Advert
KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 25-08-2019 19:15

Son münevverlerden bir tasavvuf tarihçisi

Eski Türk Edebiyatı, tarikatlar, tasavvuf, Yunus Emre, Mevlânâ üzerine kaynak teşkil edecek değerli araştırmaları ve eserleri bulunan; mütefekkir, çevirmen, yazar, şair merhum Abdülbaki Gölpınarlı’yı, vefatının yıl dönümünde rahmet niyazıyla yâd ediyoruz…

Son münevverlerden bir tasavvuf tarihçisi

Abdülbaki Gölpınarlı, büyüklü küçüklü 114 kitabı ve 400’ün üstünde ilmî makalelerinin yanında gençlik yıllarında ilk mekteplerde okutulmuş ders kitapları da yazmıştı.

1900-1982 yılları arasında yaşamış ve Üsküdar’daki Seyitahmet Deresi Kabristanı’na defnedilmiş olan Abdülbaki Gölpınarlı, kimdir?

Fatih Dalgalı, onun hakkında şu bilgileri veriyor:

Gence’nin Gökçay bucağının Gölpınar (Gölbulâh) köyünden Abbas Ağanın oğlu Mustafa İzzet Efendi, Rusçuk’a yerleşmiş ve burada Eytam Müdürü görevini üstlenmişti. İzzet Efendi’nin oğlu Ahmed Agâh Efendi de Vilayet Mektubi Kalemi’nde hizmetlerde bulunmuştu. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sırasında İstanbul’a göçen Ahmed Agâh Efendi, Evkaf Nezareti’nde görev almış ve daha önceleri Rusçuk’ta takdirini kazandığı Ahmed Midhat Efendi’nin yanında, ömrünün sonuna kadar Tercüman-ı Hakikat gazetesinde görev yapmıştır. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde uzun yıllar verdiği hizmetlerden dolayı Şeyhü’l-muhabirîn ya da baba gibi unvanlarla anılan Ahmed Agâh Efendi, İstanbul’a geldiği yıllarda Dağıstan göçmenlerinden ve Çerkes olan Aliye Şöhret hanım ile evlenmiş ve bu evliliklerinden 12 Ocak 1900 tarihinde Abdülbaki Gölpınarlı dünyaya gelmiştir. Sultanahmet Dizdariye’de dünyaya gelen Abdülbaki Gölpınarlı’ya, ilk olarak dedesinin ismi olan Mustafa İzzet ismi verilmişse de uzun ömürlü olması düşüncesiyle daha sonra Abdülbaki ismi verilmiştir. Kendisinin seçtiği Gölpınarlı soyadı da köyleri olan Gölpınar’dan gelmektedir.

Abdülbaki Gölpınarlı’nın yetiştiği çevre, kültür ve tasavvuf ile iç içedir. Babası Ahmed Agâh Efendi, Rusçuk’ta bulunduğu sıralarda Bektaşilik’e, İstanbul’a geldiğinde de Nakşilik’e intisap etmiştir. Engin bir kültür çevresinde yetişen ve yedi sekiz yaşlarında Bahariye Mevlevihanesi’ne devam eden Gölpınarlı, babasından aldığı eğitimin yanı sıra tasavvuf ve tarikat kültürü ile alâkadar olmuştur. Daha küçük yaşlarda Bektaşilik, Nakşilik ve Mevlevilik yolunda bilgi sahibi olmaya başlayan Gölpınarlı, eğitim hayatına Babıali yokuşundaki Hoca Tahsin Medresesi’ndeki Yusuf Paşa İlkmektebi’nde başlar. Sonra özel Menbau’l-irfan Rüşdiyesi ve ardından da Gelenbevi İdadisi’ne devam etmiştir. Gelenbevi İdadisi’nde okurken, 1916 yılında babası Agâh Efendi’nin vefatı üzerine tahsil hayatını yarıda bırakarak çalışma hayatına başlamıştır.

Çalışma hayatına mezun olduğu Menbau’l-irfan Rüşdiyesi’nde coğrafya ve Farsça öğretmenliği ile başlayan Gölpınarlı, Vezneciler’de kâğıtçılık ve kitapçılık da yapmıştır. Sonraki yıllarda geçim sıkıntısı çekmeye başlamış ve dostlarının daveti üzerine 1919 yılında Çorum’un Alaca ilçesinde Kenzu’l-irfan İlkmektebi’nde baş muavin ve baş öğretmen görevlerini yürütmüştür. Alaca’da geçirdiği 3-4 yıllık çalışma hayatında Hüseyin Dede Dergâhı’na bağlanmıştır. Daha sonra İstanbul’a döner ve babasından kalan evi satarak paranın bir kısmını tahsiline ayırır. 1924 yılında Erkek Muallim Mektebi’nin son sınıfına kabul edilen Gölpınarlı, 1926’da İstiklal Lisesi’nden, 1930’da da Edebiyat Fakültesi’ndeki yüksek tahsilinden mezun olur. Tahsil hayatından sonra Konya, Kayseri, Kastamonu ve Balıkesir liselerinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Balıkesir’deki öğretmenliği esnasında, tarihçilerin kutbu Prof. Dr. Halil İnalcık hoca da Abdülbaki Gölpınarlı’nın öğrencisi olmuştur. Bu öğretmenlik görevleri esnasında İstanbul’a gelerek İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde, Vefa Lisesi’nde ve Haydarpaşa Lisesi’nde de öğretmenlik yapmıştır. Hatta Haydarpaşa Lisesi’nde öğrenciler, diğer derslere girmeyip Gölpınarlı’nın derslerine girmeye başladıklarında bu sorun oluşturmuş, ‘Herkes bizim dersten kaçıp Baki’nin dersine gidiyor’ denmiştir. Bunun üzerine Gölpınarlı, “tembel talebe yoktur, dersini sevdirmeyen hoca vardır” demiştir. 

Kültürel zenginliğe sahip bir ailede büyüyen Gölpınarlı, tasavvuf terbiyesine babası Ahmed Agâh Efendi ile başlamış daha sonra Bahariye Mevlevihanesi Şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede ve Hoylu Hacı Şeyh Ali Efendi ile devam etmiştir. Abdülbaki Gölpınarlı, İsmail Saib Sencer, Ömer Ferid Kam, Ahmed Naib Bey, Ahmed İzzet Efendi ve Fuad Köprülü’den dersler almış ve daha sonra yapacağı çalışmalara kaynaklar toplamıştır. Sonraki yıllarda Fuad Köprülü ile araları açılan Gölpınarlı, metodolojiyi Köprülü’den öğrendiğini de her zaman söylemektedir.

Abdülbaki Gölpınarlı 1939 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde okutman olarak,  Yunus Emre Hayatı adlı eseri doktora tezi sayılması üzerine de doçent kadrosuyla akademik hayata adım atmıştır. 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine geçerek İslam-Türk Tasavvuf Tarihi ve Edebiyatı dersini okuttu ayrıca Gölpınarlı 1945 yılında bu görevdeyken komünist bir örgütle ilişkisi olduğu iddiasıyla gözaltına alınmış ve 318 gün tutuklu kalmıştır. Tutuklanmasının sebebi İlerici Gençler Birliği tüzüğünü arkadaşlarına okumasıdır. Beraat ettiği mahkemede maddeci doktrin ile alakasının bulunmadığını söyleyerek 24 sayfalık yazılı ifadesini okur. Bu mahkemede Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver de Gölpınarlı’yı savunmaya gider. Ünver, o gün için; Gölpınarlı’nın dostlarından kimsenin olmadığını, yalnız kendisinin ve hukuk fakültesinden bir doçent Baki’yi savunduk der. 1946’da beraat eden Abdülbaki Gölpınarlı, 1949 yılında kendi isteğiyle İstanbul Üniversitesi’nde emekli olur.

25 Ağustos 1982 tarihinde İstanbul’da vefat eden Gölpınarlı, Seyitahmet Deresi Kabristanı’na defnedilmiştir. Kendisinin yazdığı metni, Melâmî üslûbuyla yapılan mezar taşına Gölpınarlı’nın talebesi olan ve hattın son büyük üstadlarından Prof. Dr. Ali Alparslan işlemiştir.

Farklı bir yapıya sahip olan Abdülbaki Gölpınarlı, çabuk parlayan, bir görüşten onun tam karşıtı bir görüşe geçebilen mizacına mukabil bütün hayatı boyunca Şiilik ve Mevlevilik’e sadakatle bağlı kalmıştır. Büyüklü küçüklü 114’e varan kitabı ve 400’ün üstünde ilmî makaleleri yanında gençlik yıllarında ilk mekteplerde okutulmuş ders kitapları da yazmıştır.

“Benim yazdıklarım sadece okuduklarım değil, yaşadıklarımdır” diyen Gölpınarlı, önemli eserlere imza atmış, velûd bir şahsiyettir. Telif çalışmaları yanı sıra yaptığı çevirilerle ve bu çevirilere koyduğu açıklayıcı notlarla önemli bir çabada bulundu. Kur’an-ı Kerim ve Mesnevî çevirilerini yaptı. Eski Türk Edebiyatı’na, tasavvufa ait çalışmaları birçok yerde yayınlandı ve kaynak olma özelliği kazandı. Yunus Emre Hayatı, Melâmîlik ve Melâmîler, Mevlana’dan Sonra Mevlevîlik, Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin, Ca’feri Mezhebi ve Esasları, Tarih Boyunca İslâm Mezhepleri ve Şiilik, Hz. Muhammed ve Hadisleri, Kur’ân-ı Kerim ve Meali gibi çok sayıda kaynak eseri yanında Gölpınarlı’nın, gençlik yıllarından itibaren yazdığı bir divanı da bulunmaktadır.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA