşarım” korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki; yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İşte o zaman, insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.”

Prof. Dr. Necmettin Erbakan...

Zor bir yolda yürümek zorunda kalan insanların gönüllerde ve zihinlerde aldığı yoldur Millî Gazete’nin 50 yıllık yolculuğu… Yol zor da olsa bir müddet sonra yürünmüş, aşılmıştır. Hedefe kilitlenmişliğin 50 yılıdır Millî Gazete’nin bugünü. Aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına, bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir imanın doğuşudur Millî Gazete’nin yarım asırlık öyküsü…

Zorluklarla, sıkıntılı şartlarla mücadele deyince benim aklıma “çınar” ve “kardelen” gelir. Biri devasa bir ağaç, diğeri narin bir çiçek… Elbette her şeyin bir hikâyesi var. Her ağacın, her çiçeğin hayata dair anlattıkları, anlatacakları var. Ben derim ki; Millî Gazete’nin yarım asırlık hikâyesini heybetli bir çınar ile narin bir kardelene sorun…

Bir tarafta heybetli, ulu bir çınar…

Kökleri derinlerde, asırlara varırcasına; geçmişi taşır bugüne o kökler… Gök kubbeye yükselen dallarıyla umuda, yarınlara uzanır. Gölgesinde dinginlik ve güven, devasa gövdesinde senelere meydan okuyan mücadele, mücahede. “Çınar gibi adam” deriz… Sırtımızı dayadığımız, umut bağladığımız, gölgesinde “adamlaştığımız” babalarımızı çınara benzetiriz. Heybetlidir, uludur… “Baba” demek, “koca çınar” demektir hepimiz için. Fırtınalarda, kasırgalarda bile devasa gövdesiyle, heybetiyle, derinlere saldığı kökleriyle bizim biricik güvencemizdir çınar… Zorlukların toprağından söküp alamadığı, çetin şartların yıkamadığı bir abidedir çınar. On yılların, hatta asırların şahidi ve tecrübesidir bize ulaşan.

Diğer tarafta gözleri kamaştıran kardelen…

Narin kardelen… Zemheri çiçeği… Ocak ayının, Şubat’ın kara kışın gülü, kardelen. Beyazların içinde bile bembeyaz, kar beyazının özlemle karşıladığı “güzel beyaz” kardelen… Boynu bükük, mütevazı güzel… Dağların, dorukların, karların, soğukların çiçeği. Çilekeş kardelen. Güneş bile üşürken, narin ihtişamıyla fırtınaları dindiren sevda. Kar yağmadan başını topraktan kaldırmaz. Bekler sabırla kar tanelerini; baş tacı eder zorlukları. Bu nedenledir ki sabrın, fedakârlığın çiçeğidir kardelen.

Narindir, boynu büküktür ama yiğittir kardelen. Kat kat çelikten buzu, karı yarıp gün yüzüne çıkmayı başaran zarif yiğit. Güneşin bile üşüdüğü zorluklar yurdunda, baharın müjdesi kardelen. Senenin ilk çiçeği… Zorlukların arasında umut çiçeği…

Fırtınalara, kasırgalara rağmen gökyüzüne uzanan, derinlere kök salan ulu çınarlar, heybetli çınarlar. Güven veren, yarına dal veren, yarına boy atan çınarlar…

Doruklarda kara kışın sıcaklığı, umudu; zarif, narin kardelenler… Kara kışın dağları esir aldığı, her şeyin karın altında kaldığı bir zamanda… Çetin zorlukların hayata dair emareleri sakladığı bir umutsuzluk girdabında “işte ben buradayım” diye başkaldıran; uyanışı, yeniden dirilişi muştulayan kardelenler…

Heybetli ve ulu çınar… Zarif ve narin kardelen…

Ve Millî Gazete….

Yüz yıllara kök salan, yarınlara boy veren gazete. Yarım asrın şahidi, tecrübesi; güven abidesi Millî Gazete… Zorlukların yolundan ayıramadığı, davasından söküp alamadığı, çetin şartların yıkamadığı gazete… Sadakat ve samimiyet çınarıdır Millî Gazete...

Çetin şartların, aşılmaz sanılan zorlukların ikliminde zarafetin başkaldırışıdır Millî Gazete. Umutların tükenmeye yüz tuttuğu, nefeslerin kesilmeye meylettiği, baskılara ram olunduğu bir zamanda “işte ben buradayım” diye haykıran, “Hak geldi, batıl zail oldu” diye arşa yükselen sestir Millî Gazete...

Millî Gazete, çınar gibi heybetli ve ulu, kardelen gibi narin ve zariftir.

Millî Gazete tam 50 yıldır fecre kurulmuş cümlelerle, bu aziz milletin ve mazlum ümmetin, gönül dünyasını aydınlatmaya devam ediyor. Bu vesileyle, en başta bize zorlukları nasıl aşmamız gerektiğini bu zorluklardaki yolculuğuyla, mücahedesiyle bizzat öğreten; her türlü taklitçilik ve saplanılmış -izmler arasında bize yol olarak hakikat yolunu, istikamet olarak Millî Görüş’ü gösteren Muhterem Erbakan Hocamız’ı hayırla ve dualarla yâd etmeyi bir borç biliriz. Allah (c.c.), bizleri bu izzet ve şereften ayrı koymasın. Allah (c.c.), Erbakan Hocamız’ı en güzel ebediyet nimetleriyle mükâfatlandırsın.

Gazetemize yarım asırdır emek veren bütün büyüklerimizi, kardeşlerimizi de rahmetle, hasretle, minnetle ve muhabbetle anıyoruz. Gazetemizin kuruluşundan ellinci yılına dek duası, parası, zamanı, emeği, hakkı geçen herkese teşekkür ediyoruz. Hayatta olanlarımıza şükran ve muhabbetlerimizi sunuyoruz. Dâru’l-bekâya uğurladığımız her bir Millî Gazete emektarı, her bir Millî Gazete okuyucusu için de niyazımız, cennet nasibidir... Allah (c.c.), onlara ikram eylesin.

Hususen siz kıymetli okuyucularımız…

Hani siz “İyi ki Millî Gazete var” diyorsunuz ya…

- İyi ki siz varsınız.

Hep beraber; aynı istikamet üzere aynı heyecanla, aynı aşkla var olmaya devam edersek…

Bilesiniz ki; Hakk gelince batıl zail olur…

Hep beraber; aynı istikamet üzere aynı ihlas, aynı samimiyet, aynı gayretle var olmaya devam edersek…

Bilesiniz ki; “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.”

Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlarız…

Bu zor yolda önce gönüllerde ve zihinlerde yürümek ve yol almak zorundayız…

Zorluğa da, kolaylığa da selam olsun…

50’nci şeref yılımız hayırlı ve mübarek olsun…

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA