SİYASET
Giriş Tarihi : 24-08-2019 00:28   Güncelleme : 24-08-2019 00:44

Karamollaoğlu: Emine Bulut cinayeti, toplumsal cinnetin yansıması

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Emine Bulut cinayetinin, toplumsal cinnetin dışarıya yansıması olduğunu söyledi. Karamollaoğlu, bir süredir kamuoyunda tartışılmakta olan İstanbul Sözleşmesi konusunda ise,  “Biz, İstanbul Sözleşmesi’nin bugünkü hâliyle aileyi tahrip eden hiçbir tarafına ‘evet’ demeyiz” dedi.

Karamollaoğlu: Emine Bulut cinayeti, toplumsal cinnetin yansıması

Cinayeti büyük bir vahşet olarak olarak nitelendiren Karamollaoğlu, bir adamın, bir kadını başkalarının ve kızının önünde boğazını keserek katledecek kadar insanlığını kaybetmesinin sebepleri üzerinde durulması gerektiğini ifade etti. Karamollaoğlu, “Biz, nasıl bu hâle geldik?” diye sordu.

Saadet partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Akit TV’de yayınlanan “Vizyon” programına konuk olarak soruları cevapladı.

Bütün dünyada aileye karşı savaş açılmış vaziyette

Temel Karamollaoğlu, İstanbul Sözleşmesi, ‘ömür boyu nafaka’, ‘kadın cinayetleri’ gibi aile kurumunu doğrudan etkileyen konulara dair soruları da cevapladı. Karamollaoğlu bu konuda şunları söyledi:

“Biz, bununla ilgili bir değil, birkaç tane çalıştay yaptık. Ancak bu konunun ben, davul zurnayla milletin önüne çıkıp münakaşa konusu hâline gelecek, istismar edilecek bir konu olmadığı kanaatindeyiz. Burada kararlar alınır ve tatbik edilir. Spekülasyon yapılmaz. Bu, bizim ahlâkî ve manevî değerler zümresinin içinde ele alınmalıdır.

Burada temel olan unsur, ailenin korunmasıdır. Siz, aileyi korursanız, ferdi de korursunuz. Ahlâkî değerler korunmadan siz aileyi yüceltemezsiniz, toplumu huzura kavuşturamazsınız. Ancak dünyada aileye karşı bir savaş açılmış vaziyette. Bunların müzakeresi bile yapılmıyor. Sadece Türkiye için demiyorum ben. Amerika’da da Avrupa’da da bu konular, sadece kadınla alâkalı bir konuymuş gibi algılatılıyor. Arkasından hiç konuşulmadan kanunlar geçiyor. Arkasından, demin söylediğiniz nafaka meselesiydi, cinayetlerdi, alıp başını gidiyor. Bunun tabii birkaç cephesi var. Böyle bir programda bunu enine boyuna tartışmamız mümkün değil. Başka bir konuyu görüşemeyiz; ancak, dediğim gibi biz, ailenin korunmasını bir numaralı mesele olarak görüyoruz. Aileyi de kadın ve erkekten müteşekkil bir yapı olarak görüyoruz ve bu çocukların korunabilmeleri için bu aile mefhumunun korunması, geliştirilmesi gerekir.”

Bu hâliyle İstanbul Sözleşmesi’ne evet diyemeyiz

Karamollaoğlu, “Siz, meselâ ‘İstanbul Sözleşmesi’ni iptal ederiz diyor musunuz?” sorusuna karşılık, “Biz, İstanbul Sözleşmesi’nin bugünkü hâliyle aileyi tahrip eden hiçbir tarafına ‘evet’ demeyiz” dedi.

Program sunucusu, İstanbul Sözleşmesi’ne Almanya’nın, Sırbistan’ın, bazı Batı ülkelerinin şerh koyduğunu; Rusya anayasa mahkemesinin ‘Bunlar 100 yıl Rusya’da yürüyüş yapamaz’ kararı aldığını; ancak Türkiye’nin, bu sözleşmeyi, hiçbir maddesine şerh koymadan kabul ettiğini belirtti. Bunun üzerine Karamollaoğlu da, “En çok savunan da maalesef, iktidarda bulunan AK Parti’dir. AK Parti, Arnavutluk’taki bir toplantıya da kendi milletvekilini, hanım milletvekilini özellikle göndermiş. Çin’e göndermiş. Geldikten sonra da bunun savunuculuğunu yapmışlar. Burası laf edilecek bir konu değil, icraat yapılacak bir konudur. İktidar, bizim bu söylediklerimizi duyuyor. Duymaması mümkün değil. Duyanlar, götürüp söylesin, duymadılarsa; gerekli tedbiri almakla mükelleftir. Bunun üzerinde ben, daha fazla mügalataya girmeyi doğru bulmuyorum; çünkü bunun sonu yok” diye konuştu.

“Kadın cinayetleri” konusunun, toplumun eğitimi ile de ilgili bir konu olduğunu belirten Karamollaoğlu, toplumda infiale sebep olan Emine Bulut cinayetini de şöyle değerlendirdi:

Biz, bu hâle nasıl geldik?

“Bugünkü işlenen bahsettiğiniz cinayet; yani kendi çocuğunun önünde bir kadının boğazını keserek katletmekten daha büyük bir vahşet olur mu? İnsanlık vasfını kaybetmiş bu adam. Şimdi sorgulanması icap eden, bu adam nasıl oluyor da insanlık vasfını katlediyor? Kendi çocuğunun yanında annesinin boğazını kesiyor. Toplumun da önünde... Kimse buna mani olamıyor. Biz, bu hâle nasıl geldik? Bu, toplumsal bir cinnetin dışarıya yansıması… Biz, birine şahit oluyoruz. Şahit olmadığımız, duyulmayan daha ne kadar konu vardır.

Dizilerle gayrimeşru ilişkiler normalleştiriliyor

Siz, filmlerde aileyi tahrip edecek bütün ahlâksızlıkları dizilerde topluma her gün anlatacaksınız. Her gün diziler var. Herkes, gayrimeşru ilişki ne kadar canlı, bunu görüyor bu dizilerde. Normalleşiyor. Ondan sonra da çıkacaksınız, ‘Bunlar olmasın’ diyeceksiniz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu derler. Onun için ben, bu noktanın üzerinde daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Bizim tavrımız kesin. Bizim için aileyi korumak, ahlâkî ve manevî değerleri ihya etmek önemlidir. Bu, aynı zamanda kadına şiddetin de karşısında olmak mânâsına gelir. Ömür boyu nafaka diye bir şey olmaz, olmamalıdır. Bu bir eziyettir. Bir de çocuğunu görebilmek için gidiyor mahkemeden karar aldırarak çocuğunu görebiliyor. Böyle bir mantık olur mu? Bunların tamamı, bizim toplumumuzla bağdaşmayan, ama Batılıların bize başka noktalarda kolaylık göstersin diye, onlara şirin gözükmek için atılan adımlar olarak yorumluyorum ve tasvip etmiyorum. Bizim toplumumuz da bunu tasvip etmez zaten.”

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA