Sürur Öztürk
Sürur Öztürk
Giriş Tarihi : 16-02-2020 21:45

“FETÖ’nün siyasî ayağı” mı, “darbenin siyasî ayağı” mı?

Yakın dönemde “siyasî ayak” tabiri, esasen “15 Temmuz kalkışması”nın ardından kullanılmaya başlandı. “15 Temmuz’un siyasî ayağının tespit edilmesi” ile kast edilen de, darbe teşebbüsünde bulunanların hangi siyasî iradeye ya da siyasî yapıya güvenip dayandıklarının, destek aldıklarının tespit edilmesiydi. Bir başka ifadeyle, darbe başarıya ulaşmış olsaydı, darbe hükümetinde hangi siyasetçiler yer alacaktı?

“15 Temmuz’un siyasî ayağı” tabiri, bugünlerde “FETÖ’nün siyasî ayağı”na dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm de, asıl aranan şeyin kaybolmasına, arayışın da çıkmaza girmesine sebep oldu.

Eğer “FETÖ’nün siyasî ayağı” aranıyorsa, bu arayış, Türk siyasî hayatının yaklaşık son 50 yılını mahkûm etmeye varır ki bu mümkün değil; çünkü herkes biliyor ki, eski adıyla “Hizmet Hareketi” ya da “Cemaat” ile şu veya bu şekilde, az ya da çok temas etmemiş neredeyse hiçbir siyasî yapı yok. Ayrıca, herhangi birini bu yapıyla “iltisaklı” göstermeyi kafanıza koymuşsanız, bunun bir yolunu bulmanız hiç de zor olmaz. Geçmiş yıllarda yayınlanmış bir tweet, “Cemaat”in herhangi bir yayın organında yayınlanmış bir yazı, iştirak edilmiş herhangi bir dinî sohbet yahut toplantı, iştirak edilmiş herhangi bir televizyon programı, okullarından ya da dershanelerinden herhangi birinde geçmiş öğrencilik dönemi, bankasında açılmış bir hesap, hastanesinde geçirilmiş bir doktorluk, hemşirelik, temizlikçilik dönemi vesaire, sizi bir anda ve kolayca “FETÖ’cü” yapmaya yetebilir. Böyle bir yöntemle, herkesin “FETÖ’cü” çıktığı bir ülkede, “FETÖ’nün siyasî ayağı”nı nerede bulabilirsiniz?

“Nerede?” sorusu şu bakımdan anlamlı: Fethullah Gülen, “Her yerde olmazsanız, hiçbir yerde olamazsınız” demiş, “Cemaat” yazarlarından biri de bu sözü globalizmin (küreselleşmeciliğin) bir tanımı ve özeti olarak nitelendirmişti. Yani cemaat, her yerdeydi; ama her yerde oluşundan (ulusalcılar dışında) rahatsız olan da yoktu…

O dönem Amerika’da ve dolayısıyla dünya genelinde küreselleşmeci rüzgârlar esiyordu. Türkiye’de de küreselleşmeci / liberal olmak modaydı, muteberdi, altın çağını yaşıyordu. Küreselleşme ve liberalizm karşıtı ulus devletçiler / ulusalcılar ise suçlu muamelesi görüyorlardı…

Ne zaman ki ABD’de küreselleşme karşıtı bir Trump yönetimi iş başına geldi ve yine küreselleşme karşıtı Putin yönetimiyle bu konuda iş birliği yaptı, AK Parti hükümeti de rotayı küreselleşmecilikten, liberalizmden, AB’cilikten çevirip ulusalcılığa, AB karşıtlığına, kısmen de Avrasyacılığa çevirdi.

“Dost” ve “düşman” tanımı değişmişti…

“Cemaat”, ne zaman “FETÖ” oldu? Hükümete göre bunun milâdı, 17-25 Aralık 2013… 26’ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, bu tarihi 25-26 Haziran 2009’a çekti ve kıyamet koptu… Şimdi daha gerilere götürenler var… Milâd geriye çekildikçe de AK Parti hükümeti daha fazla zan altında kalmaya başlıyor. Bu tarih geriye çekildikçe de önceki hükümetleri de içine alacaktır… Bunun sonu nereye varır? Yahut bundan bir sonuç elde edilebilir mi?

Oysa hareket noktası burası değildi. Aranan, arandığı iddia edilen şey, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün siyasî ayağını bulmaktı. Bu arayıştan vaz mı geçildi de bu arayış, FETÖ’nün siyasî ayağını bulmaya, yani havanda su dövmeye dönüştü?

Eğer bir konunun konuşulması, yazılması, sorgulanması, kanunen değilse bile fiilen yasak hale getirilmişse, o konuda mesafe alınabilir mi?

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, 10 Nisan 2018 tarihli grup toplantısında, “FETÖ’cü” suçlamasının hukukî sınırlarının çizilmemiş, net bir tanımının yapılmamış, FETÖ ile mücadele konusunda da bir strateji belirlenmemiş olduğuna işaret ederek, delilsiz, mesnedsiz suçlamaların devlet ve toplum yapısına zarar vereceğini ifade etmişti.

Dikkat ediniz, “FETÖ’cü” suçlamasının tanımlanmamış bir suçlama olduğunu ifade ediyor. “Kime FETÖ’cü denir?” sorusunun hukukî ve kanunî bir ölçüsü yoksa, adalet nasıl tecelli eder, gerçek suçlular nasıl bulunur?

Eski adıyla “Cemaat” ya da “Hizmet Hareketi”, yeni adıyla “FETÖ” olan yapının en büyük düşmanı olduğuna herhalde kimsenin itiraz etmeyeceği Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek “bile”, Mayıs 2018’de Ulusal Kanal’da yayınlanan “Çıkış Yolu” programında, “FETÖ’cüleri hapislerde çürüterek bu sorunu çözemezsiniz” demişti…

Biz söylesek, belki “suç” olarak görülür; ama Sayın Bahçeli söylüyor, Sayın Perinçek söylüyor…

“Devlet aklı”na sahip aklı başında bir devlet, kendi ülkesinin insan kaynaklarını bu derece pervasız ve hukuksuz bir şekilde, kendi elleriyle yok eder mi?

Meselenin sosyal / sosyolojik tarafı neden tartışılamıyor?

Hiçbirimizin, suçluları aklamak gibi bir niyeti yok, olamaz da; ama birtakım hatalar sebebiyle aslında hem devlet ve ülke, hem de millet zarar görüyorsa, hatada ısrar etmenin manâsı nedir?

Bazı zanlar, kabuller, önce birtakım sembollere, sonra kavramlara dönüştürülüyor, ardından da o semboller ve kavramlar bir suç unsuru haline getirilerek bir dayak sopası üretiliyor. Eğer o sopa ile toplumun bir kesimi dövülmek isteniyorsa, evet, bu bir yöntemdir; ama ne ölçüde doğrudur? Devlete, ülkeye, millete faydası nedir, zararı nedir?

Bu güzel ülkeyi dış operasyonlara açık olmaktan kurtarmanın en etkili, en meşru yolu, hukuka riayet etmek, adaleti tam olarak hayata geçirmektir. Hiçbir devlet, hukukun ve adaletin kurallarını uygulamaktan zarar görmez. “Kanunların” demiyorum, hukukun ve adaletin tesis edilmesinden bahsediyorum; zira kanunlar da hukuka ve adalete aykırı olabilir, olabiliyor…

Devlet veya devleti yönetme yetkisini almış olan hükümetler, dönem dönem etkisi altına girdiği / girdikleri büyük devletlerin politikaları gereği, “dost” ve “düşman” tanımlarını değiştiriyor; ama bu değişikliği yaparken halka sormuyor ve faturayı da halka kesiyor.

Benim sık sık tekrarladığım bir tespit var:

Bu ülkede, devlet sopasıyla dayak yemeyen bir kesim kaldı mı?

Bir dönem dindarlar, İslâmcılar; bir dönem milliyetçiler, Türkçüler, turancılar, ülkücüler; bir dönem sosyalistler, komünistler; bir dönem ulusalcılar; bir dönem liberaller, küreselleşmeciler… Dayak yemeyen kim kaldı? Sebep neydi? Devlet (ya da hükümet), uluslararası şartlardan dolayı hangi devletin nüfuz alanına girmişse, onun politikalarına uygun bir şekilde “dost” ve “düşman” tanımını değiştiriyor. Sonra bir anda, eski dostlar düşman, eski düşmanlar dost oluveriyor.

Bir dönem, Avrupa Birliği’ne (AB) karşı olmak adeta suçtu. Şimdi AB taraftarı olmak suç oldu… Ölçü ne? Devletin “dost” ve “düşman” tanımını değiştirmiş olması…

Bir dönem sosyalist / komünist olmak suçtu. Şimdi yasal siyasî partileri var.

Nazım Hikmet, Sovyetler Birliği (Rusya) taraftarı olduğu için ömrünü hapislerde geçirdi. 12 Eylül öncesinde ülkücüler, duvarlara “Komünistler Moskova’ya” diye yazarlardı. Oysa bu dönemde İdlib meselesi patlak verene kadar da ülkücüler, Putin’i sevmeyi ve Rusya ile yakınlaşmayı neredeyse milliyetçilikle özdeşleştirir hale gelmişlerdi… Bugünlerde de duvarlara “Ülkücüler Moskova’ya” diye mi yazılmalıydı?

Bir dönem, Genelkurmay başkanlığının Türk Silahlı Kuvvetleri içinde dağıttığı bir broşürde, “Amerika’yı sevmeyenler komünisttir” deniliyor; Amerika’yı sevmemek bir suç olarak ilân ediliyordu…

15 Temmuz’dan sonra ise Amerika / NATO taraftarı olmak suç haline geldi. Bugünlerde ise durum belirsiz. Acaba devlet (veya hükümet) yeni “dost” ve “düşman” tanımlarını nasıl yapacak? Amerika düşmanı mı olacağız, Rusya düşmanı mı? AB ile ilişkilerimiz ne olacak?

Hangi ittifakı savunmak suç, hangisi suç değil? Suç olma ve olmama hali, kaç yıl sürer? Belirsiz…

Devletin sık sık ve büyük çoğunlukla geçici sebeplerle “dost” ve “düşman” tanımlarını değiştirmesi, toplum fertlerini de şahsiyetsizleştiriyor. İnsanlar, herhangi bir siyasî görüşü dava edinmekten, ya da samimi ve uzun ömürlü savunucusu olmaktan kaçınıyorlar. Zira sabah uyandıklarında “dost” ve “düşman” tanımı değiştirilmiş olabilir. Bu durum, “her devrin adamı” dediğimiz şahsiyetsiz, yanardöner, “yalaka”, “şakşakçı” kraldan çok kralcı insan tipinin yaygınlaşmasına sebep oluyor.

Hareket noktamıza dönelim:

“FETÖ”nün siyasî ayağını mı arıyoruz, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün siyasî ayağını mı?

Önce ne aradığımızı bilelim.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3166
  • 2Trabzonspor3162
  • 3Sivasspor3154
  • 4Beşiktaş3153
  • 5Galatasaray3152
  • 6Alanyaspor3151
  • 7Fenerbahçe3150
  • 8Gaziantep FK3141
  • 9Göztepe3139
  • 10Antalyaspor3138
  • 11Kasımpaşa3136
  • 12Gençlerbirliği3133
  • 13Yeni Malatyaspor3132
  • 14Denizlispor3132
  • 15Çaykur Rizespor3132
  • 16Kayserispor3131
  • 17Konyaspor3130
  • 18MKE Ankaragücü3126
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA