SİYASET
Giriş Tarihi : 26-11-2019 23:31   Güncelleme : 27-11-2019 22:27

“Türkiye’de çaresizlikten dolayı korku siyaseti uygulanıyor”

Ali Babacan, Türkiye’de iktidarın çaresizlikten, gelecek için bir ümit oluşturamamaktan dolayı korku siyaseti uyguladığını söyledi. Korku siyasetini, ‘Beni destekle yoksa daha kötüsü olur’ sözüyle özetleyen Babacan, “Bu korku siyaseti, felâket bir şey. Ülkeleri geleceğe taşımaz bu. Ülkeleri içine kapatır ve uluslararası birlikteliğe, uluslararası dostluğa da büyük zarar verir” dedi.

“Türkiye’de çaresizlikten dolayı korku siyaseti uygulanıyor”

Bu yılın sonuna kadar yeni bir parti kurmaya hazırlanan eski Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Haber Türk televizyonunda yayınlanan “Teke Tek” programında, Fatih Altaylı’nın sorularını cevapladı.

AK Parti kurulurken kendisinin Kurucular Kurulu Üyesi olduğunu hatırlatan Babacan, AK Parti’nin kuruluşunda insan hakları ve özgürlükler, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi prensipler ve değerlerle yola çıkıldığını ancak daha sonra özellikle 2011-2013 yıllarından itibaren, uygulamalarla başlangıç değerleri ve ilkeleri arasında ciddi farklar ortaya çıktığını söyledi. Babacan, 2019 yılına kadar kuruluş ilkelerine dönülmesi için mücadele ettiklerini ancak bu mümkün olmayınca AK Parti’den ayrıldığını dile getirdi. Babacan, AK Parti’nin şeffaflık, hesap verebilirlik, istişare, yerinden yönetim, kurumların itibarı, kural bazlı yönetim gibi ilkelerden uzaklaştığını kaydetti.

Siyasî Partiler Yasası değişmeli

Siyasî Partiler Yasası’nın değiştirilmesi ve parti içi demokrasinin uygulanabilir hale getirilmesi gerektiğini ifade eden Babacan, siyasî partilerde istişare mekanizmasının işlemesi, her konunun tartışılabilmesi gerektiğini ifade etti.

Başkanlık sistemi argümanları karşılıksız kaldı

Başkanlık sistemini de değerlendiren Babacan, “Bütün problemlerin çözümü olarak ortaya konan bir sistem, baktık ki 2 ay sonra Türkiye’nin en büyük ekonomik krizlerinden bir tanesiyle beraber anılmaya başlanmış oldu” dedi. Babacan, koalisyonlar dönemine son vereceği iddia edilen sistemin, seçim öncesi ittifaklarla yürüdüğünü kaydetti. Babacan, “Başkanlık sistemiyle ilgili söylenen pek çok argüman, aslında karşılıksız kalmış oldu bugün itibarıyla. (…) Hangi alana bakarsanız bakın, şu anda pek çok alanda maalesef sorunlar sadece büyüyor. Çözüm yoluna giren bir konu şu anda Türkiye’de hemen hemen yok gibi doğrusu” diye konuştu.

“Ekonomi programlarının piyasada karşılığı yok”

Babacan, açıklanan ekonomi programlarının piyasada karşılığının olmadığını belirten Babacan, “Yani programın teknik yönünü inceleyenler, parametrelerine bakanlar, iç tutarlılığını test edenler, görüyor ki bunun arkasındaki teknik ve getirmesi gereken perspektif ve güven, maalesef yok. Yani Türkiye’ye bir öngörülebilirlik getirmekten uzak şu anki programlar” dedi.

“Abdullah Gül ile ayda 1-2 kere baş başa görüşüyoruz”

Ali Babacan, Abdullah Gül’ün yeni kurulacak olan partideki ve bu siyasî hareket içindeki yerinin ne olacağına dair bir soruyu da cevapladı. “Abdullah Bey’le bizim kaygılarımız aynı. Türkiye için gelecek vizyonumuz da önemli ölçüde örtüşüyor” diyen Babacan, Gül’ün kendilerinin çalışmalarına destek verdiğini, ayda 1-2 defa baş başa görüştüklerini, kendisinin tecrübelerinden istifade ettiklerini söyledi.

Nihaî kararları kendilerinin aldığının altını çizen Babacan, yeni parti için farklı kesimlerin üzerinde ittifak edebilecekleri bir çizgi oluşturduklarını söyledi. Babacan, “Bu, ana akım bir siyasî hareket olacak” dedi. Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

“Ne ittifak derdimiz var, ne de ortak aday”

“Meselâ ittifaklar konuşuluyor. ‘Hangi ittifakta?’ falan… Şimdi bugün için geçerli olan ittifakların yarın ne olacağı belli olmaz. Dediğim gibi bizim amacımız, millet ittifak etsin bu parti üzerinde. Dolayısıyla bizim ne ittifak derdimiz var, ne de ortak aday derdimiz var. Bizim amacımız, çalıştıklarımızı nihayetinde uygulamak. Yani halkın en çok teveccüh ettiği siyasî parti olmak ve şu anda Türkiye için, Türkiye’nin geleceği için yaptığımız çalışmaları uygulayacak siyasî desteğe ve güce ulaşmak. Şu anda bizim bütün hedefimiz, amacımız bu.”

“Siyasî itibarını hâlâ koruyan herkesle” görüştüklerini ifade eden Babacan, kadınların ve gençlerin daha fazla söz sahibi olacakları bir kadro hedeflediklerini ifade etti.

Babacan, partinin ne zaman kurulacağına dair bir soru üzerine, 2019’un sonuna kadar partinin tüzel kişiliğinin oluşmasını hedeflediklerini söyledi.

Babacan, kendileriyle irtibat kurmak isteyenler için de alibabacan.com.tr adresindeki web sitesini tavsiye etti.

Partinin ismi, kadro oluştuktan sonra belirlenecek

Babacan, partinin isminin ne olacağına dair soruyu cevaplarken de, “Partinin ismi nasıl oluşur? Önce kadro, sonra fikirler… Kadro ve fikirlerden, oradan bir ruh ortaya çıkacak. Dolayısıyla ortak ruh ortaya çıktıktan sonra ancak logo, isim, beraberce belirlenecek” dedi.

Bugüne kadar hiç kimseye kuruculuk teklifinde bulunmadığını ve hiçbir il başkanını belirlemediğini belirten Babacan, partinin bir kadro hareketi olmasını istediklerini ifade etti.

İnsan hakları ve ifade özgürlüğüne önem vereceklerini belirten Babacan, Türkiye’de üniversite sınavlarında ilk 1000’e giren 10 öğrenciyle bir masa etrafında 4-5 saat konuştuklarını, onlara en büyük problem olarak neyi gördüklerini sorduğunu anlattı. Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

“Gençlerin gözünde en büyük sıkıntı ifade özgürlüğü olmaması”

“Çocuklar bana dedi ki, ‘boğulma hissi yaşıyoruz.’ Niye? ‘Kendimizi ifade edemiyoruz. Sosyal medyada paylaşım yapmaktan korkuyoruz. Like’lamaktan korkuyoruz. Yarın KPSS’nin yazılısını geçeriz de mülâkatta bizi elerler diye korkuyoruz. Yarın özel sektörde bile iş bulamayız diye korkuyoruz. Çocukların en çok şikâyet ettiği bu. Meselâ bir numaralı konu. İkincisi, ‘fırsat eşitliği yok’ diyorlar. Biz, çalışıyoruz, ediyoruz ama hayatta başarılı olmanın yolu öyle çalışmak, etmek değil. Adamın oluyorsa, torpilin oluyorsa iş buluyorsun ve yükseliyorsun.’ ”

“Türkiye’de çaresizlikten dolayı korku siyaseti uygulanıyor”

Bir soru üzerine, dünyadaki korku siyaseti akımının sebebinin, siyasetçilerin gelecek için bir ümit oluşturamayışları olduğunu belirten Babacan, bu konuda şunları söyledi:

“Özellikle 2008-2009 krizinden sonra, Amerika’da çıktı kriz, biliyorsunuz, daha sonra Avrupa’ya yayıldı. Yani 100 yılın en büyük krizini yaşadı bu ülkeler ve artık siyasetçiler, gelecek perspektifi oluşturamamaya başladı, gelecek ümidi oluşturamamaya başladı. Siyasetçiler, gelecekle ilgili ümit oluşturamadıkları anda ne yapıyorlar? Korku siyaseti hattına düşüyorlar. Peki, korku siyaseti ne? Korku siyaseti, oy toplamak için insanları bir şeyle korkutmanız gerekiyor. Amerika’da Meksikalı göçmenlerle korkutuyorsunuz. Avrupa’da Müslümanlarla korkutuyorsunuz ya da Türklerle korkutuyorsunuz ya da bir şekilde göçmenlerle korkutuyorsunuz; ama bir şekilde bir şeyle korkutmanız gerekiyor. ‘Bak, beni destekle yoksa daha kötüsü olur’ diyorsunuz. Bu korku siyaseti, felâket bir şey. Ülkeleri geleceğe taşımaz bu. Ülkeleri içine kapatır ve uluslararası birlikteliğe, uluslararası dostluğa da büyük zarar verir.

Türkiye, böyle bir ülke değil. Bakın, Türkiye, 2008-2009 krizinden çok rahatlıkla sıyrılıp çıkan bir ülke. Pek çok ülke krizle boğuşurken biz, 2011’de %10 büyüdük. Küresel kriz, bizi etkilemedi. Bakmayın şu dönemlerde biz, kendi krizimizi yaşıyoruz. Küresel kriz, bizi etkilemedi. Niye? Çünkü zamanında borç stoğumuzu düşürdük. Zamanında reformlarımızı yaptık. Zamanında bankalarımızı güçlendirdik. Doğru işler yaptık ve kriz, bizi etkilemedi.

“Türkiye’de korku siyaseti yapmak gereksiz”

Türkiye, gelecek vaat eden bir ülke. Türkiye, gelecek için insanların ümidinin olacağı bir ülke. Dolayısıyla Türkiye’de korku siyaseti yapmak gereksiz. Türkiye’de korku siyaseti, çaresizlikten yapılan bir iş. Yani ümit oluşturamayınca, gelecek vaat edemeyince bir ‘karşı taraf’ gerekiyor, bir ‘öteki’ gerekiyor. Bir şeylerle insanları korkutmak gerekiyor ki oy toplayabilmek ve desteği sürdürülebilir hale getirmek için. Ama ne oluyor? O yetmiyor, üzerine ittifak katıyorsunuz. Yetmiyor, bir üçüncüsünü arıyorsunuz. Sürdürülebilir şeyler değil bunlar. Biz, gelecek üzerine inşa ediyoruz siyasetimizi. Bu ülkenin potansiyeli çok büyük. Bakın, şu anda her şeye rağmen, her şeye rağmen bu ülkenin kamu borcu, millî gelire oranla sadece %32. Bu, bütün dünyadan çok düşük ve biz bunu yıllarca faiz dışı fazla üreterek geldik. %6,5 faiz dışı fazla. %74’ten aldık, ta %28’e düşürdük. Son zamanlarda arttı 5 puan falan, neyse; çünkü faiz dışı artık fazla yok maalesef. Faiz dışı da açık verdiği için bütçede, sıkıntılı bir noktada. Dolayısıyla bizim önümüzdeki süreçte yapacağımız şey, ülkenin güçlü olduğu noktaların o zeminine basıp, buradan Türkiye’yi daha ileriye götürmek. Meselâ kamu tarafında kurumlar çok örselendi. Kurumların itibarı azaldı, kurumların güvenilirliği azaldı; ama özel sektör tarafında bankalarımız var, pırıl pırıl şirketlerimiz var. Türkiye’nin en kıymetli insan sermayesi buralarda. Bunların, bakmayın blançoları belki hasar gördü son dönemde ama bu, kendi suçları değil. Yani faizler fırlayıp gittiyse, ne şirketlerin suçu, ne bankaların suçu. Ellerinde olan bir şey değil yani. Blanço hasarlarını bir kenarda topladığınızda ya da bir şekilde o hasarları yönettiğinizde geriye kalan, elinizde pırıl pırıl kurumlar var. Üretmeyi bilen bir ülke var. Bu ülkenin tarımı var, sanayisi var, turizmi var, ihracatı var, her şeyi var; ama ne yok? Bir gelecek perspektifi yok. Yani gelecekle ilgili ümit oluşturulamıyor.”

Babacan, Türkiye’nin korkmakta haklı olduğunu düşündürecek kadar problemle karşı karşıya olduğu görüşüne karşılık da, bunun, güvenilirliği kaybedip yalnız kalmaktan kaynaklandığını söyledi. Babacan, “Dolayısıyla ne yapıp edip Türkiye’nin tekrar güvenilirliğini ve itibarını inşa etmek gerekiyor ve bunu da evrensel hukuk ilkeleri, evrensel uluslararası hukuk bazında yapmak gerekiyor” dedi.

Uluslararası ittifaklar ve Türkiye

Babacan, Türkiye’nin hangi uluslararası ittifakta yer alması gerektiğine dair bir soruyu cevaplarken de, NATO ve Avrupa Birliği’nde değişiklikler yaşandığını, muhtemel yeni düzenlere de hazırlıklı olmak gerektiğini kaydetti.

Babacan, şu değerlendirmede bulundu:

“Şu anda Türkiye’nin üyesi olduğu ittifak sistemine baktığımız zaman, Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası anlaşmalara baktığımız zaman, bütün bunlar, uzun süren müzakereler sonucunda elde edilmiş kazanımlar ve aynı zamanda NATO başta olmak üzere dünaynın yaşadığı çok acı tecrübelerden sonra elde edilmiş kazanımlar. Öncelikle bu kazanımların kıymetini bilmek lâzım. Yani bunlar, öyle 3 yılda 5 yılda olan şeyler değil. Bunun bir tarihî akışı var ve Türkiye için çok önemli kazanımlardır ve bunun stratejik sebepleri vardır, tarihsel sebepleri vardır. Ama şöyle de bir gerçek var ki, son dönemde biliyorsunuz, NATO içinde ciddi bir ayrışma var. Yani Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ülkenin tümü olmasa da en azından şu anki Trump yönetimi, NATO’ya farklı bakıyor. Avrupa, kendi güvenlik konseptini yeniden ele alması gerektiğini düşünüyor. Yani ‘Amerika’dan gerektiği kadar desteği istediğimiz zaman bulamayabiliriz; dolayısıyla biz, kendimize daha yeterli hale gelelim’ diyor. Avrupa Birliği (AB) tarafına geçelim; İngiltere bugün bir Brexit sürecinde. Yani AB’den ayrılıyor İngiltere. Bu, ne bileyim, 5 sene önce düşünemeyeceğimiz bir meseleydi. AB’nin kuzeyi ve güneyi birbirinden uzaklaşıyor. Halklar birbirinden uzaklaşıyor. Dolayısıyla bizim içinde bulunduğumuz geleneksel ittifaklar da ya da bir şekilde AB gibi üyelik sürecinde olduğumuz kurumlarda da bir gevşeme var. Bu, uluslararası sistemdeki, ülkelerin içine kapanmasının bir tezahürü. Dolayısıyla bunun da farkına varmamız lâzım. İleride bu, farklı bir düzene doğru da gidebilir bu iş. Bizim o farklı düzene de hazır olmamız lâzım. Çükü öncelikle Türkiye’nin kendi iç istikrarı, Türkiye’nin kendine dikkat etmesi, çok çok önemli; ama bunu yaparken de Rusya artık daha niteliği değişmiş bir güç haline geldi. Yani Sovyetler Birliği dağıldıktan sonraki Rusya farklı, bugünkü Rusya gerçeği farklı. Çin farklı. Çin, bir süre sonra dünyanın en büyük ekonomisi olacak. Dünyanın en büyük ekonomisi olduğunda bunun siyasî sonuçları olacak, güvenlik sonuçları olacak. Bunu şimdiden görmek lâzım. Dolayısıyla bir yandan da dünyanın bu yeni gerçeklerine göre bizim kendi dostluk sistemimizi, kendi iş birliği çerçevelerimizi yeniden düşünmemiz gerekiyor; yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Ortak çıkarlar bazında Türkiye, her ülkeyle görüşebilmeli. Türkiye’nin Rusya ile arasının bozuk olması için bir sebep yok. Türkiye’nin Çin’le ilişkilerinin bozuk olması için fazla bir sebep yok. Rasyonel, güvenilir bir ortak olduktan sonra biz, kritik meselelerde, meselâ şimdi Çin’in batısında ciddi sorunlar yaşanıyor meselâ. Ciddi insan hakları ihlâlleri var; fakat Birleşmiş Milletler’de en önemli konu; meselâ biz bunu Türkiye’de yeterince işlemiyoruz, konuşamıyoruz, farklı sebeplerle, farklı kaygılarla.

“Türkiye, ‘sözün gücü’nü kaybetti”

Öte yandan bakıyorsunuz, Filistin meselesi… Ortaya çıktığı günden bugüne kadar ilk defa sahipsiz kaldı. Türkiye o kadar kendi iç meseleleriyle meşgul ki, o kadar kendi sıkıntılarıyla meşgul ki, o tarafa bir şey yapamıyor; elinden bir şey gelmiyor şu anda. Çünkü sözün gücü bitti. Sözün gücü bitince, ekonomik gücün, askerî gücün sınırı var. Dış politikada itibar ve güvenin verdiği bir güç var: Sözün gücü… Onun etkisi… O etki kalmayınca, o zaman ölçülebilir güçlere düşüyorsunuz. Yani ekonomik güce ve askerî güce düşüyorsunuz. Orada da bizden daha güçlüler var. Oralara girince de işte alanımız sınırlanıveriyor. Gittiğimiz yer oluyor, gidemediğimiz yer oluyor. Dolayısıyla, bütün bunları yeniden bir ele almak gerekiyor. Gerçekten Türkiye için pek çok konuda yeniden bir ‘sil baştan’ yapma zamanı geldi. Aksi halde Türkiye, sadece kendi sorunlarıyla baş etmek zorunda kalmaya devam etmeyecek, bölgedeki sorunların çözümüne de katkı veren bir ülke olamayacak.”

Babacan, Türkiye’nin ilkeler ve değerlerinin örtüştüğü ülkelerle yakınlık, çıkarlarının örtüştüğü ülkelerle de ilişki kurabileceğini ifade etti.

“Siz uluslararası finans çevrelerinin adamı mısınız?”

Ali Babacan, “Siz uluslararası finans çevrelerinin adamı mısınız?” sorusunu cevaplarken de, kendisinin 2002-2007 yılları arasında Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı ve AB Bakanı olduğunu hatırlattı. Babacan, bu süreç içinde uluslararası ve Avrupalı finans kuruluşlarıyla çok yakın çalıştığını, Dışişleri Bakanlığı döneminde de zaten dünyanın her yeriyle ilişkide olmak zorunda olduğunu söyledi.

Babacan, bu konuda şu değerlendirmede bulundu:

“Ben, o dönemde 132 dış program yaptım. 2 yılda 132 kere yurt dışı program… 202 tane dışişleri bakanı geldi ziyaret etti. Türkiye’nin dış ilişkilerde en parlak dönemiydi. Hani 2004-2005’ten başladı, epeyce bir devam etti. Öyle bir dönemdeydik. E daha sonra küresel kriz çıktı. Başbakan Yardımcısı oldum. Ekonomiden sorumluydum. Dolayısıyla dünya finans çevreleriyle ya da muhtemel yatırımcılarla ilişkide olmamız, onların Türkiye’ye daha çok yatırım yapması için onlarla ilişkide olmamızdan daha doğal bir şey yok. Eğer bu irtibatlardan hareket ederek böyle bir iddia varsa, bunlar tamamen boş iddialar.

Şunu da bilmek lâzım ki, hani eğer konu ekonomiyse, finans ise ben, Çıkrıkçılar Yokuşu’nda büyümüş birisiyim. Çocukluğum Çıkrıkçılar Yokuşu’ndan yani… Hani Ankara’nın ticaretinin kalbinin attığı, tam da hani ‘yerli’ bir yerdir orası. Ticareti oradan öğrendik. Dedem, Şereflikoçhisar’dan 1953’te gelmiş ama ticarete 1928’de başlamış. Dolayısıyla biz, buraların insanıyız açıkçası.

Yerlilik ve millîlik kılıfı altında…

Buradaki problem ne? Buradaki problem, şu: ‘Yerlilik ve millîlik’ kılıfı altında eğer Türkiye’yi içe kapatmak ve içe kapatılmış Türkiye’yi daha kolay yönetme gibi bir amaç varsa, o konuda biz, mutabık olamayız kimseyle. Türkiye’nin, bakın, petrolü yok, gazı yok, Türkiye’nin kendi ekonomisini kendisinin çevireceği doğal kaynakları yok. Türkiye, ancak dışa açık bir ülke olursa ve Dünya’nın her yerinden yatırımcıların tercih yeri olursa Türkiye kalkınır. Türkiye, ancak böyle büyür. Ha, ‘fakirleşelim, yalnız olalım, küçülelim, içimize kapanalım…’ Bu da siyasî bir tercih olabilir; ama bizim siyasî tercihimiz bu olamaz. Biz, bu ülkenin insanlarının refahını ve mutluluğunu istiyoruz. Bu ülkenin kalkınmasını istiyoruz. Bu ülkenin, dünyada saygın, herkesle konuşabilen, herkesle rahat çalışabilen bir ülke olmasını istiyoruz. Dolayısıyla, dış ilişkilerde olan problemleri, dönüp dolaşıp da farklı gerekçelerle anlatmak, sunmak, tabi bunlar kabul edilecek işler değil doğrusu.

Bir de sonuca bakmak lâzım. Ülke için hangi çalışma refah üretiyor. Eğer konu ‘millîlik’ ise, milliyetçilik ise, bu ülkeye en çok faydası olan, bu ülkeye en çok kazandıran politika neyse, hep beraber onun peşinde olmamız lâzım.”

“2002’ye göre likidite bugün 4-5 kat daha fazla”

Babacan’a, “Onun döneminde dünyada para bolluğu vardı. Şimdi gelse para bulamaz” iddiası da soruldu. Babacan, dünyadaki likiditenin bolluğunun ya da kıtlığının merkez bankalarının blançolarıyla ölçülebildiğini belirtti. Babacan, ABD Merkez Bankasının 2002’de ki blanço büyüklüğünün 800 milyar dolar, bugün ise 4 triyon dolar olduğunu; Avrupa Merkez Bankasının blanço büyüklüğünün aynı dönemde 800 milyar Euro, bugün ise 4,8 trilyon Euro olduğunu söyledi. Babacan, 2002’ye göre ABD’nin piyasalara 4 kat, Avrupa’nın da 5 kat daha fazla para verdiğini vurguladı. Babacan, “Para bolluğu çok fazla şu anda dünyada. Likidite bolluğu çok fazla. Likidite bolluğu, pek çok problemin üzerini örtüyor aslında. Yani şu anda Türkiye’de yaşadığımız, aslında tam bir ‘varlık içinde yokluk’ gibi bir durum” dedi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 30 14
  • 2 Beşiktaş 27 14
  • 3 Trabzonspor 26 14
  • 4 İstanbul Başakşehir 26 14
  • 5 Fenerbahçe 25 14
  • 6 Alanyaspor 23 15
  • 7 Galatasaray 23 14
  • 8 Yeni Malatyaspor 20 14
  • 9 Göztepe 20 14
  • 10 Denizlispor 18 14
  • 11 Gaziantep FK 17 14
  • 12 Çaykur Rizespor 17 14
  • 13 Gençlerbirliği 14 14
  • 14 Konyaspor 14 14
  • 15 Antalyaspor 13 15
  • 16 Kasımpaşa 12 14
  • 17 Kayserispor 10 14
  • 18 MKE Ankaragücü 9 14
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA