Mustafa Tuncer
Mustafa Tuncer
Giriş Tarihi : 21-01-2021 22:14
Güncelleme : 22-01-2021 11:58

Aslolan İttifakdır, İltihak değil

Türkiye’de parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle birlikte, farklı siyasi partilerin seçim sonrası kendi kimlikleriyle oluşturdukları koalisyonların yerini, seçim öncesi ortaya çıkan birliktelikler almıştır.

Yeni sistemin en önemli avantajının, güçlü bir icra makamına imkan verdiği ve bu sayede devlet yönetiminde hızlı kararlar alınabilmesine olanak sağladığı söylemi idi. 

Hızlı karar almak doğru karar alabileceğiniz anlamına gelmiyor. Mahiyeti itibarı ile toplumsal ortak uzlaşıya ihtiyaç olan konularda, tüm muhatapların görüş ve fikirleri alınmadan, adeta yangından mal kaçırırcasına alınan hızlı kararlar, devlet mekanizmasına olan güveni de sarsıcı nitelikte olacaktır. 

Sonuçları itibariyle etkilerini yıllar sonra göreceğimiz, farkedildiğinde ise ülkeye faturasının ağır olabileceği konularda; adaletten eğitime, tarımdan sanayiye hızlı karar almaktansa, doğru ve ölçülebilir kararlar almak daha uygun olacaktır. Zira ivedilikle alınan kararların yine ivedilikle değiştirilmesi hem halk nezdinde, hem bürokrasi nezdinde devlet mekanizmasının ciddiyetini zedeleyecektir. 

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk bir buçuk yılında 24 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmış, çıkarılan bu 24 kararnamede değişiklik yapmak için ise 31 adet yeni Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlanmıştır! Ve tüm bunlar sadece bir buçuk yıl içinde yapılmıştır. 

Hızlı hareket ederek ülkenin zamanından tasarruf etmesi beklenen yeni sistem, yapmaktan çok, kendi yaptığı şeyleri değiştirmek ve düzeltmekle zaman harcamıştır.  Aynı kararnamede, arka arkaya sekiz on defa değişiklik yapan, kendi koyduğu hükmü bir hafta sonra değiştiren, değiştirdiği hükmü de iki ay sonra tekrar düzeltmek zorunda kalan bir hukûmet sisteminin mevcut haliyle savunulabilecek bir yanı yoktur.

Hali hazırdaki Cumhurbaşkanlığı sisteminde uygulamadaki yanlışlıklar bunlarla sınırlı kalmayıp, Cumhurbaşkanına çok fazla atama yetkisi verilmesi, beraberinde önemli önemsiz birçok konuda düzenleme ve karar alma yetkis ile donatılması, işleyişin tıkanma noktalarının başka bir boyutudur.

Cumhurbaşkanı bir bakana, onun haberi olmaksızın “bakan yardımcısı” atayabilir veya görevdeki bakan yardımcısını bakanın haberi olmadan görevden alabilir. Cumhurbaşkanı bir bakanlıktaki genel müdürleri bakanın haberi olmaksızın değiştirebilir. Bakanın bırakın kendi bakan yardımcısını seçme veya azletmesini direktifi altında çalıştıracağı genel müdürünü bile atama yetkisi yoktur.

Bakan tarafından atanmayan ve bakan tarafından azledilemeyecek olan bakan yardımcıları ve genel müdürler, ilgili bakanın direktiflerini nasıl yerine getirsinler?! 

Mevcut sistemde Cumhurbaşkanı ile ilişkileri iyi olan bir bakan yardımcısının veya genel müdürün bakandan çekinmesi gereken en ufak bir şey yoktur. Bu durumda bakanlığın içindeki hiyerarşi ve bütünlük bozulmuş olur. Hiyerarşinin ve bütünlüğün olmadığı bir bakanlıkta işler yürümez. Böyle bir bakanlıkta sorunların çözümü ilgilisine değil, Cumhurbaşkanına havale edilir. 

Zaten iş yükü altında ezilen Cumhurbaşkanı bu sorunlarla yeterince ilgilenemez. 

Peki çözüm halihazırdaki Cumhurbaşkanlığı sistemini kaldırıp tekrar parlamenter sisteme mi geçmek?

Türkiye’nin Parlamenter Sistemi, güçlü bir referans kaynağı olabilecek sicile sahip değil maalesef. Bu durum gideceği istikameti bilmeden sadece durduğu yerden rahatsız olmanın anlık-romantik reaksiyonuna benziyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’de bu rahatsızlıktan bir an önce (radikal) bir şekilde kurtulmak arzusundan ileri gelmiyor muydu? 

Bugün itibariyle daha elle tutulur bir Parlamenter Sistem yani bürokratik vesayetin oluşmayacağı, gerek yasama, gerekse yürütme için daha fazla denetlenebilir şeffaflık içeren bir yönetişim modeli gerekiyor. Niceliği değil niteliğinin tartışıldığı, geliştirildiği, zenginleştirildiği bir model. 

Parlamenter demokrasi söyleminin romantik çekiciliğinden ziyade rasyonel tarafını konuşmak gerekiyor. CB Hükümet Sistemi’ne geçilmesindeki amillerin, kötü bir parlamenter sistem ve oluşan bürokratik vesayetin en etkili sebepler olduğu unutulmamalıdır. Bunları hatırımızda tutarak altını ortak uzlaşı ile doldurabileceğimiz bir model teklifi sunmalıyız. 

Bu modelin olmazsa olmazları arasındaki ilk şart; cumhurbaşkanının partisiz olmasıdır. Zira Partisiz Cumhurbaşkanı parti içi demokrasinin gelişmesine katkı sağlayacak ve siyaset kurumlarının dinamizmini ve tarafsızlığını koruyacaktır. 

Halihazırdaki sistemin bir kişiyi hem olağan üstü yetkilerle donatması, hem de ciddi ölçüde iş yükü vermesi, birçok külfetlere sebep olmaktadır. Ülkenin neredeyse bütün kurumları, iki dudak arasına sıkıştırılmış vaziyettedir. Bu da kurumların performansını etkilemektedir.

Ülkenin mevcut sisteminin, yap boz tahtasına dönüştürülmeden ıslah edilmesi gerekmektedir. Güçlendirilmiş Parlamenter ya da ıslah edilmiş Cumhurbaşkanlığı Sistemi. 

Adının ne olduğundan ziyade, kuvvetler ayrılığı ve karşılıklı denetlenebilirlik ilkesi ile gelir dağılımı adaleti, fikir ve inanç hürriyeti, liyakat temelli adil bir sistem. 

Bu da PKK gibi silahlı terör gruplarının gölgesinde kalmayan, evrensel ahlak, hukuk, şeffaflık prensiplerine sıkıca bağlı siyasi gruplar arasında kurulacak konsensüs ile mümkün olabilir. 

Bu ortak uzlaşı ve konsensüsünün temeli eklemlenme olan iltihak değil, ortak bir gâyede anlaşma; fikir birliği etme ve  uyuşma olan İttifak olmalıdır.

İttifakın amentusu ise, vekil pazarlıkları üzerinden yürütülen kimin iktidar olacağı kavgası değil, gençlerimizin yarınlara umutla bakabileceği bir coğrafyayı inşanın kaygısı olacaktır.

Siyasi kimliklere, partilere bakarken de yarınların Türkiye’sini inşa ederken de; derdimiz tasamız budur, bu olmalıdır.

 Ne kurbiyet ve eski arkadaşlık tek başına bir olumluluk olmayacağı gibi, ne de farklı siyasi perspektifler büsbütün olumsuzluk olarak algılanmayacaktır.

Ülkenin aydınlık geleceği ve mazlum coğrafyaların ümidi için, dünyevi ön şartı olmayan her kesimle konuşulmalı ve ortak akıl harekete geçirilmeli, İttifaka dair “Budur ol hikaye, ol kara sevda..”denilmelidir.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA