Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği'nin organizasyonunda kadınların sorularını cevapladı.

“İstanbul Sözleşmesi'ne taraf ve karşı olanlar gibi münakaşa yoluna gidersek ne kadına yönelik şiddeti engelleyebiliriz ne de aile kurumunun korunması gerektiğini tartışamayız” diyen Kaya’nın İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili paylaşımı şu şekilde:

Bin dokuz yüz altmış dokuzdan bu yana eğitim hayatında siyasal hayatta ve kamu hayatında özellikle dünya görüşü itibariyle bize yakın olan kadınların ne tür engellemelere tabi tutulduğunu Türkiye demokrasisini yakından izleyenlerin net bir şekilde görmesi ve bizi bu kavramlar üzerinden daha doğrusu bu olgu üzeri bu olguyu göz önünde bulundurarak değerlendirmesi lazım.

Şerafettin Kılıç: AK Parti mental yorgunluğun ötesinde artık can çekişmektedir Şerafettin Kılıç: AK Parti mental yorgunluğun ötesinde artık can çekişmektedir

Türkiye'nin bütün sorunlarının konuşulabileceği, tartışılabileceği çoğulcu bir siyasal zemin inşa etmeyi vadediyoruz. Onun için kadın erkek herkesten bu sistemi inşa mücadelemizde bize destek vermelerini arzu ediyoruz. Anayasa yapım süreçlerinde nasıl bütün toplumsal kesimlerin katılımını almak durumundaysa bu şekilde toplumun genelini ilgilendiren sözleşmelerde de bu toplumsal katılıma ve eleştirilere açık bir şekilde o süreçlerin yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Birinci eleştirimiz bu.

Yani İstanbul Sözleşmesi'nin kurulmasında yeterince katılımcı ve tartışmacı bir zeminde bunun ve müzakere edilmediğini düşündüğümüz için itiraz ediyoruz. Ama bu sözleşmenin sorun yaratan yaratmaya müsait daha doğrusu yanlarını da konuşmaktan çekinmemek lazım. Yani bir sözleşmeyi toptan ret ya da kabulden ziyade kazanımlarını desteklemek sorun yaratmaya müsait yönlerini oturup tartışmak ve bir ortak paydada buluşmak gerektiğini düşünüyoruz. Bugün sadece Saadet Partisi sorun yaratmaya müsait yanları konusunda tedirginlik yaşamıyor.

Avrupa Konseyi üyesi imzacı kimi ülkeler de hala sözleşmeyi imzalamadı. Sözleşmelerle de çelişen bir yönü var. İstanbul Sözleşmesi'nin. diğer sorunu olarak gördüğümüz alanlardan bir tanesi şu. Bu sözleşmede ailenin bir bütün olarak değerlendirilmediğini dolayısıyla dengeli bir hak ve sorumluluk tanımlamasının yapılmadığını sadece kadını önceleyerek kadına karşı şiddetin engellenemeyeceğini kadına yönelik şiddetin, aile içerisinde başlayan sağlıklı bir zeminle yetişmiş bireylerle de önlenebileceğini düşünüyoruz. Eğer bugün biz İstanbul Sözleşmesi'ne taraf olanlar veya İstanbul Sözleşmesi'ne karşı olanlar gibi kavramlar üzerinden birbirimizi suçlar ya da birbirimizle münakaşa yoluna gidersek ne kadına yönelik şiddeti engelleyebiliriz ne de gerek Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gerekse birçok uluslararası metinlerde ve bizim kendi anayasamızda da toplumun ilk çekirdeği olarak görülen aile kurumunun nasıl dengeli bir şekilde korunması gerektiğini tartışamaz duruma geliriz.

Keşke biz Saadet Partisi olarak o platformda hem sözleşmenin hazırlanmasında hem de mecliste yürürlüğe onayına dair süreçlerde bulunup da bu itirazlarımızı orada dile getirirsek ya biz muhataplarımızı ikna etsek ya muhataplarımız bizi ikna etse ya da ortak bir paydada buluşarak bugün daha sorunsuz bir sözleşmenin uygulanmasına imkan sağlamış olsaydık.

Dolayısıyla bizim İstanbul Sözleşmesi gibi hem kadını hem aileyi bir arada tutan sözleşmelere, genel yaklaşım şudur. Kadına karşı şiddetin engellenmesiyle ilgili mutlaka ve mutlaka alınması gereken tedbirler alınmalı. Ama aynı zamanda ailenin toplumun temel bir ve ilk olduğu eğitimin de ilk alındığı alan olması hasebiyle aile kurumunu korumanın devletin ve bütün uluslararası sözleşmelerin bir gereği olduğunu düşündüğümüz için bu konudaki muğlak bazlı kavramların özellikle cinsiyete, şiddete, aile kavramına dönük bir kısım muğlak kavramların yeterince tanımlanmamasını uygulamada meydana getirdiği tartışmaları bu sözleşmeyi gölgelediğini düşünüyoruz.

Yoksa bu itirazlarımız doğrultusunda her sözleşmeyi müzakere etmeye her sözleşmeyle ilgili ortak bir paydada buluşmaya eğer sözleşmeyle ilgili ya kendi kaygılarımızın giderilmesini talep etmede ya da muhataplarımızın kaygılarını giderme konusunda bir özgüvene sahip olduğumuzu da buradan açık yürekli bir şekilde ifade ediyorum