Mustafa Tuncer
Mustafa Tuncer
Giriş Tarihi : 03-02-2021 12:47

Direne Direne Ne Kazanacağız?

Materyalist kafaların öte dünya kurgusu olmadığı için kazanç ve kaybı da gündelik rantlara endeksli düşünürler.
Onlar için kazanmak, başarmak üç günlük dünya hayatınının saltanatını sürmektir çünkü.
Geçici bir hayatta Firavun olmayı, baki dünyanın gül bahçelerine tercih eder bu kafa.

28 Şubat döneminin en hararetli dönemlerinde üniversite kapılarındaki binlerce genç “Direne Direne Kazanacağız” sloganları atarken, alaycı tavırlarla kazanamazsınız diyenler bilmiyorlardı, murad edilen şeyin dünyevi bir kazanç olmadığını. Müslüman kimlikleriyle kamusal hayatta varolabilmelerinin engellenmesini zulüm olarak nitelendiren gençler; bu zulme karşı toplumun farklı kesimlerini de ses çıkarmaya davet ediyordu “zulme karşı omuz omuza” sloganlarıyla.

Kendi tercihleri, yaşam biçimleri, siyasi perspektifleri ve inançlarıyla beraber anlam bulduklarını, bu tercihlerinden dolayı ötekileştirilmelerinin zulüm olduğunu vurguluyorlardı.

Dönemin baskıcı, tek tipçi, ötekileştirici güç odaklarının zulmünü, deşifre etmeye çalışıyorlardı.

Çatışmanın özünün “islami değerlerle varım” diyen kitlenin temel hak taleplerinden kaynaklandığını göremeyenler, peruk fetvaları veriyor hatta direnmenin fayda vermeyeceğini ve otoriteye itaat edilmesi gerektiğini söylüyorlardı.

Baskıcı yönetim ise hak taleplerinin duyulmaması için, kolluk kuvvetlerinin yanı sıra, propaganda makinelerini de işletiyordu.

Dönemin gazete manşetlerini süsleyen Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz fotoğraflarıyla; ortalama vatandaşa “bu direnenler ahlaksız, dertleri müslümanlık, hak falan değil” mesajı veriyorlardı. Medyanın köşebaşlarını tutmuş kalemşörler Çankaya’dan bir aferin alabilmek için, binlerce insanın feryadını bastırmaktan, ahlaksızca karalamaktan çekinmiyorlardı. Direnenlerin derdinin başörtüsü değil, sisteme hesap sormak olduğunu söylüyorlardı ki bu hususta haksız sayılmazlardı.

Vergisini veren tüm vatandaşlarına ayrıcalık gözetmeksizin eşit imkan, eşit fırsat ve eşit hak vermeyen sistemler, mütedeyyin insanlarca sorgulanır. Sadece mütedeyyinler değil, sağduyu sahibi, insan onurundan yana olan tüm kesimlerce de sorgulanır ve sorgulanmalıdır.

Kendi rant şebekelerini Laiklik ve Kemalizm kisvesi altında sürdüren, sermayeyi aralarında dondurup büyük halk kitlelerinin yoksulluk içinde yaşamasına sebeb olan, yolsuzluklar ve siyasi atamalara karşı en küçük bir itrazı sisteme, devlete dönük bir kalkışma olarak gören anlayışlar, sorgulanır ve sorgulanmalıdır. Bu sorgulamaları kriminalize ederek, marjinal terör örgütleri ile ilintilendirip sindirmeye çalışmak çözüm değildir.

Bu günlerde Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanmasıyla başlayan sürecin de bu çerçevede okunması gerekir. 

Sadece Boğaziçi’nde değil belki de akademik dünyanın kahır ekseriyetinde dillendirilen, liyakat temelli olmayan, akademik gelişmişlikten ziyade kadrolaşma zenginliğine hizmet eden atamalar üzerinden bir itraz var. Bu itiraz, ülkedeki hemen hemen tüm kurumlara sirayet etmiş hoşgörüsüzlük ortamına dönük. Siz görmezden geldikçe, halının altına süpürmeye çalışıp ötekileştirdikçe de çözülmeyecek. Bu çözümsüzlükten beslenmeye çalışan Sapkın anlayışların her fırsatta kendisine alan devşirmesini bahane etmek ise, bir acziyet taplosu ortaya koymakta.  

Müslüman Anadolu insanının ne Kabe’ye, ne de hiçbir İslami değere saldıranlara prim vermeyeceğinden emin olabilirsiniz.

Tıpkı adaletten uzaklaşan, özgürlükleri kısıtlayan, iktidarı rant aracına dönüştüren sistemlere prim vermeyeceği gibi.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA