Muammer Bilgiç
Muammer Bilgiç
Giriş Tarihi : 17-02-2020 21:42

Post-Truth’la, Kapitalizmle ve Ötekileştirmeyle Canımıza Okuyorlar

İki Yahudi insanlığın geleceğine dair konuşmaktadırlar. Yahudilerden biri Musa’ya inanıyordur, diğeri ise ateisttir. Ateist Yahudi’nin gelecek tasavvuru Musa’ya İnanan Yahudi’nin canını sıkar. Musa’ya İnanan Yahudi, umutsuz bir şekilde sorar: “Hiç mi şansımız yok?” Ateist Yahudi, muhatabına doğru eğilerek oturduğu iskemlede toparlanır, geri yaslanır ve “Var!” cevabını verir. Musa’ya İnanan Yahudi, az önceki umutsuzluğun ardından heyecanlanır, “Nedir?” der. Ateist Yahudi bakışlarını uzağa dikerken dudaklarından dökülen kelime de “Peygamberler…” olur. Musa’ya İnanan Yahudi şaşırır: “Ama sen bir tanrıya inanmıyorsun”. Ateist Yahudi kendinden emindir: “Elbette ben tanrıya inanmıyorum ama bu kendilerine peygamber denilen insanların tarihteki varlığını inkârı gerektirmez. Onlar, doğruyu söylemek için riskin geçmesini beklemediler; cömert olmak için varlıklı olmayı beklemediler; insanlara gitmek için kendilerine benzemelerini beklemediler. Böyle insanlar var olduğu müddetçe geleceğe dair bir umudumuz olabilir.”

Ateist bir Yahudi ile Musa’ya inanan bir Yahudi arasında geçekten böyle bir konuşma geçmiş midir, yoksa bu anlatı bir mizansen midir, bilmiyorum.  Ancak, bu anlatıda peygamberlerin özellikleri olarak belirtilen vasıflara, yaşamı kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için gerçekten de ihtiyacımız var. Küresel finans sistemini işleten küresel oligarşi, post-truth’la, kapitalizmle ve ötekileştirmeyle canımıza okurken, hakikatin yanında saf tutmak, elimizdekini paylaşarak dayanışmak ve farklı çevrelerden insanlara kapıları kapatmayıp iletişim halinde olmak aradığımız çıkış yoludur.

Belki yüz elli bin yıldır, belki daha da fazla, iyiliklerden, güzelliklerden ve adaletten yana olan insanlar, kendi dünyalarını güzelleştirmek için başkalarının hayatlarını cehenneme çevirenlerle mücadele etmişler. Bu mücadelede, gösterişli sarayların, kutsallık atfedilen saltanat zincirlerinin ve tanrılık iddiasında bulunan kralların süregelen kibri ve zulmü karşısında, çoğu yalın ayaklı mütevazı insanların organize olarak ortaya koydukları adalet arayışı çabası, netice alsın ya da almasın hiçbir zaman boşa çıkmamıştır.

Son üç yüz yıldır, sanayi devriminin ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle, seçkinci kutsal saltanat zincirlerinin tahtsız versiyonu olan küresel oligarşinin elindeki donanım, cephe savaşları yapan atlı, tüfekli, top arabalı orduların çok daha ötesinde tüm insanlığı tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Yüksek teknoloji ve öldürme kapasiteleri sürekli artan nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar, varlıklı bir insanla bir yoksul arasındaki farkı bir insanla bir goril arasındaki farkın çok daha ötesine taşımıştır. Böyle bir konjonktürde adalet arayışı çabası içerisindeki yalın ayaklı mütevazı insanların çok daha etkin bir şekilde organize olmaları gerekir.

Dün söylenmiş sözleri bugün tekrar etmek ya da dün denenmiş yöntemleri bugün tekrar denemek, kararlı ve ilkeli bir duruştan ziyade bugüne ve yarına dair işletilmeyen bir zihni gösterir. İyilik, güzellik ve adalet arayışı için, ısrarla, var olma nedeniyle çelişmeyen bütün imkânları kullanamayan ve bütün potansiyeli harekete geçiremeyen bir stratejinin kutsanması da mücadele edilmesi gereken bir başka anlayıştır. Gidişatı değiştirmek isteyenler, en azından, kendisine, “saat kaç?” diye soran annesine, “ama saat durmuyor ki, böyle nasıl bilebilirim?” diyen çocuğun farkındalığını kuşanmalıdırlar. 

Küresel ısınma ve iklim değişikliğine, çevre kirliliği ve atık sorununa, gelir dağılımı adaletsizliğine, nimet ve külfet paylaşımına, şiddet olaylarına ve vesayet savaşlarına, hak ihlallerine ve işkenceye, göçe ve zenofobiye, insanların megakentlerde istiflenmesine, toplumsal çözülmeye, kadın cinayetlerine ve çocuk istismarına, ırkçılığa, inkâr ve asimilasyon politikalarına, farklılıkların birlikte yaşayabilme zeminine, bilim ve düşünce üretmenin gerisinde kalmış üniversite aklına, ülkenin bekasını hamaset ve hurafede gören anlayışa, dijital teknolojiye ve siber saldırılara, toplumsal hafıza yitimine, suyun, toprağın ve tohumun geleceğine dair cümleleri olmayan kadrolar, ezilen halkların küresel oligarşi karşısında çıkış arayışının öncülüğünü yapamazlar. Diğer taraftan dar ve homojen bir kadronun sıkı hazırlanmış bir programa sahip olması da geniş kitleleri organize etmek için yeterli değildir. Hem ülke içerisinde hem de küresel ölçekte sürdürülebilir ittifaklar kurmak gerekir.

Post-Truth, kapitalizm ve ötekileştirme karşısında şikâyetçi olmanın ötesinde, “işlevsel” olmayan bir muhalefetin, iyiliğe, güzelliğe ve adalete dair temennileri, iyi niyetleri ve hatta fedakârlıkları sürece etki etmeyecektir. Zamanın ilerleyişi karşısında mevcudu koruma çabası da edilgenliğin bir başka boyutudur. Hakikatin yanında saf tutmak, elimizdekini paylaşarak dayanışmak ve farklı çevrelerdeki insanlara kapıları kapatmayıp iletişim halinde olmanın ete kemiğe bürünmüş hali, kapsamlı bir örgütlenme biçimiyle, yeni bir siyaset tarzıyla, doğa, toplum ve teknolojiye dair programın anlaşılır bir dille ifade edilmesiyle ortaya çıkacaktır.

İnsanı güzelleştiren durum tespiti yaparak çağa tanıklık etmesi değil; gidişatı değiştirip dönüştürerek, adaleti hakkıyla ayakta tutan tanıklardan olma gayretidir.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3266
  • 2Trabzonspor3262
  • 3Sivasspor3257
  • 4Beşiktaş3256
  • 5Galatasaray3252
  • 6Alanyaspor3251
  • 7Fenerbahçe3250
  • 8Gaziantep FK3242
  • 9Antalyaspor3241
  • 10Göztepe3239
  • 11Kasımpaşa3239
  • 12Gençlerbirliği3236
  • 13Denizlispor3235
  • 14Konyaspor3233
  • 15Yeni Malatyaspor3232
  • 16Çaykur Rizespor3232
  • 17Kayserispor3232
  • 18MKE Ankaragücü3229
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA