Giriş Tarihi : 11-05-2020 08:03
Güncelleme : 07-07-2020 22:05

TV5 ve Milli Gazete

İslâm, susma ve konuşma sanatıdır. Bu suskunluk korkaklık değil, bu konuşma gevezelik değildir. Susmak tasarruf değil, konuşmak israf değildir. Lakin, haddimizi bildiğimiz sürece. Sükût ve telaffuz, sözün kıymetini bilmektir.

Üslûp, mekân ve zaman mahiyeti ile her doğrunun her yerde söyleneceğine inanan birisi olarak, suskunluğun arınma, taşkınlığın paylaşma olduğunu önemle hatırlatma ihtiyacı hissediyorum. Bu, kişisel bir inanç vesikası niteliğinde olan düşünce, "İman Hakikati" ölçeğindeki bir barem çizelgesi gibi adlandırılabilir. Öyle ki, bu hakikat, insanın kendini gördüğü yer, insanların kendilerini konumlandırdığı fanus, insanlığın olması gerektiği bir hücre olarak sınıflandırılabilir.

Meseleye yeniden dönecek olursak; İslâm, bizi konuşmaya değil susmaya sevk eder. Yine o İslâm, bizi susmaya değil konuşmaya da sevk eder. İşte bu sükût ve sesleniş, kaçış değil hakikat arayışıdır.

Bizim mesleğin de bir özelliği var ki, sanırsınız İslâm'a karşıdır. Karşı mıdır, tabi ki değildir. Peki, nerededir? İşte aranan o İslâm'ın tam olarak merkezindedir. Bizim basın veya medya kültürü yahut mesleği yazmaktan, konuşmaktan ibaret olmasaydı, sükût etmek fevkalade güzel olabilirdi. Bu hafızanın içinde yer alan insanların, neden yazdığı ve neden konuşmaya çalıştığını kimse düşünüyor mudur? Hiç sanmıyorum.

Herkes, her konuda bilgi sahibi midir? Herkes, her konuda bilgi sahibi olabilir, kimi az bilir, kimi fazla, bunu kim bilebilir? Kim neyi ne denli bilebilir ki, öyle değil mi? Gazetecilerin de bu hususta ilginç bir özelliği bulunmakta, o da, her konu hakkında fikir sahibi olabilirler, ancak her konunun uzmanı olmadıkları gibi her konu hakkında üst düzey bilgiye sahip olabildikleri söylenemez. Ve bu hayatın gereği, bildiğini ifade etme, araştırdığını paylaşmak mecburiyetidir.

Bir zamanlar bu ülkede düşünürler gözler önündeydi. Hakikaten, bir konu hakkında onların ne düşündüğünü önemserdim. Yine bu ülkede araştırmacılar ön planda olurdu. Araştıran insanların olduğunu bilmek bizi huzurlu kılardı. Şimdilerde, ne kadar insan kaldı, düşünen ya da araştıran bilemiyorum. Bu inanılmaz bir hafıza kaybı. Bu kaybın bir ölçümü de yok, en azından ben şimdilik ölçemiyorum.

Sözün Özü;

Halkın isteği nedir, bilmem. Halkın istemediğini ya da ondan istenilmeyen nedir, işte onun ne olduğunu hissedebiliyorum. Düşünmeyen, araştırmayan bir kalabalık, hepsi bu. Ve bunu isteme cesaretini gösteren her kimse, kimsesiz bir varlık.

2004 yılından bugüne yaşamını sürdüren TV5 ekranında, son birkaç yılda kıymetli işlere imza atıldı. Geçmiş yıllardan daha zor bir dönemde olan Türkiye atmosferi, bu ekranın başarısını da daha kıymetli bir hale getirdi. Bugün, hangi şartlarda nasıl olduğunun hiçbir önemi yok. Önemli olan, yarın, yalnız mıyız, değil miyiz?

Halkın, kendi iyiliği için çalışan bir neslin, birlik ve beraberlik içerisinde ortak bir noktada olup olmadığı o kadar kıymetli ki. Gönül isterdi ki; birtakım insanlar bir takım zümrelere karşın her zaman hakikatin izinde olabilselerdi. Gönül isterdi ki; halkın böyle bir talebi olabilseydi...

Susmak oruçtur, konuşmak oruçtur. Oruç bir tercihtir. Oruç, bir gün de tutulabilir 61 gün de.

Not: Gazeteciliğin daha tatlı yapıldığı bu zor ve kıymetli günlerde, gazeteleri artık dijital ortamda kolay bulabiliyoruz. TV5'in youtube aboneliği gibi Milli Gazete'nin de e-milligazete aboneliğini unutmamakta fayda var.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA