Advert
Feyzullah Aydoğan
Feyzullah Aydoğan
Giriş Tarihi : 21-02-2020 00:33

‘ŞİDDET’Lİ OPERASYON

Türk toplumu Batı'nın tüm kültürel/politik operasyonlarına açık bir haldedir.

Türkiye'de, siyasal ve kültürel elit (çok az bir kesim dışında) insanlığı ifsat edici hiçbir gelişmeyle ilgilenmiyor.

Bu operasyonlara karşı devlet aklı ve kurumları direnmiyor aksine çanak tutuyor. (İstanbul Sözleşmesi, 6284 s. Kanun)

Sunulan adı; Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi.

İçreği; Cinsiyetsizlik, ailesiz birey, kadının beyanının esas alınması, ahlak ve namus gibi kavramların terki, sapıklık ve nüfus planlaması.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan şiddet olayları küresel bir sorun olmakla birlikte niçin bu kadar artmıştır, şiddetin artmasına hangi faktörler neden olmaktadır?

"Şiddetin en temel sebebi eşitsizlik ve ayrımcılık" olarak ilan edenler, asıl nedenleri ortaya koymak istemiyor belki de gözden kaçırmak istiyorlardır.

Şiddeti kategorize etmek bile aslında bir tür ayrımcılıktır. Şiddeti sadece ''Kadına şiddet'' olarak değerlendirmek sorunları gidermek bir yana, maalesef sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadır.

Bugün fiziki şiddet, sözlü, psikolojik şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet gibi birçok şiddet çeşidi toplumun asayişini etkilemektedir.

Kime karşı yapılırsa yapılsın şiddet, bir insanlık suçudur. Bir kişiye yapılmış bir zulüm tüm topluma yöneltilmiş bir tehdittir. Kadına veya erkeğe karşı şiddet diyerek bu şekliyle gündeme getirmek ayrımcılık yapmak insanlar arasındaki dengeyi bozmaktır.

Aile içi şiddet, kadına, erkeğe veya diğer canlılara şiddet gibi olumsuz davranışlar modernizmin getirdiği bir kriz halidir.

Aileyi "çekirdek aile" şeklinde küçültmek daha sonra da bireylere bölmek ve kendi aralarında sorumluluk yerine "özgürlük" adı altında rakip gibi göstermek insanın fıtratını bozmaktır. Fıtratı bozulan insanların sergiledikleri olumsuz davranışları ve özellikle şiddeti bir ayrımcılık meselesi olarak gündeme getirmek sorunları çözmüyor bilakis daha da derinleştiriyor ve kadın, erkek cinsiyetleri üstünden adeta bir egemenlik yarışı haline getiriyor.

Şiddet bir davranış değil tepkisel bir sonuçtur.

Şiddete başvuran insanların iç dünyaları ve sosyal statüleri mutlaka bozulmuş olmalı ki, incelenmeli ve gereği yapılmalıdır. Toplumu cinnet haline çeviren sebepler varken şiddetin kaynağını "cinsiyet ayrımı"nda aramak iyi niyetli bir yaklaşım olamaz.

Şiddetin Sebepleri:

Alkol, uyuşturucu ve birtakım ilaçlar

Yoksulluk, sosyal statünün bozulması

Feminizm, kadın erkek ayrımı

Çarpık Kentleşme, insani olmayan şehirleşme

Fıtratı bozan eğitim

Yanlış rol modeller

AB'nin dayattığı yasalar

Şiddet içeren diziler, filmler, programlar,

Bilgisayar oyunları

İnançlardan uzaklaşma ve kültürel yozlaşma

Bireyselleşme

Dünyevileşme ve benzer gibi pek çok neden bulunmakta.

Şiddetin ana nedenlerinden biri de alkoldür.

Bugün Finlandiya’da bütün cinayetlerin takriben %65’i alkol kullanımı dolayısıyla işlenmiştir.

Avustralya'da eş-sevgili cinayetlerinin %87’si

İsveç’te bütün cinayetlerin takriben yarısı

İrlanda’da aile içi şiddet olaylarının %59,6’sı

İngiltere ve Galler’de şiddet suçlarının takriben yarısı yine alkolden kaynaklanan sebeplerdendir.

Uzman görüşlerine göre alkol kullanıldığında fiziksel şiddet 8 kat artarken, bu durum kumar ile bileşince kadına şiddet 50 kat artmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün aralarında ülkemizin de bulunduğu 30 ülkede yaptığı araştırma raporuna göre;

Cinayetlerin % 85'i

Kadına şiddet olaylarının % 70'i

Irza tecavüzlerin % 50'lisi

Şiddet olaylarının %50'lisi

Trafik kazalarının %60'ı

Alkole bağlı sebeplerden gerçekleşmektedir.

BM'nin 8 Ağustos 2019'da yayınladığı Küresel Cinayet Raporu verilerine bakıldığında yoksulluk, alkol ve uyuşturucunun cinayetlerin önemli risk faktörü olduğunu; 17 ülkeden elde edilen verilere bakıldığında cinayetlerin %37'sinin bir maddenin tesiri altında bulunurken, bunların %90'ını alkol etkisi altındayken işlenen cinayetler olduğu görülmektedir.

Yine aynı rapora göre, dünya genelinde 2017 yılında kayıtlı cinayet kurbanlarından % 81'i erkeklerden, % 19'u kadınlardan oluşmaktadır. 15-29 yaş aralığı erkeklerin öldürülme riski diğer cins ve yaş gruplarına göre daha fazladır.

Mesela, 2009'da uyuşturucudan ölen insan sayısı 53 iken en son veri olan 2017'de bu rakam 941 olmuştur.

Cinayete kurban giden kadın sayısı 2008'de 80'den 2018'de 440'a çıkmıştır. (6284 yasa öncesi ve sonrası)

Yıkılan ailelerden topluma dağılan çocuklardaki tecavüz, pedofili, ensest, uyuşturucu ve alkol bağımlılık oranlarını açıklanamaz haldedir ve bundan mütevellit şiddet her geçen gün artmaya devam etmektedir.

Toplumun ve hatta siyasilerin dahi konuşmadığı bir mesele var ki, ara ara topluma kıskaç ve tuzak olarak kullanılıyor. "Nüfus Planlaması."

Nüfus artış oranını, ülkenin kendi nüfusunu koruyabilme oranının altına 1,99 düşmüştür.

"Nüfus planlaması", "Cinsiyet Eşitliği" ve "kadına Şiddet"i kim, niçin istiyor olabilir?

İsteyenlerin küresel güçler ve uzantıları olduğunu bilmemiz gerekir.

Cinsiyet Eşitliği diyenler de Kadına Şiddet de Nüfus Planlaması da aynı merkezden dünyaya lanse ediliyor. Asıl amaçları dünya nüfusunu kontrol ederek dünya nimetlerine kendilerinin sahip olmak istemeleridir.

"Cinsiyet Eşitliği" ile ailenin oluşmasını engelleyip doğumları bitirmek istemektedirler.

Aile içinde karşılıklı sorumlulukları hatırlatma değil de "kadına şiddet var" diyerek eşleri birbirine karşı kışkırtarak ve ayrımcılık yaparak aileyi dağıtmak istiyorlar. Yeni nesle yaratılışı ve fıtratı inkâr ettirip cinsiyet eşitliği empozesi ile evlilikleri ve sağlıklı neslin devamı olan doğal döngüyü bozmak istiyorlar. Aynı kesimlerin yıllar önce gelişmekte olan ülkelere "Nüfus Planlaması" adı altında başlattıkları kampanyaların asıl maksadı anlaşılınca bu sefer de Cinsiyet ve Şiddet kavramlarını istismar ederek şekil değiştirmiş olarak tekrar çalışmalara başlamış oldular. Bu ve bunun gibi toplumu ifsat eden art niyetli küresel güçlerin çalışmaları topluma duyurulması bir vazifedir.

Küresel güçler; Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve bu kuruluşların alt birimleridir.

Bu kuruluşlara sirayet eden, yön veren güçler de ırkçı emperyalizmin aktörleridir.

Asıl sorun; bu tür sorunların konuşulması veya tartışılması değil küresel güçlerin ve bunlara bağlı kuruluşların taleplerini emir telakki ederek politika haline getirip uygulamaya koymaktır. Sözde hiçbir konuda anlaşamayan hatta bir araya dahi gelemeyen Meclisteki dört parti AK Parti, CHP, MHP ve BDP/HDP oybirliğiyle bu yasayı Meclis’ten geçiriyor.

Günümüzde şiddet konusu güncelliğini devam ettiriyorken özellikle Eğitim ve Diyanet camiasının bu konu üzerine Merhamet Peygamberi Hz. Muhammet Mustafa Aleyhisselam Efendimizin bizlere örnek olarak gösterdiği davranışları göz ardı etmemelidirler. O'nun çağlara örnek olan davranışları topluma tekrar hatırlatılmalı ve topluma yeniden örnek olarak sunulmalıdır.

Ekranlardan verilen popülist ve bencil hayat tarzları insanımızı yanlışlıklara ve doyumsuzluğa sevk ediyor. Ekranlar bu haldeyken insanımızın davranışlarının düzelmesi beklenilemez.

Toplumsal sorunlarımıza yaklaşımımızda Batı’nın bozuk, ifsat edici seküler düşünce ve anlayışlarından uzaklaşarak kendi kadim medeniyet değerlerimize dönmek mecburiyetindeyiz. Bu dönüş, bir tercih değil zorunluluk halidir.

NELER SÖYLENDİ?
@
Mehmet Sezai Aydıngöz 3 ay önce
Malum emperyalist güç/güçler,çeşitli nedenler le halkı yozlaştırılmış ülkelerde,yerli işbirlikçi bulmakta zorlanma maktadırlar.Bu işbirlikçileri iktidara taşıyarak,bütün emellerini gerçekleştirebilmektedirler.Bu iktidarlar,her ne kadar iktidar olsalar da muktedir olamamaktadırlar.Ülkemiz de maalesef bu bu kategorinin içindedir.Nitekim bir defasında bunu kendi ağzıyla da itiraf etmiştir."İktidarız ama muktedir değiliz." diyebilmiştir.
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA