Sürur Öztürk
Sürur Öztürk
Giriş Tarihi : 09-11-2019 09:55
Güncelleme : 09-11-2019 11:15

“Siyanürle intihar” ve iktidara kızıp faturayı dindarlara kesmek…

İstanbul’un Fatih ilçesinin Molla Gürani Mahallesi’ndeki bir binada yaşayan yaşları 45’in üzerinde 4 kardeşin siyanür içerek intihar etmeleri, 5 Kasım’dan bu yana toplum içinde farklı boyutlarıyla konuşulmaya devam ediyor.

İntihar eden 4 kardeşin, ödenmemiş faturalarının, bakkala olan borçlarının ortaya çıkması, yoksulluktan kaynaklanan bir çaresizlik sebebiyle intihar ettikleri kanaati oluşturdu. Eldeki bazı bilgilere göre, 4 kardeşin intiharlarının sebebi, şimdilik yoksulluk olarak gözüküyor. Son derece hazin… Siyasî, ekonomik ve sosyolojik bakımdan sarsıcı…

Türkiye, kötü yönetimden, israftan ve yolsuzluktan dolayı uzun zamandan beri ekonomik sıkıntı içinde. Hal böyle olunca, 4 yoksul insanın topluca intiharı, olayın hem siyasî hem de sosyo-ekonomik açıdan değerlendirilmesini beraberinde getirdi.

Gazeteci İsmail Saymaz, eski Dev-Genç üyesi Sarp Kuray ve sinema oyuncusu, eski CHP Milletvekili Berhan Şimşek de, “siyanürle toplu intihar” olayını, önceki gün Halk TV’de ağırlıklı olarak sosyo-ekonomik boyutuyla değerlendirdiler. Programı, yayınlandıktan sonra video kaydından izledim. “4 yoksul insanın siyanürle toplu intiharı” olayını değerlendirirken yaptıkları analizlerin önemli bir kısmını da isabetli buldum.

Ancak, İsmail Bey’in, intiharın bütün faturasını adeta dindar insanlara kesen abartılı yaklaşımını, içinde kısmen bazı doğrular barındırmakla birlikte, ilçedeki dindar insanlara karşı ciddi bir haksızlık olarak gördüm.

Sarp Kuray ve Berhan Şimşek de İsmail Bey’in etkileyici konuşmasının açtığı kapıdan ilerleyince, o 4 kişi intihar etmemiş de adeta tarikat mensupları tarafından katledilmişler gibi bir kanaat oluştu. İntiharın faturasını, neredeyse dindar insanlara kestiler.

Şüphesiz, söylemek istediklerinin siyasî boyutunun anlaşılır ve haklı tarafları çoğunlukta; ama “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi üzerine inşa ettikleri söylemlerini, faturayı neredeyse tamamen dindar insanlara, tarikatlara ve cemaatlere keserek dile getirmeleri, insafsız bir haksızlık oldu. Çünkü bu yaklaşım, bu intihar olayında kendilerinin temsil ettikleri toplumsal kesimin, kendi sosyal çevrelerinin sorumluluğunu adeta ortadan kaldırır mahiyetteydi. Doğrusu, daha adil bir sorgulama yapabilirlerdi…

İsmail Saymaz, gazeteciliğini takdir ettiğim; adalet vurgusunu, basın ve ifade özgürlüğü konusundaki hassasiyetini, iktidara karşı eleştirilerini ve Türkçesini beğendiğim bir gazeteci.

İsmail Bey, yoksulluğun çaresizliğinden dolayı intihar eden 4 kardeşin oturdukları Fatih ilçesinin, İstanbul’un muhafazakâr ilçelerinden biri olduğuna işaret etti. “Fatih, aynı zamanda muhafazakâr yapıların, İskenderpaşa ve İsmailağa gibi tarikatların merkezinin olduğu, başka tarikatların şubelerinin bulunduğu bir yer” dedi.  

“Bu kadar çok ‘Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir’ sözünün edildiği, bu kadar çok haramdan, helâlden söz edildiği, bu kadar çok Allah rızasının sözde gözetildiği yerde, 4 insan, fukaralıktan öldüler” dedi.

Bununla yetinmedi, sözlerine şöyle devam etti:

“Düşünün, bu tarikatlara bağlı yardım dernekleri, Afrika’nın dibinde sözde su kuyusu açmak için fukaradan para toplarken, vatandaştan para toplarken, onların bir kısmı, Mozambik’te külliye açarken, onların bir kısmı gidip Guatemala’da çocukları sünnet ettirirken, sözde yardımlaşma faaliyeti adı altında bunu yaparken, yanı başlarındaki, belki dergâhının karşısında oturan, belki tekkesiyle aynı sokakta bulunan 4 vatandaş, imkânsızlıktan hayatlarını sonlandırdılar.”

Sorgulamadan dinlediğinizde hayli etkileyici bir konuşma; ama eksik…

İsmail Bey, Molla Gürani Mahallesi’nin Fatih ilçesinin sınırları içinde bulunmasından ve Fatih’in de muhafazakâr bir ilçe olarak biliniyor olmasından hareketle, 4 kardeşin yoksulluklarının, yalnızlıklarının ve intiharlarının faturasını adeta dindar insanlara kesti.

İntihar eden Cüneyt, Oya, Kâmuran ve Yaşar Yetişkin kardeşlerin yaşadıkları evin bulunduğu Oğuzhan Caddesi de “muhafazakâr / dindar” bir muhit midir, bilmiyorum; ama öyle olsa bile, fatura sadece dindar insanlara kesilemez. Kesilemez, çünkü bu 4 kişinin yaşam tarzları, dindar insanların kendileriyle kolaylıkla irtibat kurabilecekleri bir yaşam tarzı değil. Yani, onların kendi sosyal çevrelerinin, onların durumundan daha erken ve daha kolay haberdar olabilecekleri kişiler…

İsmail Saymaz’ın gazetesi Hürriyet’in haberinden öğreniyoruz:

Fatih’te üç kardeşiyle birlikte intihar eden Oya Yetişkin’in 33 yıllık arkadaşı ve sırdaşı Serpil Alkan, Hürriyet’e konuşmuş…

“Oya benden 5 yaş küçüktü. 1986 yılında tanıdım, 18 yaşına yeni girmişti. Aynı yıl birlikte yaşadıkları anneannesi pencereden atlayıp intihar etmişti. Annesi kolundan tutup Cengiz Özer’in yanına getirdi. Kızımı dansçı yapın diye. Birlikte Cengiz Özer’in ekibinde şarkılar söyleyip dans ediyorduk. Alışveriş yapmayı çok severdi, hiç para biriktirmezdi. Annesi elindeki parayı hep alırdı. Kızına kötü davranırdı. Diğer kardeşlerine ve eve bakıyordu. İlk tanıdığım yaşlardan itibaren psikolojik tedavi görüyordu, ilaçlar kullanıyordu. Ek para kazanmak için modellik yapıyordu. Asabi biriydi, çabuk sinirlenirdi. Modellik dışında sporla da uğraşıyordu. Karate ve aerobik dersleri veriyordu” diyor.

Serpil Alkan, intihar eden Kâmuran için de şunları söylüyor:

“Gençliğinde şarkıcılık yapıyordu. Diğer kardeşlerine göre daha olgundu. Bana ‘abla’ derdi. Evlerine çok giderdim, birlikte kalırdık. Neşe dolu bir insandı, ancak geçim sıkıntıları nedeniyle üzülüyordu. Yaşı ilerleyince ve annesi ölünce ağır depresyon geçirdi. Evden dışarı çıkmıyordu. Kilosundan dolayı sahne onu kaldırmıyordu. Bana ‘İş bul birlikte sahneye çıkalım’ diyordu. Çok güzel bir sesi vardı. En son geçen hafta konuştum. Erkek kardeşlerinin çalışmamasından şikâyetçiydi.”

Cüneyt Yetişkin için de “Annesi onu askere göndermemiş. Bu nedenle asker kaçağıydı. Korkusundan bir yere gitmezdi” diyor.

İntihar eden dördüncü kardeş Yaşar Yetişkin hakkında da şunları söylüyor:

“Cüneyt’e göre biraz daha sosyaldi. Anneleri kız çocuklarını erkek gibi, erkek çocuklarını da kız gibi yetiştirdi. Yaşar sessiz, sakin, kimseyi incitmeyen bir kişiydi. Bir motoru vardı. Çiğköftecide kuryelik yaptı. Motorla ufak işlerle uğraşıyordu. Son yıllarda borçları nedeniyle motorunu sattı. Annesi öldükten sonra bunalıma girdi. Eve kapandı. Ablası Oya’nın kendi gibi modellik yapan Dora adında yabancı uyruklu bir arkadaşı vardı. Onunla bir süre arkadaşlık yaptı. Son günlerde iş bulmak için çabalıyordu. Keyfi yoktu.”

Şimdi insaf edin; şarkıcılık, dansçılık yapan kadınlarla; sakallı, sarıklı, cüppeli tarikat mensuplarının irtibat kurmaları ve onlara yardımcı olmaları mı daha kolay olur, yoksa onların yaşam tarzına daha yakın insanların irtibat kurmaları mı? Dış dünyaya karşı kısmen kapalı bir hayat yaşadıkları anlaşılan bu ailenin varlığından haberdar olmayan, haberdar iseler bile sosyal bakımdan aralarında irtibat kanalları sınırlı olan dindar insanların onlara ulaşıp yardım eli uzatmaları çok da kolay olmazdı herhalde… Bu, son derece açık…

Kaldı ki, İsmail Saymaz, televizyon programındaki konuşmasında, “…gidip bir kaymakamlıktan, valilikten, bir kurumdan, bir tarikat derneğinden yardım almayı onurlarına yediremediler” diyor. Görülüyor ki, Saymaz’ın suçladığı tarikat mensuplarının bu kişilere ulaşmaları, varlıklarından, sıkıntılarından haberdar olmaları çok da kolay bir durum değil…

Meselâ mahalle muhtarı, onların durumlarından haberdar mıydı? Bilmiyorum. Onlara yardımcı olmak için bir girişimde bulunmuş muydu? Bilmiyorum. Yaşam tarzları itibarıyla o sosyal çevreye daha kolay ulaşabilecek durumda olan sosyal demokratlar, onların durumlarından hiç mi haberdar olmadılar? Haberdar olsalardı ne yaparlardı? İntihar eden 4 kardeşin “33 yıllık arkadaşı ve sırdaşı” Serpil Alkan, onların durumlarını neden meselâ laik, modern, çağdaş, solcu, sosyalist, sosyal demokrat kesime bildirmedi?

Elbette, dini-mezhebi, dili, ırkı, sosyal aidiyeti, yaşam tarzı ne olursa olsun, yardıma muhtaç her insan, Müslümanların / dindarların sorumlulukları dahilindedir. Öncelikle de ülkenin yönetiminden sorumlu olan ve devlet gücü ile devlet kaynaklarını kullanma imkânına sahip olan iktidar sahiplerinin…

“Kenâr-ı Dicle’de bir kurt, aşırsa bir koyunu / Gelir de Adl-i İlâhî, sorar Ömer’den onu…”

Her şeyden önce insan olmak, bu konuda hassasiyet göstermek için yeterli bir sebep. Ama insaf edin; birbirinden bu kadar farklı iki sosyal çevre arasında irtibat kanallarının oluşması, mevcut kutuplaşma ortamında hiç de kolay değil. Haberleri olsaydı veya kendilerinden doğrudan veya dolaylı olarak yardım istenmiş olsaydı, belki de yardım ederlerdi… Tabii, şarkıcılık ve dansçılık yapmış kadınlarla irtibat kurdukları için, kendilerini Hürriyet’te yayınlanabilecek çarpıtılmış bir haberin içinde bulma korkusu yaşamazlardıysa…

Bu hususla sınırlı “haksızlık” boyutunun dışında, gerek İsmail Saymaz’ın, gerek Sarp Kuray’ın, gerekse Berhan Şimşek’in söylediklerinin pek çoğuna katıldığımı da altını çizerek belirtmek isterim. Ben, bu sorumluluk, hepimizin’ diyorum, o kadar. Toplumun sadece bir kesimini “suçlu” ilân edip, bu sorumluluktan sıyrılamayız…

İsmail Saymaz’ın, “Bu, Ali Şeriati için söylenir” diyerek aktardığı “Açlıktan bir gariban öldü, cenazesinde kurban kestiler” sözü de hayli etkileyici…

Buraya kaydetmiş olayım; 22. Dönem CHP Milletvekili Berhan Şimşek, “Aslında yoksulluğu hepimiz yaşadık. Bu olayın geçtiği yer, benim çocukluğumun geçtiği yer” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Ben 10-11 yaşındaydım. Bayburt’tan İstanbul’a geldim. İstanbul’a geldiğimde amcamın oğlunun evinde kalıyordum; İsmailağa Camisinin karşısındaydı ve 1979, ağabeyimin dükkânı bombalanıp ben kurşunlanana kadar da Fatih’te kaldım. Sonra 82’den sonra tekrar Fatih Kıztaşı’na geldim. O Fatih’i çok iyi bilirim. O yıllarda, İstanbul’a ayağı düşen, mutlaka Fatih’ten geçerdi. Adı, daha sonra ‘Tatihî Yarımada’ oldu. Fatih, bambaşka bir yerdi. Halk Evi ile, sinemalarıyla, Fevzipaşa Caddesi’yle…

Meselâ Fatih’te Nadire Hanım Teyze, çok uzun yıllardır görmüyorum, yaşıyorsa Allah uzun ömür versin, biz, annem evde olmazdı, kapıyı çalardık, Nadire Hanım Teyze’den giderdik yemeğimizi yerdik veya onun çocukları bize gelirdi.

Şimdi bir şeyi iyi okumamız gerekiyor. Bu ülkede son 10-15 yıldır insanlık öldü. Komşuluk öldü. Umut öldü. Yaşam öldü. ‘Selâmünaleyküm’ 1 Dolar, ‘aleykümselâm’ 1 Euro oldu ve içi boşalan kavramlarla bir hamaset kültürüyle, insanların dinini, imanını yordular; ama bunun üzerinden birileri, çok ciddi para kazandılar. Onun için Peygamber Efendimizin hadisi olan ‘Komşusu açken tok yatanlar’ın yerini, ‘Bizim tarikattan olanlar açsa tok yatamayız’a geldi. Artık cemaatlerin ve tarikatların dayanışmasıyla bir toplum olduk. Kabileye doğru gittik ve herkese bir isim verildi. Yurttaş kimliğimizi, insan kimliğimizi unuttuk. ‘Sen oralısın, bu buralı, o mezhepten, o meşrepten, işte etnisiten budur…’ Bu noktalardan değerlendiriyoruz.”

İsmail Saymaz’ın Sarp Kuray’ın ve Berhan Şimşek’in iktidarın kötü yönetimine, hatalı politikalarına karşı eleştirilerine ve tepkilerine katılıyorum. Sosyo-ekonomik analizlerini değerli buluyorum. Bu bakımdan iktidara olan öfkelerini de paylaşıyorum; ancak, iktidara olan öfkeleri, esasen her biri birer mağdur olan toplum kesimlerine karşı daha makul değerlendirmelerde bulunmalarını engellememeli…

Sömürü düzeni, ayırt etmeden, hepimizi eziyor… Yobazlık ise sadece sağ tarafta değil. Ben, sık sık tekrarlarım; Türkiye’de sağ’ın yobazları ile sol’un yobazları arasında nitelik olarak hiçbir fark yoktur. Eğer birşeyleri değiştireceksek, bunu, esasen aldatılan ve sömürülen toplum kesimlerini düşmanlaştırarak değil, adaletsiz bir sömürü düzenine karşı bütün sosyal katmanlarda ortak bir itiraz kültürü oluşturarak yapabiliriz. İnsanların sisteme itiraz edebilmeleri için, önce sömürüldüklerini, esir alındıklarını, köleleştirildiklerini fark etmeleri gerekiyor…

(Programı izlemek isteyenler için YouTube linki: https://www.youtube.com/watch?v=us_gYEJzrjs)

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA