SİYASET
Giriş Tarihi : 30-10-2019 07:56

“İktidarın İttihat ve Terakki rolü oynadığından endişe ediyoruz”

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Abdullah Sevim, toplumda oto kontrol mekanizması olan Müslüman mahalle baskısının kaldırıldığını, İstanbul Sözleşmesi gibi uygulamalarla ailenin parçalandığını, bütün kırmızı çizgilerin aşıldığını, ekonominin dışa bağımlı hale getirildiğini, adaletin yok edildiğini, bir korku toplumu oluşturulduğunu dile getirdi. Sevim, iktidarın, Osmanlı’yı çökerten İttihat ve Terakki Cemiyeti rolü oynadığından endişe ettiklerini belirterek, “Bu köle düzeninin değişmesi lâzım” dedi.

“İktidarın İttihat ve Terakki rolü oynadığından endişe ediyoruz”

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Abdullah Sevim, TV5’de yayınlanan “Buluşma Noktası” programında, Mehmet Ali Kayacı’nın sorularını cevapladı.

Terörle mücadele ve Kürt meselesi konusunda görüşlerini dile getiren Sevim, etnik ayrışmaların sadece dış güçlerin işine yaradığını, Türkiye’nin hem ekonomik hem de insan kaynakları kaybına sebep olduğunu söyledi.

“Devlet mi halka hizmet edecek, halk mı devlete hizmet edecek?”

Cumhuriyetin zor bir dönemde kurulduğunu belirten Sevim, “600 yıl yeryüzünde söz sahibi olmuş, Dünya’nın doğusuna, batısına, kuzeyine, güneyine adalet götürmüş, hakkı üstün tutmuş olan Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki eliyle yıkıldı ve arkasından da cumhuriyet kuruldu” dedi.

Türkiye’nin 780 bin kilometrekarelik bir alana sıkışıp kaldığını, yetişmiş insan potansiyelini neredeyse tamamen kaybettiğini, sanayisinin ve tarımının çökme noktasına geldiğini belirten Sevim, cumhuriyetin böyle bir zeminde kurulduğunu söyledi.

“Devlet mi halka hizmet edecek, halk mı devlete hizmet edecek?” sorusunun, bir devletin kuruluşunda önem taşıdığını ifade den Sevim, “Halkın devleti olursa, o zaman devlet ‘hizmetkâr’ olarak görev yapar; ama devletin halkı olursa, o zaman devlet halkı ezer” dedi.

Devletin hâlâ “halkın devleti” olamadığını ileri süren Sevim, bunun tek istisnasının, 11 aylık Refah-Yol Hükümeti döneminde Erbakan’ın eline fırsat geçtiği zaman yaşandığını iddia etti. Sevim, “Bunun haricinde hâlâ devlet, tahakküm eden, halkını ezen bir yapı olarak bugün işlevini sürdürmektedir” dedi.

Sevim, cumhuriyetin, Türkiye’de sanki sadece Türkler’in yaşadığı, diğer etnik yapıların yaşamadığı kabulüyle kurulduğunu ileri sürerek, “Neredeyse Türkiye’de yaşayan herkese ‘Ben Türküm’ deme mecburiyeti getirildi” iddiasında bulundu.

 Sevim, sözlerine şöyle devam etti:

PKK’nın ortaya çıkmasında yanlış uygulamaların da payı var

“Nitekim yıllarca, daha yeni kaldırıldı, her sabah çocuklarımıza, belli bir dönemden sonra, ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ dedirtildi ve buna Kürt çocuğu da mecbur edildi.  Türk değil; nasıl bu çocuk ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ desin? Allah rahmet eylesin, Erbakan Hocamız, bununla ilgili Bingöl’de yaptığı konuşmada bunun yanlış olduğunu (şöyle ifade etmişti), ‘Siz eğer Kürt çocuklarına da ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ dedirtirseniz, o belki dışarıdan böyle söyler ama içinden ‘O halde ben de Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım’ der. Böylece bir ayrılık ateşini o çocukların içinde yakmış olursunuz.’

Bugün hâlâ bunun bedelini ödüyor muyuz, ödemiyor muyuz? PKK dediğimiz olgu, her ne kadar dış güçlerin de bu işin içinde parmağı varsa da, bugün Türkiye’deki mevcut yanlış anlayıştan ve yanlış uygulamalardan geçiyor.

Hiç kimse, anasından terörist olarak doğmuyor

Kürtleri de Türkleştirmeye kalkarsanız, sonuç böyle oluyor. 1984 yılında başlamış ilk eylemler. O gün bugün kan döküyoruz. Ölüyoruz ve öldürüyoruz; ama neticede ortaya çıkan sonuç ne Kürtlerin işine yarıyor, ne Türklerin işine yarıyor; ama dış güçlerin işine yarıyor. Çünkü bizim de kullandığımız silahlar onlardan geliyor, PKK’nın kullandığı silahlar da onlardan geliyor. Dolayısıyla kazanan daima dış güçler oluyor. Hem insan kaybeden bizleriz, hem de ekonomik yönden ülkemizin gelişmesine harcayacağımız parayı, tam tersine insanımızı yok etmeye harcıyoruz.

Şunu da ifade edeyim; bazılarına ters gelebilir: Hiç kimse, anasından terörist olarak doğmuyor. Allah’ın böyle bir kanunu yok. Her doğan, İslâm fıtratı üzere doğuyor, tertemiz doğuyor. İyi veya kötü insan olabilme kabiliyetiyle doğuyor. Siz, o insanın iyiliklerini artıracak eğitimi verirseniz, iyi oluyor. Kötülüklerini artıracak eğitimi verirseniz, bu sefer de kötü oluyor. Maalesef bugün bizim eğitim sistemimizde çocuklarımızı 6 yaşında melek olarak teslim ediyoruz, 22 yaşında üniversiteyi bitirdiğinde adeta eşkıya olarak, terörist olarak, hatta daha ileri düzeyde şeytanlaşarak mezun olmak zorunda kalıyorlar.

Bu köle düzeninin değişmesi lâzım

Türkiye’de Diyanet teşkilatını ıslah etmeden, Millî Eğitimi millîleştirmeden Türkiye’nin problemlerinin çözülmesi mümkün değil. Bu iki kurum, Türkiye’yi ya var edecek, ya yok edecek. Maalesef bugün her iki kurum da Türkiye’nin yok olmasına hizmet ediyor; farkında olarak veya olmayarak. Yani iftira etmiyorum ben. ‘İhanet ediyorlar’ diyemem; ama sonuç itibariyle bugün camilerde Müslümanlığın doğrusunu öğrenmek mümkün değildir. Ne kadar garip; sokakta çıkıyor, mikrofonlar insanların önüne uzatılıyor, ‘Lâ ilahe illallah’ın manâsı soruluyor, bırak anlamını anlamayı, bırak içeriğini anlamayı, ‘lâ ilahe’ dediğinde neyi reddettiğini, ‘illallah’ dediğinde neyi kabul ettiğini bilmeyi, ondan geçtik, ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ diyemiyor gençler. Birçok gence soruluyor, ‘Ben gusül abdesti diye bir şey bilmiyorum’ diyor. Bu, Türkiye’nin hakikati. Bunun sebebi de suçlusu da kim? Başta rejim. Bu rejim, yanlış bir rejim. Hocamızın tabiriyle, köle düzeni bu düzen. Bu düzenin bir defa değişmesi lâzım.”

CHP-MSP koalisyonu devam etseydi…

Sevim, “Her kesimi içine alan bir doğumun sevincini hep beraber yaşayamaz mıyız? Neden yaşayamıyoruz?” sorusu üzerine de şöyle konuştu:

“Neden yaşayamıyoruz? Çünkü bu ülke, neredeyse Erbakan Hocamız hariç, bilhassa çok partili hayatı da dikkate aldığımızda, millî olan insanlar tarafından yönetilmedi. Bu insanlar millî değil. Bu konuda Erbakan tekti. Tek millî başbakan, Erbakan Hocaydı. Bunun dışındakilerin hepsinin iş başına gelmelerinde dış güçlerin doğrudan veya dolaylı olarak destekleri, yardımları vardı.”

Ecevit, koalisyonu neden bozdu?

Abdullah Sevim, Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Erbakan’la birlikte hareket eden Ecevit’i de bu tasnife dahil edip etmediğine dair bir soru üzerine, “Alıyoruz, niye almayalım? Ne değişiyor? Aynı Ecevit, kısa bir müddet sonra, gene kendisine verilen talimatlar gereği koalisyonu bozdu. Yani o koalisyon devam etseydi, Türkiye bugün bir başka yerde olacaktı. Yani CHP-MSP koalisyonu devam etseydi, Türkiye bugün başka bir Türkiye olurdu. Kaç ay sürdü CHP-MSP koalisyonu? O koalisyonda Millî Selâmet Partisi, neredeyse tek başına Türkiye’yi idare eder durumdaydı. Etkiliydi. Dolayısıyla yani niye bozuyorsunuz koalisyonu? Yani ne oldu da koalisyon bozuldu? Erbakan Hocanın, Millî Selâmet Partisi’nin etkisi her geçen gün daha da arttı; efendim Türkiye’yi koalisyonla yönetmiyorsunuz; Türkiye’yi Erbakan yönetiyor. Hep onun dediği oluyor. Onun dediği olursa da bizim bu ülkedeki sömürü düzenimiz devam etmez’ diyen dış güçler ve iç güçler, bu işe razı olmadılar; aynen Refah-Yol Hükümetinde olduğu gibi.”

ABD Başkonsolosu, Sunalp Paşaya ne dedi?

Sevim, Ecevit’in Irak’ın işgaline karşı çıktığının hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:

“Doğru, zaman zaman geliyor gidiyor demek ki. Bir an millîleşiyor, bir an… Yani düşünün ki, ben daha önce de anlattım burada, Turgut Sunalp Paşaya İstanbul Başkonsolosu geliyor; 1980 sonrası, seçimlerden önce, Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni kurmuş, ‘Paşam, seçimleri siz kazanırsanız, Amerika’nın Türkiye’deki menfaatleri hakkında ne düşünürsünüz?’ Paşa diyor ki, ‘Ben öncelikle Türkiye’nin menfaatlerini düşünürüm.’ Konsolos diyor ki, ‘Görüşmemiz bitmiştir, bana müsaade…’ Ayrılıyor. Aynı tarihlerde Turgut Özal, New York’ta bankerlerle anlaşıyor. ‘Beni destekleyin, bizden tıkır tıkır almakta olduğunuz ana paranızı ve faizlerinizi ödemye devam ederim’ diyor. Onlar da ‘Hay hay’ diyorlar ve Turgut Özal’ı destekliyorlar. Yalçın Doğan, ‘Dar Sokakta Siyaset’inde uzun uzun anlatıyor. Turgut Özal hayattayken yazıldı bu kitap. Turgut Özal dönüp de ‘Ben öyle bir şey yapmadım’ demedi. Çünkü demeye de gerek duymaz. Çünkü öyle bir mantıkları yok. Yani dış güçler tarafından yönlendirilmek, onlar için ayrıca bir nimet meselesi. Ödül yani…”

Taraftarlığın fanatizmden kurtulması lâzım

Türkiye’de seçmenlerin futbol taraftarı gibi parti taraftarlığı yaptıklarını ifade eden Sevim, “Biz bu yanlış anlayıştan insanlarımızı kurtarabilirsek, çok daha huzurlu, mutlu ve de hızlı bir şekilde kalkınabileceğimiz bir seviyeyi yakalayabiliriz” dedi.

Abdullah Sevim, insanların, oy verdikleri partilerin her yaptığını doğru, rakip partilerin adeta her yaptığını ise yanlış kabul ettiklerine işaret ederek, “Ve bu maalesef parti liderlerinin ortaya koymuş oldukları tavırlar, söylemler sebebiyle de halka yansıyor. Yani onlar yukarıda kavga edince, bu sefer camide insanlar karşı karşıya geliyor, sokakta karşı karşıya geliyor, iş yerinde karşı karşıya geliyor, işte stadyumda karşı karşıya geliyor. Dolayısıyla bunların olmaması için öncelikle bir defa bu ülkenin yönetimine talip olan partilerin liderlerinin kendilerine çeki düzen vermesi lâzım. Kullandıkları dilin ayrıştırıcı, ötekileştirici bir dil olmaması lâzım” diye konuştu.

Ekonominiz zayıf olursa mektubu yutmak zorunda kalırsınız

Abdullah Sevim, ABD Başkanı Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği skandal mektuba tepki olarak Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nın Trump’a mektup gönderdiğinin hatırlatılarak buna neden ihtiyaç hissettiklerinin sorulması üzerine de şöyle konuştu:

“Bekledik; yani bir ses bekledik. Erbakan Hocamızın ifadesiyle “Bana ne Amerika’dan” diyebilecek bir ses bekledik; ama bu sesi duymadık. Tam tersine, mektuba doğrudan muhatap olan cumhurbaşkanı, sevgiden, saygıdan bahsetti. Bir tarafta kendisine ağır kelimelerle hakaret eden bir yapı var, diğer tarafta ise bunu, bugünkü şartlarda, içinde bulunduğu şartlar gereği, yani son tahlilde yutmak zorunda kalan bir yapı var.”

Bunun sebebini Türkiye’nin ekonomideki güçsüzlüğüne, neredeyse iğneden ipliğe her şeyi ithal eder hale gelmesine bağlayan Sevim, “Eğer böyle olursanız, borçlu olursanız, efendim her konuda ithalata bağımlı bir ülke haline gelmişseniz, kabadayılık edemezsiniz, konuşamazsınız. Haklarınızı savunamazsınız. Boyun eğmek zorunda kalırsınız” dedi.

Amerika ne istedi de vermediler?

Abdullah Sevim, ülkeyi kendilerinin yönetmesi halinde böyle bir mektubun gelemeyeceğini, çünkü buna fırsat vermeyeceklerini ifade etti.

Sevim, sözlerine şöyle devam etti:

“Trump, ‘Bunlar iş başından gitsin’ demiyor. İş başında dursunlar diye gayret ediyor. Yani ne dediler de yapmadılar? Yani düşünün ki bugüne kadar Amerika ne istedi de biz vermedik? Bunu düşünelim bir… Aynen FETÖ olayında olduğu gibi. Nasıl FETÖ’ye ne istedilerse verildiyse, bugün için Amerika, Avrupa ne isterse veriyoruz biz.”

Boşanmalar ve çalışan kadınlar

Abdullah Sevim, İstanbul Sözleşmesi ile ailenin çökertildiğini, bu sözleşmenin imzalanmasından sonra kadın cinayetlerinin ve yıkılan yuvaların sayısının arttığını ileri sürdü.

0-60 aylık çocukların kreşe teslim edilmesi halinde ailelere 650 Lira ödenmesi için bir hazırlık yapıldığını belirten Sevim, boşanan kadınların %90,4’ünün çalışan kadınlardan oluştuğunu söyledi. Sevim, kadınların iş hayatında ezilip yorulduklarını, bu sebeple de aile yükünü kaldıramadıklarını dile getirdi. Sevim, “Kaldıramayınca da tercihte bulunuyor; müstakil olarak, ferdî olarak bir hayat sürdürmek, demek ki daha fazla işlerine geliyor” dedi.

Sevim, küçük yaşta zina edilmesinin bir problem olarak görülmediğini ama küçük yaşta (genç yaşta) evliliklerin problem olarak görüldüğünü ifade ederek, bu sebeple kocaları hapse düşmüş çok sayıda çocuklu kadının mağdur olduklarını söyledi.

Yöneticileri önce dış güçler seçiyor, sonra da halka seçtiriyor

Türkiye’nin en temel probleminin, halkın, dış güçlerin seçtikleri siyasetçileri seçmelerinin sağlanması olduğunu ifade eden Sevim, “Önce bizi yönetecek insanları dış güçler seçiyor; bu ülkede menfaati olan, çıkarı olan, hesabı olan ülkeler, güçlü ülkeler seçiyor bizi yönetecek insanları; sonra bize seçtiriyorlar” dedi.

“Tayyip Erdoğan iktidardan giderse Türkiye batar” anlayışının topluma kabul ettirildiğine işaret eden Sevim, “Tayyip Bey’e oy veren insanlar da, ‘Başkan o kadar ileri derecede yetkilerle donatıldı ki, Tayyip Bey gitse, yerine kötü niyetli biri gelse, bu ülkenin hali ne olur?’ diye sora sora gittiler gene Tayyip Bey’e oy verdiler” dedi.

Bir korku toplumu oluşturulduğunu belirten Sevim, kurucuları arasında eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da bulunduğu Şehir Üniversitesi’nin bütün mal varlığına tedbir konduğunu hatırlattı. Sevim, “Bütün yayın organları; televizyonlar, gazeteler sana hizmet ettiği gibi, bütün üniversiteler de sana hizmet etmek zorunda mı? Böyle bir şey var mı? Bu, köle düzeni değildir de nedir? İnsanlar köleleştirildi. Bunun başka bir izahı yok. Kabul edilebilecek bir şey değil” diye konuştu.

Başkanlık sistemi mutlaka değişmeli

Abdullah Sevim, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, başkanlık sistemi hayata geçmeden önce Tayyip Erdoğan’la görüşerek uyarılarda bulunduğunu ancak Erdoğan’ın kendisi değişmek yerine Saadet Partisini değiştirmeye çalıştığını ifade etti. Sevim, “Bu sistemin mutlaka değişmesi lâzım. Bu sistemle yürünmez yani. Bu sistemle ülke kalkınmaz” dedi.

Müslüman mahalle baskısı ortadan kalktı

Adalete olan güvenin önemli ölçüde azaldığını, gelir dağılımında adaletsizlikler ve toplumda yozlaşma yaşandığını ifade eden Sevim, sözlerine şöyle devam etti:

“Erbakan Hocamızın bin bir çileyle oluşturduğu şuurlu Müslüman kitle, maalesef son 20 yılda büyük oranda sahilden uzaklaştı. Öncelikle ahlâk ve maneviyata ihtiyaç var. Müslüman mahalle baskısı ortadan kalktı. Bir oto kontrol vardı. Cihadın zirvesi, emr-i “bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker”dir. Yani iyilikleri yaygınlaştırıp kötülükleri ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bu son dönemde kırmızı çizgilerimizin neredeyse tamamına yakını ortadan kaldırıldı, çiğnendi ve “üzüm üzüme baka baka kararır” tabirinde olduğu gibi insanlarımız da birbirlerinden cesaret aldılar, yanlış şeyler yapma konusunda.”

İttihat ve Terakki rolünün oynandığından endişe ediyoruz

Toplumun hiçbir kesiminin mutlu olmadığını belirten Sevim, toplumda bir arayış olduğunu söyledi. Sevim, “Bu insanların beklentilerine cevap verebilecek bir çıkış yapılırsa, inanıyorum ki bu insanlar dönüş yapacaklardır” dedi.

Saadet Partisi’nin 3 Kasım’da yapılacak olan kongresini de değerlendiren Sevim, yoğun bir katılım ve coşkulu, Türkiye’ye ümit vaad eden bir kongre olmasını beklediklerini söyledi.

Sevim, “Bu süreci durduramazsak, İttihat ve Terakki’nin Osmanlı’nın son dönemlerinde oynadığı rolün bir benzerinin şu anda oynandığı endişesi var bizde” dedi.

KHK ve EYT bir zulümdür

Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) Türkiye’de bir zulüm düzeninin hayata hakim kılındığını ifade eden Sevim, “KHK ile gerçekten çok mağdur edilen insanlar var. Emekleri zayi edilen insanlar var. İnsanlar çalışmış profesör olmuş, bir anda profesörlüğü elinden alınıyor. İş adamı olmuş, mal varlığına el konuluyor, bir anda çırak çıkıyor” diye konuştu.

Sevim, emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) konusunda da “Türkiye’de sağlık giderlerinin karşılanması, son derece önemli bir gider kalemi oluşturuyor. Maalesef bugün aktif çalışanların primleriyle emeklilerin maaşları ödenemiyor. Bütçe açığının en önemli bölümü, bundan kaynaklanıyor. Dolayısıyla bugünkü şartlarda bu mantıkla EYT’lilerin de devreye girmesiyle bu problemin çözülmesini mümkün görmüyor, mevcut iktidar. Yani nu işin bütçe açığını çok daha fazla ileri derecelere çıkarabileceğini, götürebileceğini düşündüğünden dolayı, daha doğrusu korktuğundan dolayı, EYT’lilerin problemini çözmeye yanaşmıyor” diye konuştu.

İsrafın ve yolsuzluğun kaldırılmasıyla bu problemin çözülebileceğini belirten Sevim, “Ama bu bir zulüm yani. Bir haksızlık. Kesinlikle çözülmesi lâzım” dedi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA