Sürur Öztürk
Sürur Öztürk
Giriş Tarihi : 19-09-2019 11:39

Gonga vurulduğu an

Habertürk televizyonunda Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun konuk olduğu “Açık ve Net” programını izledim. Program sunucusu Kübra Par’ın programın sonlarına kadar sorduğu sorular, güncel siyaseti objektif bir bakış açısıyla takip eden her gazetecinin sormak isteyebileceği, sorabileceği sorulardı. Sayın Karamollaoğlu da, bütün sorulara o her zamanki soğukkanlılığı ve kendine güveninden kaynaklanan müsamahasıyla cevap verdi.

Programın son kısmına kadar sorulan sorulardan hiçbirisi beni şaşırtmadı; ama son iki soru, benim için hem şaşırtıcı, hem de düşündürücüydü. Önceki bütün sorular, bir gazeteci merakının tabii akışı içerisinde gelip geçerken, son iki soru, ani bir fren, ya da bir gong vuruşu gibi geldi. Bu sorular, gazeteci merakının tabii seyri içinde üretilmiş sorular gibi gözükmedi bana. Sonradan tekrar izlediğimde, bahsettiğim iki sorudan ilkinin, ikincisine zemin hazırlayan bir soru olduğunu düşündüm. İlkinde bir çan çaldı ise, ikincisinde bir gonga vuruldu adeta…

Bu sorulardan ilki, şöyleydi:

“Erdoğan, Millî Görüş’ün içinden çıkarak başbakan olmuş bir isim. Hatta eski başbakan Binali Yıldırım, Saadet Partililerden özür dilerken bunu vurgulamıştı. Siz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hareketin içinden çıkarak bu noktaya gelmiş olmasını bir başarı olarak görüyor musunuz? Bununla gurur duyuyor musunuz?”

Soru, kendi içinde aşama aşama, önce bir kanaat veya hüküm bildiriyor: “Erdoğan, Millî Görüş hareketinin içinden çıkmıştır. Önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı olmuştur.” Sonra soru geliyor: “Bununla gurur duyuyor musunuz?”

Sayın Erdoğan’ın Millî Görüş hareketinin içinden geldiğinin ön kabulü, sonrasında onu eleştirmeyi sınırlayabilecek bir kabul…

Bu bakımdan “zekice” ama soru, kendi içinde kusurlu bir bakış açısını barındırıyor. Yüksek devlet makamlarına gelmiş olmayı, bu durumla gurur duymak için yeterli gören bir bakış açısı. “Başbakanlığa yükselmiş mi? Yükselmiş. Cumhurbaşkanlığına yükselmiş mi? Yükselmiş. O halde gurur duymalısın…” Peki, ama başbakanken ve cumhurbaşkanıyken ülkeyi nasıl yönetmiş?

Ardından gelen soru, gonga vurulduğu an:

“Millî Görüş gömleğini çıkardı diye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiriyorsunuz; ama sonuç itibariyle bugün baktığımızda Saadet Partisi’nin oyu da yüzde biri, ikiyi geçmiyor. Acaba sizin de Millî Görüş gömleğini çıkarma vaktiniz gelmiş olabilir mi? Bu anlamıyla Millî Görüş hareketi, Türkiye siyasetinde artık başarısız olduğu kabul edilen bir siyasî çizgi mi?

Bu soruya kadar programı sakin bir “ne soruldu - nasıl cevap verildi?” merakıyla takip ederken, bu soruyla irkildim. “Bir dakika!” dedim kendi kendime; “Bu, bir soru olmanın ötesinde, başka bir şey!”

Bu sorunun da kendi içinde hüküm aşamaları var: “Saadet Partisi’nin oy oranı düşük. Bu, siyasî bir başarısızlık. Siz, Millî Görüş gömleğini çıkarmadınız. Başarısızlığınızın sebebi bu. Millî Görüş gömleğini siz de çıkarın, siz de başarılı olun…”

Soru mu, teklif mi? Televizyon stüdyosunu bir “ikna odası”na dönüştürme teşebbüsü mü?

Sorunun zafiyeti şurada: Millî Görüş, zaten güçlüden değil haklıdan yana olmayı ilke edinmiş bir hareket. Yani, gerektiğinde çoğunluğa karşı azınlığın yanında yer almayı ve her zaman, her şartta, zalime karşı mazlumun yanında durmayı ilke edinmiş bir hareket. Böyle bir siyasî hareketin son siyasî partisinin genel başkanına, “Oy oranınız düşük. Millî Görüş gömleğini çıkarın, siz de yükselin” iması, bu bakımdan bir zafiyet taşıyor.

Evet, her siyasî parti gibi elbette Saadet Partisi’nin de iktidar olma hedefi ve çabası var; ama bu, Millî Görüş hareketi için her şey demek değil. Millî Görüş gömleğini çıkarması demek, Saadet Partisi’nin kendi kendini imha etmesi demek. Varlığının hiçbir anlamının kalmaması demek... Onu anlamlı ve değerli kılan, üzerindeki o manevî gömlek. Tılsımını ilkelerinden alan bir gömlek… Oy oranı yüzde bir, iki veya üç… Bu, Millî Görüşçüler için bir hüzün sebebi olabilir; ama bir umutsuzluk sebebi değil. Bunu anlamak için, Saadet Partisi’nin bu oy oranıyla neleri başardığını görmek gerekir. Bunu da bir başka yazıya havale edelim…

Gong sesinin beni dikkate sevk eden çınlaması zihnimde yankılanmaya devam ediyor. Bu yankıya bir titreşim ilâve edeyim: Kimilerinin oluşturmaya çalıştıkları kanaatin aksine, Sayın Karamollaoğlu, o gömleği üzerinden hiç çıkarmadı, çıkarma eğilimine kapılmadı. O gömleği çıkarmayacak…

Çıkarmayacak ve bu sayede bu ülkede, her zaman ve her şart altında adaleti, şefkati, merhameti; üretime dayalı ekonomiyi, âdil paylaşımı; sadece kendisi için değil, başkaları için de yaşamayı, çoğunluğun seline kapılmamayı, bazen tek başına kalmanın bile bir haysiyetinin olduğunu savunan, buna inanan birileri olacak.  

Azınlıkta olmak, her zaman bir mahrumiyet ya da bir başarısızlık değildir. Kimi zaman, çoğunluğa “Durun kalabalıklar! Bu cadde, çıkmaz sokak!” diye haykırma imkânı ve ayrıcalığı verir. Bu, onurlu bir haykırıştır… Bir de bakarsınız ki, heybetli dağların yamaçlarında, alabildiğine uzanan ovalarda yankılanmış…

İnanmak, çok başka bir şeydir…

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3266
  • 2Trabzonspor3262
  • 3Sivasspor3257
  • 4Beşiktaş3256
  • 5Galatasaray3252
  • 6Alanyaspor3251
  • 7Fenerbahçe3250
  • 8Gaziantep FK3242
  • 9Antalyaspor3241
  • 10Göztepe3239
  • 11Kasımpaşa3239
  • 12Gençlerbirliği3236
  • 13Denizlispor3235
  • 14Konyaspor3233
  • 15Yeni Malatyaspor3232
  • 16Çaykur Rizespor3232
  • 17Kayserispor3232
  • 18MKE Ankaragücü3229
HAVA DURUMU
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA